Etiket arşivi: Fındıklı Molla Çelebi Camii

FINDIKLI MOLLA ÇELEBi CAMİİ VE MİMAR KOCA SİNAN

PÎR-İ  Mİ‘MÂRÂN  MİMAR  KOCA  SİNAN

Lambert de Vos, 1574 tarihli çizimler. (Süleymaniye camii)
Gurlitt, C. (1912), Die Baukunts Konstantinopels, Berlin (Süleymaniye Camii)
“Resmini çizip inşa ettiğim cami, mescit ve öbür önemli yapıları on üç bölüm halinde yazıp benzersiz bir risale oluşturdum, adını da ‘Tezkiretü’l Ebniye’ koydum. Umut derim ki, kıyamete dek ona göz gezdirecek temiz yürekli dostlar, çabamdaki ciddiyet ve gayreti öğrendiklerinde insaflı bir gözle bakıp beni hayır dualarıyla anarlar, inşallah”
Mimar Sinan (Sinaneddin Yusuf – Abdulmennan oğlu Sinan )

MİMAR SİNAN (15 Nisan 1489, Ağırnas/ Kayseri –  17 Temmuz 1588, İstanbul

Mimar Sinan (Koca Mi’mâr Sinân Âğâ, Sinan Abdulmemnan, Sinaneddin Yusuf olarak da bilinir1) modern çağ öncesi İslam dünyasının en iyi belgelenen tartışmasız en ünlü mimarı ve figürüdür. Kariyerinde önemli eser verdiği Osmanlı padişahları I. SüleymanII. Selim ve III. Murat dönemlerinde baş mimar olarak görev yapan2 Sinan uzun hayatı boyunca İslam mimarları arasında benzersiz yapıtlarıyla etkileyici bir imza atmayı başarmıştır.

Şair nakkaş Sa’i Mustafa Çelebi’nin, kendi ağzından dinleyerek yazdığı Tezkere ül-Ebniye ve Tezkeret ül-bünyan’a, Tuhfet ül-Mimarin, Risalet üt-Mimariye Adsız Risale gibi yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Sinan 1512’de devşirme olarak alınıp “acemi oğlanlar” mektebine verilerek, 1521 Belgrad seferinden önce yeniçeri olmuştur.3  Yeniçeri ocağında dülger ve mimar olarak yetişmiştir.  Tezkiretü’l Bünyan ve Tezkiretü’l Ebniye adlı eserlerde kendi ifadesi ile…

”Bu değersiz kul, Sultan Selim Han’ın saltanat bahçesinin devşirmesi olup, Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı. Acemi oğlanlar arasından sağlam karakterlilere uygulanan kurallara bağlı olarak kendi isteğimle dülgerliğe seçildim. Ustamın eli altında, tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek, görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum. Bir zaman padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum. Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım. İstanbul’a dönerek zamanın ileri gelenlerinin hizmetinde çalıştım ve yeniçeri olarak kapıya çıktım ”

1538 yılında Boğdan seferi sırasında Prut nehri üzerinde ordunun karşıya geçmesi için bir köprü kurulması istenince 48 yaşında nehrin üzerinde ahşap mimari inşasında ustalığını gözler önüne sererek on üç günde yaptığı köprü ile hayranlık uyandırmıştır.4 1538’de selefi Baş mimar Acem Ali’nin ölümünden sonra Hassa baş mimarı (Mimar ağa, Hassa mimarbaşı, sermi’- maran-ı Hassa da denilir)5 olarak göreve getirilmiştir.

Mimar Sinan’ın, mimarbaşılığa getirilmeden evvel yaptığı üç eser dikkat çekicidir. Bunlar: Halep’te Hüsreviye Külliyesi, Gebze’de Çoban Mustafa Külliyesi ve İstanbul’da Hürrem Sultan için yapılan Haseki Külliyesi’dir.6

Mimarbaşılık görevini, Sinan mesleğinde kaydettiği aşamaları üç ayrı yapıyla somutlaştırarak tanımlar: “Çıraklık eserim” dediği Şehzade Camii ile (1548) ilk büyük sultan camisini tamamlamıştır. Bu yapının tamamlanmasından birkaç yıl sonra sultanın adıyla yeni bir cami ve külliyenin inşasına başlamış ve yedi yıl içinde İstanbul’un ve bütün imparatorluğun en görkemli yapılarından biri tamamlamıştır (1557).7 Süleymaniye Camii’ni ”kalfalık eserim” diye nitelendiren ustanın II. Selim adına, bu defa Edirne’de inşa ettiği Selimiye camii (1575) Sinan’ın en büyük eseri olarak gösterilir. Bu yapı tamamlandığında seksen üç yaşındaydı ve yaşlılığından dolayı artık “Koca” lakabıyla anılıyordu. 1584 yılında hacca giden Sinan kendi yerine Mehmed Subaşı adıyla tanınan mimarı vekil olarak bırakır. Hac dönüşünde ve 100 yaşı civarında olduğu halde görevini büyük bir coşkuyla sürdürmüştür.8

1588’e ölümüne dek sultan ve imparatorluk için  çok çeşitli yapılar tasarlayarak (Yapıtları camiler, saraylar, hamamlar, okullar, hastaneler, türbeler, su kemerleri, hanlar ve köprüler vb.) elli yıl boyunca baş mimarlık görevine devam etti.

Mimar Sinan’ın inşa ettiği eserlerin sayısı ile ilgili farklı listeler verilmektedir. Ancak döneme ait kaynakların karşılaştırılmasıyla ona ait eser listesini 452’ye kadar yükseltmek mümkündür. Ama bu listeyi onun ömrü yanında yayıldığı geniş coğrafyayı, devrin ulaşım ve teknolojik imkanları ile üstlendiği görevleri dikkate alarak değerlendirmek gereklidir.9

“Mimaride yeni çözümler, buluşlar, her şeyin ötesinde oranların ortaya konuşu Sinan’la birlikte klasik denilebilecek yeni boyutlara ulaşmış, mimarlık alanının bu ustası imparatorluğun kıtalar üstü eğilimlerini hızla ve kuvvetle dış dünyaya yansıtmıştır. Bu üslûp, özellikle en güçlü tarzda yerleştiği eyalet ve şehirler üzerinde biçimler anarşisine son vermiş, kendi kimliğini dünya ölçeğinde ortaya koy muştur. Bu kimlik, Osmanlı düzeninin hâkim ve hükümran olduğu bölgelerin sanat kaderi üzerinde günümüze kadar uzanan izler bırakmıştır. (Prof. Dr. Selçuk Mülayim)”

Mimar Sinan, öne çıkan kimliğiyle bir mimar olarak bilinmektedir. Fakat sadece mimarlık onu tanımlamaya yetmez. Aynı zamanda bir mühendis, iyi bir lojistikçi, şehir tasarımcısı, planlamacı, yönetici vb… pek çok hususiyet ile birikime de sahiptir ve bunun en önemli göstergesi eserleridir.10

Sinan’ın mimarlık alanında nasıl yetiştiği ya da kendini nasıl yetiştirdiği konusuna birkaç yönden yaklaşılabilir. O çağın yaratıcı öğeleri sınırlı yalın planlı yapıları, benzerlerinin tekrarı yoluyla oluşuyordu. Biçim ve boyutların tekdüzeliği içinde başarı derecesinin ustaların yetenekleri oranında değiştiği, ancak yenilik aranmadığı sürece pek fazla bilgiye gereksinme olmadığı söylenebilir. Bu arada Sinan’ın katıldığı seferlerle Doğu ve Batı’nın değişik kentlerine gitmesi, görgüsünü arttırma olanağı sağlamıştır. Buralardaki örnekleri incelemiş, gördüklerini deneyleriyle birleştirmiş olmalıdır. Bu koşullar içinde Sinan’ın hızlı bir öğrenme döneminden geçtiği, gözlemleri yoluyla sağlam bir oran duygusu edindiği söylenebilir. Zaten öğrenme ve deneme isteğinin, yaşamının sonuna kadar sönmemiş olduğu açıktır.11

Sinan uzun ömrünün sağladığı derin bilgi ve deneyimle Osmanlı mimarlığının Bursa’dan başlayıp Edirne’de süregiden ve 16.yüzyılda özgün bir biçeme ulaşan çizgisini en yüksek teknik ve estetik düzeye ulaştırmıştır.12

Gelmiş geçmiş en ünlü Osmanlı mimarı olarak tanınan Sinan, İstanbul’un dünyaca meşhur şehir siluetinin yeniden yapılanmasına katkıda bulundu. Rönesans İtalya’sındaki gelişmelerle karşılaştırıla gelen, ışık dolu, merkezî mekânlı kubbeli camileri mimarbaşının önde gelen eserleri olarak nam kazandı.

Sinan yapılarında kubbeler, mekan örtüsünde tek olarak kullanıldıkları gibi mekan genişlemesine bağlı olarak yarım kubbelerin çeşitli kombinasyonlarıyla beraber de kullanılmıştır.

Bununla birlikte, Mimar Sinan, genç yaşta ana kubbe + kemer + pandantif + yarım kubbelerin sentezi olan mükemmel bir taşıyıcı sistem geliştirmiştir.13 Kubbe,kemer ve ayaklar yapıda sadece yükü taşıyan, dağıtan bir mimari öge olarak değil ana kütleye estetik ve plastik bir form verilmesini de sağlarlar.

Sinan’ın eserleri incelendiğinde  ilk dönem tasarımları Osmanlı mimarisi içindeki öncüllerinin mirasıyla büyük oranda uyumluydu. İlk dönem en tanınan eseri olan 1543’de İstanbul’da Süleyman tarafından ölen oğlu için yaptırılan İstanbul’daki Şehzade Mehmed Camisi’dir (1548). Planı, köşelerde küçük kubbeler ve dört yarım kubbe ile kuşatılmış, dört ayağa oturan sıkışmış geniş bir merkezi kubbe ile şekillenir. İlk kez ağır dış görünüşlerden soyutlanmış bir denemeye de tanık olunmaktadır. Üst yapının hareketliliğiyle alt kütlenin ağır görünümü arasındaki karşıtlık revaklarla hafifletilmiş, uyumlu bir akış sağlanmıştır.14Sinan daha sonra ki yıllarda eserlerinde topografyaya uyumlu olarak yerleştirme ve yapısal ifadelerde yeni yöntemler denedi.

Mimar Sinan’ın eserleri içinde özellikle birkaçı gerek mimarisi, gerekse inşa tekniğindeki yenilikleri sebebiyle dikkat çekicidir. Bunlar içinde özellikle Süleymaniye Camii ile Selimiye Camii’nin tartışılmaz üstün bir yeri vardır.15

Süleymaniye Camii ve Külliyesi konumlanışı ve anıt kütlesi ile İstanbul silüetinde adeta dönemin mührü gibidir. Sinan yapıyı inşa ederken üç farklı eksen ve zemin düzlemine göre düzenlemiş, potansiyel olarak sorunlu eğimi, yapının tasarımı ile anlamlı bir vurguya ustalıkla dönüştürerek mekansal bir hiyerarşi oluşturmuştur.16

Ayasofya ile şekil ve ölçekte bazı benzerlikler olmasına rağmen, iç mekânda Ayasofya’nın bölünmüş alanından çok daha bütüncül ve güçlü bir iç hacim etkisine sahiptir. Dış cephelerde de zengin bir bütünlük dikkati çeker. Süleymaniye’nin üst örtüsü Ayasofya’yı destekleyen kubbelerin düzenlemesi ile benzerlik gösterir. Merkezi bir kubbe kuzey ve güneydeki iki yarım kubbe tarafından desteklenir ve yapı boyunca bir eksen oluşturur. Etkileyici ana kubbenin kasnağı payandalar arasında bir pencere halkası ile hareketlendirilmiş olup kubbe yirmi yedi metre çapında ve zemin döşemesinden 53 metre kadar yüksektir.17Ayrıca Süleymaniye Külliyesi’nin camisinde Mimar Sinan, Şehzade ve diğer yapılarının ardından tekrar İstanbul Bayezid Camisi şemasına dönmektedir. Ortada bir kubbe, iki yönde yarım kubbeler, yanlarda değişik boyutlarda küçük kubbelerden oluşan caminin, geçmiş özümlemeleri de içerdiği görülmektedir. 18

Sinan’ın Osmanlı mimarisine katkıları birkaç boyutta ilerlemiştir. O güne kadar denenmiş biçimler ve teknikleri yaklaşık aynen uygularken temel olarak mekan kavramını etkili hale getirmiştir. Merkezi ve toplu mekan arayışına bağlı olarak dört, altı ve sekiz desteğe oturan strüktür, daha önce hem de oldukça büyük ölçülerde denenmiş olmasına rağmen bu formüller Sinan tarafından ele alınırken giderek yalınlaşmıştır.19

Edirne’deki Selimiye Camii (1564-1575), Sinan’ın mimarlık şaheserlerinden biridir. Dünya mimarlık anıtları arasında yer alan eser 31.5 m. çapındaki merkezi kubbesi ve sekizgen gövdenin etrafını çevreleyen  ince formlu dört minaresi ile dikkat çeker. İç mekanla dış cephenin tamamıyla kaynaşmış olduğu muazzam kubbe bütün dünyada, kubbe mimarisi gelişiminin en ileri noktası olarak görülebilir.20Selimiye’de ana mekanın köşelerine yerleştirilen minareler, bu defa merkezi şemayı vurgulamak üzere ana kubbeyi çeviren

unsurlar olarak dikkati çeker.21Selimiye Camisinin mekansal yapısı, mimari açıdan Sinan’ı temsil eder; dayanıklı kubbelerin zarif planı  ve düzeni, merkezi ibadet mekanı ile geniş ve birleşik bir mekan yaratma çabalarının doruk noktasıdır.22 Michel Ancelo’nun Roma’daki St. Piere Kilisesi ile Mimar Sinan’nın Selimiye Camii, mimarlık tarihinde, birbirlerine karşı ayrı ayrı üstünlükleri olan, fakat birbirlerinden üstün olmayan iki eser olarak anılır.

Mimar Sinan uzun yaşamı boyunca kendi alanında tanınmış bir kültür figürüydü. İlk olarak Sinan’­ dan övgü ile söz eden yabancı, Avusturyalı büyük tarihçi “Osmanlı imparatorluğu Tarihi” adlı büyük eserin müellifi Joseph von Hammer’dir. Almancası 14, Fransızcası 18 ciltlik büyük eserinin(1836) 6.cildinde Edirne’deki Selimiye Camiinden bahsederken ” …..bu cami hayranlığa lâyıktır ve padişahın isminden ziyade (II. Selim) Sinan’ın ismini geleceğe intikal ettirecektir.” diyerek. Osmanlı imparatorluğunun en parlak devrinin sultanları karşı­sında Sinan’ın kudretini çok yerinde bir şekille dile getirmektedir. Aslında Kanuni Sultan Süleyman’da, Süleymaniye Cami’sinin tamamlanarak ibadete açılışında, ibadethaneyi açmak üzere anahtarı Sinan’a uzatarak, açılışı onun yapmasını istemekle, büyük mimara en büyük iltifat ve teşekkürünü ifade etmiştir.23

Bir kubbe üstadı, toplu mekân yaratıcısı Sinan, 1588’de İstanbul’da öldü. Süleymaniye Camii’nin yanında Şeyhül İslâm Kapısı(Bab-ı Meşihat), Dökmecilere giden yolun birleştiği yerdeki türbede gömülüdür. Bu türbenin kitabesinde yer alan ”Geçti bu demde cihanda Pir-i Mimaran Sinân” ifadesi şair ve nakkaş Sâi Mustafa tarafından yazılmıştır.24

Mimar Sinan’ nın Türbesi, Süleymaniye/ Fatih, İstanbul

Sinan’ın bilinen tek portresi, Melchior Lorck, İstanbul Panoraması, 16.yüzyıl

1.1. Molla Çelebi Camii (Fındıklı Camii) Konumu ve Semtin Tarihçesi

İstanbul’un Beyoğlu İlçesi’nde, Boğaziçi’nin Rumeli yakasında, Tophane ile Kabataş arasında sahil boyunca uzanan Fındıklı semtinin, Ömer Avni Mahallesi’nde, Meclisi Mebusan Caddesi’nin batı tarafında, İstanbul Boğazı kıyısında yer alan camii 85 pafta, 21 ada,1 parselde konumlanmıştır.

2013 uydu görüntüsü
Molla Çelebi Camii, genel görünüm, 2010

Fındıklı semtinin tarihi ile ilgili olarak en önemli kaynakların başında Cengiz Orhonlu’nun kaleme aldığı Fındıklı Semti’nin Tarihi Hakkında Bir Araştırma” adlı  kitaptır.

Fındıklı semti planı (Cengiz Orhonlu makalesinden alınmıştır.)

Kitaptan;

” Fındıklı ve civarı dediğimiz zaman Taksimden başlayan Fındıklı Dere (ki günümüzde Mebusan Yokuşu adında Taksim’e çıkan bir caddedir) merkez olmak şartıyla sahilde Kabataş’tan Salıpazarı’na ve kara tarafından  Cihangir’e, Taksim’e ve Ayaspaşa’ ya kadar olan bölümü kapsamaktadır.

Fındıklı ve Tophane’nin adı antik devirde adı ”Arggropolis” (gümüş şehir) idi. Fetihten sonra ise Fındıklı’nın adının nereden geldiği konusunda birkaç muhtelif izah vardır. Bunlardan ilki bu bölgede geçmişte fındık ağaçlarının bulunduğundan ileri geldiği söylenir. (M. Ziya, İstanbul ve Boğaziçi  İstanbul 1928 c.2 s. 239.)  Yine bu görüşü destekleyen biride 18. yüzyıl sonunda İstanbul’a gelmiş Fransız seyyahı Lechevalier, 4. Mehmed ricalinden Hasan Ağa’nın bu semtte pek mükellef bir yalısı ile bahçesinin bulunduğunu ve ismin buradan geldiğini söylemiştir. Ancak Lechevalier nin tespit ettiği tarihten çok önce 16, yüzyıldan beri bu semtte Fındıklı denildiği vesikalardan anlaşılmaktadır. Von Hammer’e gelince büsbütün başka bir fikirdedir, bu müellife göre Fındıklı ismi büyük misafirhane veya han manasına gelen İtalyanca ‘fondoco’ kelimesinden neşet edilmiştir. 17. ve 18 yüzyılda semti gören seyyahlar genel olarak fındık ağaçlarının varlığından pek bahsetmemişlerdir.  Fakat 15. ve 16. yüzyıla

ait arşiv kayıtlarında (Celal Esad, ”Eski İstanbul”, İstanbul, 1988, s.74; A.Mithad, mufassal, istanbul, 1808, c. 2 s. 299: Evliya Çelebi, ”Seyahatname”, 1814, c.1 s.489; Ali S.Ülgen, ”Fatih Devrinde İstanbul”, Ankara, 1986, ve İstanbul Haritası; Celal Esad, ”Eski Galata”, İstanbul, s.9,10) İstanbul’un fethi sırasında Galata haricinde ki Tophane Salıpazarı, Fındıklı ve Ayaspaşa gibi semtlerin baştan aşağı bağlık bahçelik olduğu tespit edilebilmektedir. Bazı vesikalar da geçen ibarelerden (F.İsfendiyaroğlu, Galatasaray tarihi s.24-23 de başbakanlık arşivinde 7615 nolu tasnifi zikredilmeyen vesika nüshası) Tophane civarında bulunan bağ ve bahçelerden bir kısmının II. Bayezid evkafına ait olduğu anlaşılıyor. 1572 tarihli bir İstanbul haritasında Kasımpaşa, Beyoğlu, Tophane, ve Fındıklı civarının yer yer ağaçlıklı ve tarla olduğu anlaşılıyor. 15. yüzyıldan itibaren bu bölgeyi kaplayan fındık ağaçlarından dolayı semte fındıklı dendiği büyük olasılıkla ihtimal dahilindedir.

Fındıklı ismi vesikalarda ilk defa 1526 tarihli bir vakfiyede görülmektedir. Fındıklı devrinin iskan kayıtlarına ait arşiv kayıtları ise 15. yüzyılda başlar. Fetih esnasında ağaçlık ve koruluk olduğu sahilden başlayarak ve fındıklı deresinin etrafını kaplayarak sırtlara doğru uzandığını kuvvetle muhtemeldir. Fındıklı bölgesinde bilinen ilk bina Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Ayas Paşa’ya ait olup bu bina ve müştemilatı 1526 tarihli bir vesikada adı geçtiğine göre daha evvel inşa edilmiş olmalıdır. Bu vesikada Ayas paşa’ya ait araziden bahsedilirken Fındıklı Dere tabirinin kullanılmış olması semte o tarihlerde ve daha öncesinde

Fındıklı denildiğini gösteriyor. Dolayısıyla Fındıklı Dere ismi zaman içerisinde değişerek Fındıklı olmuş ve semt artık bu ad ile anılmaya başlamıştır. (Taceddin Topaç, Ayas Paşa, (tez), 1951; Ayas paşa’ya ait Başbakanlık arşivinden ve Vakıflar idaresinden derlenmiş olan vakfiyelerden s.56 da 1526 tarihli vakfiye ….)

Kauffer (1786)

15. ve 16. yüzyıl Beyoğlu bölgesi iskan tarihi gelişimi için yapı tarihlerinin karşılaştırılmalı olarak daha geniş bir şekilde araştırılması gerekir. Ancak anlaşıldığı kadarı ile kıyı kesimleri, Kasımpaşa vadisi ve yamaçları ile Tophane vadisi ve Fındıklı sırtları dışında Galatasaray dışında önemli bir yerleşim yoktur. 16. yüzyılın ortalarından itibaren günümüz Beyoğlu sınırları içinde bir dizi anıtsal yapı inşaatına başlanır. 1540’larda Mimar Sinan tarafından başlatılan yoğun anıtsal yapı faaliyet kapsamında Buğday ambarı, Tophane Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Süheyl bey (Salıpazarı) Mescidi, Karaköy Hayrettin Paşa ve Yakup Ağa Hamamları, Şehzade Cihangir Camii, Fındıklı Molla Çelebi Camii bu yapıların önde gelenlerinden sayılabilir. (Apdullah Kuran, Mimar Sinan 1986. 254-255)

17.yüzyılda  Eremya Çelebi  Fındıklı çevresini şöyle ifade eder, ” Tophane beylik toplarla doludur. Çavuşbaşı iskelesinden sonra topçubaşı ve topçuların oturduğu odalar yer almaktadır. Salıpazarı’nı geçtikten sonra Mehmed Ağa mahallesi gelmekte ve onun üzerinde Cihangir Camii ile pek çok ev ve binalar bulunmaktadır. Tepenin kuzeyine doğru altında Fındıklı denilen, çarşı ve pazarı ile büyük bir semt ve ileride bir mahalle ile Çizmeciler Tekkesi yer almaktadır. Eremya Çelebi çarşı ve pazarı ifade ederken Salıpazarı’nda kurulan pazarı kast etmektedir. Kıyı yerleşmesinin üst bölümü Ayaspaşa’ya kadar küçük esnafın gezi ve eğlence yeridir. Burada bulunan Şeyhülislam Ebu Said Efendi’ye ait, sahildeki bostana kadar uzanan ve setler halinde yapılmış bir bahçe vardır. (Geçmişten Günümüze Beyoğlu, 2004, İstanbul, c.1 s.39-40)

Sultan III. Ahmed (1703- 1730) devrinde Lale devri olarak isimlendirilen yenileşme döneminde  Fındıklı Salıpazarı’nda bugün ki Mimar Sinan Üniversitesi yerinde Emnabad sahil sarayını yaptırmıştır. 1724 de kamuya ait arazinin, etrafındaki bina ve arsaların eklenmesiyle genişletilmesi ve denize kazık çakılarak doldurulması ile elde edilen alan üzerine yapılan bu saray sultan III. Ahmed’in kızı Fatma Sultan’a tahsis edilmiştir. Bir süre sonra bu sahil saraya bitişik denize yakın bir de küçük kasır yapılmıştır. 18.yüzyılda Beyoğlu açısından en önemli gelişme sultan 1. Mahmud (1730-1754) dönemi başlarında Taksim sularının şehre dağılımı ile birlikte özellikle Tophane, Salıpazarı, Fındıklı, ve Cihangir iskanının hızla artmasıdır. Bu çalışmanın esas gayesi özellikle Fındıklı’nın suya kavuşturulmasıdır. Devrin yazarlarından Şemdani-zade Fındıklılı Süleyman Efendi ”Fındıklı bahanesine Galata, Kasımpaşa, Dolmabahçe ve Beşiktaş ihya olundu.” demektedir. (Geçmişten Günümüze Beyoğlu, 2004, İstanbul, c.1 s.40)

Fındıklı, Salıpazarı planı, 1895

Cengiz Orhonlu ”Fındıklı Semti’nin Tarihi Hakkında Bir Araştırma” adlı makalesinde 16. ve 17 yüzyıl Fındıklı ve çevresini ise şöyle anlatır. ” Fındıklı mevkinin güzelliğinden ve havasının etafetinden dolayı 16. yüzyılın ikinci yarısında rağbet kazanmış ve devlet ricalinden bazıları fındıklı ve çevresinde eserler tesis etmişlerdir” der. Kitapta Fındıklı ve civarında ki yapılardan bahsetmiş bunlar arasında Molla Çelebi Camii, Hatuniye Tekkesi ve Camisi, yanında Arap Ahmet Ağa çeşmesi ve yalısı, Fındıklı deresinde Seyyid Yahya Efendi’nin Emir İmam Mescidi, kendi lakabı ile anılan Pürtelaş Hasan Efendi’nin Alçak Dam Mescidi ve Fındıklı iskelesi o dönemde bölgede mevcut yapılardır. Fındıklı iskelesi ile ilgili olarak da; ” Fındıklı iskelesine ait görebildiğimiz en eski kayıt 1587 tarihini taşısa da 16. yüzyıldan evelde mevcut olduğu muhakkaktır. İskele, Fındıklı (Molla çelebi) caminin yanındadır. Bu iskele 1774-75 yılında onarım görmüştür. 19. yüzyıl sonlarında Şirket-i Hayriye, Boğaziçi’ne vapur işlettiği halde bu sahile uğramıyor ve halk Kabataş ve Salıpazarı iskelelerinden istifade ediyordu.” der.

Fındıklı’da  inşa ve imar faaliyetinin 17. yüzyılda, biraz daha arttığı gözlemlenmiş, ve bu inşa faaliyetlerinin semtin nüfusunun artırdığını söyleyebiliriz. 1613 yılında mevcut su ihtiyacının halkın su ihtiyacını karşılayamadığı ve aynı yıl içinde I. Ahmed tarafından Tophane (Salıpazarı, Fındıklı, Kabataş) ve Beyoğlu semtlerine su getirtilmiştir. Daha ileri tarihlerde nüfus arttıkça şehre su dağılımı için daha kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca Cengiz Orhon Fındıklı ile ilgili bu kitabında civarda o dönem mevcut yapılardan da bahsetmiş olup bunlar;  1636 tarihli günümüzde mevcut olmayan Silahtar Mustafa Paşa Çeşmesi, yine o dönemde mevcut olan fakat vesika ve arşivlerden tespit edilen 17.yüzyıl başlarında Fındıklı Deresi’nde Emir İmam mescidi civarında inşa edildiği anlaşılan Hacı Recep Mescidi, yine yüzyılın ilk yarısında Kazancı-başı Elhac Ali Ağa’nın Taksim’e çıkarken ismi ile anılan yokuşun başında inşa edilen cami ile şadırvanı, keza yeri tespit edilemeyen İbrahim Efendi’nin inşa ettirdiği Kadı Mescidi, 17.yüzyılın ikinci yarısında Fındıklı Deresi’nde İstanbul kadısı Abdullah Efendi tarafından yaptırılan ve yeri tespit edilemeyen Pişmaniye Mescidi, Fındıklı Deresi’nde günümüzde de mevcut olan Sofu Baba Türbesi-1690 (Mehmed Raif, Mir’at-ı İstanbul,c.II,s.344) sayılabilir.

Evliya Çelebi Seyahatname’sinde 17. yüzyıl Fındıklı semtini ifade ederken ” Fındıklı’da çarşı ve pazarlar azdır. Ekseri evler deryaya nazır, birbiri üzerine kat kat dizilmiştir… Sokaklar İstanbul, Eyüp, Kasımpaşa gibi serapa kaldırımlıdır. Şahrahları vasidir. Tophane’de ve Fındıklı kasabasında sekiz yüz dükkan vardır…. der. Ayrıca sahil kesiminde bahçeli yalıları tarif ederek anlatmıştır. (Evliya Çelebi, Seyahatname, c.1, s. 445- 446)

18. yüzyıla gelindiğinde Fındıklı kasabasında cami ve mescidlerin etrafında olan mahallelerin daha da genişlediği görülür. Bu dönemde yaşanan gelişmelerden biri III.Ahmet’in Dolmabahçe’de sahil yolunu kapattırarak Fındıklı-Beşiktaş yolunun arka taraftan geçirilmesidir. (http://ahmetsimsirgil.com)

Artan nüfusun su ihtiyacını karşılamak için çeşmeler inşa edildiği bilinmektedir. Daha önce bahsettiğimiz üzere Tophane, Fındıklı, Beyoğlu semtlerinde ki su tesisatı bölgede inşa edilen çeşmelerin dolayısıyla halkın ihtiyacını karşılayamaması nedeniyle yeterli gelmemiş ancak I. Mahmud döneminde Taksim sularının şehre dağılımı ile bu semtlerde birçok çeşmeler inşa etmek suretiyle halkın su ihtiyacı karşılanmıştır. Fındıklı civarında dönemin belli başlı yapıları 1732 tarihli Sadullah Efendi çeşmesi, Köprülü-zade Hafız Ahmed Paşa’nın Kazancı-başı Camii karşında inşa ettirdiği çeşmesi, 1756 tarihli Zevki Kadın Mektebi ve çeşmesi, 1761 Mustafa Ağa çeşmesi, 1787’de Sadrazam Koca Yusuf Paşa Fındıklı Molla Çelebi Caminin önünde sebil ve çeşme yaptırmıştır. 18.yüzyıl sonlarında Fındıklı sahili yalı, kayıkhaneler ve köşklerle kaplı idi. 1770′ de Salıpazarı ile Tophane arasında bulunan Çivici Limanı mevkinde çıkan yangın onbeş saat devam ederek Fındıklı’ya kadar olan sahili arsa haline getirmiştir.       (Şema’danizade Fındıklılı Süleyman, Müri’ü t-Tevarih, s.185)

1860, Fındıklı, Beşiktaş ve Ortaköy

Cengiz orhonlu ”Fındıklı Semti’nin Tarihi Hakkında Bir Araştırma” adlı kitabında 19. yüzyıl Fındıklı semti ile ilgili olarak Kabataş, Ayaspaşa, Cihangir ve Taksim semtlerinin birleştiği, halkın yararlanacağı kamu yapılarından çok yalı, konak, konut gibi hususi inşaların arttığı görülmüştür. 19. yüzyıl başlarında yazılmış Bostancı-başı Defterleri’nde Fındıklı sahilinde Salıpazarı’ından itibaren Kabataş’a kadar yalıların sıralandığı görülmektedir. Semt özellikle 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında devrin birçok önemli devlet adamlarının ve tanınmış kişilerin rağbet ettiği bir bölge olmuştur. Yine bu devirde Fındıklı deresindeki derenin çamurları temizlenmiş ve bazı kaldırımlar onarılmıştır. (H. Şehsuvaroğlu, 105 yıl önce Karaköy’den Ortaköy’e Seyahat, Akşam Gazetesi, 22 haziran 1919) 1869 yılında boğazın bu yakasında Fındıklı sahiline de uğrayan hayvan vasıtasıyla işletilen tramvay hattı tahsis edilmiş ve bu tramvay hattı 1911 yılında elektrikle çalışır hale getirilmiştir. (Osman Ergin, Mecelle-i Umur-ı Belediye, c.III, s.141,177)

Şehrin yönetimi ve düzenlenmesi için 1855’te kurulan Şehremaneti 1857’de on dört  daireye ayrılmış olup Pera, Galata ve Tophane’yi kapsayan bölge altıncı daireye bağlanmıştır. Fakat 1877’ye gelindiğinde pilot bölge olarak seçilen altıncı daire belediye dairelerinin yirmiye bölünmesi ile önemini yitirir. Bunun sonucunda Fındıklı ve Kabataş semtleri 12. Daire olarak düzenlenmiştir ancak kısa bir süre sonra daire sayısı ona düşürülmüştür.

  1. yüzyıl başlarında Beyoğlu yerleşmesi kıyı boyunca Kağıthane’den Beşiktaş’a, Galata’dan Şişli’ye kadar yayılmıştır.

Cumhuriyet ile beraber imar faaliyetleri hız kazanmış hazırlanan imar planları doğrultusunda şehir düzenlemeye başlanmış ve şehrin tarihsel dokusuna zarar verilmiştir. 1957-58 yıllarına gelindiğinde Fındıklı Molla Çelebi Camii önünde yapılan yol genişletme çalışmaları neticesinde güzergah boyunca birçok anıtsal eser yok olmuştur.

Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul 1926 – Fındıklı semti
Molla Çelebi Camii, Alman Mavileri 1913-1914, İstanbul Haritaları Cilt II Pafta:F11/3,– Fındıklı

Molla Çelebi Camii Tarihçesi

Fındıklı Molla Çelebi Camii, günümüzde mevcut olmayan, hamamı ve sıbyan mektebi ile birlikte küçük bir külliye oluşturmaktaydı. Ayvansarayi Hüseyin Efendi’ye ait Hadikatu’l Cevami’de cami ve vaktiyle var olan külliyeden şu şekilde bahsedilir: “Banisi Molla Çelebi’dir… Cami’-i mezbur derya kenarında vaki’dir ve mahfil-i humayun ve levazımat-ı sa’iresi mevcud olub, karibinde mekteb ve hammam dahi bunun vakfındandır…” Bu nedenle caminin tarihsel süreci açıklanırken diğer yapılarla birlikte ele alınmıştır.

Vakfiyesine göre; Ayrıca hac yolcularının konaklaması için bir bina ve darülhadis olarak işlev görecek bir medresenin de gelecekte yapılmasının planlandığı belirtilse de bu gerçekleşememişti. Tarihçi Ayvansarayi Hüseyin Efendi, caminin vakfına dahil olduğunu söylediği civardaki mektep ise vakfiyede zikredilmemiştir. (Mimar Sinan’ın İstanbul’u, Turing, S,243)

Fındıklı Camii olarak da anılan bu yapının inşa kitabesi olmaması ile birlikte, Mehmed Vusuli tarafından caminin hemen yanı başında inşa ettirilmiş olan hamamla aşağı yukarı aynı yıllara tarihlendirilmektedir. Dolayısıyla geçmişte mevcut olan hamamın 1561-62 tarihli kitabesine göre caminin de bu yıllarda yapıldığı kabul edilir. Sai Mustafa Çelebi Tezkiretül Ebniye’de camii ve hamamın Mimar Sinan eseri olduğunu ifade eder ki bu yapılar kitabının bir diğer yazması Tezkiretü’l-Bünyan olup Sinan’ın kendi ağzından anıları arkadaşı Sai Mustafa Çelebi tarafından otobiyografik metinler olarak kaleme alınmıştır.

1890, Molla Çelebi Camii ve çevresi

Fakat bu tarihlendirme sırasında da farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hamamın kitabesi, Ayvansarayi’ye göre 1571, (Ayvansarayi, Hadikatü’l Cevami, s.484) Tahsin Öz’e göre 1589, (Tahsin Öz, İstanbul Camileri, C. II, s.24.) Aptullah Kuran’a göre 1565-66 (Aptullah Kuran, Mimar Sinan, s.113.) İ.Hakkı Konyalı’ya göre 1561 ve ebced hesabına göre 1581 tarihini vermektedir. (İ. Hakkı Konyalı, Mimar Koca Sinan’ın Eserleri, s.180.) Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan (nr. 624) 992 (1584) tarihli vakfiyesiyle eserleri hakkında bilgi veren tezkirelerdeki kayıtlardan anlaşıldığına göre cami ve hamam Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. (Arzu İyanlar, “Molla Çelebi Külliyesi”, İslam Ansiklopedisi, C. 30, s.243.)

Hamam kitabesinin kaynaklardaki metninde yer alan bir kelimenin farklı imlasından (hamamın-hamamını) dolayı ebced hesabı ile ayrı tarihler çıkarılsa da, “Görenler ol makam-ı dil- küşanın dedi tarihin 1 Leb-i deryada seyran eyle hammamını monlanın” beyti 969 (1561-62) yılını vermektedir. Cami de bu tarihte veya hemen sonra tamamlanmış olmalıdır. (Arzu İyanlar, “Molla Çelebi Külliyesi”, İslam Ansiklopedisi, C. 30, s.243.)

Cengiz Orhonlu’nun belirttiğine göre, “Fındıklı Camii’ne, Hubbe Ayşe Kadın ile Elhac Süleyman Efendi adlı bir zat tarafından bazı vakıflarda bulunulmuştur. Bazı vesikalardan anlaşıldığına göre, bu camide Sadreddinzade Ruhullah Efendi’nin, Güğümbaşı Mehmed Efendi’nin, Sadrıesbak Kemankeş Kara Mustafa Paşa ve Saluha Hatun gibi zevatın evkafı bulunmaktadır. Cami evkafının çoğaltılmasına hizmet eden kimseler arasında, 1161 (1748) yılında camiye müstakil vakıf tayin edilmiş olan Çelebizade Asım Efendi de vardı. (Cengiz Orhonlu, Fındıklı Semtinin Tarihi, s.62.) Külliyeye gelir getirmesi için baniye ait yazlık-kışlık iki saray ve hamama bitişik dükkanlar inşa edilmişti. (Mimar Sinan’ın İstanbul’u, Turing, S,243)

Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde Molla Çelebi Camii’nden ”Deniz kenarında, Fındıklı Kasabası’nda tek minareli, büyük kubbeli ve geniş avlulu bir camidir” diye bahseder. (Evliya Çelebi, Seyahatname, c.1, s.412)

Molla Çelebi Camii, 1965
Molla Çelebi Camii, 1890 yıllı

Caminin Banisinin asıl adı Mehmed olup, şiirde kullandığı “Vusuli” mahlasından dolayı Mehmed Vusuli, çoğu zamanda II.Selim’in musahibesi ve devrinin ünlü hanım şairlerinden Hubba Ayşe Hatun’un damadı olduğundan  “Hubba Mollası” veya ” Molla Çelebi” olarak bilinir. III. Murad’ın kapıcıbaşılarından Abdullah Ağa’nın oğlu olup 1524 yılında doğmuştur. İlmiyeden yetişen, çeşitli medreselerde müderrislik, bazı yerlerde kadılık, özellikle dört defa İstanbul kadılığı yapan Molla Çelebi 1568’de Anadolu kazaskeri olmuş ve 1590 yılında ölmüştür. Mehmed Vusuli Efendi’nin kabri caminin batısında bulunan küçük hazirede değil de, kayınvalidesi Hubbi Hatun’un Eyüp’teki türbesinin yanında, Debbağhaneler (Tabakhaneler) mevkiinde kendi yaptırdığı tekkenin haziresinde, yanlışlıkla şair Fitnat Hanım’a atfedilen türbede olduğu anlaşılmaktadır. Fitnat Hanım’ın kabri Eyüp Sultan Türbesi haziresinde yer almaktadır.

Sekiz yüzlü olan türbe kesme taştan inşa edilmiştir. tek kubbelidir. kitabesi yoktur. içinde birisi büyük, ikisi vasat ve diğeri daha küçük olan dört ahşap sanduka yer almaktadır. bu sandukalardan biri Mehmet Vusuli Efendi’ye diğerleri ise, oğlu Şemsettin Efendi (1615), Şemsettin Efendi’nin oğlu Mehmet Efendi  (haz. 1650), Mehmet Efendi’nin oğlu Mustafa Efendi’ye (1694) aittir. Türbe’nin sağ tarafında Vusuli Efendi’nin  Hubbi Hatun’un türbesi yer almaktadır. Ayrıca türbe haziresinde bulunan bazı kabirler şöyledir: (1583) Pir Mehmet Emin Efendi ,  (1719) Şeyh Selim Efendi , (1719) Şeyh İbrahim Efendi, (1730) Eş-Şeyh Mahmut Efendi, (1730) Eş-Şeyh Mehmet Efendi El-Kadiri”   (Mehmet Nermi Haskan, Eyüp Sultan Tarihi, s187, Eyüp Sultan Vakfı Yayınları, istanbul, 1996)

Hubbi Hatun Türbesi, Eyüp, 2015

1879 tarihli Devlet Salnamesi’nden ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde Molla Çelebi Kütüphanesi fihristindeki bilgilerden anlaşıldığına göre çeşitli kişiler tarafından vakfedilen kitaplarla cami içerisinde geçmişte bir kütüphane kurulmuştur. 144 adet kitabın bulunduğu kütüphaneye ait fihristte yer alan bir notta Fındıklı Camii içinde Reisülküttab Abdullahzade’nin, Molla Mehmed Çelebi Efendi’nin ve Şeyhülislam Hamid Efendi gibi zevatın vakfettiği kitapların Kılıç Ali Paşa Medresesi içindeki kütüphaneden Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledildiği belirtilmektedir (Cengiz Orhonlu. Fındıklı Semtinin Tarihi s. 68). Molla Çelebi Camii’nde mevcut kitapların ne zaman Kılıç Ali Paşa Medresesi’ne taşındığı ise bilinmemektedir.

Caminin günümüzde mevcut olmayan hamamına gelince eskiden İstanbul’un en işlek çifte hamamlarından biri olan yapının soyunmalık bölümleri kagir duvarlı ve sakıflı, sıcaklık bölümleri ise üç eyvan şeması­na sahipti. Planı itibariyle Ayasofya’nın karşısındaki Haseki Hamamı’na benzeyen yapının yıkımından kısa bir süre önce sıcaklıkları birleştirilmiş, erkekler kısmının helaları ile kadınlar kısmının soyunmalığı ortadan kaldırılmış ve tek hamama dönüştürülerek klasik hüviyetini yitirmişti. (İstanbul Mimarisi İçin Kaynak, s. 391; İstanbul Hamamları, s. 142)

1956 öncesi, Molla Çelebi Camii ve günümüzde mevcut olmayan Molla Çelebi Hamamı

 1957’deki yıkımdan günümüze kadar gelebilen iki parça kitabenin sağ bölümü, Çarşıkapı da İstanbul Fetih Cemiyeti tarafından kullanılan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Külliyesi’nin medresesi avlusundadır.

Yüksel Yoldaş Demircanlı ve Mehmet Nermi Haskan sol parçasının Topkapı Sarayı Müzesi’nde olduğunu bildirmişlerse de (İstanbul Mimarisi İçin Kaynak, s. 391; İstanbul Hamamları, s. 142) bu parça müzede bulunamamış­tır. Hamamın üç mermer kurnası halen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin şeref salonunda yer almaktadır. Hüseyin Ayvansarayi ve Davutpaşalı Mehmed Raif külliyede bir de sıbyan rnektebinin varlığından bahsetmişlerdi. Bu hamamın cadde üzerindeki soyunma yeri, XVIII. yüzyıl sonları ve XIX. yüzyıl başlarının sivil mimarisine uygun bir konak cephesi karakterine sahipti. (Arzu İyanlar, “Molla Çelebi Külliyesi”,Tdv, C. 30, s.243.)

Fındıklı Kebir (Molla Çelebi) Hamamı planı (1581) Sönmez, Z., Sözen, M., 1982, “Mimar Sinan ve Osmanlı Mimarisinin Klasik Çağı”, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Görsel Yayınları, İstanbul
Fındıklı Kebir Hamam, (Molla Çelebi) 1956 öncesi – Alman Arkeoloji Enstitüsü

Caminin batı cephesine bitişik küçük dikdörtgen haziresi, İskele sokağına bakan duvarla deniz tarafındaki kitabelerinden anlaşıldığına göre batı ve güney yönlerinden 1132’de (1720) ruznamçe-i evvel Hüseyin Paşazade Hacı Mehmed Bey tarafından inşa ettirilen parmaklıklı bir duvarla sınırlandırılmıştır. (Cengiz Orhonlu. Fındıklı Semtinin Tarihi s. 68).  Batı yönünde altı küçük dikdörtgen ve bir sivri kemerli açıklık mevcuttur. Burası iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, sivri kemerli pencereden yapının dış duvarına atılan, yarıya kadar demir şebeke ile kapatılmış diğer sivri bir kemerle son bulmaktadır. Kare planlı ikinci bölüm kuzeyde bir kemer, batıda iki pencere ve doğuda bir pencere ile toplam dört açıklığa sahiptir.

Hazire, Batı cephesinden görünüm, 1970
Hazire, Batı cephesinden görünüm, 2017
Batı tarafındaki ve deniz tarafındaki kitabeler, 2017

Hazirede günümüze ulaşabilen on dokuz mezar vardır. Halen mevcut en eski mezar 1121 (1709) tarihli olup Şeyhülislam Sadreddinzade Sadık Mehmed Efendi’ye aittir. Bazı kayıtlara göre XVI. yüzyıldan itibaren haziredeki en eski defin, 958’de (1551) vefat ederek buraya gömülen Emir Hüseyin Çelebi’yle ilgili ise de mezar taşı kaybolmuştur. (Arzu İyanlar, “Molla Çelebi Külliyesi”,Tdv, C. 30, s.244.)

Hazirenin kuşbakışı görünümü, 1970
Hazirenin batı cephesi, 1.kitabe , 2016

Hazirenin batı cephesinde, sokağa bakan duvarında şu kitabe yazılmıştır:

Muhammed bey efendi ibn-il-haç Hüseyin paşa

Göçüp bu dehri dundan kıldı azmi alemi bala

Hemişe bişe evrad ile ezkar idi ol zate

Şeb-ü ruz eyledi tahsili zadi alemi ukba

            Kiraren haç ile tamiri Beyte itdi çok hizmet

            Şefi ola ana ruzi cezada Kabeyi ülya

           Eğerçi canibi devletten olmuşdu ana memur

           Bicay averdei hizmet olub sa’y eyledi Hakka,

Tehidestane in’am etmeği murad edinmişdi,

Tasadduk itmede ihmal-ü imsak itmedi asla

Nice def’a olub ruznamçei evvel yine ahir,

Kapandı defteri amali itti zimmetin ibra

Ser amed olmuş iken hacegani devlet içinde

Kodu balin haşt-i lahde ser-i kabri idüb me’va

Olub tay gerdei desti ecel ruznamçe-i ömrü

Salah üzre murur etmişdi evkati bu alemde

İde ukbade bari cayigahin cenneti ala

Gelüb bir daiyi İhlas-bişe didi tarihin

Muhammed Beyefendi eyleye rahmet sana Mevla.1132

(İ. Hakkı Konyalı, Mimar Koca Sinan’ın Eserleri, s.182.)

Hazirenin denize bakan güneybatı cephesi, 2. kitabe, 2016

Yegâne hâce-i  rûz-name-i evvel ol Muhammed Bey

Bekaya intikal etdi aleyhürrahmetü’l- Bâri

Adimü’l- mesel idi kendüye mahsus idi merhûmun

Gerek evzâ’ u etvârı gerek reftâr u güftârı

                   Olup kırk elli yıl pirâye-bahş-i mesned-i ikbâl

                  Sudûr-ı devlete hemvâre sevk-i hayr idi kârı

                  Haridar-ı -ı metâ’-ı devlet-i dehr idi zâhirde

                  …. itibar etmezdi amma zerre mikdârı

Ubeydullah-ı ahrâra müdâni idi iclâli

Sülûk ehlinden efzun idi evrâd ile ezkârı

Hulûs-ı kalb ü hüsn-i hâline besdür bu şâhid kim

Olub me’mur bâ- hükm-i Hümayun-ı cihândârî

                    Mücavir oldu beş yıl Mekke’de bu eyledi ma’mur

                   Harab olmuş iken mecra-yı âb-ı rahmet-âsârı

                   Ale’t- tahsis ahâli-harem yâd eyleyüb hayrın

                  İderler dergeh-i Hakk’a duâ yalvarı yalvarı

Hüdâ sa’yin ide unvân menşur-i müberrâtı

Bu hayr-ı bi-bedel oldukça rûz-ı haşre dek cârî

Didiler Tâibâ tarih-i fevtin gûş idüb herkes

İde cennet Muhammed Bey Efendi menzilin Bâri

                                        Fi Sene 1132 (1719-1720)  

 RUZ-NAMÇE-İ EVVEL MERHUM EL-HAC MUHAMMED BEY RUHUNA EL- FATİHA

Sene 1132

Hazire / A
El- fatiha Yine evlâd-ı ibn-i Sadreddin’den
düşüb hâke o mahdum-ı kiramı
dua idüb didim tarih-i fevtin
Kerimâ Adn ola feth-i makamı
El fatiha 1133 (1720)
Hazire/ C
Hüseyin Paşazade Ruz-namçe-i evvel merhum El-Hac Muhammed Bey Efendi ruhuna el-fatiha
Sene: 1132 (1719-1720)
Hazire/ D
Hüve’l- Hayyü’l- bâki
Molla Çelebi Cami-i şerifi imamı merhum ve mağfur el- muhtac ilâ rahmeti Rabbihi’l- Gafur el- hâc Hafız Ahmed Efendi’nin ruhiyçün el- fatiha
Sene: Fi 15 Safer 1253 (15 Kasım 1788)
Hazire/ E
Hüve’l-baki
Âl-i Sadreddinden sâbıkan Mekke-i Mükerreme kadısı Mektûbîzâde merhum ve mağfur Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Sene: Fi 15 Şaban 1187 (1773-1774)
Hazire/ J
Hüve’l- bâki
Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Kemal Efendi? ibnü’l- merhum Mektûbîzâde Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Hazire/ K
Âl-i Sadreddin’den merhum u mağfur Es-Seyyid Muhammed Tahir Monla İbnü’s- Seyyid Atâullah Efendi ruhlarına el- fatiha 1197 (1782)
Hazire / L
Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Atâullah Efendi ibnü’l-merhum Mektûbîzade Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Sene: B (Receb)1193 (1779)
Hazire / N
Hüve’l- Hallâku’l- bâki
Anadolu Kazaskerliği payesiyle sabıkan İstanbul kadısı olan Sadreddinzade merhum Mektûbî el-Hac Abdurrahman Efendi ruhuna el-fatiha
Sene: Fi 12 Rebiülevvel 1160 (24 Mart 1747)
Hazire/ O
Hüve’l- hayyü’l-lezi lâ-yemut
Sabıkan Medine-i Amid kadısı Sadreddinzâde merhum Muhammed Nurullah Efendi ibnü’l- merhum Mektûbî Abdurrahman Efendi ruhiyçün lillâhil fatiha
1180 (1767)
Hazire/ P
Sadreddinzâde merhum Abdülhayy Efendi el-ruhuna fatiha 1122 (1710)
Restorasyon sonrası hazire taşları, 2017

Molla Çelebi Camii Onarım Tarihçesi

Caminin inşa tarihi ile ilgili olarak birbirine yakın farklı tarihler farklı kaynaklarda verilse de Hamam kitabesinin 1561-1562 yazılı tarihi ile caminin aynı tarihte inşa edilmiş olduğu en fazla kabul gören görüştür. Molla Çelebi Camii ilk olarak bir külliyenin parçası olarak inşa edilmiştir. Ancak bu külliyeden günümüze sadece cami ulaşabilmiştir.

Molla Çelebi Camisi günümüze dek gelen tarihsel süreç içerisinde pek çok yangın ve deprem atlatmış.  Zaman içinde cami, depremlerden ve yangınlardan hasar görmüş, olmasına rağmen günümüze ilk planına uygun olarak gelebilmiştir.

Osmanlı Dönemi Onarımları

1723 ve 1724 tarihlerinde (Lale Devri) çıkan yangınlar sonucunda cami harap olmuş. Mustafa Cezar, 10 Ekim 1723 gecesi Fındıklı’da caminin civarında çıkan bir yangın sonucunda epeyce ev ve dükkânın yandığını aktarıyor. 6 Kasım 1724 gecesi caminin yakınında çıkan yangında ise bir miktar ev ve dükkân kömür haline gelirken Fındıklı Hamamı’nın da camekânının yandığını belirtiyor.

1770 yılına gelindiğinde ise, Salıpazarı ve Tophane arasında bulunan Çivici Limanı mevkinde çıkan yangın 15 saat devam ederek Fındıklı’ya kadar olan sahili arsa haline getirmiştir. (Cengiz Orhonlu, Fındıklı tarihi, Tarih Dergisi, s.60)

Camii önünde ki Koca Yusuf Paşa Çeşme ve Sebili (1786 -87)

Koca Yusuf Paşa (1730 – 1800), Osmanlı Devleti hizmetinde I. Abdülhamid ve III. Selim saltanatları sırasında 25 Ocak 1786 – 28 Mayıs 1789 ve 12 Şubat 1791 – 4 Mayıs 1792 dönemlerinde iki kez sadrazamlık yapmış Gürcü asıllı bir devlet adamıdır

(https://tr.wikipedia.org/wiki/Koca_Yusuf Paşa)  Dönemin sadrazamı Koca Yusuf Paşa tarafından 1787 yılında caminin hemen önüne çeşme ve sebil inşa ettirilmiştir. Taksim Maksemi’ nden Fındıklı’ da ki sebil ve çeşme için 3 masura su tahsis edilmiştir.(Cengiz Orhonlu, Fındıklı Tarihi, Tarih Dergisi, s.56)

Evvelce Fındıklı Molla Çelebi Camii önünde iken 1956’da Kabataş’a taşınan Koca Yusuf Paşa sebil ve çeşmeleriyle (1201/1786-87) barok üsluplu çeşmelerin zengin bir örneğidir. (Çeşme, Tdv, s.284) Pembe mermer oymaları ve kurşun kubbeli çatısı ile güzel bir eser olan bu çeşme, klasik caminin alnına, revakların tam önüne kondurulmuştur.( Çelik Gülersoy, “Fındıklı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.3, s.310.)

1786 -87, Koca Yusuf Paşa Sebili

Halid Eraktan İstanbul Ansiklopedisi’ndeki Fındıklı Cami başlıklı yazısında; 1822 yılında çıkan büyük yangın sonrasında harim bölümünün aslına uygun olarak onarıldığını ancak son cemaat yerinin ahşap direkli bir sundurmaya dönüştürüldüğünü, hünkar mahfilinin genişletildiğini belirtmektedir.  Cengiz Orhonlu ise Fındıklı başlıklı yazısında 1822 yılındaki Tophane yangınından sonra tamir edilirken hünkar mahfili ilave edildiğinden bahsetmektedir.

Son cemaat mahalinin ahşap sundurması ve güneydoğu köşede hünkar mahfili, 1870-1890 G.Berggren

1913-1914 yılına ait Alman Mavileri adlı kitabın haritasında bahsedilen hünkâr mahfili gösterilmiştir. Ayrıca hünkâr mahfili ayaklar üstünde taşınan çıkmasıyla 19. yüzyıl fotoğraflarında görülmektedir. Ancak 1926 yılına ait Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında hünkâr mahfili bulunmamaktadır.

Alman Mavileri 1913-1914 Birinci Dünya Savaşı öncesi İstanbul Haritaları Cilt II Pafta:F11/3,
Caminin hünkar mahfili
Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul 1926, s.105, Hünkar Mahfili kaldırılmış.

Mustafa Cezar, da 1 Mart 1823 günü Cihangir’deki Firuzağa Camisi yakınında bir evden çıkan yangının, bir koldan Fındıklı Hamamı’na kadar uzandığını yazıyor. Hem bu yangında, hem de 1834 yılında çıkan yangında cami ve hamam tahrip oluyor ve yeniden onarıldığını ifade ediyor.

Fındıklı Kebir Hamamı, 1956 öncesi

Başbakanlık’a bağlı Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’ndan edinilen belgelere göre cami 1822, 1862, 1870, 1884, 1894, 1901 yıllarında onarılmıştır.

1913-1914 yılına ait Alman Mavileri ve 1926 yılına ait Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında cami avlusunun batısında hazirenin devamında mekânlar sıralanmaktadır. Hazire ile müştemilat olduğu tahmin edilen bu yapı dizisinin arasından bir kapı ile günümüzde parka dahil edilmiş Fındıklı Sokak’tan camii bahçesine bir giriş daha verilmiştir.

1926 Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında caminin müştemilatları

Cumhuriyet Dönemi Onarımları

24 Eylül 1956 tarihinde başlayan imar çalışmaları şehrin kimliğinde ve dokusunda büyük ölçüde değişikliğe yol açmıştır.  Molla Çelebi Camii’nin hemen önünde yer alan parsel istimlak edilerek yol genişletilmiştir. Yapının Fındıklı Kebir Hamamı olarak anılan vakfiyesi de bu dönemde yıkılarak istimlak edilmiştir.

Fındıklı’daki depo ve dükkânların caddeye uzanan kısımları temizlenerek, Tekel Genel Müdürlüğü’nün alt katı geçit şekline getirilmiş; çay atölyelerinin bahçeleri yola katılmış; böylece Dolmabahçe’ye kadar sahil tarafı açılmıştır. (http://www.mimarlikdergisi.com)

Molla Çelebi Camisi son cemaat mahalinin revaklarının hemen önünde yer alan (1787) Koca Yusuf Paşa, barok tarzı sebil ve çeşmesi. 1957-58 yol genişletilmesinde buradan sökülerek, Kabataş Setüstü’ne taşınmıştır. 

1956-58 yol genişletme çalışmaları, meclis-i mebusan caddesi
1956-58 yıllarında istimlak çalışması yapılan meclis-i mebusan caddesi 19 yüzyıl sonları,
1970 li yıllar, genişletilen meclis-i mebusan caddesi
1956 öncesi, Fındıklı Kebir Hamamı,
Fındıklı molla çelebi camii ve 1956-1958 yılları yol genişletme sırasında yıkılan çifte hamam
19 y.y ikinci yarısı

Son olarak 1822 yılındaki onarımda yenilenen son cemaat sundurması 1958’deki Vakıflar İdaresi’nin yaptırdığı esaslı onarımda iptal edilmiş, caminin inşa edildiği dönemin klasik üslubuna uygun, kubbeli bir son cemaat yeri revağı yapılmış, aynı şey özgün olmayan süsleme öğeleri ve birtakım ekler içinde gerçekleştirilmiştir.

1890 yılı son cemaat sundurması
1958 yılında klasik dönemi yansıtan beton donatılı son cemaat kubbeleri
1957-58 son cemaat mahalli restorasyonu
1957-58 molla çelebi camii restorasyonu
1957-58 molla çelebi camii restorasyonu
1957-58 molla çelebi camii restorasyonu

Caminin önüne 1787’de ünlü Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Türk baroğunun en güzel eserlerinden olan bir çeşme yaptırmıştır. Pembe mermer oymaları ve kurşun kubbeli çatısı ile güzel bir eser olan bu çeşme, klasik caminin alnına, revakların tam önüne kondurulmuştur. Bu sebilin aslında Camiin son cemaat yeri bitişiğinde değil daha başka bir yerde iken Sultan Abdülaziz Dönemi’ndeki ana cadde düzenlemesi sırasında buraya taşındığı ileri sürülebilir.

1957-1958 yol genişletilmesinde buradan sökülmüş ve bugünkü yerine, Kabataş set üstüne monte edilmiştir.

koca yusuf paşa sebili ve çeşmesi, 1956 öncesi
Kabataş Setüstüne taşınan koca yusuf paşa sebili ve çeşmesi, 2014 ( foto:Mustafa Cambaz)

1997 yılında caminin son cemaat yerinde çıkan yangında ana giriş kapısı kısmen yanmak, kavrulmak etrafı islenmek ve ıslanmak suretiyle zarar görmüştür. 2001 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından minare külahını taşıyan seren direğinin yola doğru sapmış olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunda petek taşlarında yarılmalar meydana geldiği, şerefe korkuluğunu oluşturan taşların malzeme karakteristiğini kaybettiği, şerefe döşemesi altında 1.50 m mesafedeki gövde taşlarında yarılma ve çatlamalar olduğu; 1999 Marmara depreminde çatlak ve yarılmaların daha da arttığı belirtilmiştir. Bu nedenle minarenin şerefe döşemesi 1.5 m altına kadar sökülmüş, sökülen kısım mevcut malzeme ve özgün yapım tekniğinde yeniden yapılmıştır. (İstanbul II Numaralı KTVKK Arşivi) 2006 yılında son cemaat yerinde döşeme kaplamalarının yerine granit levha döşenmiştir, girişe mermer eşik konularak yükseltilmiştir.

Molla Çelebi Camii Tezyinatı ve Cami Mihrabının Restorasyonuna Dair Öneriler

Yer aldığı Fındıklı semtinin adıyla da anılan söz konusu cami, 16. yüzyıl ulemasından, “Molla Çelebi'” lakaplı İstanbul Kadısı Mehmed Vusulî Efendi tarafından inşa ettirilmiştir. Tasarımı Mimar Sinan’a ait olan caminin inşa tarihi tam olarak bilinmemekte, ancak farklı araştırmacılar tarafından 1561’den 1589’a kadar uzanan zaman diliminde değişik tarihler önerilmektedir. İstanbul’daki hemen her tarihi yapı gibi, zaman içinde çevresindeki yangınlarda ve depremlerde hasar gören cami birçok onarım geçirmiş, bu arada içerdiği kalem işleri de yenilenmiştir. Yapıdaki en son kapsamlı restorasyon 1958-1959 tarihlidir.

Bu onarım sırasında gerçekleştirilen, üst örtü ve taşıyıcı mimari ögelerin yüzeylerinde klasik üsluba öykünen, oldukça yoğun bir kalemişi bezeme mevcut idi. 1958- 1959 tarihleri arasında uygulanan bezeme kompozisyonunu kısaca ifade edecek olursak;

Molla Çelebi Camii, üst örtü ve taşıyıcı sistem yüzeylerinde yer alan kalemişi bezemeler, 2013

Ana kubbe ve eteklerinde kalem işi bitkisel karakterli motifler tüm kubbe eteğini dolaşmakta, kubbeye doğru yükselmektedir. Ana kubbenin merkezinde ise koyu yeşil zemin üzerine yuvarlak formlu bir çerceve içerisinde zerendud teknik ile sülüs yazı Kur’an-ı Kerim’den ayet yazılan hüsn-ü hat yer alır. Yazıyı çevreleyen ince sarmal ve etrafında ortabağ rumiden çıkan simetrik dallar ve stilize çiçek motifli geçmelerden oluşan bir bordür çevresinde yine rumi  dal ve hatai bezemeler yer alır ve ana göbek on altılı simetrik bölmeli kompozisyon şemse, salbek ve tığlarla kubbe eteğine doğru uzanır. Kubbe eteklerinde kanatlı, sarılma, ayrılma ve tepelik rumilerle oluşturulan kompozisyon, hemen altında rumi geçme bordürler, ve stilize çiçek ve dal rumilerden oluşan bordürle çevrelenmiştir. Kubbe kasnaklarında; pencere aralarında şemseler ile duvar yüzeyleri bezenmiştir. Pencere kenarları ve kubbe kasnağını dolaşan yekpare kıvrık hançeri yapraklar, stilize bitki ve tomurcuklarından sarma bir kompozisyondan oluşan bordürle kuşatılmıştır. Yine bu bordürü çevreleyen ve kasnağı sonlandıran iki yaprak ortada stilize lale motifinden oluşan bezeme kuşağı yer alır. Kubbede kullanılan kalemişi kompozisyonlarda kullanılan hakim renkler ; oksit sarı zemin üzerinde gelişen bezemelerde çivit mavi, kırmızı, ve beyaz renklerdir.

Kubbeye geçiş elemanlarında ise pandantiflerde madalyon formlu panolar içerisinde siyah zemin üzerinde altın varaklı ‘’Allah ve Muhammed’’ lafızları, Cihar-ı yar-i güzin’’ adları celi sülüs yazı ile yazılmıştır. Madalyon panoların çevresini mavi ve beyaz rengin ağırlıklı olduğu geçmeli rumi motiflerinden oluşan bir bordür kuşatmaktaydı. Pandandif yüzeyinde merkezden üçgen köşelere açılan ortabağ rumiden çıkan dallar simetrik kullanılmış; ayrılma rumi kullanılıp tepelikli rumi ile kompozisyon sonlandırılmıştır. Yine aslan göğsü yüzey hatlarını çevreleyen geçme bordür ise stilize çiçek ve rumi motiflerle oluşturulmuştur.

Allah lafzının yazıldığı güneybatı da yer alan pandandif (aslan göğsü), 2013

Beş yarım kubbeyi destekleyen sivri kemerler yan yana sıralanmış içi rumilerle bezeli iri palmet motiflerinin dış kenar oluşturduğu bir kenar bordürü ile süslenmiştir. Kemer kavsaraları üç rumi şemse ve kemer bitimleri ise yarım şemse motifli kompozisyonla bezenmiştir. Rumi şemse, uzun, ucu sivri ve kıvrık yapraklardan meydana gelmiş biçimdedir. şemse; ortabağ rumilerin ucunda açılan dendanlı rumi ve uçlarda tepelik rumi ile sonlanır. Rumi formu zemin rengi ile motifin içi renklendirilmiştir. Şemselerin arasında kalan eğik yüzeyde nefti zemin üzerinde rumi dalları yer alır.

Ana kubbeyi taşıyan kemerler
Kemer kavsaralarındaki rumi şemseler

Yarım kubbelerde bezeme kompozisyonları mihrap kubbesi dışında aynıdır. Mihrap kubbe merkezi motifi; ara bağlar, tepelikli rumi ve sarılma rumiler kıvrılıp dallanıp birbirinin içinden geçerek göbek etrafında dairesel bir kompozisyon oluşturup klasik özelliğini korumuştur. Bu bezemenin etrafını çift zencirek kuşatır. Çift zencireğin etrafında ise klasik hatai motifi ve simetrik bitkisel formlardan oluşan bezeme mevcut olup bu bezemenin etrafını yine çift zencirek kuşatır. Çift zencireğin etrafında tekrarlanan bitkisel bezeme ile dairesel form sonlanıp ortabağ rumiden çıkan simetrik dallar ve bitkisel motiflerle tasarlanan kompozisyon, tepelikli rumi ile sonlandırılıp mavi, kırmızı şerit şeklinde bordür oluşturur.

Yarım kubbenin eteklerinde basık kemerli pencerelerin aralarında rumi ve hatai bezemeli şemseler yer alır. Hemen altında basık kemerli yarım kubbe pencerelerinin etrafını ve kubbe eteğini dolaşan mavi zemin üzerinde  beyaz kırmızı renkte bitkisel üsluplu bordür yer alır.

Molla Çelebi Camii yarım kubbeleri
Molla Çelebi Camii yarım kubbeleri

Diğer yarım kubbelerde; kubbe merkezinde; ara bağlar, sarılma rumiler kıvrılıp dallanıp birbirinin içinden geçerek göbek etrafında dairesel bir kompozisyon oluşturmuştur.Bu bezemenin etrafını zencirek kuşatır. Zencireğin etrafını bitkisel formlu bordür, etrafını yine simetrik bitkisel motifli bordür kuşatıp son olarak zencirek bordürün tekrarlanması ile dairesel kompozisyon sonlanır. Dairesel kompozisyonun etrafını yan yana sıralanmış içi rumilerle bezeli iri palmet motiflerinin dış kenar oluşturduğu bir kenar bordürü ile süslenmiştir. Kubbe etekleri yine simetrik dış kenarlı tepelikli rumilerle oluşturulan bezeme ile sonlanır. Basık kemerli kubbe pencerelerinin etrafında mihrap kubbesindekiler gibi pencere etrafını ve  kubbe eteğini dolaşan mavi zemin üzerinde  beyaz-kırmızı renkte bitkisel üsluplu bordür yer alıp bu bordür tromp kemerlerini de dolaşır. Tromp kemerlerinin birleştiği yerlerdeki üçgenlerde merkezden üçgen köşelerine açılan ortabağ rumiden çıkan dendanlı,kanatlı,sarılma rumi, dallar simetrik kullanılmış, yine ayrılma rumi kullanılıp tepelikli rumi ile de kompozisyon sonlandırılmıştır.

Yapının kuzeyinde yer alan mahfilde ise, kuzey duvarı ve serbest olarak duran iki paye arasında bulunan açıklık iki yanda birer yarım tonoz, ortada ise payeleri birleştiren sivri kemerin diğer kemerlere göre daha geniş alınmasıyla kapatılmıştır. Kemer içini dolduran duvar yüzeyi revzenlidir. Diğer kemerlerden daha geniş alınan kemerin kavsarası kenarları penç, hançer gibi bitkisel motifli bordür ile çevrelenip ortasında yine simetrik çiçek ve dal motifli bordürle bezenmiştir. Bezemelerdeki hakim renkler, mavi, kırmızı, beyaz olup tamamlayıcı renk neftidir.

Molla Çelebi Camii kadınlar mahfili
Kadınlar mahfilinde giriş aksında yer alan kemer kavsarasının bezemeleri, 2013

2013- 2016 Restorasyon kapsamında gerçekleştirilmiş olan raspalarda, camide iki kalemişi tabakası tespit edilmiştir: 1958-1959 restorasyonu öncesinde, horasan sıva üzerine uygulanmış olan ve “1. Dönem” olarak adlandırılan tabaka; 1958- 1959 restorasyonunda çimento sıva üzerine uygulanan ve “2. Dönem” olarak adlandırılan tabaka. Yapının taşıyıcılarında (duvarlarında) ve üstyapıyı oluşturan mimari ögelerde (merkezi/ana kubbe, kemerler, yarım kubbeler, pandantifler ve kasnaklar) yapılan tespitlere dayanarak, kalemişi tezyinatına ilişkin restorasyonu konusunda dikkate alınan kriterleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Molla Çelebi Camii, Kalemişi Tezyinatı raspa çalışmaları, 2014

Molla Çelebi Camii’ nin 1958- 59 onarımında yapılan klasik dönem üslubunu yansıtan kalem işi bezemelerinin nasıl bir düzen ve motif tercihiyle yapıldığı bilinmemektedir. Çalışmalar sırasında alt katmanda ortaya çıkan ve 1. dönem muhtelif kalem işi tezyinatı bu konudaki fikrimizi pekiştirmiştir. Kubbe göbeği çevresi ile kasnak ve diğer bazı noktalarda raspa sonucu açığa çıkan bu bezemeler uygulamanın da seyrinin değişmesine yol açmıştır. Dolayısıyla doğru müdahale kararlarının verilebilmesi için uygulama öncesinde analiz-tespit ve rölöve – restitüsyon çalışmaları yapılmıştır.

Yapıda ki kalem işi restorasyon programı içerisinde ki uygulamaları genel olarak ifade edecek olursak;  

Yapının restorasyon öncesi mevcut kalemişi bezemeleri klasik dönem üslubunu yansıtarak, caminin üst kot iç yüzeylerinde boşluk bırakmayacak bir yoğunlukta uygulanmış olup, nasıl bir düzen ve motif tercihiyle yapıldığı bilinmemektedir.Eserin onarımında tezyini imalatlara başlanmadan önce yapının her noktasına kolaylıkla ulaşılabilmesi için metal iskeleler ve çalışma platformları kuruldu. Ana kubbede yapılan ön tespit çalışmalarının sonucunda öncelikli olarak çatlakların ve çevresindeki bezemelerin rölöve çalışmaları yapıldı. Bu alanlarda ikinci dönem mevcut bezemenin altında daha önceki dönemlere ait herhangi bir veri olma olasılığı nedeni ile kalemişi araştırma badana ve sıva raspası yapıldı. Bu çalışmalarda kubbe iç yüzeyinde sıva raspasında lokal olarak iki ayrı sıva (horasan ve yoğunluklu niteliksiz çimento olmak üzere) ile bu sıvalar üzerine yapılmış farklı malzeme ve işçilik gösteren bezemelerin bulunduğu anlaşıldı. Türk üçgenlerinde, yarım kubbelerde, pencere kenarlarında ve kemer yüzeylerinde yapılan raspa çalışmalarında klasik dönem kopyası kalem işlerinin yakın dönemde çimento sıva üzerine yapıldığı tespit edilmiş ve bunlar mevcut yüzeylerden alınarak,yapıdan uzaklaştırılmıştır. Çalışmalar sırasında genel olarak kubbe göbeği çevresi ile kasnak ve diğer bazı noktalarda karşılaştığımız bezemeler uygulama seyrinin de değişmesine yol açmıştır.

Eserde, daha önceki dönemlerde yapılan onarım çalışmalarının oldukça tahripkar olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla çimento sıva üzerine yapılan son dönem kalemişi onarımlardan çıkarılan bulgular değerlendirilerek, uygulama felsefesindeki yanlışlıklar ortaya konulmuştur. Molla Çelebi Camii’nde kubbe iç yüzeyinde yapılan araştırma raspaları sonucunda, dönemine paralel olarak orijinal kalabilmiş kalemişi tezyinin, niteliksiz onarım sonucunda oldukça az yer kapladığı tespit edilmiştir.

Raspa sonrası ana kubbede 16.yy örneklerine benzeyen celi sülüs göbek hat yazısının ve çevresindeki klasik rumi bordür kompozisyonun korunmasına karar verildi. Yine kubbenin kasnak yüzeyinin pencere aralarında yapılan raspa çalışmalarında klasik üslubun son dönemlerini yansıtan şemse motifi tespit edilirken, kubbe eteğinde ise, yine aynı döneme tarihlenen ve kubbe eteğini çevreleyen rumi bordür kuşağı açığa çıkarılmış ve bu bezemelerin motif ve renk uyumu analiz edilip, kompozisyonun konsolidasyonu aslına uygun olarak gerçekleştirildi.

İlk olarak çimento sıvanın alındığı yüzeyler, özgün harç analizine göre terkibi hazırlanan numuneye uygun olarak horasan sıva ve ince sıva ile sıvanmıştır. Daha önce harim bölümünde ifade ettiğimiz üzere özgün sıvalara konsolidasyon, mikroenjeksiyon yöntemi ile yapılmıştır.

Ayrıca Danışma Kurulu ve Vakıflar İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü kontrolleri ile şantiyede yapılan toplantılar sonucunda kalemişi bezeme kompozisyonunun dönem restitüsyonları, renk analizi ve karakterizasyonu, malzeme ve yapım tekniği, konservasyon önerileri, müdahale yöntemleri projelendirilip, ilgili kurula sunularak, onay alınmıştır.

Son cemaat mahalinin nakışsız kubbelerine ise, alınan kararlar doğrultusunda kubbe etekleri ve göbeğine iç mekanın kalemişi üslubunu devam ettiren bezemeler nakş edilmiştir.

2013-2017 restorasyonu kapsamında yapının tüm kalemişi bezemelerinde kullanılan malzeme, teknik, renk ve tonların hakimiyeti raspa sonucu alt katmanda çıkan dönemin özgün desenleri göz önüne alınarak şekillenmiş ve kalemişi bezeme kompozisyonu Mimar Sinan dönemine uygun olarak sade ve yalın bir düzenleme ile tatbik edilmiştir. Bezemelerde genel olarak kullanılan renkler beyaz zemin üzerine lacivert ve aşı kırmızısıdır

Ana kubbe eteğinde raspa sonucu açığa çıkarılan rumiler ve bitkisel formlu kuşaklar, 2013-2016.
Ana kubbe eteğinde raspa sonucu açığa çıkarılan rumiler ve bitkisel formlu kuşaklar, 2013-2016.
Ana kubbe eteğinde raspa sonucu açığa çıkarılan rumiler ve bitkisel formlu kuşaklar, 2013-2016.
Ana kubbe eteğinde raspa sonucu açığa çıkarılan rumiler ve bitkisel formlu kuşaklar, 2013-2016.
Ana kubbe kasnağında raspa sonrası açığa çıkan şemse motifi ve restorasyon sonrası görünümü, 2013-2016.
Ana kubbe kasnağında raspa sonrası açığa çıkan şemse motifi ve restorasyon sonrası görünümü, 2013-2016.
İç mekân tezyinat sıvası çalışmaları, 2013-2015.
İç mekânda kalemişi çalışmaları, 2015.

İç mekânda kalemişi çalışmaları, 2015.
Molla çelebi camii, 2013- 2016 restorasyon sonrası kalemişi tezyinatı

Molla çelebi camii, 2013- 2016 restorasyon sonrası kalemişi tezyinatı

Ana Kubbe: Ana kubbenin merkezindeki yuvarlak göbekte yer alan, 2. Döneme ait, koyu yeşil zemin üzerine zerendud tekniğiyle yazılmış sülüs hatlı ayet kompozisyonu, aynen korunmuştur. Ancak yapılan raspa sonucunda ortaya çıkan, I. Döneme ait, kubbenin göbeğini kuşatan rumi dolgulu palmet kuşağı, kubbe eteğinde buna benzer diğer kuşak, bunların arasında da, ışınsal düzende yerleştirilmiş rumi dolgulu şemseler, özgün desen ve renkleri dikkate alınarak restore edilmiştir.

2. dönem Ana kubbe göbek yazısı ve bezeme kompozisyonu, 2013
1. dönem ana kubbe bezeme bordürleri ve 2. dönem göbek yazısı, 2016

Ana Kubbeyi Taşıyan Kemerler:Ana kubbeyi taşıyan yedi adet büyük kemerde 2. Döneme ait, klasik üsluba öykünen kalem işlerinin altında, özgün kesme taş örgü ortaya çıkarılmış ve restorasyonda bu kesme taş dokunun korunması uygun görülmüştür.

Taşıyıcı kemerler, restorasyon öncesi, 2013
Taşıyıcı kemerlerin restorasyon sonrası görünümü, 2016

Yarım Kubbeler:Yarım kubbelerde 2. Dönemden geriye giden tabakaya ulaşılamamıştır. Bu yüzeylerde, yarım kubbelerin merkezine, yarım daire biçiminde, palmet dizisiyle kuşatılmış, rumi dolgulu bezeme grupları uygulanmıştır.

Yarım kubbelerin restorasyon öncesi kalemişi bezemeleri, 2013
yarım kubbeleri restorasyon sonrası kalemişi bezemelerinin görünümü, 2016

Pandantifler: Pandantiflerde 2. Döneme ait çimento sıvanın gerisinde özgün tabakaya ulaşılamamıştır. 2. Dönemde uygulanmış olan ve klasik üsluba uygun, rumilerden oluşan kalem işi tezyinat, ayrıca pandantifleri kuşatan rumi, bordür, bazı ayrıntılar düzeltilmek koşuluyla tekrar edilmiştir. Ayrıca pandantiflerin merkezinde, yuvarlak çerçeveler içinde, siyah zemin üzerine zerendûd tekniğiyle işlenmiş, sülüs hatlı “Allah, Muhammed ve Dört Halife” yazıları da korunmuştur.

Pandandifler, restorasyon öncesi, 2013
Pandantifler, restorasyon sonrası, 2016

Ana Kubbe Kasnağı: Ana kubbenin kasnağında, çimento sıvanın altında, 1. Döneme ait, rumilerden oluşan bir şemse örneği tespit edilmiştir. 2. Dönemde, çimento sıva üzerine bu şemse esas alınarak, boyutlar, oranlar ve ayrıntılar deforme edilerek, benzer şemseler yapılmıştır. Raspa sonucunda bulunan 1. Döneme ait şemse, pencere aralarında yer alacak şekilde uygulanmıştır.

Söz konusu kasnağın alt sınırında bir adet bordür bulunmaktadır. Burada uygulanan raspa sonucunda 1. Döneme ulaşılamamıştır. Bu bordürün iptal edilmesi ve fıletolarla yetinilmesi uygun görülmüştür.

Ana kubbe kasnağı kalem işi bezemesi, restorasyon öncesi, 2013
Ana kubbe kasnağı kalem işi bezemesi, restorasyon sonrası, 2016

Ana Kubbe ve Yarım Kubbelerdeki Pencerelerin Çevresi: Ana kubbe ve yarım kubbelerdeki pencerelerin çevresindeki kalem işi bordürlerde 2. Döneme ait çimento sıvanın gerisinde özgün tabakaya ulaşılamamıştır. Pencerelerin çevresine iki fileto yapılması kararlaştırılmıştır. Bunlardan dıştaki dikdörtgen, içteki ise pencerenin hattını izlemiştir.

Ana kubbe pencereleri ve yarım kubbe pencerelerinin kalemişi kenar bezemeleri, restorasyon öncesi, 2016
Ana kubbe pencereleri ve yarım kubbe pencerelerinin kalemişi kenar bezemeleri, restorasyon sonrası, 2016

Harim/Beden Duvarları: Harim/beden duvarlarındaki pencerelerin çevresinde 2. Döneme ait kalemişi bordürler bulunmaktadır. Duvarların sıvası raspa edildiğinde, özgün kesme taş örgüye ulaşılmıştır. Klasik döneme ait pek çok başka yapıda olduğu gibi, söz konusu örgünün korunması sağlanmıştır.

Harim duvarları ve pencere kenarlarının kalem işi bezemeleri, restorasyon öncesi, 2013
Harim duvarları ve pencere kenarlarının kalem işi bezemeleri, restorasyon sonrası, 2016

Son Cemaat Yeri Revakının Kubbeleri:

 

1958-1959 restorasyonunda, mimari izlerden hareketle ihya edilmiş olan son cemaat yeri revakının kubbelerinde doğal olarak özgün kalemişi tabakasına (1. Döneme) ulaşmak söz konusu olamamıştır. Bu kubbelerde ve bunlara geçişi sağlayan pandantiflerde, harimin ana kubbesinde uygulanan bezeme programının, sadeleştirilerek ve bezemeyi oluşturan öğeler küçültülerek uygulanmasına karar verilmiştir.

Son cemaat mahalli, restorasyon sonrası, 2016

Mihrap:Mihrap nişinde yapılan raspalar sonucunda uygulamalarının yapılması tavsiye edilen çalışmaları sıralarsak: Mihrap nişinin mevcut planı ve sıvalı yüzeyi, mukarnaslı  kavsara kısmının korunması sağlanmıştır.Duvardaki sıvalar kaldırıldığında mihrap nişinin üzerinde, duvar dokusu içinde yer alan taş örgülü hafifletme kemerinin ve içindeki dolgunun kısmen mihrabın üzerinden göründüğü fark edilmiştir. Diğer taraftan, Osmanlı dönemine ait bütün mescit ve camilerin mihraplarında yer alan ayet kitabesinin olmaması da dikkati çekmiştir. Bunlardan hareketle mihrabın üzerine, mermerden mamul, sülüs hatlı bir ayet kitabesinin yerleştirilmesinin uygun olacağı;levhada, Osmanlı coğrafyasında en çok kullanılan, Bakara Suresi 149. âyetinin (fe velli vecheke şatral mescidil harâm) yer almasının uygun olacağı düşünülmüştür.

Restorasyon öncesi , 2013
Restorasyon sonrası mihrap, 2016

İçlik Pencereler:2. Döneme ait mevcut içlik pencerelerle duvar dokusu arasında, sıva tabakası kaldırıldığı için 4-5 cm eninde bir boşluk ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu elemanlarda yıpranma gözlenmiştir. Elde, 1. Döneme ait veri bulunmadığı için, yeni yapılacak pencerelerde mevcut pencerelerdeki kompozisyonun korunmasının yerinde olacağı kanaatine varılmıştır. Bu arada, mihrabın üzerinde yer alan ve diğerlerinden daha özenli bir işçilik sergileyen üç adet içlik pencerenin korunması ve etraflarına pervaz çekilerek, duvarla aralarındaki boşluğun kapatılması doğru bulunmuştur.

Mihrabın, müzeyyen içlikleri, 2013
Mihrabın müzeyyen içlikleri, 2016

 

Fındıklı Molla Çelebi Camii

YAPININ KONUMU

Beyoğlu İlçesi’nde, Fındıklı’da, Ömer Avni Mahallesi’nde, Meclisi Mebusan Caddesi’nin batı (deniz) tarafında yer almaktadır. 85 pafta, 21 ada,1 parselde konumlanmıştır. Caminin çevresi park olarak düzenlenmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Molla Çelebi Camii’nden, “Deniz kenarında, Fındıklı Kasabası’nda, yüksek kubbeli, geniş avlulu ve bir minareli camidir. Şeklinde bahsetmektedir.

image3

YAPININ TARİHÇESİ

Fındıklı Camii olarak da anılan bu yapının inşa tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Mehmed Vusuli tarafından cami yakınında inşa ettirilmiş olan hamamla aşağı yukarı aynı yıllara tarihlendirilmektedir. Fakat bu tarihlendirme sırasında da farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hamamın kitabesi, Ayvansarayi’ye göre 1571, Tahsin Öz’e göre 1589, Aptullah Kuran’a göre 1565-66İ.Hakkı Konyalı’ya göre 1561 ve ebced hesabına göre 1581 tarihini vermektedir. Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan (nr. 624) 992 (1584) tarihli vakfiyesiyle eserleri hakkında bilgi veren tezkirelerdeki kayıtlardan anlaşıldığına göre cami ve hamam Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

Molla Çelebi Camisi'nin 1970'li yıllardaki görünümü.
Molla Çelebi Camisi’nin 1970’li yıllardaki görünümü.

CAMİNİN BANİSİ

Molla Çelebi Cami Genel Görünüş
Molla Çelebi Cami Genel Görünüş

Asıl adı Mehmed olup, şiirde kullandığı “Vusuli” mahlasından dolayı Mehmed Vusuli, çoğu zamanda devrinin ünlü hanım şairlerinden Hubba Ayşe Hatun’un damadı olduğundan  “Hubba Mollası” olarak bilinir. İlmiyeden yetişen, çeşitli medreselerde müderrislik, bazı yerlerde kadılık, özellikle dört defa İstanbul kadılığı yapan Molla Çelebi 1568’de Anadolu kazaskeri olmuş ve 1590 yılında ölmüştür. Mehmed Vusuli Efendi’nin Eyüp’te, Debbağhaneler (Tabakhaneler) mevkiinde yaptırdığı tekkenin haziresinde, yanlışlıkla şair Fitnat Hanım’a atfedilen türbede gömülü olduğu anlaşılmaktadır.

Cengiz Orhonlu’nun belirttiğine göre, “Fındıklı Camii’ne, Hubbe Ayşe Kadın ile Elhac Süleyman Efendi adlı bir zat tarafından bazı vakıflarda bulunulmuştur. Bazı vesikalardan anlaşıldığına göre, bu camide Sadreddinzade Ruhullah Efendi’nin, Güğümbaşı Mehmed Efendi’nin, Sadrı esbak Kemankeş Kara Mustafa Paşa ve Saluha Hatun gibi zevatın evkafı bulunmaktadır. Cami evkafının çoğaltılmasına hizmet eden kimseler arasında, 1161 (1748) yılında camiye müstakil vakıf tayin edilmiş olan Çalebizade Asım Efendi de vardı.

PROJE ÇALIŞMALARI

Rölöve 

Yapının uygulamasının yapılması için öncelikle mevcut durumun tespiti gerekmektedir. Molla Çelebi Cami içinde restorasyon ilkeleri dikkate alınarak rölöve; mevcut durum tespiti, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmıştır.

Yapının mevcut durumu incelendiğinde;

Plan Özelliği

Şekil 1 Molla Çelebi Camii Planı
Şekil 1 Molla Çelebi Camii Planı

 

Molla Çelebi Camii, Sinan’ın altı destekli (altıgen şemalı) camileri arasında yer alır. Osmanlı mimarisinde ilk olarak, merkezi planlı camiler çığırını açan Edirne’deki Üç Şerefeli Camii’nde (1437) uygulanan bu şema 16. yüzyılın ortalarından itibaren Sinan tarafından ele alınarak geliştirilmiş ve çeşitli varyantları ile başarılı örnekler ortaya konmuştur.

Sinan daha önce Beşiktaş’taki Sinan Paşa, Kadırga’daki Sokullu Mehmed Paşa ve Topkapı’daki Kara Ahmed Paşa camilerinde, enine yerleştirilmiş. Bir dikdörtgenin

ortasında bir kubbe ve bunu yanlardan (doğu ve batı yönlerinden) kuşatan ikişer yarım kubbe ile büyük ölçüde Üç Şerefeli Camii’nin şemasını tekrar etmiştir.  Ancak taşıyıcı sisteme ve üst yapıya ilişkin birçok ayrıntıda yenilikler getirmiştir. Bunlardan sonra Molla Çelebi Camii ile Babaeski’deki Semiz Ali Paşa Camii’nde bu şemayı, kıble yönüne eklenen beşinci bir yarım kubbe ve bunun örttüğü bir mihrap çıkıntısı ile zenginleştirmiştir. Mihrabın, harim mekânına eklenen bir çıkıntı içinde ele alınması, Osmanlı mimarisinde, 1385 tarihli Bursa’daki Hüdavendigar Cami-Medresesi’nden beri gözlenen, İstanbul’da da II. Mehmed (1451-1481) ve II. Bayezid (1481-1512) dönemlerinde eski Eyüb Sultan, Şeyh Vefa ve Davut Paşa camilerinde sürdürülen bir geleneğe bağlanmaktadır.

Molla Çelebi Camii’nin ana kitlesi kıble yönünde bir çıkıntı yapar. Ana kitlenin dış ölçüleri 18.90 x 16.40 metre, mihrap çıkıntısının eni 8.80, derinliği 4.60 metredir. 11.80 metre çapındaki orta kubbenin tabanını oluşturan altıgenin köşeleri kuzeyde bağımsız, doğu ve batı yönünde duvara gömülü sekizgen kesitli ayaklara; güneyde mihrap çıkıntısının uçlarına oturur. Üst yapı orta kubbe ile onu çevreleyen beş yarım kubbeden meydana gelir. Dört yarım kubbe ikişerden sağda ve solda, beşinci yarım kubbe mihrap çıkıntısının üstünde yer alır. Molla Çelebi Camii’nde mihrap çıkıntısını örten yarım kubbe öteki dört yarım kubbeye kıyasla daha derindir ve mukarnaslarla geçiş sağlanır. Molla Çelebi Camii’nde orta kubbenin oturduğu altıgen tabanın köşeleri, kasnaksız yarım kubbeler arasında, dört ağırlık kulesiyle belirtilmiş, fakat son cemaat yeri revakının arkasına düşen iki köşe boş bırakılmıştır. Ana kubbenin eteğinde on yuvarlak kemerli pencere bulunmaktadır. Ayrıca yarım kubbelerde de birer yuvarlak kemerli pencere vardır. Mihrap çıkıntısının olduğu bölümü örten yarım kubbede ise yine yuvarlak kemerli üç pencere bulunur.

Cepheler ikişerli düzende, çevreleri silmeli, iki sıra pencereyle hareketlenir. Yukarıdakiler sivri kemerli, aşağıdakiler dikdörtgendir. Zemin pencerelerinin ak mermerden bordürü, sivri formlu hafifletme kemerlerinin yekpare taştan aynalığı, tepesindeki kabartma çiçek desenleri, yalın görünüşlü cephelerin zarif bezeme unsurları olarak karşımıza çıkar.

Yapıda alt sıra pencerelerin üstleri, üst sıradaki pencerelerin çevreleri, yarım kubbeler, kemerler, pandantifler ve ana kubbenin içi kalem işleriyle süslenmiştir. Bitkisel motiflerin yapıldığı bu kalem işlerinde kırmızı, mavi, sarı, filizi, nefti ve beyaz renkler kullanılmıştır. Kapı ve pencere kanatları ile revzenler orijinal olmayıp son restorasyonda ele alınmışlardır.

Üst Kat ve Alt Kat Pencereleri
Üst Kat ve Alt Kat Pencereleri

Kuzeyde serbest olarak duran iki paye ile kuzey duvarı arasında bir açıklık vardır. Bu bölüm iki yanda birer yarım tonoz, ortada ise payeleri birleştiren sivri kemerin diğer kemerler göre daha geniş ele alınmasıyla kapatılmıştır. Kemer içini dolduran duvar yüzeyi revzenlidir. Böylece yapı kuzeye doğru genişletilmiş ve bu bölüme altlı üstlü ahşap mahfiller yerleştirilmiştir. Üst kat mahfiline geçiş, dışta son cemaat yerinde minare çıkışının simetrisi durumunda olan basık kemerli kapıdan sağlanmaktadır. Ayrıca içten geçişi bulunan minarenin basamaklarından mahfil seviyesinde ayrılan koridorun arkasından yine basık kemerli bir açıklıkla üst kat mahfiline ulaşılmaktadır.

Alçı mihrap çok sade olup, mukarnaslı bir yaşmağa sahiptir. İki yanında ise altlı üstlü pencerelerden başka dikdörtgen çerçeveli, mermer söveli birer niş mevcuttur.

Ahşap minber, XIX. yüzyıldan kalma olup ampir özellikler göstermektedir. Kabarık bitkisel süslemeleri yaldızlı, diğer kısımları yağlı boyalıdır. Vaiz kürsüsü ise özelliği olmayan basit bir kürsüdür.

Mihrap
Mihrap
Minber
Minber
Vaaz Kürsüsü
Vaaz Kürsüsü

Son cemaat yeri, cami gövdesine göre daha geniş olup, sekizgen kaideler üzerine oturan, baklava başlıklı altı mermer sütunun taşıdığı beş kubbeyle örtülmüş ve sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Sütun başlıklarının dış yüzeylerinde birer rozet ve çin bulutuna benzer kıvrık hatlı bir süsleme gözükmektedir. Ortada girişin önünde yer alan kubbeli birim diğerlerine göre biraz daha yüksek tutularak cephe monotonluktan kurtarılmıştır. Günümüzde içleri beyaz boyalı olan son cemaat yeri kubbelerinin 1958 yılında yeniden inşasında kalem işiyle tezyin edildiği bilinmektedir. Bu cepheyi, kubbe kemerleriyle belirlersek, ortada giriş kapısı, yanında iki sıra dikdörtgen pencere vardır. Dış kemerlerde ise dış kenarlarda, üzengi taşları çıkıntılı, sivri kemerli birer geçiş bloğu, iç kenarlarda basık kemerli fakat kemer kısmı sövelerine göre daha geniş tutulmuş birer kapı bulunur. Sağ taraftaki minareye, sol taraftaki ikinci kat mahfiline çıkan merdivenlere açılır. Bu değişik formlu kemerlerin arasında cepheye tezyin olarak, çokgen niş üzerinde yarım kubbe örtüden ibaret mihrabiyeler yer alır.

Molla Çelebi Cami Son Cemaat Yeri
Molla Çelebi Cami Son Cemaat Yeri

Giriş kapısı, duvarla hem yüzey, beyaz mermerden dikdörtgen çerçeve içinde basık kemerli kapı geçişi, kabartma köşelikler ve silmelerle işlemeli dikdörtgen kitabe boşluğuyla meydana gelir. (Kitabe zaman içinde kaybolmuştur.) Çerçevenin hemen üstünde dikdörtgen büyük bir pencere bulunur. O da tezyine girmiş, kapı bezemesinin bir parçası olmuş gibidir. Kapı kemerinin iki renkte pembe ve beyaz mermerden örgüsü, bu sade girişi taçlandırmaktadır.

Cami Giriş Kapısı
Cami Giriş Kapısı

Yapının kuzeybatı köşesinde bulunan kare kaideli, silindir gövdeli minare büyük depremlerden sonra kısmen ya da tamamen değişmiş ve geç dönemlerde yenilenmiştir. Külah altında ve şerefe korkuluk levhalarında süslemeleri olan minarenin şerefe formu da barok düzene sahiptir. Minareye dıştan son cemaat yerindeki basık kemerli kapı, içten ise aynı doğrultudaki bir başka kapı ile çıkılmaktadır.

Kare Kaideli Silindirik Gövdeli Minare
Kare Kaideli Silindirik Gövdeli Minare

Caminin batısında konumlandırılmış 19 adet mezarın bulunduğu hazire parmaklıklı bir duvarla sınırlandırılmıştır. Batı yönünde altı küçük dikdörtgen ve bir sivri kemerli açıklık mevcuttur. Burası iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, sivri kemerli pencereden yapının dış duvarına atılan, yarıya kadar demir şebeke ile kapatılmış diğer sivri bir kemerle son bulmaktadır. Kare planlı ikinci bölüm kuzeyde bir kemer, batıda iki pencere ve doğuda bir pencere ile toplam dört açıklığa sahiptir.

Molla Çelebi Camii batısında yer alan 19 adet mezarın bulunduğu hazire
Molla Çelebi Camii batısında yer alan 19 adet mezarın bulunduğu hazire
Harim’den batıya bakış
Harim’den batıya bakış
Giriş bölümü
Giriş bölümü
Minareden mahfile çıkış
Minareden mahfile çıkış
Kadınlar mahfilinden mihraba bakış
Kadınlar mahfilinden mihraba bakış

Yapıdaki Kalem işi Tezyini

Molla Çelebi Cami’ndeki kalem işi tezyinatı, ana kubbe, yarım kubbeler, kemerler, pandantifler ve alt sıra pencere üstleri, üst sıradaki pencerelerin kenarlarında mevcut olup, kullanılan hakim renkler oksit sarı, çivit mavi, aşı kırmızısı; kompozisyonu tamamlayıcı renkler ise limon küfü, nefti, filizi ve beyaz renklerdir.

Yapıda son restorasyonda uygulanan klasik dönem üslubunu yansıtan sıva üstü kalem işi kopyaları niteliğindeki tezyinatta rumi, hatai, stilize çiçekler vb. bezemelerden oluşan bir kompozisyon vardır.

Molla Çelebi Cami Harim
Molla Çelebi Cami Harim

Ana kubbe ve eteklerinde kalem işi bitkisel karakterli motifler tüm kubbe eteğini dolaşmakta, kubbeye doğru yükselmektedir. Ana kubbenin merkezinde ise siyah zemin üzerine altın varaklı Celi sülüs yazı ile yuvarlak formda Kuran- kerimden ayet yazılan hüsn-ü hat yer alır. Yazıyı çevreleyen ince sarmal ve etrafında ortabağ rumiden çıkan simetrik dallar ve stilize çiçek motifli geçmelerden oluşan bir bordür çevresinde yine rumi dal ve hatai bezemeler yer alır ve ana göbek on altılı simetrik bölmeli kompozisyon şemse,  salbek ve tığlarla kubbe eteğine doğru uzanır. Kubbe eteklerinde kanatlı, sarılma, ayrılma ve tepelik rumilerle oluşturulan kompozisyon, hemen altında rumi geçme bordürler ve stilize çiçek ve dal rumilerden oluşan bordürle çevrelenmiştir. Kubbe kasnaklarında; pencere aralarında şemseler ile duvar yüzeyleri bezenmiştir. Pencere kenarları ve kubbe kasnağını dolaşan yekpare kıvrık hançeri yaprakları, stilize bitki ve tomurcuklarından sarma bir kompozisyondan oluşan bordürle kuşatılmıştır. Yine bu bordürü çevreleyen ve kasnağı sonlandıran iki yaprak ortada stilize lale motifinden oluşan bezeme kuşağı yer alır. Kubbede kullanılan kalem işi kompozisyonlarda kullanılan hakim renkler; oksit sarı zemin üzerinde gelişen bezemelerde çivit mavi, kırmızı, ve beyaz renklerdir.

 

Molla Çelebi Camii ana kubbe kalem işi
Molla Çelebi Camii ana kubbe kalem işi
Kubbe Kasnağında yer alan basık kemerli pencerelerin aralarında bulunan duvar yüzeylerindeki rumi şemse motifi
Kubbe Kasnağında yer alan basık kemerli pencerelerin aralarında bulunan duvar yüzeylerindeki rumi şemse motifi

Kubbeye geçiş elemanlarında aslan göğüslerinde yuvarlak madalyon formlu panolar içerisinde siyah zemin üzerinde altın varaklı ‘’Allah ve Muhammed’’ lafızları, Cihar-ı yar-i güzin’’ adları celi sülüs yazı ile yazılmıştır. Madalyon formlu panoların çevresini mavi ve beyaz rengin ağırlıklı olduğu geçmeli rumi motiflerinden oluşan bir bordür kuşatır ve merkezden üçgen köşelerine açılan ortabağ rumiden çıkan dallar simetrik kullanılmış; ayrılma rumi kullanılıp tepelikli rumi ile kompozisyon sonlandırılmıştır. Yine aslan göğsünü dıştan çevreleyen geçme bordür ise çiçek ve rumi motiflerle oluşturulmuştur.

Allah lafzının yazıldığı güneybatı pandandifi
Allah lafzının yazıldığı güneybatı pandandifi
Ana kubbeyi taşıyan sivri kemerler
Ana kubbeyi taşıyan sivri kemerler
Kemer kavsaralarında ki rumi şemseler
Kemer kavsaralarında ki rumi şemseler

 

Beş yarım kubbeyi destekleyen sivri kemerler yan yana sıralanmış içi rumilerle bezeli iri palmet motiflerinin dış kenar oluşturduğu bir kenar bordürü ile süslenmiştir. Kemer

kavsaraları üç rumi şemse ve kemer bitimleri ise yarım şemse motifli kompozisyonla bezenmiştir. Rumi şemse, uzun, ucu sivri ve kıvrık yapraklardan meydana gelmiş biçimdedir. şems; ortabağ rumilerin ucunda açılan dendanlı rumi uygulamaları ve uçlarda tepelik rumi ile sonlanır. Rumi formu zemin rengi ile motifin içi renklendirilmiştir. Şemselerin arasında kalan eğik yüzeyde nefti zemin üzerinde rumi dalları yer alır.

Yarım kubbelerde bezeme kompozisyonları mihrap kubbesi dışında aynıdır. Mihrap kubbe merkezi motifi; ara bağlar, tepelikli rumi ve sarılma rumiler kıvrılıp dallanıp birbirinin içinden geçerek göbek etrafında dairesel bir kompozisyon oluşturup klasik özelliğini korumuştur. Bu bezemenin etrafını çift zencirek kuşatır. Çift zencireğin etrafında ise klasik hatai motifi ve simetrik bitkisel formlardan oluşan bezeme mevcut olup bu bezemenin etrafını yine çift zencirek kuşatır. Çift zencireğin etrafında tekrarlanan bitkisel bezeme ile dairesel form sonlanıp ortabağ rumiden çıkan rumiler simetrik dallar ve bitkisel motiflerle tasarlanan kompozisyon, tepelikli rumi ile sonlandırılıp mavi, kırmızı şerit şeklinde bordür oluşturur.

Yarım kubbenin eteklerinde basık kemerli pencerelerin aralarında rumi ve hatai bezemeli şemseler yer alır. Hemen altında basık kemerli yarım kubbe pencerelerinin etrafını ve kubbe eteğini dolaşan mavi zemin üzerinde beyaz kırmızı renkte bitkisel üsluplu bordür yer alır.

Yarım kubbe örtülü mihrap cephesi- kıble bölümü
Yarım kubbe örtülü mihrap cephesi- kıble bölümü
Molla Çelebi Camii yarım kubbeler
Molla Çelebi Camii yarım kubbeler

 

Diğer yarım kubbelerde; kubbe merkezinde; ara bağlar, sarılma rumiler kıvrılıp dallanıp birbirinin içinden geçerek göbek etrafında dairesel bir kompozisyon oluşturmuştur. Bu bezemenin etrafını zencirek kuşatır. Zencireğin etrafını bitkisel formlu bordür, etrafını yine simetrik bitkisel motifli bordür kuşatıp son olarak zencirek bordürün tekrarlanması ile dairesel kompozisyon sonlanır. Dairesel kompozisyonun

etrafını yan yana sıralanmış içi rumilerle bezeli iri palmet motiflerinin dış kenar oluşturduğu bir kenar bordürü ile süslenmiştir. Kubbe etekleri yine simetrik dış kenarlı tepelikli rumilerle oluşturulan bezeme ile sonlanır. Basık kemerli kubbe pencerelerinin etrafında mihrap kubbesindekiler gibi pencere etrafını ve kubbe eteğini dolaşan mavi zemin üzerinde beyaz-kırmızı renkte bitkisel üsluplu bordür yer alıp bu bordür tromp kemerlerini de dolaşır. Tromp kemerlerinin birleştiği yerlerdeki üçgenlerde merkezden üçgen köşelerine açılan ortabağ rumiden çıkan dendanlı, kanatlı, sarılma rumi, dallar simetrik kullanılmış, yine ayrılma rumi kullanılıp tepelikli rumi ile de kompozisyon sonlandırılmıştır.

Yapının kuzeyinde yer alan mahfilde kuzey duvarı ve serbest olarak duran iki paye arasında bulunan açıklık iki yanda birer yarım tonoz, ortada ise payeleri birleştiren sivri kemerin diğer kemerlere göre daha geniş alınmasıyla kapatılmıştır. Kemer içini dolduran duvar yüzeyi revzenlidir. Diğer kemerlerden daha geniş alınan kemerin kavsarası kenarları penç, hançer gibi bitkisel motifli bordür ile çevrelenip ortasında yine simetrik çiçek ve dal motifli bordürle bezenmiştir. Bezemelerdeki hakim renkler, mavi, kırmızı, beyaz olup tamamlayıcı renk neftidir.

Molla Çelebi Camii güneyden görünüş mahfil
Molla Çelebi Camii güneyden görünüş mahfil
Molla Çelebi Camii kuzeydoğudan mahfile bakış
Molla Çelebi Camii kuzeydoğudan mahfile bakış
Giriş aksında yer alan mahfilin kemer kavsarası
Giriş aksında yer alan mahfilin kemer kavsarası

 

2013 Yılı Kalem İşi Araştırmaları  

Eserin onarımı içerisinde tezyini imalatlara başlamadan önce yapının her noktasına kolaylıkla ulaşılabilmesi için metal iskeleler ve çalışma platformları kuruldu. Ana kubbede yapılan ön tespit çalışmalarının sonucunda öncelikli olarak çatlakların ve çevresindeki bezemelerin röleve çalışmaları yapıldı. Bu alanlarda ikinci dönem mevcut bezemenin altında daha önceki dönemlere ait herhangi bir veri olma olasılığı nedeni ile kalem işi araştırma badana ve sıva raspası yapıldı. Raspa ve sıva numuneleri yapıldı. Bu çalışmalarda kubbe iç yüzeyinde sıva raspasında lokal olarak iki ayrı sıva horasan ve yoğunluklu niteliksiz çimento olmak üzere; bu sıvalar üzerine yapılmış farklı malzeme ve işçilik gösteren bezemeler bulunduğu anlaşılmıştır. Raspa sonrası ana kubbede 16.y.y. örneklerine benzeyen göbek yazısının alt katmanında sıva üzerinde bulunan, klasik rumi bordürü ve bezemenin altında var olan daha önce uygulanan muhtelif bir bezeme bordür daha bulunmuştur.

Yapılacak son restorasyonda; mevcut celi sülüs hat yazısının ve çevresindeki bordürlü kompozisyonun tatbikken korunmasına karar verilmiştir. Kubbe göbeğinin çevresini dolanan rumi ve bitkisel formdan oluşan bordürün; pandantiflerin kenar bordürü olması düşünülen bezeme ile aynı olması genel kompozisyonda motif ve renk uyumuyla tamamlayıcı olabilir.

 

Ana kubbe kalem işi raspa çalışması
Ana kubbe kalem işi raspa çalışması
Raspa çalışması sonrası yeniden tatbiki düşünülen ana kubbe göbeği ve çevresini kuşatan bitkisel formlu bordür 2.dönem tezyinatı
Raspa çalışması sonrası yeniden tatbiki düşünülen ana kubbe göbeği ve çevresini kuşatan bitkisel formlu bordür 2.dönem tezyinatı

Yapıda özellikle ana kubbe ve eteklerinde yapılan boya ve sıva raspası sonucunda alt katmanlardan kısmen ortaya çıkan 1.dönem kalem işi tezyini ile 2.dönem klasik dönem kopyalaması durumundaki mevcut çalışma arasındaki kompozisyon bütünlüğünü ile ilgili fikir edinilememiştir. Dolayısıyla bu iki dönemin birbirini destekleyen motif tasarım oranı ve renk uyumunun bulunduğu çalışmalar tamamlanmak suretiyle uygulamaya geçilmesi düşünülmektedir.

Kubbe eteğinde yapılan araştırma raspası sonucunda mevcut yüzeyin dışında farklı dönem tespit edilip belgelendi ve alt katmanda kubbe eteğinde çıkan bezemelerin motif ve renk uyumu tamamlanıp ihya edilerek korunmasına karar verilmiştir.

image32

image33

Kubbe eteğinde raspa sonucunda ortaya çıkan rumi bezemenin ihya edilimesine karar verilmiştir.

Eserde daha önceki dönemlerde yapılan restorasyon çalışmalarının teknik ve felsefi yönden  yanlış uygulamaları tarihi miras yönünden oldukça tahripkar olduğu görülmüştür.Dolayısıyla çimento sıva üzerine yapılan son dönem kalemkari restorasyonlarından çıkarılan bilgi ve bulgular değerlendirilerek uygulama felsefesindeki yanlışlıklar ortaya konulmuştur.Molla Çelebi Caminde restore edilen kubbe iç yüzeyinde orijinal kalabilmiş tezyin niteliksiz restore sonucunda oldukça az yer kaplar.Nitekim sonuçta alt katmanlarda bulunan bezemelerin canlandırılması bu restorasyonun şeklini belirlemektedir.

Yine kubbe eteklerinde eğri yüzeylerde yapılan raspa çalışmalarında klasik dönem bezemesi olan ve özgün olduğu düşünülen şemse motifi bulunmuş olup sonraki dönemde yapılan özensiz restorasyonda uygulanan şemseler ; alt katmanda çıkan ve kubbeyi taksimatlayan özgün rumi şemselerle arasında eksen kayması mevcuttur.

2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri
2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri
2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri
2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri

Kubbe eteğinde yapılan raspa sonucunda alt katmanda çıkan şemse motifi. Kubbe eteğindeki bu kompozisyonun uygulamada korunmasına karar verilmiştir.

Kubbe kasnağı bezemelerinde yapılan rölöve çalışmaları sonrası hem sahada hem arşivlerde araştırma raspaları çalışmalarına başlanıp raspa sonucunda alt katmanda Klasik dönem bezeme örneğine rastlandı.Kasnakta çıkan klasik dönem özgün bezemenin konsolidasyonu ve preservasyonu için üst düzey gayret uygulanmalıdır.

image36 image37

Kubbe kasnağında raspa sonucunda çıkan klasik dönem şemse motifinin aslına uygun olarak korunmasına karar verilmiştir. Kubbe kasnağındaki geçiş bordürlerine uygulanan araştırma raspasında alt katmanda bulunan motif mevcut olan bezemeden farklılık göstermektedir. Raspa öncesindeki mevcut bordürde rumilerden oluşan kompozisyon varken raspa sonrasında alt katmandan çıkan özgün bordür ise bitkisel formlu bir dekorasyon teşkil etmektedir. Nitekim yapılacak uygulamada alt katmanda çıkan bitkisel bezemeli bordürün ihya edilmesine karar verilmiştir.

Raspa sonrasında ortaya çıkan özgün bitkisel bordürün hemen altında kasnağı dolaşan ikinci bordürün raspalanmasında alt katmanda net olarak bezemeye rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu mevcut bordürün yerine genel kompozisyonu tamamlayacak klasik bir bezeme önerisi getirilmiştir.

image38

image39

Kubbe kasnağında raspa sonucunda ortaya çıkan bitkisel bordürün korunup hemen altındaki bordür içinde öneri ; şöyle ki raspa öncesi bitkisel formun üst katmanında yer alan 2.dönem uygulaması rumili bordürün hemen altındaki 2.bordür kuşağı yerine   kullanılarak kompozisyonu tamamlaması düşünülmüştür.

 

2.dönem uygulaması kompozisyonu, araştırma raspası öncesi ana kubbe etekleri ve 1. ve  2. Geçiş bordürü.
2.dönem uygulaması kompozisyonu, araştırma raspası öncesi ana kubbe etekleri ve 1. ve 2. Geçiş bordürü.

1.öneri olarak

Kubbe kasnağındaki rumi motifli 1.geçiş bordürünün altındaki hatai ve rumi bezemeli 2.bordür iptal edilerek yerine 1.bordürün burada kompozisyonu tamamlaması düşünülmektedir.

Kubbe kasnağında  2.dönem uygulaması  bordürlerin raspa öncesi
Kubbe kasnağında 2.dönem uygulaması bordürlerin raspa öncesi
2.öneri olarak özgün bordörün altına bu kompozisyonun uygulanması düşünülmektedir.
2.öneri olarak özgün bordörün altına bu kompozisyonun uygulanması düşünülmektedir.

Kubbe kasnağında yine 2.dönem tezyini olan zencirek ve stilize bitkisel motifli iki geçiş bordüründen zencireğin tatbiki, bitkisel bordürün ise kompozisyonunun değiştirilmesi düşünülüyor.

Stilize bitkisel bordür için 1.öneri
Stilize bitkisel bordür için 1.öneri

Araştırma raspası sonucunda pencere atrafını kuşatan çimento sıva üzerine yapılan tezyinattın alt katmanında kalem işlerine rastlanmamıştır.

1.öneri olarak mevcut ikinci dönem bezeme kuşağının pencere kenarlarında tekrarlanması ile kompozisyonun tamamlanabileceği düşünülmüştür.

image44

2. öneri Kubbelerdeki pencere kuşakları için
2. öneri
Kubbelerdeki pencere kuşakları için

Pandantiflerde yapılan araştırma raspasında görüldü ki çimento sıva üzerine uygulanan bezemenin klasik dönem kopyası olması ile beraber raspa sonucunda alt katmanlarda herhangi bir özgün kalemişine rastlanmamıştır.

Araştırma raspası öncesi 2.dönem kalem işi uygulaması
Araştırma raspası öncesi 2.dönem kalem işi uygulaması

Aslan göğsünde 2.dönem uygulanan Klasik Dönem üslubtaki tezyinatın raspa araştırmasında özgün kalem işlerine ulaşılamamış olup kompozisyonun tekrarı düşünülmektedir.

Aslan göğsü rölöve çalışması
Aslan göğsü rölöve çalışması

Avludaki Diğer Yapılar

Molla Çelebi Cami; hamam, kütüphane, hazire ve camiden oluşmaktadır. Fakat günümüze cami ve hazire kalmıştır.  Yalnız bu yapılarla  ilgili kaynaklar incelenip taranmıştır.

Kütüphanesi

1296 (1879) tarihli salnameden öğrendiğimize göre, cami içinde bir kütüphane bulunmaktaydı. Molla Çelebi Camii kütüphanesi fihristinden anlaşıldığına göre bu kütüphanenin Molla Çelebi Camii içinde Reisülküttap Abdullah zade, Molla Mehmed Çelebi Efendi’nin ve Şeyhülislam Hamid Efendi’nin vakfettikleri kitaplar, Kılıç Ali Paşa Medresesi içindeki kütüphaneden Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiştir. Bu fihristte 144 cilt kitap olduğundan bahsedilir. Molla Çelebi Camii’nde bulunan kitapların ne zaman Kılıç Ali Paşa Medresesi’ne taşındığı ise bilinmemektedir.

Hamamı

Fındıklı Camii’nin sağ tarafında ve Meclisi Mebusan Caddesi üzerinde bulunan Mimar Sinan’ın eseri 1957 yılında yol genişletme çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Bu çifte hamamın kapısı üzerinde nefis bir hatla yazılmış şu kitabe vardı:

 

Didler Hazret-i Molla Efendi yapdı bir hamam

Nazirin görmedi alemde erbab-ı nazar anın

Su gibi n’ola aksa ayağına saf meşrebler

Ki zira şimdi oldur ab-ı ruyu sahn-ı dünyanın

Görenler ol makam-ı dil-güşanın didi tarihin 

Leb-i deryada seyran eyle hamamını Molla’nın 989(1581)

 

Bu güzel hatlı mermer kitabenin yarısı bugün Çarşıkapı’daki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi mektebinin kapısı önündedir. Diğer yarısı, Topkapı Sarayı Mustafa Paşa Köşkü bahçesindedir. Eskiden İstanbul’un en işlek hamamlarından biri olan yapının soyunmalık bölümleri kagir duvarlı ve sakıflıdır. Sıcaklık bölümleri ise üç eyvan şemasına sahipti. Plan itibariyle Ayasofya’nın karşısındaki Haseki Hamamı’na benzeyen yapının yıkımından kısa bir süre önce sıcaklıkları birleştirilmiş, erkekler kısmının helaları ile kadınlar kısmının soyunmalığı ortadan kaldırılmış ve tek hamama dönüştürülerek klasik özelliklerini yitirmiştir. Bu hamamın cadde üzerindeki soyunma yeri, XVIII. yüzyıl sonları ve XIX. yüzyıl başlarının sivil mimarisine uygun bir konak cephesi karakterine sahipti.

Haziresi

Caminin batısında yer alan dikdörtgen hazire, İskele Sokağı’na bakan duvarla deniz tarafındaki kitabelerden anlaşıldığına göre batı ve güney yönlerinden 1132’de (1720) ruznamçe-i evvel Hüseyin Paşazade Hacı Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Hazirede bulunan mezar taşlarının en eskisi, 1112 (1719) tarihli Şeyhülislam Sadreddin zade Mehmed Sadık Efendi’ye aittir. Fakat bazı kaynaklardan anlaşıldığına göre bu hazire XVI. yüzyıldan beri mevcuttur. 958 (1551) tarihinde vefat etmiş olan Emir Çelebi adlı bir zat defnedilmiştir. Fakat kabir taşı mevcut değildir.

Kitabe 1
Kitabe 1

Hazirenin sokağa bakan duvarında şu kitabe yazılmıştır:

Muhammed bey efendi ibn-il-haç Hüseyin paşa

Göçüp bu dehri dundan kıldı azmi alemi bala

Hemişe bişe evrad ile ezkar idi ol zate

Şeb-ü ruz eyledi tahsili zadi alemi ukba

Kiraren haç ile tamiri Beyte itdi çok hizmet

Şefi ola ana ruzi cezada Kabeyi ülya

Eğerçi canibi devletten olmuşdu ana memur

Bicay averdei hizmet olub sa’y eyledi Hakka,

Tehidestane in’am etmeği murad edinmişdi,

Tasadduk itmede ihmal-ü imsak itmedi asla

Nice def’a olub ruznamçei evvel yine ahir,

Kapandı defteri amali itti zimmetin ibra

Ser amed olmuş iken hacegani devlet içinde

Kodu balin haşt-i lahde ser-i kabri idüb me’va

Olub tay gerdei desti ecel ruznamçe-i ömrü

Salah üzre murur etmişdi evkati bu alemde

İde ukbade bari cayigahin cenneti ala

Gelüb bir daiyi İhlas-bişe didi tarihin

Muhammed Beyefendi eyleye rahmet sana Mevla. 1132

Kitabe 2
Kitabe 2

Hazirenin denize bakan duvarında şu kitabe yazılmıştır:

Yegâne hâce-i  rûz-name-i evvel ol Muhammed Bey

Bekaya intikal etdi aleyhürrahmetü’l- Bâri

Adimü’l- mesel idi kendüye mahsus idi merhûmun

Gerek evzâ’ u etvârı gerek reftâr u güftârı

 

Olup kırk elli yıl pirâye-bahş-i mesned-i ikbâl

Sudûr-ı devlete hemvâre sevk-i hayr idi kârı

Haridar-ı -ı metâ’-ı devlet-i dehr idi zâhirde

…. itibar etmezdi amma zerre mikdârı

Ubeydullah-ı ahrâra müdâni idi iclâli

Sülûk ehlinden efzun idi evrâd ile ezkârı

Hulûs-ı kalb ü hüsn-i hâline besdür bu şâhid kim

Olub me’mur bâ- hükm-i Hümayun-ı cihândârî

 

Mücavir oldu beş yıl Mekke’de bu eyledi ma’mur

Harab olmuş iken mecra-yı âb-ı rahmet-âsârı

Ale’t- tahsis ahâli-harem yâd eyleyüb hayrın

İderler dergeh-i Hakk’a duâ yalvarı yalvarı

Hüdâ sa’yin ide unvân menşur-i müberrâtı

Bu hayr-ı bi-bedel oldukça rûz-ı haşre dek cârî

Didiler Tâibâ tarih-i fevtin gûş idüb herkes

İde cennet Muhammed Bey Efendi menzilin Bâri

Fi Sene 1132 (1719-1720)

RUZ-NAMÇE-İ EVVEL MERHUM EL-HAC MUHAMMED BEY RUHUNA EL- FATİHA

Sene 1132

HZR-A: El- fatiha Yine evlâd-ı ibn-i Sadreddin’den  düşüb hâke o mahdum-ı kiramı  dua idüb didim tarih-i fevtin  Kerimâ Adn ola feth-i makamı El fatiha 1133 (1720)
HZR-A: El- fatiha Yine evlâd-ı ibn-i Sadreddin’den
düşüb hâke o mahdum-ı kiramı
dua idüb didim tarih-i fevtin
Kerimâ Adn ola feth-i makamı
El fatiha 1133 (1720)
HZR-C: Hüseyin Paşazade Ruz-namçe-i evvel merhum El-Hac Muhammed Bey Efendi ruhuna el-fatiha Sene: 1132 (1719-1720)
HZR-C: Hüseyin Paşazade Ruz-namçe-i evvel merhum El-Hac Muhammed Bey Efendi ruhuna el-fatiha
Sene: 1132 (1719-1720)

 

HZR-D: Hüve’l- Hayyü’l- bâki Molla Çelebi Cami-i şerifi imamı merhum ve mağfur el- muhtac ilâ rahmeti Rabbihi’l- Gafur el- hâc Hafız Ahmed Efendi’nin ruhiyçün el- fatiha  Sene: Fi 15 Safer 1253 (15 Kasım 1788)
HZR-D: Hüve’l- Hayyü’l- bâki
Molla Çelebi Cami-i şerifi imamı merhum ve mağfur el- muhtac ilâ rahmeti Rabbihi’l- Gafur el- hâc Hafız Ahmed Efendi’nin ruhiyçün el- fatiha
Sene: Fi 15 Safer 1253 (15 Kasım 1788)

 

HZR-E: Hüve’l-baki  Âl-i Sadreddinden sâbıkan Mekke-i Mükerreme kadısı Mektûbîzâde merhum ve mağfur Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha Sene: Fi 15 Şaban 1187 (1773-1774)
HZR-E: Hüve’l-baki
Âl-i Sadreddinden sâbıkan Mekke-i Mükerreme kadısı Mektûbîzâde merhum ve mağfur Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Sene: Fi 15 Şaban 1187 (1773-1774)
HZR-J : Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Kemal Efendi? ibnü’l- merhum Mektûbîzâde Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
HZR-J : Hüve’l- bâki
Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Kemal Efendi? ibnü’l- merhum Mektûbîzâde Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
HZR-K: Âl-i Sadreddin’den merhum u mağfur Es-Seyyid Muhammed Tahir Monla İbnü’s- Seyyid Atâullah Efendi ruhlarına el- fatiha 1197 (1782)
HZR-K: Âl-i Sadreddin’den merhum u mağfur Es-Seyyid Muhammed Tahir Monla İbnü’s- Seyyid Atâullah Efendi ruhlarına el- fatiha 1197 (1782)
HZR-L: Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Atâullah Efendi ibnü’l-merhum Mektûbîzade Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha  Sene: B (Receb)1193 (1779)
HZR-L: Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Atâullah Efendi ibnü’l-merhum Mektûbîzade Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Sene: B (Receb)1193 (1779)
HZR-N : Hüve’l- Hallâku’l- bâki Anadolu Kazaskerliği payesiyle sabıkan İstanbul kadısı olan Sadreddinzade merhum Mektûbî el-Hac Abdurrahman Efendi ruhuna el-fatiha  Sene: Fi 12 Rebiülevvel 1160 (24 Mart 1747)
HZR-N : Hüve’l- Hallâku’l- bâki
Anadolu Kazaskerliği payesiyle sabıkan İstanbul kadısı olan Sadreddinzade merhum Mektûbî el-Hac Abdurrahman Efendi ruhuna el-fatiha
Sene: Fi 12 Rebiülevvel 1160 (24 Mart 1747)
HZR-O : Sadreddinzâde merhum Abdülhayy Efendi el-ruhuna fatiha 1122 (1710)
HZR-O : Sadreddinzâde merhum Abdülhayy Efendi el-ruhuna fatiha 1122 (1710)
HZR-P: Hüve’l- hayyü’l-lezi lâ-yemut  Sabıkan Medine-i Amid kadısı Sadreddinzâde merhum Muhammed Nurullah Efendi ibnü’l- merhum Mektûbî Abdurrahman Efendi ruhiyçün lillâhil fatiha  1180 (1767)
HZR-P: Hüve’l- hayyü’l-lezi lâ-yemut
Sabıkan Medine-i Amid kadısı Sadreddinzâde merhum Muhammed Nurullah Efendi ibnü’l- merhum Mektûbî Abdurrahman Efendi ruhiyçün lillâhil fatiha
1180 (1767)

Restitüsyonu

Fındıklı Molla Çelebi Cami tarihsel süreçte geçirdiği doğal afetler sonucunda çeşitli eklere ve müdahalelere maruz kalmıştır. Tarihi haritalardan yararlanılarak restitüsyon projesi çizilmiştir. Ancak her bir tarihi haritada ve eski fotoğraflarda farklılıklar gözlenmiştir. Bu nedenle birinci ve ikinci dönem olmak üzere iki restitüsyon projesi çizilmiştir. Birinci dönem restitüsyon projesi çizilirken caminin ilk yapımındaki karakteristik mimari nitelikleri (plan şeması, cephe özellikleri vb.) temel alınmıştır. II. Dönem restitüsyona belirtilen dönem ekleri ise tarihi haritalardan ve eski fotoğraflardan çıkarılabildiği kadarıyla vaziyet planı olarak rapora eklenmiştir.

Birinci Dönem Restitüsyon Raporu

Molla Çelebi Camii ilk olarak bir külliyenin parçası olarak inşa edilmiştir. Ancak bu külliyeden günümüze sadece cami ulaşabilmiştir. Cami zaman içinde deprem ve yangınlardan zarar görmüş ve birçok onarım geçirmiştir. Fakat cami, yine de günümüze aşağı yukarı ilk haliyle gelebilmiştir. 1723 ve 1724 senesinde Fındıklı’da Molla Çelebi Camii civarında çıkan yangınlarda birçok ev ve dükkân harap olurken Fındıklı Hamamı’nın da camekânı yanmıştır. Başbakanlık’a bağlı Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığın’dan edinilen belgelere göre cami 1822, 1862, 1870, 1884, 1894, 1901 yıllarında onarılmıştır.

İkinci Dönem Restitüsyon Raporu

Halid Eraktan İstanbul Ansiklopedisi’ndeki Fındıklı Cami başlıklı yazısında; 1822 yılında çıkan büyük yangın sonrasında harim bölümünün aslına uygun olarak onarıldığını ancak son cemaat yerinin ahşap direkli bir sundurmaya dönüştürüldüğünü, hünkâr mahfilinin genişletildiğini belirtmektedir. Cengiz Orhonlu ise Fındıklı başlıklı yazısında 1822 yılındaki Tophane yangınından sonra tamir edilirken hünkâr mahfili ilave edildiğinden bahsetmektedir. 1913-1914 yılına ait Alman Mavileri adlı kitabın haritasında bahsedilen hünkâr mahfili gösterilmiştir. Ayrıca hünkâr mahfili ayaklar üstünde taşınan çıkmasıyla 19. yüzyıl fotoğraflarında görülmektedir. Ancak 1926 yılına ait Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında hünkâr mahfili bulunmamaktadır.

 

Son olarak 1822 yılındaki onarımda yenilenen son cemaat sundurması 1958’deki Vakıflar İdaresi’nin yaptırdığı esaslı onarımda iptal edilmiş, caminin inşa edildiği dönemin klasik üslubuna uygun, kubbeli bir son cemaat yeri revağı konmuş, aynı şey özgün olmayan süsleme öğeleri ve birtakım ekler içinde gerçekleştirilmiştir. Fakat hamam, 1958 kamulaştırmaları ve imarında yola feda edilip yok edilmiştir.

Caminin önüne 1787’de ünlü Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Türk rokokosunun en güzel eserlerinden olan bir çeşme yaptırmıştır. Pembe mermer oymaları ve kurşun kubbeli çatısı ile güzel bir eser olan bu çeşme, klasik caminin alnına, revakların tam önüne kondurulmuştur. 1957-1958 yol genişletilmesinde buradan sökülmüş ve bugünkü yerine, Kabataş set üstüne monte edilmiştir.

1913-1914 yılına ait Alman Mavileri ve 1926 yılına ait Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında cami avlusunun batısında hazirenin devamında mekânlar sıralanmaktadır. Hazire ile müştemilat olduğu tahmin edilen bu yapı dizisinin arasından bir kapı ile günümüzde parka dahil edilmiş Fındıklı Sokak’tan giriş verilmiştir.

1997 yılında caminin son cemaat yerinde çıkan yangında ana giriş kapısı kısmen yanmak, kavrulmak etrafı islenmek ve ıslanmak suretiyle zarar görmüştür. 2001 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından minare külahını taşıyan seren direğinin yola doğru sapmış olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunda petek taşlarında yarılmalar meydana geldiği, şerefe korkuluğunu oluşturan taşların malzeme karakteristiğini kaybettiği, şerefe döşemesi altında 1.50 m mesafedeki gövde

taşlarında yarılma ve çatlamalar olduğu; 1999 Marmara depreminde çatlak ve yarılmaların daha da arttığı belirtilmiştir. Bu nedenle minarenin şerefe döşemesi 1.5 m altına kadar sökülmüş, sökülen kısım mevcut malzeme ve özgün yapım tekniğinde yeniden yapılmıştır. (İstanbul II Numaralı KTVKK Arşivi) 2006 yılında son cemaat yerinde döşeme kaplamalarının yerine granit levha döşenmiştir, girişinin mermer eşik konularak yükseltilmiştir.

Alman Mavileri 1913-1914 Birinci Dünya Savaşı Öncesi İstanbul Haritaları Cilt II Pafta:F11/3,– Fındıklı Molla Çelebi Cami
Alman Mavileri 1913-1914 Birinci Dünya Savaşı Öncesi İstanbul Haritaları Cilt II Pafta:F11/3,– Fındıklı Molla Çelebi Cami
Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul 1926, s.105 – Molla Çelebi Cami
Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul 1926, s.105 – Molla Çelebi Cami
Belge 1 Caminin 19. yüzyılda denizden görünümü
Belge 1 Caminin 19. yüzyılda denizden görünümü
Belge 2 Son cemaat önündeki 1958 yılında Kabataş’a taşınan özgün dönem eki çeşme
Belge 2 Son cemaat önündeki 1958 yılında Kabataş’a taşınan özgün dönem eki çeşme
Belge 3 Caminin doğusuna bitişik yapılmış özgün dönem eki hünkâr mahfilinin kaldırıldığı duvar yüzeyinden okunabilmektedir.
Belge 3 Caminin doğusuna bitişik yapılmış özgün dönem eki hünkâr mahfilinin kaldırıldığı duvar yüzeyinden okunabilmektedir.
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami

RESTORASYON

Fındıklı Cami’nin gerek anıt niteliği taşıması, gerekse Mimar Sinan’a ait olması nedeniyle mevcut işlevinin sürdürerek onarılması farklı bir özen arz etmektedir. Camiye yapılacak onarım müdahaleleri bu bağlamda ele alınmıştır. Restorasyon projesi restitüsyon projesine bağlı kalınarak çizilmiştir. Caminin İstanbul trafiği için önemli bir aks üzerinde konumlanmış olması ve boğaz siluetindeki önemli yeri nedeniyle cephe yüzeylerine yapılacak restorasyon müdahalelerinde ayrıca önem verilmesi gerekmektedir.

 Müdahaleye Yönelik Kararlar

  • Meclis-i Mebusan Caddesine bakan son cemaat yeri yüzeylerindeki kir-karbon oluşumların malzeme raporunda belirtilen şekilde temizlenmesi önerilmektedir. Temizleme işlemi sırasında yalnız kir tabakasının kaldırılmasına, taş veya tuğla yüzeyin tahrip edilmemesine özen gösterilmelidir.
  • Ahşap ve taş mimari elemanlar üzerindeki muhdes boyalar temizlenerek gerekli malzeme ile yenilenmeli veya yüzey doğal haliyle bırakılmalıdır.
  • Ahşapkapı ve pencere doğramaları basit onarım yapılarak işlerlik kazandırılmalıdır. Geç dönemde boyanmış ise temizlenerek gomalak cila sürülmelidir.
  • Çatıdaki kurşun kaplamalar elden geçirilecek,  gerekli ise alt tabakası ile birlikte yenilenecektir. Duvar birleşim detayındaki sorunlar giderilecek, muhdes merdiven kaldırılacaktır.
  • Mevcut muhdes Genel WC binası tamamen yıkılarak arazi özgün kotuna getirilecektir.  Koruma Kurulu’nca uygun görülen yeni yerinde projedeki detayı gibi yeniden inşa edilecektir. Restitüsyon projesinde parsel alanına tam olarak yayılan cami ve avlusu, geç dönemde kıyı şeridinden ve Meclisi Mebusan Caddesinden kayıplara uğramış ve doğu-batı doğrultusunda genişletilmiştir. Buna bağlı olarak restitüsyon projesinde parselin batı sınırı boyunca konumlanmış nitelikli bir mimariye sahip olmayan müştemilat yapı dizisi restorasyon projesinde uygulanmamıştır. Genel olarak cami işlevi kapsamında gerek duyulan Wc ve abdesthane mekânlarını içeren yapı, açık abdest alma mekânlarının doğusunda imam evi temelleri üzerinde konumlanması önerilmektedir.
  • Hazire bölümündeki lahit ve mezar taşları üzerindeki müdahale işlemleri üç aşamada temizlik, tamamlama ve koruma şeklinde yapılacaktır.
  • Yapıya uygun bir çevre düzenlemesi yapılacak,  çimlendirme ve yerden aydınlatma yapılacaktır. Güneydeki bahçe duvarı üzerindeki çeşme abdesthane olarak yeniden düzenlenecektir.  Çeşmenin zemin kotu uygulama aşamasında yapılacak kazı sonucunda tespit edilecektir.

 Cami İçerisinde Yapılması Önerilen İş Kalemleri

  • İç mekândaki mevcut ahşap döşeme elden geçirilecek, çürüyen ve aşınan kısımlar yenilenecektir. Döşeme üzerine elektrikli şilte ile kontrollü yerden ısıtma sistemi yapılacaktır. Ana giriş kapısı önündeki mermer seki kaldırılacaktır. Son cemaat yerindeki geç dönemde yapılmış granit kaplamalar kaldırılarak altında varsa özgün kaplama malzemesi (şeşhane tuğlası) basit onarımı yapılarak korunacak, kırılanlar yenisi ile değiştirilecektir. Eğer geç dönem eki doğal taş kaplamanın altında özgün malzeme bulunmazsa şeşhane tuğlası yapılacaktır.
  • Muhdes doğramalar, dolap kapakları ve raf sistemleri restorasyon projesinde belirtilen detaylarda masif ahşaptan ön koruma yapılarak imal edilmelidir. Muhdes giriş kapısı kaldırılmalıdır. Özgün kapı basit onarımla ile işlerliği kazanacak duruma getirilmeli, aksi takdir masif ahşaptan ön korumalı bir kapı imal edilmelidir. Muhdes ahşap kafesler ayıklanmalıdır. Üst kat kadınlar mahfilindeki kafeslerin yerine dönem yapılarında kullanılmış restorasyon projesinde detayı verilen ahşap korkuluk yapılmalıdır. Giriş bölümünü kapatan muhdes ahşap doğramalı bölmeler kaldırılmalıdır.

Cephelerde Yapılması Önerilen İş Kalemleri

  • Cephelerde yoğunlaşan yüzey kayıpları farklı boyutlarda oluşmuştur. 5 cm derinliğe kadar olan kayıplara müdahale edilmeyecektir. 5 cm den derin olan yüzey kayıplarında 15 cm e kadar çürütme yapılarak boşalan yere taş kaplama yapılacaktır.
  • Sıva dökülmesi görülen yerlerde öncelikle araştırma raspası yapılarak özgün malzeme karışımı belirlenmelidir. Dökülen bölümde özgün malzeme ile onarım yapılacaktır.
  • Geç dönemde yapılmış çimento esaslı harç müdahaleleri temizlenerek malzeme raporunda tespit edilen özgün malzeme kullanılarak gerekli onarım yapılacaktır. Minare gövdesindeki taşların derzlerindeki harç taşmaları ayıklanmalıdır.
  • Yapısal çatlaklara yapılacak müdahalede teknik rapora bağlı kalınacaktır. Çatlaklar bu rapora bağlı kalınarak sönmüş kireç ve agrega karışımı enjeksiyon harcı ile doldurularak onarılacaktır. Kılcal çatlaklarda özgün malzeme tespit edilerek bu malzeme ile doldurulacaktır.
  • Bitkilenme nin görüldüğü bölgelerde öncelikle mekanik yöntemlerle ayıklama, sonrasında çimlenme zamanı ilaçlama (randup ultra) yapılarak temizlenecektir. Doğu cephesindeki yosunlaşmaya neden olan nem ve zemin suyuna karşı restorasyon projesinde belirtilen detaylarda drenaj yapılacaktır.
  • Eksik ve bozulan tezyinatlar için öncelikle araştırma raspası yapılacaktır. Araştırma raspasında herhangi bir özgün veriye ulaşılamazsa benzer örneklerine uygun şekilde tamamlanacak veya yenilenecektir.
  • Metal bilezik, kenetler, gergiler ve lokma parmaklıklar üzerindeki geç dönem boyaları ve pas mekanik (zımpara) yöntemle temizlenecek ve kimyasal (iki kat antipas sürülerek) yöntemlerle korunacaktır. Metal eleman işlerliğini yitirdi ise yenisiyle değiştirilecektir.
  • Yıpranmadan dolayı oyulmuş veya önceki onarımlarda çürütülüp bırakılmış yüzeylerdeki malzeme kayıpları tamamlanmalıdır. Taş bloklar horasan harcıyla özgün duvara entegre edilmelidir.

 

KAYNAKÇA

Anadol, Çağatay; Ersoy, Seden, Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul

Akkuş, Ayla, İstanbul’daki Altı Dayanaklı Camilerin Başlangıcı ve Gelişmesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Bitirme Tezi, İstanbul 1971.

Aslanapa, Oktay; Mimar Sinan, Kültür Bakanlığı Yayınları,  Ankara 1992.

Ayvansarayi, Hüseyin Efendi, Hadikatü’l Cevami, İşaret Yayınları, İstanbul 2001.

Cezar, Mustafa, “Osmanlı Devrinde İstanbul Yapılarında Tahribat Yapan Yangınlar ve Tabii Afetler, Türk Sanatı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri 1, s.327-414, DGSA, İstanbul 1963.

Çobanoğlu, Ahmet Vefa, “Beyoğlu’ndaki Camiler”, Geçmişten Günümüze Beyoğlu I, Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı – Beyoğlu Belediyesi, İstanbul 2004, s.341-360.

Eraktan, Halid, “Fındıklı Camii”, İstanbul Ansiklopedisi, Koçu Yayınları, İstanbul 1971, C.10, s.5750-5752.

Eyice, Semavi, İstanbul Minareleri, Güzel Sanatlar Akademisi Türk Sanatı Tarihi Enstitüsü Yayınları:1, İstanbul 1963.

Gülersoy, Çelik, “Fındıklı’nın Tarihçesi”, Arkeoloji ve Sanat, İstanbul 1981, C.4, S.12-13, s.13-18.

Gülersoy, Çelik, “Fındıklı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 3, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1994, s.309-311.

Günay, Reha, Mimar Sinan ve Eserleri, YEM Yayınları, İstanbul 2002.

Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, Hazırlayanlar: Seyit Ali Kahraman – Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2003.

Haksan, M. Mermi, İstanbul Hamamları, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları, İstanbul 1995.

İyanlar, Arzu, “Molla Çelebi Külliyesi”, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2005, C.30, s.243-245.

Konyalı, İbrahim Hakkı, Mimar Koca Sinan’ın Eserleri, Ülkü Basımevi, İstanbul 1950.

Kuban, Doğan, “Sinan (Mimar)”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 6, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1994, s.563-567.

Kuran, Aptullah, Mimar Sinan, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul 1986.

Müller-Wiener, Wolfgang, İstanbul’un Tarihsel Topografyası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2002.

Orhonlu, Cengiz, “Fındıklı Semtinin Tarihi Hakkında Bir Araştırma”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Eylül 1955 İstanbul, C.8, S.11-12, s.51-70.

Orhonlu, Cengiz, Tophane-Cihangir-Salıpazarı-Fındıklı-Kabataş-Ayazpaşa Semtlerinin Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Mezuniyet Tezi, İstanbul 1950-51.

Öz, Tahsin, İstanbul Camileri, C. I-II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1997.

Özcan, Abdülkadir, “Mimar Sinan’a Siparişte Bulunanlar”, Mimarbaşı Koca Sinan Yaşadığı Çağ ve Eserleri I, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, İstanbul 1988, s.131-145.

Ramazanoğlu, Gözde, Mimar Sinan’da Tezyinat Anlayışı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1995.

Sönmez, Zeki, Mimar Sinan İle İlgili Tarihi Yazmalar-Belgeler, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1988.

Sözen, Metin, Türk Mimarisinin Gelişimi ve Mimar Sinan, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1975.

Tanman, Baha, “Molla Çelebi Camii”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, T.C. Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1994, C. 5, s.483-484.