Yerebatan Sarnıcı Proje Raporu

EMİNÖNÜ

YEREBATAN SARNICI

RÖLÖVE RESTİTÜSYON RESTORASYON RAPORU

YEREBATAN SARNICI RÖLÖVE RAPORU

I-A. HARİTA, ÖLÇME,ARAZİ VE KENTSEL KULLANIM BİLGİLERİ ÇALIŞMALARI        

Yapı zemin altında olup rölöve ölçme tekniğinde laser tarama yöntemi kullanılmıştır. Bu şekilde manuel veya laser ölçmedeki eksik ölçü verileri olmayacağı gibi gelecek kuşaklara yapının birebir ölçüm verisi digital ortamda bir veri olarak aktarılacaktır. Laser taramada 1 mm2’ ye 1 adet nokta gelecek şekilde renkli bir okuma gerçekleştirilmiştir.

Sarnıç içerisinde 10.000 yakın balık medusaların olduğu bölüme havuz yapılmak sureti ile alınmış ve zemin ölçümü de bu işlemden sonra tamamlanmıştır.

Her bir tonozun altına 360 derece okuma yapan laser tarama kurulmuş ve yapı içinde toplam 360 adet oturum yapılmıştır. Yapının bu şekilde tüm alanı taranmış ve elde edilen nokta bulutundan istenirse yapının aynısının uygulamasının yapılabilmesi için gerekli tüm veri elde edilmiştir. Bunun dışında yapıya ait tüm sütun ve tonozların orthophotoları ve Sanat Tarihi danışmanımız Feridun Özgümüş ile yerinde tespit edilen birbirinden farklı tipteki sütun başlık ve kaidelerine ait katı modelleme çalışmaları yapılmıştır.

Laser tarayıcıdan alınan veriler çizim programı autocad çizim programı ile ekibimizce digital olarak çizilmiştir.

B-B kesiti orthophoto
C aksı orthophoto
72 nolu tonoz orthophoto
15 nolu tonoz orthophoto
30 nolu tonoz orthophoto
126 nolu tonoz orthophoto
137 nolu tonoz orthophoto
45 nolu tonoz orthophoto
109 nolu tonoz orthophoto
60 nolu tonoz orthophoto
98 nolu tonoz orthophoto

I-B.2. 1. TARİHSEL ARAŞTIRMA

Sarnıç yapısı Fatih ilçesinde ,Sultanahmet’tedir. Yerebatan denilen bu eski Bizans su haznesi, Bazilika Sarnıcı olarak da adlandırılmıştı.

Ayasofya’nın yakınında olan ticaret bazilikasından alan sarnıç, kayalık olan arazinin oyulması suretiyle imparator I.Justinianos  (527-565) tarafından yaptırılmıştı. Bu hükümdarın inşa ettiği binalara dair bir eser yazan Prokopios, bazalika Stoa denilen etrafı revaklı meydanın bir kenarında şehrin su ihtiyacını büyük ölçüde karşılayan bu su hazinesini onun yaptırdığını bildirir. Tahmine göre sarnıcın yapımı 542’den az sonra gerçekleşmiştir.

Üstündeki taş döşeli meydan zamanla bozulmuş ve Bizans dönemi içinde burada evler yapılmaya başlanmıştır. Fatihten sonra ise Yerebatan Sarayı’nın üstünde evler hatta konaklar inşa edildikten başka, daha II. Mehmet (Fatih) döneminde (1451-1481) Satırbaşı Mehmet Ağa tarafından Üskübiye Mescidi olarak adlandırılan bir de mescid yapılmıştır. Böylece sarnıcın üstünün yoğun yerleşmeye sahne olduğu anlaşılır. Üstündeki evlerden, tonozlarda delikler açılarak buradan su çekiliyordu. 18.yy’nın ilk yarısında sarnıcın kuzeydoğu tarafında sekiz sütun, etrafları etrafları taştan duvarla çevrilerek takviye edilmişti. Fakat en büyük değişiklik güneybatı tarafta yapılarak sarnıcın geniş bir bölümü doldurulmuştur. Mamboury ‘ ye göre bu dolgu II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) yapılmıştır.

İstanbul’a gelen yabancı seyyahların meraklarını çeken Yerebatan Sarayı ile ilgili hurafelerde çıkmıştır. Üstünde konakların birinde yaşayan bir cariyenin burada intihar ettiği söylenir. Diğer taraftan bu su haznesinin dip taraflarında cinlerin bulunduğu ve hatta ufak bir kayıkla sarnıcın batı ucuna gitmeye kalkışan bir meraklının kaybolduğu ve duyulan kahkahalardan, bu kişinin cinler tarafından götürüldüğüne inanıldığı söylenmiştir. 19. yy içinde İstanbul’ a dair resimli kitaplarda sarnıcın gravürüne de yer verilmiştir. Yine aynı yüzyılda, Yerebatan Sarayı’nın üstünde Vakanüvis Mehmet Esad

Efendi’ nin (1789-1848) konağı bulunuyordu. Esad Efendi konağının yanında kagir bir kütüphane binası yaptırarak, sayısı 4000 ‘i aşan kitaplarını buraya vakfetmiş, ölümünde de bu kütüphanenin yanında defnolunmuştu. İçindeki kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi’ne taşındıktan sonra boşalan bina önce basımevi olmuş, sonra turistik eşya dükkânına dönüşmüş, vakıf sahibi ile ailesine ait mezarlar da önlerine duvar çekilerek, dışarıdan görülemez hale sokulmuştur. İstanbul’un Bizans sarnıçlarına dair etraflı bir çalışma yapan Ph. Forchheimer ile J. Strzygowski, 19. yy’in sonlarındaki imkanlarıyla Yerebatan’ın an batısındaki ucunu tam olarak tespit edemedikleri için buradaki sütun sayısını tahmini olarak vermişlerdir. Fakat sonraki inceleme ve ölçümler, tahminlerinde yanlışlar olmadığını göstermiştir.

Yerebatan Sarayı denilen sarnıcın tam ölçüleri, I. Dünya Savaşı yıllarında alınabilmiştir. İstanbul’a kadar gelebilen bir Alman denizaltısının katlanabilir botu, buraya getirilerek arkeolog E.Unger tarafından etraflı bir inceleme yapılmıştır. Sonraları sarnıcın içine bir sandal indirilmiş ve üstteki evin sahibi tarafından ücret karşılığında sarnıç içinde dolaşma imkânı sağlanmıştır. 1940’larda belediye tarafından giriş kısmındaki evler istimlak edilmiş, giriş için muntazam bir bina edilmiştir. Çok geniş ölçüde bir temizlik ve onarım, büyük şehir belediyesi tarafından 1985-1988’ de yapılmıştır. İçerideki su ve dipteki çamur birikintisi boşaltılmış, temizlenmiş, batıdaki ucuna kadar uzanan bir iskele yapılmış, ayrıca kuzeydoğu köşeye de kafeterya olarak kullanılması tasarlana bir platform inşa edilmiştir.

Yerebatan Sarayı olarak adlandırılan sarnıç içten 62.28 m. X 139.93 m. ölçüsündedir. Her bir dizede 28 tane olmak üzere 12 sıra sütun tuğla kemerleri ve bunların desteklediği tonozları taşır. Toplam sayıları 336 olan sütunlardan 8’i kuzey bölümde örme kılıf içine alınmış, güneybatıda 33 kadar sütun, etrafları çeviren bir dolgu duvarı içinde kalmıştır. Sütunların başlıkları kaba Korent üslubunda olup üstlerinde ayrıca impost başlıklar vardır. Kemer başlangıcında evvelce var olan ağaç gergi kirişlerinin yuvaları görülür. Tonozlar ise ‘Manastır tonozu’ denilen tipte olup kalıp kullanılmaksızın örülmüştür. Ortalara doğru bir sütunun gövdesi, dalları budanmış bir ağaç gövdesi gibi işlendiğine göre, bunun daha eski, herhalde 4-5 yy’lara ait bir yapıdan getirilerek devşirme malzeme olarak kullanıldığına ihtimal verilir. Sarnıcın duvarları 3-5 cm kalınlığında, su geçirmez bir harçla sıvanmıştır. Son onarımda, içerisi tamamen temizlendiğinde, sarnıcın tabanının muntazam tuğla döşeli olduğu görülmüştür ki

çalışma sürecinde de su tahliye edilmiş yazılı kaynaklardaki bu bilginin doğru olduğu tespit edilmiştir. Duvarlar kemer başlangıçlarına kadar sıvalı olduğuna göre, su bu seviyeye kadar doluyordu. Zaten sütun gövdelerinde de suyun yükseldiği seviyelerin bıraktığı izler görülür.

Son yıllardaki onarımda şimdiye kadar bilinmeyen bir keşifte bulunulmuş ve sarnıcın güneybatı köşesinde, geç dönemde yapılan dolgu duvarının arkasındaki sütunların, kısa gelen gövdelerini yükseltmek için, bunların altlarına kaide olarak, ilkçağa ait mermer bir anıtın parçalarının konuldukları görülmüştür. Bunlar Medusa (veya Gorgon)  başları olup geç antik çağda bir İstanbul anıtını süslüyordu. Yerebatan Sarayı olan sarnıç yapıldığında bu dev ölçülü kafalar, sütunların kaidesi olarak kullanılmıştır. Bu son yıllarda Yerebatan’da ortaya çıkarılan en önemli buluştur.

I-B.2.6.RÖLÖVE RAPORU

YAPININ KONUMU

Fatih ilçesi, Sultanahmet, Alemdar Mahallesi, Yerebatan Caddesi, numara 1-13  adresinde yer almaktadır. 12 x 28 sütun sırası ile toplam 9800 m2 lik bir alana sahiptir (şekil 1). Yapının giriş yapısı 37 ada 14 parsel üzerindeki dikdörtgen planlı, kagir yapıdan yapılmaktadır. Çıkışı ise 54 ada 1Parselde olup 1987-1988 yıllarında yapılmış bodrum kat ve zemin kattan oluşan betonarme bir yapıdır.

Sarnıcın giriş yapısının bulunduğu 54 adanın üzerinde 1940’ lı yıllarda iskan ile mevcut yapıların yıkılması sonucu oluşturulan bir meydan ve bu meydanda bu yıkımlar sırasında açığa çıkarılan minyon taşı, su taşı ve bir çeşme bulunmaktadır.

Yapı İstanbul Büyükşehir Belediyesince Kültür A.Ş firmasına verilmek sureti ile işletilmektedir. Yapı kendi mimarisi ile bir müzedir ve müze olarak ziyarete 1986-1988 yıllarındaki onarımından sonra açılmıştır.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ

Yerebatan sarnıcının planı düzgün dikdörtgendir (şekil 2). Sarnıç iç ölçüleri 62.28 m. X 139.93 m. dir (şekil 2). Kısa kenarda 12, uzun kenarda 28 adet sütun sırası vardır. Sütunlar Binbirdirek sarnıcı, şerefiye sarnıçları gibi tek tipte değildir. Yapılan sanat tarihi araştırmalarında 98 adet sütunun Yerebatan sarnıcı için özel yapıldığı ancak diğer sütunların devşirme olduğu tespit edilmiştir.

Sarnıca 54 ada tescilli 14 parsel üzerindeki kagir yapıdan girilmektedir. Sarnıcın girişinin olduğu 54 adada 1940’ lı yıllarda istimlak çalışmaları ile yapıların yıkılıp sarnıç için düz ve sade bir giriş yapısı yapıldığı bilgisi yazılı kaynaklarda yer aldığı gibi kurul arşivindeki eski raporlarda da açıklanmaktadır. Ancak yapı 1933 yılındaki hava fotoğrafında (bkz. Fotoğraf 1) tespit edilmektedir. Bu nedenle yapının 1940’ lı yıllarda yapılmış olduğu bilgisi neye göre kaynaklarda verilmektedir bilinmemektedir.

Giriş binasına doğu cephesinden çift kanatlı ahşap kapıdan girilir. Giriş holünün sağında bilet gişesi bulunmaktadır. Gişe bölümünün arka bölümünde 2 oda vardır. Doğuya bakan oda idari olarak kullanılırken yanındaki batıya bakan oda da personel yemek bölümüdür. Giriş holünün solundaki yapı ise müdür odası olarak kullanılmaktadır. Bu oda 2010-2011 yılında yapıya eklenmiştir. Sarnıca iniş merdivenleri giriş kapısının karşı aksındadır. Sahanlıklı merdivenler ‘U’ formundadır. Merdivenden inildikten sonra merdiven hattına dik konumlanan bir ara holden sarnıcın üst kotundan girilir. Sarnıcın üst kotta kalan sahanlığından yürüme platformunun olduğu zemine ise 32 rıhtlı basamak ile ulaşılır. Giriş holü, iniş merdivenleri, sahanlıklar ve ara hol mermer kaplıdır. Giriş merdivenleri 142 cm. eminde basışlar 30 cm genişliğindedir. Çıkış merdiveni 30 basamaklıdır. 30 rıhtlı olan merdiven 276 cm. genişliğinde basışlar ise 30-31 cm enindedir.

Merdivenin alt kısmında 2 adet niş vardır. Bunlar mevcutta sergi alanı ve depo olarak kullanılmaktadır. Giriş merdivenlerinin karşısında ziyaretçilere hizmet eden rehber hizmeti sağlayan kapalı bir kabin vardır. Ahşap konstrüksiyondan yapılan kulübenin karşısında merdivenin yanında yan yana 2 adet maket sergilenmektedir. Sarnıcın batı duvarına yaslanmış, bu maketlerin sağ kısmında Osmanlı kıyafetlerinin giydirilerek fotoğraflarının çekildiği bir stant kurulmuştur.

Sarnıc betonarme olarak inşaa edilmiş yürüme yolu güzergahı ile dolaşılmaktadır. 1986-1988 yıllarındaki onarım sırasında 1,5- 2 m. lik balçığın sarnıç tabanından kaldırılması ile kuzeybatı ucundaki son sıra sütun aksında sütun alt kaide olarak 2 adet sütunda medusa başlarının kullanıldığı tespit edilmiştir. Tarihi bir önemi ve güzelliği olması olan bu başlıkların sergilenmesi sarnıcın başından sonuna kadar giden mevcut yürüme yolu hattı ve betonarme olarak yapılması Anıtlar kurulunca kabul edilmiş ve onaylanarak uygulanmıştır.

Çıkış yapısı yine 1986-1988 yıllarındaki onarım sırasında projelendirilmiş ve Anıtlar kurulunca onaylanarak inşaa edilmiştir. Çıkış binası ve giriş binası güney duvarı üzerindedir. 2 merdivende güney duvarına paralele olarak konumlanır ve tek kolludur.

Yürüme yolu bu merdiven akslarına dik olarak konumlandırılmış olup tüm sarnıcın algılanmasını sağlayacak biçimde ziyaretçileri sarnıç içini dolaştırmaktadır.

Sarnıç duvar kalınlığı tespit edilememiştir. Giriş binasından sarnıca geçiş sağlayan ara holün uzunluğu 280 cm. iken çıkış binasındaki sarnıç ile yapı arasındaki bağlantı holü uzunluğu 409 cm. dir.

Yapı günümüze gelinceye kadar bilinen 18. Yüzyıl itibari ile çeşitli onarımlar geçirdiğidir. 18. Yüzyılda sarnıcın projede L8,K8,J8, L9,K9,J9,K10,L10,J10 olarak tanımlanan toplam 8 adet sütun etrafı kesme taşlar ile örülmek sureti ile güçlendirilmiştir. Daha sonra üst yapılaşma nedeni ile II.Abdülhamit döneminde batı duvarındaki ortalama 114 m2 lik alan bir duvar ile çevrelenerek sarnıcın diğer alanından ayrılmıştır. Kapatılan alanda mevcut sütun aksları devam ettirildiğinde 33 adet sütunun 38 adet tonozun tamamen kapatılan bölümde kaldığı görülmektedir. Kapatılan bölümün arkasında projede D28 ve  E28 olarak tanımlanan sütunları medusa başlarının olduğu sütunlardır. Yakın dönemde  il özel idare binası yapım aşamasında sarnıcı güçlendirme çalışmaları yapılmış bu süreçte projede L12,L13,L14,K12,K13,H9,H10 VE I9 olarak tanımlanan 8 adet sütunda da betonarme güçlendirme yapılmıştır. Kurul arşivindeki taşıyıcı sistem raporları incelendiğinde o dönemde bazı tonozlarında onarıldığı anlaşılmaktadır. Yine aynı dönemde çatlak olan sütunlarda çemberlemede yapılmıştır. Son olarak 1986-1988 yıllarında yapılan esaslı onarımlarda sarnıçtaki yürüme yolları yapılmış, sarnıç içindeki balçık temizlenmiş, tonozlarda derz onarımları yapılmıştır.

Yapıda mevcutta 336 adet sütun vardır. Bunlardan 33 adedi II. Abdülhamit döneminde kapatılan duvarın arkasında kalır. Toplamda 377 adet tonozu vardır. Bunlardan 38 adet tonozu tamamen kapatılan duvarlar arkasında kalmıştır. 333 adet sütunu 339 adet tonozu ile Yerebatan sarnıcı 5. Y.y. Bizans döneminden günümüze ulaşan önemli bir arkeolojik eserdir.

1933 yılı hava fotoğrafı (işaretli yapı sarnıç giriş yapısı) fotoğraf-1

 

Vaziyet planı şekil-1
Sarnıç iç fotoğrafı (fotoğraf-2)
Sarnıç iç fotoğrafı (fotoğraf-3)
Sarnıç iç fotoğrafı (fotoğraf-4)

Sarnıç taşıyıcı sistemi modüler bir sistemin birbirini takip etmesinden oluşur. 4 ayak üzerine oturtulan tonozlar yan yana getirilmek üzere sarnıç yapısını oluşturmuştur.

  5. Yüzyıl sarnıcının sütunlarının bir çoğu devşirmedir. Yukarıda da değinildiği üzere 336 adet sütundan sadece 98 adet sütunun Yerebatan sarnıcı için özel yapıldığı tespit edilmiştir.

Sütun gövdesi aşağıdan yukarıya doğru daralır. Daire planlı olan sütunların kaideye oturan s gövde çapı ortalama 0.80-0.90 m., başlığın oturduğu üst çapı ise ortalama 0.70-0.80 m. dir. Yerebatan sarnıcında sadece 1 adet devşirme kare planlı sütun gövdesi bulunur. Bu sütun projede G 23 olarak tanımlanmıştır (bkz. Fotoğraf 2,3,4,5).

Sarnıç iç fotoğrafı (fotoğraf-5)

Sütun başlıkları korent üslup (6.yüzyıl) (B13,D13,E13,F13…vb. numaralı sütun başları) ve  impostlu başlık (A 13,C13,K5,J5,I5..vb. sütun başları) olarak yapılmıştır (bkz. Fotoğraf 6,7,8,9). Bazı korent başlıkları işlenmeden de kullanılmıştır (F 17, F 18..vb. numaralı sütun başları, bkz. Fotoğraf 10,11). Korent sütun başlıkları üst kısmında da impost bulunur bunlara impostlu sütun başlıklarda denilir. İmpostlu sütun başlıkları (korent üslubunda olanlar ) 1.16 m-1.30 m olarak yükseklikleri değişkenlik göstermektedir. Sadece impost başlık olanların yüksekliği 0.50 m- 0.90 m. arasında değişkenlik gösterir. Bunun dışında impost başlığında arşitrav olarak devşirme kullanılan sütun başlığı gibi örneklerde vardır(bkz. Fotoğraf 12). Yine 5.-6. yy sütun başlığı F28 numaralı sütunda devşirme olarak kullanılmıştır(bkz. Fotoğraf 13). Sütun başlığı ile sütun gövdesi arasında bazı sütunlarda bilezik kısmı yoktur. Bileziği olan sütunlarda bileziğin  yüksekliği ortalama 0.10-0.20 m. dir.

Alt kaideler ise bazı sütunlarda bir bölüm bazı sütunlarda 2 bölüm olarak yapılmıştır. Örneğin projede E 12, E 11, F 12, F 11, F 9 , F10 numaralı ile tanımlanan sütun gövdeleri direk olarak dikdörtgen planlı alt kaide taşına oturtulmuştur (bkz. Fotoğraf 14,15). Ancak I13, I14, J13, J14, K 4, K 5 gibi sütunlarda ise gövde ile an alttaki düz kısım arasında ‘C’ ve ‘S’ kıvrımlı profilli bir bölüm daha geçiş olarak eklenmiştir (bkz. Fotoğraf 16,17) . Sütun alt kaide ölçüleri sarnıç içinde değişkenlik göstermektedir. Örneğin E26 nolu sütun alt kaidesi devşirme malzemeye örnektir (bkz. Fotoğraf 24)

İmpost başlıklı korent sütun başlığı (fotoğraf 6)
+0.00 kot planı şekil-2
İmpost ve impost başlıklı korent sütun başlığı (fotoğraf 7)

Sarnıcın üst örtüsünü aynalı tonozlar oluşturmaktadır. Tonozlar tuğla ile örülmüştür. Tonozlarda, kemerlerde kullanılan tuğlalar 4-5 cm. yüksekliğinde 36-38 cm. genişliğindedir. Derzleri ise 4-5 cm. genişliğindedir. Tonozlar günümüze iyi durumdadır. T 294 ve T 28 olarak projede tanımlanan tonozlarda ortalama 1.5 m x 1.5 m olarak havalandırma delikleri açılmıştır (bkz. Fotoğraf 18,19).  Tonozlar kemerlere kemerlerde sütunlara taşıtılmaktadır. Sütun üst başlıkları üst kotunda, kemerin sütuna oturduğu bölümlerde her bir sütun açıklığını yatayda bağlayan demir gergi sistemi vardır (bkz. Fotoğraf 20-21).

Sarnıcın zemin döşemesi pişmiş tuğla olup 40 cm. x 40 cm. ebadındadır (bkz. Fotoğraf 22-23-24-25). Döşeme F ve G aksları arasında bulunan kanala doğru dar kenarlardan orta aksa eğimli olduğu gibi kuzey duvarından güney duvarına doğruda eğimlidir. Kuzey duvarındaki kot  – 2.51 iken güneydeki kot -2.66 dır. Ayrıca uzun duvara paralel olan orta akstaki kanalda kot ortalama -2.67 iken doğu ve batı duvarında – 2.48 ‘ dir. Çalışma sürecinde sarnıç suyu boşaltılmış ve sarnıç içerisindeki balıklar medusa başlarının (bkz. Fotoğraf 26-27) olduğu kısımda oluşturulan havuza alınmıştır. Şu an sarnıca su dolmaya devam etmektedir. Sarnıçtaki su seviyesi ortalama 50-60 cm. olmaktadır.

Yapı zeminden tonoz içine kadar  ortalama 9.60 m. yüksekliğindedir. Sütunların impost üst kısmına kadar zeminden olan yüksekliği ortalama 7.60 m.dir. Zeminden kemer altına kadar olan yükseklik ortalama 8.80 m.dir. Sarnıç çevre duvarları ortalama 8.90 m. yüksekliğindedir ve  horasan sıva ile sıvalıdır (bkz. Fotoğraf 28-29). Yapı çevre duvarları köşe bölümleri 90 derece örülmemiştir. Su yapısı olduğundan köşeler pahlı olarak örülmüştür.

Yapıya ait kesitler raporumuzda şekil,3,4,5 ,6 ve 7 numaralı ile eklenmiştir. Yapı sütun özellikleri, zemin kot farklılıkları, sarnıç yapım sistemi bu çizimlerde ayrıntılı olarak gösterilmiştir.

İmpost başlıklı sütunlar (fotoğraf 8)
İmpost ve impost başlıklı korent sütun başlığı (fotoğraf 9)
İşlenmemiş korent başlığı (fotoğraf 10)
İşlenmemiş korent başlığı (fotoğraf 10)
İmpostlu başlığında impost yerinde devşirme arşitrav parçası kullanılmıştır ( fotoğraf 12)
5.-6. Yüzyıl sütun başlığı (fotoğraf 13)
Sütun alt kaidesi (fotoğraf 14)
Sütun alt kaidesi (fotoğraf 15)
Sütun alt kaidesi (fotoğraf 16)
Sütun alt kaidesi (fotoğraf 17)
T 28 nolu tonoz fotoğrafı (fotoğraf 18)
T 294 nolu tonoz fotoğrafı (fotoğraf 19)
T 62 nolu tonoz fotoğrafı (fotoğraf 20)
T 127nolu tonoz fotoğrafı (fotoğraf 21)
Tuğla zemin döşemesi (fotoğraf 22)
Tuğla zemin döşemesi (fotoğraf 23)
Tuğla zemin döşemesi (fotoğraf 24)

 

Tuğla zemin döşemesi (fotoğraf 25)
Medusa D28 nolu sütun (fotoğraf 26)
Medusa E28 nolu sütun (fotoğraf 27)
Horasan sıvalı çevre duvarları (fotoğraf 28)
Horasan sıvalı çevre duvarları (fotoğraf 29)
Sarnıca ait A,B ve C kesitleri
Sarnıca ait D,E ve F kesitleri
Sarnıca ait G,H ve I kesitleri
Sarnıca ait J,K ve L kesitleri

 

Çıkış merdiveni ve yanındaki kafe bölümü
Rehber hizmetinin verildiği banko ve arkasında giriş merdiveni
Giriş merdiveni yanındaki Osmanlı kıyafetlerinin giyilerek fotoğraflandığı stand fotoğrafları
Giriş merdiveni yanındaki Osmanlı kıyafetlerinin giyilerek fotoğraflandığı stand fotoğrafları
Giriş merdiveni altındaki 2 adet niş
Giriş binası ve üst kısımdaki meydan
Giriş binası ve üst kısımdaki meydan
Giriş binası ve üst kısımdaki meydan
Çıkış Binası
Çıkış Binası

YAPIDAKİ BOZULMALAR

Yapı 5. Yüzyıldan günümüze ulaşmayı başaran 1500 yıllık bir geçmişe sahip çok önemli bir kültür mirasımızdır. 336 adet sütun ve sütunların üzerine kemerler yardımı ile oturan toplam 377 adet aynalı tonozdan oluşan dikdörtgen planlı bir sarnıçtır. Yapı  Osmanlı döneminden itibaren korunma altına almaya çalışılmıştır. Bu geçen süreçte özellikle yakın tarihte sarnıcın bakımsız bırakıldığı, üstteki yapılaşmalar nedeni ile zarar gördüğü kesindir. Ancak yine halkımızın ve idari yönetimdeki kişilerin hassasiyeti ile günümüzde müze işlevi ile günde ortalama 5000 ziyaretçiye kapılarını açan önemli bir kültür mirasımız olmaya devam etmektedir ve devamda edecektir. Sarnıç alan olarak çok büyük bir bölüme yayılır. Buda üstteki yapılaşmaları etkilemektedir. Anıtlar kurulunda alınan koruma kararları ile sarnıç üzerinde artık inşai faaliyete izin verilmemektedir. Son olarak ta il özel idarenin yapısı yıkılarak sarnıç üzerindeki yük azaltılmıştır. Sarnıç üzerindeki yapılaşma yakın dönemde olduğu gibi Osmanlı döneminde de yapılmış tescilli eserlerdir. Ancak yukarıda da değinildiği üzere önce koruma kurulu tarafından alınan karar ile sarnıç üzerinde yapılaşmaya izin verilmemektedir.

Sarnıç ta mevcutta tonoz, sütun, kemer ve duvar elemanlarında ciddi bir hasar tespit edilmemiştir. Danışmanlarımızdan Prof.Dr. Ahmet Ersen’ inde belirttiği gibi sarnıç arkeolojik bir alandır. Bu alanda en az müdahele en doğru müdahale olacaktır.

Sütunlarda çok ciddi çatlak oluşumları çalışma sürecinde tespit edilmemiştir. Aynı şekilde tonozlarda da tespit edilen çatlaklar ince çatlak diyebileceğimiz gruplandırmaya girer. Ancak gözle yapılan bu incelemedeki bozulma tespiti uygulama sırasında yapılmalıdır. Sütun başlıklarında malzeme kaybı G27, E 27, J28 ,I 28,K 27, E 14, F10 ve 11,C10 ve 11,G 9 ve 12,13 numaralı başlıklarda tespit edilmiştir. B4, G21, C6, K15, G13,D 5, I14, F21, F18, F16, G20 ve G22  numaralı sütunlarda çatlak tespit edilmiştir.

Yakın dönemde yapılmış onarımlarda çatlağı olan veya malzeme kaybı bulunan sütunlarda çemberlemeler yapılmıştır. Bu sütunlar; L4, K4, J4, I4, L28, D4, L5, K5, J5, I5, D27, K27, J27, L27, I28, B28, K3, K5, K7, K27, K26, K25, K24, K23, K22, K20, K21, K19, K28, F3, F6, F26, J28, J27, J 26, J25, J24, J23, J21, J20, J19, J18, J15, J7, J6, J5, J4, J3, B28 ve B10 olarak tanımlanmıştır.  Sütunlarda tespit edilen malzeme kayıpları da vardır. Ancak bu malzeme kayıplarının ilk özgün durumundan mı bu şeklide idi yoksa bir dönemi malzeme kaybı oluştuğunu uygulama sırasında sütunlar temizlendikten sonra kırılma yüzeyinin konunun uzmanlarınca incelenerek karar verilmesi doğru olacaktır.

Yerinde yapılan incelemelerde B5,C27,K28,I28,C28,A28,K19,K18,K15,J17,J16,J15,C2,B11,B5  nolu sütunlarda malzeme kaybı tespit edilmiştir.

Sütunlarda yılların getirdiği yüzey aşınmaları, yosunlanma, kirlenme, tuzlanma gibi bozulmalar da tespit edilmiş rölöve paftalarına işlenmiştir (bzk. Rölöve kesit paftaları).

Çevre duvarlarında da kirlenmeler, tuzlanmalar tespit edilmiştir. Sıvalarda kabarma, dökülme gibi bozulmalar yoktur.

Tonozlarda da kirlenmeler, yosunlanma ve tuzlanmalar vardır. Yakın dönem onarımlarında yenilenen kısımları da mevcuttur. Bu bozulmalar rölövede tavan planında ayrıntılı olarak incelenmiştir (bkz. Rölöve tavan planı). T 294 ve T 28 olarak projede tanımlanan tonozlarda ortalama 1.5 m x 1.5 m olarak havalandırma delikleri açılmıştır (bkz. Fotoğraf 18,19). 

Demir gergi demirleri siyah boyalı olduğundan paslanıp paslanmadıkları tespit edilememektedir. Uygulama sırasında boya raspası sonucuna göre hasarları tespit edilerek konunun uzmanlarınca değerlendirildikten sonra onarımları yapılmalıdır

RESTİTÜSYON RAPORU

5.Yüzyıl Theodosius dönemine ait olan sarnıç 21. Yüzyıla ulaşan tarihe tanıklık yapmış kültür miraslarımızdandır. Yapının ilk dönemine ait elimizde bilgi olmadığından sarnıcın Bizans dönemi restitüe edilememiştir. Sarnıcın 19. Yüzyıl dönemi restitüe edilmiştir.

Buna göre restitüsyonda alınan kararlar şunlardır;

  • Giriş yapısı restitüsyonda da korunmuştur. Yapıya 2011 yılında eklenen müdür odası kaldırılarak giriş ve arka odalar mevcut durumuna göre korunarak restitüe edilmiştir. Cepheleri mevcuttaki gibi almaşık duvar örgüsü ile çizilirken, doğramaları ahşap olarak önerilmiş, lokmalı demir parmaklıkları korunmuştur.
  • Bizans sarnıçlarında sanat tarihi raporunda da belirtildiği gibi sarnıca merdivenli bir girişin olması gereklidir. Osmanlı sarnıca giriş merdiven yerlerini değiştirmeyerek mevcut merdivenleri korumuştur. Yapıya yakın dönemde çıkış merdiveni ve çıkış yapısı eklenmiştir ancak giriş merdivenleri ile ilgili elimizde net bir bilgi olmadığından giriş yapısı ve sarnıca giriş bölümü, merdivenleri mevcut durumu ile korunmuştur
  • Sarnıç içindeki betonarme yürüme yolları kaldırılmıştır.
  • Alman arkeolojiden alınan fotoğraflarda bazı gergi demirlerinin 1940’ lı yıllarda olmadığı görülür. Günümüzde eksik olan gergi demiri sadece giriş merdivenin bulunduğu  tonozdur. Gergi demirleri mevcuttaki gibi demir olarak önerilmiştir. Ahşap gergi olduğuna dair bir bilgi olmadığından mevcut durum korunmuştur.
  • Sarnıç planı mevcut durumu ile korunmuştur. 18. Yüzyılda yapılan 8 adet sütundaki güçlendirme ile II.Abdülhamit dönemi kapatılan kısım restitüsyonda aynen korunmuştur.
  • Yakın dönem (1967-1986) yapılan onarımlarda betonarme olarak güçlendirilen sütunlar elimizde belge olmadığından impost başlıklı olarak restitüe edilmiştir.
  • Tüm sütun, üst başlık ve alt kaideleri, tonozlar mevcut durumları ile restitüe edilmiştir.
  •  Çevre duvarları mevcut durumuna göre horasan sıva olarak restitüe edilmiştir.
  • Kubbemsi tonozların orta kısmındaki hava delikleri mevcuttaki özgün olan havalandırma deliklerine göre restitüe edilmiştir.
  • Çıkış binası ve çıkış merdiveni restitüsyonda kaldırılmıştır.

RESTORASYON RAPORU

1500 yıllık yapı restorasyonu en az müdahale ile yapılmalıdır. Yapının tamamen temizlenmesi yada yenilenmesi söz konusu değildir. Günümüze ulaşan yapının gelecek nesillere aktarılmasını sağlayacak yapı taşıyıcı sistemine ilişkin ve malzemenin korunumuna ilişkin kararlar alınmıştır. Yapıya yapılacak müdahelerle ilgili KUDEP laboratuvarından alınan raporda da uygulama yöntemleri belirlenmiş ancak uygulama sırasında yapıya ilişkin ek bir müdahale raporunun hazırlanması gerektiği vurgulanmıştır (bkz. Malzeme raporu).

Yapı restorasyonun da alınan kararlar şunlardır;

  • Öncelikle sarnıç giriş ve çıkış yapıları mevcut durumları ile korunmuştur. Sadece 2011 yılında giriş yapısına eklenen oda kaldırılmış özgün yapı konturu korunmuştur. Giriş yapısı dikdörtgen formlu olup giriş holü, gişe bölümü ve arkada 2 odadan oluşur. Mevcutta giriş bölümüne doğu cephesinden giriş sağlanmaktadır. Günümüzde müze işlevi ile günde 5000 ziyaretçiye açık olan yapının giriş önündeki alan yeterli olmadığından alanda sıralar oluşmaktadır. Bu nedenle restorasyonda giriş kapısı güney cephesinden önerilmiştir. Ayrıca mevcutta yapı saçağı kısa olduğundan özellikle kış aylarında yağmur ve karlı havalarda ziyaretçilerin sırada beklerken korunacakları bir alan yoktur. Restorasyonda giriş kapısı güney duvarından yapılmakta ve ön kısmında ufak ir bekleme meydanı önerilmektedir. Meydanın üst örtüsüde cam bir saçak ile kapatılmaktadır. Cam örtü çelik konstrüksiyonlara taşıtılmaktadır.
  • Giriş yapısının cephesinde yapılmış boyaların raspası önerilir. Taş ve tuğla örgünün açığa çıkarılması sağlanmalıdır.
  • Pencereler ve kapı ahşap doğrama olarak yenilenecektir.
  • Bina iç boyasının yenilenmesi önerilmiştir.
  • Yapı içine mevcut merdivenlerden girilecektir. Mevcut betonarme döşemenin kötü görüntüsü ve kullanım zamanı da göz önüne alınarak modern malzemeler ile yenilenmesi önerilmiştir. Yenilenecek olan yürüme yolu güzergahı mevcut güzergah ile aynı olacaktır. Çünkü sarnıç döşemesi özgün olup arkeolojik bir belgedir. Bu belgeyi tekrar zedelemek koruma anlayışına ters olacağından yeni yapılacak yürüme yolu strüktür olarak yenilenecek ancak güzergah olarak mevcut hali ile korunacaktır.

Betonarme ayaklara oturtulan mevcut taşıyıcı betonarme kesim aletleri ile özgün döşeme kotundan kesilecektir. 3 m.x 3m. ebadında önerilen tamamı çelik sistemdeki modül yan yana getirilmek sureti ile yürüyüş yolu kurulacaktır. Çelik ayaklar sökülen betonarme ayakların olduğu yere plakalar üzerine oturtulup ankraj edilecektir.

  • Yapı içindeki bazı sütunlarda çemberleme yapılmıştır. Uygulama sırasında çemberlemeler tek tek kontrol edilmeli, montaj olan bölgelerde mesafe olmayan çemberler sökülerek yenilenmelidir. Mevcutta çemberler paslanmaz malzemeden değildir. Uygulamada sökülmeyen çemberlemelerin mekanik yöntemle temizlenmesi ve paslanmayı engelleyecek boyalar ile boyanması önerilmektedir
  • Mevcutta tespit edilen çatlak olan sütunlara da taşıyıcı sistem raporunda verilen detaya uygun olarak çemberleme yapılması önerilir (bkz. Taşıyıcı sistem raporu).
  • SÜTUNLARDAKİ YOSUNlANMA, TUZLANMA VE KİRLENMELERE KARŞI UYGULANACAK TEMİZLEME YÖNTEMİ: Atomize su kullanılarak plastik fırçalarla temizlik yapılması önerilir. Bir başka şekilde eğer uygulama sırasında balıklar başka bir yere alınır ise amonyum bikarbonat çözeltisinin yüzeylere kağıt hamuru yardımıyla kompresi şeklinde temizlik çalışması da önerilen yöntemlerden bir diğeridir (bkz. Malzeme raporu)
  • SIVALI DUVAR YÜZEYLERDE YOSUNLANMA, TUZLANMAVE KİRLENMELERE KARŞI UYGULANACAK TEMİZLEME YÖNTEMİ: Küçük el aletleri ile hassas mekanik temizlik yapılması
  • SÜTUNLARDAKİ ÇATLAKLAR: Mevcut çemberleme var ise çemberlerme sisteminin kontrol edilmesi ve gerekli ise taşıyıcı sistem raporuna göre değiştirilmesi önerilir. Çatlak olan yerlere özgün harç ile enjeksiyon yapılması önerilir.
  • TONOZLARDAKİ MALZEME KAYIPLARI: Özgün örüm tekniğine göre tamamlanması önerilir.
  • BETONARME OLARAK GÜÇLENDİRİLEN SÜTUNLAR: Yapının bu bölümleri askıya alınmak sureti ile betonarme kısım dikkatlice sökülmelidir. Alttan çıkan sütun var ise malzeme raporunda açıklandığı şekli ile restore edilmelidir. Eğer yok ise mermerden yeniden yapılmalıdır (bkz. Malzeme raporu)
  • Çıkış binası mevcut durumu ile korunacak ancak plan tadilatı yapılacaktır. Sarnıçtan çıkış merdiveni mevcut durumu ile korunurken yapının çıkış bina kapısı sarnıç çıkış aksının karşısına alınmıştır. Oluşturulan bu aksın solunda kitap evi olabilecek bir dükkan önerilmiştir. Çıkışın olduğu kapıdan hem dükkana hemde yeni önerilecek terastaki kafeye giriş ve çıkışlarda olacağından ana çıkış binasından büyük bir bekleme alanına girilir ve sonra ayrı bir kapıdan sarnıca geçilir. Mevcut asma kata çıkan merdivenden asma kata ve oradan da terasa ulaşım sağlanmıştır. Merdiven evi üst kısımda cam ve çelik konstüksiyon olarak yükselecektir. Terasa hizmet eden soğuk yiyecek bölümü ve içecek hazırlanması için küçük bir mekan ile bu mekanın yanında idari personel için küçük bir yemek yeme bölümü tasarlanmıştır. Asma katta 1 dükkan ve idari oda bulunur. Kitap evinin üst kısmında da alt kattan merdiven ile ulaşılan asma kat önerilmiştir. Tescilli ese olmadığından şu anki kullanımı ile atıl kalan asma kat ve teras katları

bu proje ile değerlendirilmiştir. Aya Sofya Caminin karşısında kalan çıkış bina cephesi de mevcuttakinden daha modern bir biçimde tasarlanmıştır. Kitap evi vitrini tamamen geniş bir cam alanla geçilirken sarnıç çıkış kapısı da bir o kadar geniş ve saydam çizilmiştir. Kapı yanlarından çıkan yalancı payandalar ile sağ ve solundaki cephelerden kopartılarak vurgulanmıştır.

Yeniden tasarlanan yapının döşemeleri mermer, duvarlar ve tavanlar sıvalı olarak önerilmiştir. Cephe brüt beton kaplama olarak önerilmiştir. Merdivenlerde mermer kaplanmıştır.

Mevcutta depo olarak kullanılan ve eşyalardan dolayı tam ölçü alınamayan mekanda depo ve sistem odası mekanları çözümlenmiştir. Ancak uygulama sırasında mekanın boşaltılması gerekirse tekrardan projelendirilmesi önerilir.

İznik ve Surları

İZNİK VE SURLARI

İznik Sempozyumu Afişi / CÜNEYT ŞENYAVAŞ

İznik Tarihsel Kronoloji

1.Helenistik Dönem : M.Ö. 334 – M.Ö. 30

    1.1. Bitinya (Bıthynia) Krallığı Dönemi (Kurucu Dönem): M.Ö. 377 – 64

  1. Roma Dönemi : M.Ö. 30 – M.S. 303

    2.1.Roma’dan Bizans’a Geçiş Dönemi (M.S. 303 – 5. Yüzyıl) / Geç Roma Dönemi

  1. Doğu Roma İmparatorluğu( Bizans) Dönemi (5.yüzyıl – 1331)

     3.1. Erken Dönem Bizans Dönemi (5 – 7. yüzyıl)

     3.2. İkonaklazma Dönemi (726 – 842)

     3.3. Orta Bizans Dönemi (842 – 1204)

             3.3.1  Türk Dönemi / Anadolu Selçuklu Dönemi (1080 – 1097)

      3.4 Latin İstilası Dönemi (1204 – 1261)

             3.4.1. İznik İmparatorluğu’nu (1204 – 1261)

       3.5.  Geç Bizans Dönemi / II.Bizans Dönemi (1261 – 1331)

  1. Türk Dönemi (1331 – ∞ )

        4.1. Osmanlı Dönemi (1331 – 1922)

        4.2. Cumhuriyet Dönemi (1923 – ∞)

İznik ( Nikaea) Şehri Tarihsel Gelişim süreci

  1. Helenistik Dönem: M.Ö. 334 – M.Ö. 30

           1.1.Bitinya (Bıthynia) Bölgesi  ve  Bitinya Krallığı (Kurucu Dönem): M.Ö. 377 – 64

Bitinya Bölgesi; günümüz İzmit Körfezi,İstanbul’un Anadolu yakası, Kocaeli, Adapazarı,Bolu Zonguldak’ın batısı ve Bursa illerinin bulunduğu coğrafi alanın, antik çağ ve sonrasındaki adıdır.

(Bitinya Krallığı veya Bitinya, M.Ö.377 ve M.Ö.64 yılları arasında Nıcaea (İznik) başkentli,İzmit Körfezi,İstanbul,Sakarya ve Bursa arasında kalan bölgede hüküm sürmüş Trak kökenli Bitinler tarafından kurulmuş bir devlettir.)

Bitinya dönemine kısaca değinecek olursak; MÖ 10 ve 8. yüzyıllarda İskit akınlarından kaçan Trakya kökenli Bitinler1, bölgeye yerleşmiş ve bölgeye Bi- on adını vererek Bithyn “Thin yurdu” veya “Thyn ülkesi” anlamına çevirerek ”Bithynia” adını vermişlerdir.2 Herodot, Xenophon gibi antik çağ yazarlarına göre Bitinyalılar göçebe bir Trak kavmidir. Herodot Trakların Asya’ya geçtikten sonra Bitinyalılar adını aldığını kendi dediklerine göre eskiden Strymon kıyılarında oturdukları için Strymonoialılar olarak bilindiklerini vatanlarından kovulunca başlarında Artabanos’un oğlu Bassakes önderliğinde Küçük Asya’ya yerleştiklerini anlatmaktadır. Antik Çağ’ın ünlü coğrafyacısı Strabon göre (M.Ö.65-23)  Anadolu coğrafyasını anlattığı Geographika adlı eserinde Mithridates Eupator’u yenen Romalı komutan Pompeius’un yıktığı Pont Kralığının Karadeniz ve Kalkedon ağzına kadar olan bölümlerini Bitinya krallığının idaresi altına verdiğini,  bu bölgede Bitin adlı bir halkın yaşadığını bildirmiştir. 

 1.  GÜÇLÜ,D; ‘Antik Bithynia Bölgesinin Tarihsel İçerikli Yazıtlar Kataloğu ve Tarihçesi’, Akdeniz Üniversitesi    Eskiçağ Dilleri ve               

               Kültürleri Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi,Antalya 2007,s.3.     

2.  UMAR B., ‘İlkçağda Türkiye Halkı’, İnkılap Kitapevi, İstanbul 1999, s.167 

Bursa’nın kuzeydoğusunda İznik gölünün(Askaria Limne) doğusundaki verimli ovada yer alan İznik; M.Ö.  IV. yy. da Helikore adı ile ilk kez tarih sahnesinde görülmüştür, kent daha sonra hile ile Mysia’lıların eline geçmiştir.3 Kentte basılan sikkeler Khryseapolis (Altın Şehir) adına basılarak tarihte “Altın Şehir” ünvanı ile de anıldı. 

Makedonya Kralı Büyük İskender’in (III. Aleksandros ) ölümünün ardından, genarellerinden Antigonius Monophtalmos (Tek Göz) tarafından Antigoneia adı ile M.Ö 316 yılında yeniden kurulmuştur.4

Antik parada Antigonius Monophtalmos

Antigonius M.Ö. 310 yılında  Ipsos savaşında yenilmesi üzerine Antigoneia kenti Lysimachos’un egemenliğine geçti. Lysimachos buraya gereken ilgiyi göstererek kenti yeniden imar etmiş ve kentin adını karısının ismi olan Nıcaea ile değiştirmiştir. 7

Nicaea; MÖ.281’de Kurupedion savaşında Lysimachos’un ölmesi ile Bitinya Kralı Zipoites tarafından ele geçirilerek kent bir süre Bitinya Krallığı’na başkentlik yapmıştır. Zipoites Bitinya Krallığının kurucusu ve Basileus ünvanını kullanan bilinen ilk kralıdır. Onun oğlu I. Nikomedes zamanında ise ülke sınırları genişletilmiştir.

3 iznik ve çevresinde belirlenen eski eser tahribatları ve öneri koruma tedbirleri. Dr. A. Bedri Yalman

4 iznik ve çevresinde belirlenen eski eser tahribatları ve öneri koruma tedbirleri. Dr. A. Bedri Yalman

5.David H. French, Prehistoric sites in northwest Anatolia I. The İznik area, “Anatolian Studies”. XVII (1967) p. 50-55.

6 www.nıcaea.com

7. Sencer Şahin, Katalog der Antiken Inschriften des Museums von İznik (Nikaia)- İznik Müzesi antik yazıtlar kataloğu- Bonn 1987 teil (kısım) II, 3 S- 1-5.

Ancak bölgede yapılan arkeolojik kazılarda yerleşimin ilk tunç çağı dönemine  (M.Ö. 2500) dek uzandığı sanılmaktadır. İznik’in çevresinde ilk tunç çağına ait kalıntıların tespit edildiği Çakırca, Çiçekli, Üyecik ve Karadin gibi höyükler yer alır.5 Homerosun İlyada’sına göre İznik  veya İznik çevresindeki arazi üzerinde Ionian antik kenti vardı. Dolayısla daha sonra Nikaea olarak isimlendirilen Antigoneia kentinin antik Ionian yerleşiminin kalıntıları üzerine kurulmuş olduğu söylenebilir. Bu nedenle bugün İznik antik Ionian tarzı karakteristik özelliklerini yansıtan yerlerden biridir. 6 Şehrin planı  bir artı işareti (+) gibi kesişen iki ana yol etrafında oluşturulmuş olup M.Ö 5 y.y. da Hippodamos tarafından geliştirilen ızgara planı biçimindedir.

Hippodamos Şeması’na göre bölünen kentler, aynı zamanda ızgara biçimindedirler. Nikaea (İznik) kenti de Helenistik Dönemde bu biçimde planlanmıştır.
  1. Roma Dönemi : M.Ö. 30 – M.S. 303

M.Ö. 74 yılında  ölen IV. Nikomedes Bitinya Krallığını bir vasiyet  ile Roma İmparatorluğunun ( M.Ö 30 – M.S 476) hakimiyeti altına giren Bitinya, M.Ö 64 yılında oluşturulan Roma İmparatorluğu’nun Bitinya – Pontus Eyaleti’ne bağlanmıştır.  

MÖ 27 – 30 da Augustus ile Roma’nın İmparatorluk dönemi başladı ve bölünmeye dek devam etti.  Bu dönemde Anadolu’da  önemli ilerlemeler oldu, şehirler gelişti, nüfus arttı, ticaret gelişti. Nikaea’da Roma İmparatorluğunun şehir eyaletinin başkenti olarak siyasi, dini, kültürel, sosyal, sanat ve mimari olarak zenginleşti.

Roma İmparatoru Traianus’un M.S. 111 yılında Bitinya’ya vali atadığı ve aynı zamanda yargıç olan Genç Plinius’un, imparatora yazdığı mektuplardan, yaptığı imar faaliyetleri hakkında bazı bilgiler ediniyoruz. Bu mektuplarda daha çok Bitinya’nın Nikomedia/Kocaeli ve Nikaea/İznik şehirlerindeki bayındırlık hizmetleri anlatılmaktaydı.8

Nikaea hem hıristiyanlık öncesinde  paganlar (putperestlik) çağında hem de tektanrıcılık (Hıristiyanlık) döneminde Roma İmparatorluğu’nun pagan inancının son direniş kalesiydi.

Üçüncü Yüzyıl Krizi (235-284) olarak bilinen döneme imparator Diokletianus son vererek Roma imparatorluğu 286 yılında, İmparator Diokletianus tarafından idari olarak ikiye         ayrılmıştır. Devletin hem Doğudakinin hem de Batıdakinin yöneticisine Augustus ünvanı verildi. M.S. 305 yılında kendi isteği ile görevinden ayrılan ilk imparator olan  Diokletianus böylece 395 yılındaki resmi bölünmeye  örnek oluşturmuştu.

         2.1 Roma’dan Bizans’a Geçiş Dönemi (M.S. 303 – 5. Yüzyıl) / Geç Roma Dönemi

Diocletianus M.S. 303’de Hıristiyanlara karşı sert yaptırımlar içeren ilk fermanı yayınladı. Bu zulüm dalgası özellikle doğu eyaletlerinde uygulanıyordu ve 313 yılına kadar sürdü.9 Bu tarihte Konstantin ve Licinius tarafından Milano emirnamesi yayımlandı. Emirname’de hiç kimsenin tapınma hakkından mahrum edilemeyeceği yasal bir nitelik kazandı.

Batının Augustus’u Konstantin, Doğu’daki Augustus Licinius’u yenip 324’te imparatorluğun tek hükümdarı oldu.10 324 Emirnamesi ile de I.Konstantin, Hıristiyanlara karşı olan bütün uygulama ve yasaklara son verdi.11 Hıristiyanlığın resmileşmesini sağladı,merkezi otoriteyi güçlendirerek başkenti 324 yılında Byzantium’a taşıdı. Yeni Roma fikri ile  şehir yeniden inşa edildi. M.S. 325 yılı yaz başında Hıristiyanlık için çok önemli olan Birinci Konsil Nikaea’da toplandı. İmparator Konstantin’in de katıldığı toplantıda Hıristiyanlıkla ilgili yortu günleri ve Nikaea Kanunları adı ile bilinen 20 maddelik metin bu konsilden sonra kabul edildi.

Roma İmparatorluğu, 375 yılında Kavimler göçü nedeniyle 395 tarihinde Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Batı Roma İmparatorluğu 476 yılında yıkılmış olup Doğu Roma İmparatorluğu varlığını 1453’e kadar sürdürmüştür. Bu olay İlk Çağın bitişi Ortaçağın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

  1. http://timeoutbursa.blogspot.com.tr/search/label/Roma%20imparatorlu%C4%9Fu
  2. https://tr.wikipedia.org/wiki/Diocletianus

10.http://blog.kavrakoglu.com/bizans-imparatorlugu-5-buyuk-konstantin/

  1. http://blog.kavrakoglu.com/bizans-imparatorlugu-5-buyuk-konstantin/
  2. Doğu Roma İmparatorluğu / Bizans Dönemi : (5.yüzyıl – 1331)

       Doğu Roma veya Bizans İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu’nun yani Imperıum Romanum’un devamı olup Roma tarihinin yeni bir dönemini teşkil eder. Sonraki dönemlerde

araştırmacılar tarafından bu devleti ifade etmek için kullanılan “Bizans” tabiri ne imparatorluk tarafından ne de dönemindeki diğer devletlerce hiçbir zaman kullanılmamış,

imparatorluk son gününe kadar kendisini Roma İmparatorluğu’nun devamı olarak görmüş ve

bu sebeple Imperium Romanum adını kullanmıştır.

       3.1. Erken Bizans Dönemi (5. yüzyıl – 7 yüzyıl ) Bizans İmparatorluğu tarih sahnesine büyük bir imparatorluğun mirasçısı olarak çıkmıştır. Doğu –  Batı arasında yer alan Bizans, batı ve doğu kültürünü harmanlamış sonrasında doğu uygarlığı olarak gelişmiştir. Bizans İmparatorluğu’nun en önemli imparatoru I. Justiniaous ( M.S. 527 – 565) olup hem doğuda hem de batıda en geniş sınırlara ulaşılmıştır.

Doğu Roma, ilk olarak I. Justinianos döneminde Bizanslaşmaya başlasa da gerçekte VII. yüzyıla kadar Roma İmparatorluğunun geleneklerini sürdürmek durumunda kalmıştır.12

I.Justiniaonus’da Konstantinius gibi  bayındırlık işlerine büyük  önem vermiş, 532 isyanında kısmen yıkılan İstanbul’u devasa bir ihtişamla yeniden kurdurmuştu.İznik’te ise  su kemerleri, obsikion vb. imar faliyetlerinde bulunmuştur.

        3.2. İkonaklazma Dönemi: (Dini Tasvir Karşıtlığı 726 – 842 ) İkonalara tapınma nedeni ile çıkan iç savaşta ikona kırıcılığın / Put kırıcılık başlaması ve olayların-Tasvir yasağının kilise lehine sonuçlanmasından sonra 842/43’e kadar süren ara dönemdir.Sanat ve özellikle tasvir bakımından bir kesinti dönemidir.

787’de (Nikaea) İznik’te toplanan konsilde, İmparatoriçe İrene’nin isteğiyle ikonkırıcılık kaldırılmıştır.13 Fakat V. Leon, kendisinden önceki 25 yıl içerisinde yaşanılan askeri başarısızlıkları ikonkırıcılığın terk edilmesine bağlayarak; 815’te Ayasofya’da toplanan konsille ikonkırıcılığı geri getirmiştir.14 Daha sonra Theophilos’un karısı Theodora, imparatorun ölümünden sonra, Theophilos’un ölüm döşeğinde ikonkırıcılığın kaldırılmasını vasiyet ettiğini beyan ederek; 843’teki resmi bir toplantıda, (787 yılı İznik Konsili kararlarının aynen kabulü ile), ikonkırıcılığı kaldırmıştır.15 Bu dönemde bölgeye Arap akınları (717 – 741/82) devam etmiştir. 782’de son kez Arap komutan Harun Reşit tarafından Konstantinopolis kuşatıldı.          

       3.3. Orta Bizans Dönemi (842 – 1204) Orta Bizans dönemi ikonoklazma döneminin 842/843 deki bitişini takiben başlayarak, 1204’deki Latin İstilası’na kadar devam eden Bizans Sanatı’nın gerçek kimliğini ve sanatsal karakteristiğini ortaya koyduğu dönemdir.

İkona kırıcılıktan sonra bu dönem Bizans’ın kültürel, sosyal, ekonomik hayatında köklü değişikliklere sahne olmuştur. Kentsel – mimari yenilikler ve değişimler yaşanmıştır.

Bu dönemde 1096  Haçlı Seferleri başlamış, 1071’de de Malazgirt Savaşı ile Türkler  Anadolu’ya girmiş ve Selçuklu Devleti’ni kurmuştu. 1080 yılında Nikaea’nın adı İznik olarak değiştirilmiştir.

  1. Judith Herrin, Bizans, s.23 .
  2. Leslie Brubaker ve John Haldon, Byzantium in the Iconoclast Era 2001, s.30
  3. Timothy E.Gregory Bizans Tarihi,2005,s.205
  4. Karlin-Hayter Patricia, 2002, The Oxford History of Byzantium:Iconoclasm., s.153

                  3.3.1  Türk Dönemi / Anadolu Selçuklu Dönemi (1075 – 1097)

                  Müslümanlar ilk kez, Arap akınları ile beraber Abbasiler (Harun Reşid) döneminde Bursa ve çevresine  kadar gelmişlerdi. 955 yılında ise Halep’teki Hamedanlılar, Bursa’yı ele geçirip 23 yıl boyunca Bursa bölgesine egemen olmuşlardır. 

Anadolu Selçuklu Devleti Türklerin İslamiyet döneminde kurdukları devletlerden biridir.  Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın Anadolu’da Bizans sınırlarında çalışmalarda bulunan Türkmen beylerinden Artuk Bey’i geri çağırması üzerine Selçuklu ailesinden Kutalmış oğlu Süleyman Şah, Urfa ve Birecik yöresinden hareket ederek Konya’ya kadar ilerledi ve Anadolu’da ki Türkmen kitlelerini de çevresinde toplayarak Bizans yönetimindeki birtakım kale ve kentleri ele geçirdi.

Türklerin bu bölgeye ilk gelişleri ise;  Kutalmışoğlu Süleyman Şah Dönemindedir. Süleyman Şah  Anadolu’da ilerleyerek Bizans’ın başkenti Konstantinopolis‘in hemen yakınlarındaki  Nicaea şehrini fethetmiş ve Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurmuştur. (1075)  Kentin adını da Nicaea’nın izi anlamında “İznik” olarak değiştirmiştir. 1080 – 1097  yıllarında da Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkentliğini yapan  İznik, Anadolu’nun ilk Türk başkenti olmuştur.

Süleyman Şah Halep’e egemen olma sorunu yüzünden Büyük Selçuklu Devleti ile çatışmaya girdi ve Suriye Selçuklu Meliki Tutuş ile yaptığı savaşta yaşamını yitirdi (1086). Süleyman Şah’ın ölümü Anadolu Selçuklu Devleti’ni büyük bir bunalıma sürükledi. Süleyman Şah’ın oğullarını da savaş sırasında tutsak edilerek Sultan Melikşah’ın yanına İsfahan’a gönderilmeleri üzerine İznik’teki Selçuklu tahtı 6 yıl boş kaldı. Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra Büyük Selçuklu Devleti’nin başına geçen Berkyaruk, Süleyman Şah’ın oğlu Kılıç Arslan’ı Anadolu’ya gönderdi. I. Kılıç Arslan İznik’e gelerek devletin başına geçti (1092-1093).

I.Kılıçarslan döneminde 1097 (Birinci Haçlı Seferi 1096-1099)  yılında Haçlılarla girdiği mücadelede kentin Bizanslıların eline geçmesine engel olamadı. Ayrıca İznik’in Bizans ve Haçlılar tarafından zaptedilmesiyle beraber Kılıç Arslan’ın zevcesi, Çaka Bey’in kızı da Bizanslılar’ın eline esir düşmüştür. Böylece 325 yılında toplanan konsil ile meşhur olan bu şehir tekrar Bizanslılar’ın eline geçmiş ve Orhan Gazi’nin 1331 yılındaki fethine kadar onların elinde kalmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin ilk başkenti İznik olmasına rağmen I.Haçlı Seferleri dolayısıyla İznik’te mimari eser bırakamayacak kadar az bir süre kalmıştır.

            3.4  Latin İstilası Dönemi (1204 – 1261 ) 1204 yılında latin  haçlılar ( Haçlı Seferleri /1081 – 1204 ) tarafından Konstantinopolis’in işgal edilmesi ile Bizans  Latin Haçlılar tarafından bölüşülüp 57 yıl süren bir devlet kurmuşlardı. 1261 yılında  İznik İmparatoru VIII. Mikhail  Palaiologos tarafından Konstantinopolis Haçlılardan geri alınarak ortadan kaldırılmıştır. Bu dönemde haçlılar tarafından  kent yağmalanmış; yağmaladıkları sanat eserleri ve rölik vb. dini eşyaların büyük bir kısmını da  Venedik’e götürmüşlerdir. Bu dönem sonrasında  Bizans zenginliğinin büyük bir kısmını kaybetmiş ve küçülmüş bir durumda idi.

 İznik, 57 yıl boyunca başkenti Latin işgali altında olan Bizans İmparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu.

                3.4.1. İznik İmparatorluğu  (1204 – 1261)

Latin egemenliğini kabul etmeyen Bizans halkı daha sonra isyan etmiş Haçlıların el koymadığı Bizans topraklarında bağımsız küçük bizans devletleri kurdular. Bir kısım Bizans ordusu ve halkı Dukas Hanedanı’ndan Bizanslı aristokrat  Theodoros Dukas Laskaris’in çevresinde toplanıp İznik’e kaçarlar. I.Teodoros Laskaris İznik’te yeni devleti oluşturmaya başlar. İlk zamanlar devlet imparatorluktan ziyade bir prenslik veya despotluktur. Bizans’ın yeniden doğuşunu; İznik İmparatorluğu’nu (1204 – 1261) kurarak sağlamışlardır.

Bir kısmı da Karadeniz kıyılarına kaçarak Komnenos Hanedanı’ndan Aleksios ve David liderliğinde Gürcistan kraliçesi Tamara’nın da desteği ile 1204’te Trabzon Rum Devleti’ni  (pontus devleti) kurmuş, 1461’de Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılıncaya değin varlığını sürdürmüştür. Angelos soyundan olanlar ise Epir’de Bizans imparatorları II.İsakios Angelos ile III.Aleksios Angelos’un yeğenleri olan I.Mikael Dukas Angelos’un başında olduğu Epeiros Despotluğu‘nu (1205) kurmuşlardır.

İznik İmparatorluğu Vatatzes döneminde batıdaki Epeiros despotluğunu ele geçirerek sınırlarını genişletmiştir. 1261 yılında ise İznik İmparatorluğu ordusu Konstantinopolis’e girip Latin İmparatorluğu’na son vermiştir.  VIII. Mikhael Palaiologos Ayasofya’da törenle taç giyerek Bizans’ta Palaiologoslar dönemi böylece başlamıştır. İstanbul, Cenova şehir devleti donanmasının yardımı ile yeniden ele geçirildi.

3.5.  Geç Bizans Dönemi / II.Bizans Dönemi (1261 – 1331) Bu dönemde Vatatzes’in oğlunu tahttan indirerek başa geçen Mikhail Palailogos ve ardılları Palailogoslar ise halkta aynı birleştirici etkiyi yaratamadılar. İstanbul’un yeniden restorasyonu için ihtiyaç duyulan para vergilerle halkın sırtına yüklendi ve Mikhail hükümdarlığı kaptırmamak için kendi kişisel güvenliğine ve keşişlerle, kiliseye çok para harcadı. Daha sonra tahta kavgaları başladı. Ve 1299’da  Osmanlı Beyliğinin kurulması  ve Bizanslılarla savaşı bu dönemi sonun başlangıcı yapmıştır.Bizans İmparatorluğu, Anadolu’da Çanakkale Boğazındaki kıyı toprakları hariç bütün topraklarını Türklere kaptırdı. Aynı yıllarda başkentte başlayan taht mücadelesi ile Bursa ve İzmit de elden çıktı. 1331 yılına gelindiğinde İznik Osmanlı devletinin beyi Orhan gazi tarafından feth edilerek türk yurdu olmuştur.

1350 yılına ait Bizans İmparatorluğu haritası
  1. Türk Dönemi: (1331 – ∞ )

       4.1. Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1299- 1922)  Beylikten İmparatorluğa 

Osmanlı İmparatorluğu’nu Oğuzlar’ın Kayı boyuna mensup Osman Gazi; Söğüt ve Domaniç civarında,Anadolu Selçuklu Devleti’nin obası ve kendisine uçbeyliği olarak tahsis ettiği bölgede, Selçuklu Sultanı  III. Alaeddin Keykubad’ın İlhanlılar  tarafından İran’a götürülmesi sonucu oluşan otorite boşluğundan dolayı bağımsızlık ilan ederek 1299 yılında kurmuştur. 

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden itibaren İznik, ilgi çekici bir merkez olarak hep fethedilmek İstendi. Osman Bey zamanında bu önemli kenti ele geçirmek amacıyla seferler düzenlenmiş ve kuşatılmış ancak ancak kaim surları aşılmaz olan bu kadim Bizans şehri fethedilememişti. Fetih için evvela Bizans ile bağlantısının kopartılması ve İznik’e destek göndermesi muhtemel tekfurlukların bertaraf edilmesi gerekiyordu

Osman Gazinin ölümünde sonra yerine geçen  oğlu Orhan Gazi (1326-1362) ise fetihleri aralıksız sürdürüyordu;  bir yandan Kocaeli Yarımadası’ndaki kaleleri alarak boğaza inmişler öte yandan da İznik’i kuşatmışlardı.İznik’in kuşatılması aslında Karatigin kalesinin fethedilmesi ile başlamıştır. Bu kalenin fethi ile çevre köylere yerleştirilen Türk göçerleri İznik tekfurunun ve tabii köylülerinin hisardan dışarı başlarını çıkartamaması anlamına geliyordu. Bu yüzden III.Andronikos’un başında bulunduğu Bizanslılar, Osmanlıları hem Kocaeli Yarımadası’ndan çıkarmak hem de kuşatma altındaki İznik’i kurtarmak için harekete geçtiler. İki ordu Eskihisar’da karşılaştı ve Orhan Gazi, büyük bir zafer kazanarak  1331’de İznik’i feth etmiştir. Böylece 234 yıllık bir aradan sonra kent yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu. Bu dönemde  İznik  beyliğin geçici olarak merkezi haline gelmiştir.

Orhan Gazi 1337’de de İzmit’i feth ederek Bizans’ın Anadolu’daki varlığına son vermiştir.

Orhan Gazi, İznik’i feth ettikten sonra orada pek çok eser meydana getirdi. Osmanlı devleti devrinde ilk medrese; Orhan Bey zamanında 1331 yılında İznik Medresesi, ya da İznik Orhaniyesi olarak İznik’te kurulmuştur. Bu medresede, zamanının tanınmış müderrislerinden Davud el Kayser’i, Taceddin-i Kürdi, Alaeddin Ali Esved eğitim vermiştir. Müderrisler Selçuklu medreselerinin bulunduğu Konya, Kayseri ve Aksaray’dan İznik’e gelerek dersler vermiştir. Mısır, Suriye, İran ve Türkistan gibi ülkelerden ünlü hocalar da getirtilmiştir. 

1331 yılından sonra Ayasofya Kilisesi’ni cuma mescidi haline getirdi.Yine İznik’in Yenişehir

Kapısına ilk imaretini yaptıran Orhan Gazi, umuma ait binalari kitâbe ve güzel sözlerle bezeyip süsleyen, böylece Doğu’nun eski bir geleneğine uyan ilk Osmanlı padişahıdır. Onun, sultanlık günlerinden başlayarak bütün camiler, medreseler, hastahaneler, çesmeler, mezarlar ve köprüler Osmanlı ülkesinin hemen her tarafında yaptıranların (bânilerinin) adlarını ve yapılış tarihlerini seyyahlara göstermektedirler. Bu âbideler üzerinde çoğu zaman Kur’an’dan alınmış tasvir, tesbih ve benzetme bulunan âyetler okunur.

Ayrıca Orhan Gazi’nin eşi Nilüfer Hatun tarafından bir imâret, oğlu Süleyman Paşa tarafından da bir medrese inşa edildi. Bundan başka diğer hayır sahiplerinin yaptırdıkları tesislerle kısa bir müddet sonra İznik, istenilen Müslüman-Türk şehri hüviyetini kazandı.

İznik’in fethinden sonra Osmanlı Devletinin uç beylikleri ve demografik haritasında değişiklikler meydana geldi. Bu sebeple büyük oğlu Süleyman Paşa’yı İznik’e çağırdı ve kendisine bu bölgeyi teslim ederek güvence altına aldı. Murat Han Gazi’ye ise diğer bir önemli kent olan Bursa’yı emanet etti. Amcasının oğlu Gündüz Bey’i ise Karacahisar’a tayin ederek sancakların görev taksimini tamamladı.

Özellikle II. Murat ve Çandarlılar döneminde şehir tepeden tırnağa imar edildi ve birçok cami, medrese, han, hamam vs. bu dönemde yapıldı. İznik, İstanbul’dan Anadolu’ya uzanan sefer ve kervan yolunun üzerinde önemli bir durak ve konaklama merkezi oldu. Keza XIV-XVl. yüzyıllarda İznik, Türk kültür hayatında önemli bir yere sahipti. Birçok ulema ve şairin yetiştiği bir kültür merkezine dönüşmüştü. Çağın en ünlü alimleri İznik’teki medreselerde ders vermeye başlamışlardı. Bu yüzden de İznik’e “Ulema Yuvası” yada “Alimler Diyarı” da denmiştir.

İstanbul’un fethi ve Anadolu’daki Osmanlı egemenliğinin pekişmesinden sonra, İznik’in önemi azaldı. Diğer taraftan Kara Halil Paşa’nın idamı, Çandarlı ailesinin nüfuzunun sarsılmasına sebep oldu. Şehrin köklü ve zengin aileleri de İstanbul’a göç etmeye başlayınca İznik gerileme sürecine girerek XVI. yüzyıl sonlarından itibaren boşalmaya ve eski zenginliğini kaybetmeye başladı. Sonuç olarak çeşitli dönemlerin askeri, siyasi, dini, sosyal ve kültürel yaşam biçimlerini bize yansıtan birçok uygarlığın kalıntılarını günümüze taşıyan ve buram buram tarih kokan İznik, yoğun imar faaliyetlerine sahne oldu ve kentte çok sayıda abidevi yapılar inşa edildi. İznik her dönemden devraldığı mimari mirası ile bir açık hava müzesi niteliğini hala korumaktadır. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının arkeolojik ve etnografik kalıntılarıyla bütünleşmiş durumdadır. 

İznik Çiniçiliği

İznik çinisi ilk olarak 15.yüzyılda ortaya çıkmıştır. O dönemde yapılan Bursa Yeşil Camii ve Türbesinde (1421), Bursa Muradiye Camii’nde (1426) ilk örneklerine rastlanır.

İznik, Osmanlı Devleti’nin Mimari eserleri ile dünyaya nam saldığı ve güçlendiği 16. yüzyılda  çiniciliği ile ayrı bir yer edinmiş olup, bu gün bile hala sırı çözülemeyen İznik çinilerindeki mercan veya domates kırmızısı rengin sırrını tam anlamı ile anlaşılamamıştır. 16.yüzyıl İznik Çinileri,renk,kompozisyon,motif,teknik ve kalite yönünden tüm dünyanın beğenisini kazanmıştır. İznik çinileri, müthiş bir ritme ve çeşitliliğe sahiptir. İnanılmaz derecede bol çeşit ve kompozisyonların uygulandığı İznik çinilerinin tam bir desen repertuarının çıkarılması imkansızdır.17.yüzyılda ise İznik Çinisi kaybolmaya başlamış ve 18.yüzyıl başlarında tamamen yok olmuştur.

Osmanlı Devleti yaptığı fetihler ile doğal sınırlarını genişletrek bir imparatorluk haline gelmişti. 1391  Konstantinopolis’i Yıldırım Bayezid 7 ay süreyle kuşatmış,1397’de  Anadolu Hisarı’nı yaptırıp, Bizans’ı vergiye bağlamıştır. İki kez daha kuşattığı şehrin kuşatmasını Haçlı ve Timur ordularının tehlikesi yüzünden kaldırmıştır.

Yine 1422’de   Konstantinopolis Sultan II. Murat tarafından kuşatılmış, Şehzade Mehmet İsyanının başlaması sebebi  kuşatmayı kaldırmak sorunda kalmıştır.

 1448’de Bizans tahtına XI. Konstantin Palailogos çıktı. Osmanlı tahtına ise 1451’de II.Mehmet çıktı. İlk iş Rumeli Hisarı’nı yaptırdı.1453’te Konstantinopolis’i kuşattı.yaklaşık iki ay direnen kent  29 mayıs 1453’te Osmanlılar tarafından feth edilerek Bizans İmpratorluğu tarihe karıştı.Bizans’tan geriye kalan Epeiros despotluğu ve Trabzon Rum İmparatorluğu 1461’de Fatih Sultan Mehmet Han tarafından feth edilerek Osmanlıların eline geçti. Böylece Ortaçağ Dönemi kapandı,Yeni Çağ Dönemi başladı.

II. Murat Dönemi Osmanlı ve Bizans İmparatorluğu
1453 Bizans İmparatorluğu

        4.2. Cumhuriyet Dönemi (1923 – ∞) Cumhuriyet Döneminde İznik 1930 yılında ilçe yapıldı ve Bursa’ya bağlandı.Günümüzde kent açık hava müzesi konumundadır.İnanç turizmi açısından dikkat çeken bir kent olma özelliği taşır.Yeterli yatırım ve iyi bir planlama ile kültür ve turizm alanında gelişmesi hızlanan bir potansiyele sahiptir.Tarım alanında çeşitlilik şehrin ekonomisine oldukça katkı sağlamaktadır.

İznik Çiniciliği Osmanlı seramik sanatının doruk noktası idi. Bu üretim merkezleri zaman içinde gerilemiş ve ışıltısını kaybetmiştir. Ancak Cumhuriyet ile Türk Seramik Sanatı yepyeni bir döneme girmiş ve gerek eski Anadolu Medeniyetleri, gerek ise Türk-İslam geleneğinden gelen birikimi harmanlayarak gelişimini sürdürmüştür.

Bu dönemde XV. ve XVI. yüzyıllarda Osmanlı Türk Medeniyet Sanatı’nın zirvelerinden biri olan İznik çinisinin camilerde, saraylarda, Türk ve dünya müzelerinde mevcut örnekleri hala hayranlıkla izlenen çinicilik sanatının  yeniden yaşatmak için çeşitli çalışmalar başlamış olup 1963-64 yıllarında İznik’te Oktay Aslanapa başkanlığında yapılan kazılardan çıkarılan buluntular İznik Çinileri konusunda pek çok noktaya ışık tutmuştur. 1981 yılında bu kez Prof. Dr. Ara Altun başkanlığında II. dönem kazıları başlamış olup halen sürmektedir.

Özellikle son dönemde kültürel farkındalığın artması ile beraber çiniçilik sanatına önem verilmiştir.yaklaşık  300 yıl aradan sonra 1985′de Faik Kırımlı usta, İstanbul’dan İznik’e gelerek Eşref Eroğlu ve eşi Seyhan Eroğlu ile birlikte bir atölye kurmuştur. İznik çinileri tekrar üretilmeye başlanmıştır.

İznik Vakfı bilim vakıflarını ve Türkiye’deki TÜBİTAK (Marmara Araştırma Merkezi) gibi sivil örgütlerini, İ.T.Ü (İstanbul Teknik Üniversitesi) ve İ.Ü (İstanbul Üniversitesi) konuya ilişkin araştırma yapmak üzere desteklemektedir. Ayrıca Amerika’da Massachusetts Araştırma Enstitüsünü ve Princeton’da yer alan araştırma enstitüleri de desteklemektedir.

Konuyla ilgili kazılar ve sergiler ve çalışmalar günümüzde halen devam etmektedir. Bu zamana kadar İznik Çinileri üzerine yapılan kurslardan birçok genç yetiştirilmiştir. Söz konusu bu kurslar ücretsiz olarak gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Türkiye ve yurtdışında yaz okulları da açılmıştır. İznik Vakıf’ı İznik’te arkeoloji, sanat tarihi ve seramik üzerine bir üniversite açmayı da planlamaktadır. İznik Vakfının üniversiteyi kurmak istemesindeki en önemli sebeplerinden biri bu tarihi mekanları korumaktır.

Osmanlı devletinin ilk kültürel kurumları İznik ve Bursa’da temellenip, buna bağlı olarak da ilk ürünlerini bu şehirlerde vermiştir. Cumhuriyet Döneminde bölgenin gerek tarihi dokusu, gerekse, ticaret ve sanayi merkezi oluşu nedeni ile hem ülke içinden başka illerden, hem de kırsal yöreden gelen nüfusla birlikte hızlı bir şehirleşme sürecine girmiş, yurtdışından Türkiye’ye göç eden nüfusun da yerleşmesi beraberinde Bölgenin nüfusu hızla artmıştır. Hızlı nüfus artışı ekonomik, sosyal ve kültürel problemlerin oluşmasına da yol açmış olsa da bölge günümüzde toplumsal,kültürel ve ekonomik olarak ülkenin en gelişmiş bölgelerinden biri konumuna yükselmiştir.

Tarihi ve kültürel dokusunu korumaya çalışan İznik’te Nilüfer Hatun İmareti Cumhuriyet döneminde 1960’lı yıllara kadar depo olarak kullanılmış olup 1960 yılında restore edilerek aynı yıl müze olarak hizmete açılmıştır.

Yine İznik’te 16. yüzyılda inşa edilen  Eşrefi Rumi (Eşrefzade) Cami ve Türbesi Kurtuluş Savaşı sırasında yunanlılar tarafından yıkılmış olup 1950 yılında aslına uygun olarak restore edilmiştir.

 İznik’te inşa edilen ilk Osmanlı camisi olan Hacı Özbek Camii Cumhuriyet döneminde 1959 yılında restore edilmiştir. Camii  ibadete açıktır.

14.yüzyılda inşa edilen Yakup Çelebi Camii 1919 yılına kadar imaret olarak kullanılmış Cumhuriyet döneminde 1934’ten sonra müze deposu olarak kullanılmış ve 1963 yılında restore edilerek  özgün kullanımına uygun camii olarak  ibadete açılmıştır.

14.yüzyıl beylikler döneminden kalan İsmail Bey Hamamı 1989-1990 yılları arasında çelik konstrüksiyon bir çatı altında korumaya alınmıştır. Anıt eser günümüzde açık hava müzesi niteliğinde sergilenmektedir.

Ayasofya camii 2007 yılında restore edilerek günümüzde hem müze hem de camii olarak kullanılmaktadır.

İznik (Nikaea) Surları mimari gelişim süreci

 Antik şehir İznik, günümüzde Bursa sınırları içinde olup Bizans, Helenistik, Roma ve Osmanlı dönemlerinde çağının siyasi,coğrafi ,jeopolitik,ticari,sosyal,kültürel ve dinsel özelliklerini yansıtarak tarihsel süreçte önemli roller oynamıştır. Bu kenti savunmak ve korumak için etrafını dönemin savaş ve savunma stratejilerinin inceliklerini yansıtan kuleli sur duvarları ile çevirmişlerdir.

    İznik surları şehrin genetik yapı kodunu taşıyan ana arterdir. Merkezde kesişen kuzey- güney ve doğu- batı doğrultulu iki ana yolu, bu yollarla bağlantılı dört ana kapısı ve on iki tali geçitleri,yüz ondört kulesi bulunan sur duvarları günümüzde çeşitli katmanların adeta iç içe geçtiği  tarihsel bir dokuya  sahiptir. Kentin çevresini beş kenarlı çokgen şeklinde kuşatan 4970 m. uzunluğundaki surlar, Roma, Bizans ve kısmen Türk dönemindeki ilavelerle güçlendirilerek savunma görevini üstlendi.

  1. Helenistik Dönem: M.Ö. 334 – M.S. 30

 İznik’te  iskan ve  yerleşimin izleri  son dönem de yapılan kazılarla ve ilk çağın Prehistorik dönemini işaret eden buluntularla ortaya çıkmıştır.Çevresinde erken tunç çağına (M.Ö 2500) ait kalıntıların tespit edildiği Çakırca, Çiçekli, Üyecik ve Karadin gibi höyükler yer alır.

 Homeros’un  İlyada’sına göre İznik  ve çevresindeki arazi üzerinde Ionian antik kenti vardı. Dolayısıyla İznik’in antik Ionian yerleşiminin kalıntıları üzerine kurulmuş olduğu söylenebilir. Şehir  ızgara planlı biçimi ile Antik Ionian’ın özelliklerini yansıtan yerlerden biridir. Makedonya Kralı Büyük İskender’in genarallerinden Antigonius Monophtalmos tarafından Antigoneia adı ile M.Ö 316 yılında, antik Ionian yerleşiminin kalıntıları üzerine yeniden kurulmuştur. Coğrafyacı Strabon kenti Antigonius döneminde betimlerken 16 stadia (2.893 m) uzunluğunda çokgen planlı surlarla çevrelenmiş olduğuna değinmiş ve bunların tasarımının son derece düzgün olduğunu, kentin surlara açılmış dört kapıdan başlayan iki ana caddenin dik açıyla kesişen orta noktası, gymnasium’dan surların dört kapısının göründüğünü belirtmiştir.16  (Clive Foss,İznik’in Bizans Surları)

Şehri düzenleyen dik açılardan bahsedilmesi helenistik dönemin yaygın plan tipi ızgara planına işaret eder.) Ancak günümüze, kent planının Hellenistik özellikler taşımasının ötesinde pek fazla iz kalmamış olup, Hellenistik  kenti çevrelemekte olan surlardan da günümüze eser kalmamıştır. Yörede yapılan kazılarda da eski surlarla ilgili herhangi bir kalıntıya rastlanamamıştır.

    Büyük İskender’in mirasçıları general Lysimakhos, kenti egemenliği altına almak için Antigonius ile savaşarak MÖ 301’de mağlup edip şehri yönetimi altına almış ve şehire karısının adı olan Nikaea adını vermiştir. Bu dönemde şehir imar faliyetleri ile beraber yenilenmiş ve gelişmiştir.

        1.1.Bitinya (Bıthynia) Krallığı Dönemi : M.Ö. 377 – 64

                Bölgede egemen olan Bitinya Kralı Zipoites M.Ö 279’da Nikaea’yı ele geçirdi. Bitinya krallığına bağlanan kent, önemli mimari yapılarla süslenmiştir. Adına altın sikkelerin basıldığı kent en güzel günlerine bu dönemde ulaşıyor. Altınlarla zenginleşmiş kentin surlarına ait ilk yapılanmaların bugünlerde başladığı tahmin ediliyor. İznik bu altın dönemlerinde Bitinya krallığına başkentlikte yapmaktaydı.

Bitinya Krallığı ve Roma İmparatorluğu arasında uzun yıllar  süren savaş ve deprem mevcut surlara büyük ölçüde zarar vermiştir. M.S 64 yılında Bitinya Roma imparatorluğuna bağlandıktan sonra surları daha güçlü olarak yeniden inşa ettiler.

2.Roma Dönemi: M.Ö. 30 – M.S. 476 (5.yy)

Bitinya Roma İmparatorluğunun Pontus Eyaletine bağlandıktan sonra  bayındırlık faaliyetlerine başlanmış, bu dönemde genel olarak  şehri çevreleyen surların tarihsel süreci şu şekilde gelişmiştir.

      Flavius Hanedanlığı (69 / 96 )

     1-Vespasianus (69-79) , 2- Titus (79 -81), 3- Domitianus (81 -96) üç imparatorlu bir dönemdir. Kısa süreli bir hanedan olmakla birlikte merkezi yönetimlerinden dolayı  imparatorluğa yeniden istikrar getirmişlerdir. Bayındırlık faaliyetlerine önem vermişlerdir.  Nikaea ‘da (İznik) kente giriş çıkışları simgeleyen doğu  (Lefke), kuzey (İstanbul) kapıları bu dönemde sınırları belirleyen sembolik yapılar  olarak İmparator Vespasianus tarafından inşa ettirilmişlerdir. Bu iki kapının surlardan daha erken bir döneme tarihlendiğini üstlerindeki yazıtlardan öğreniyoruz. Bu dönemin 69 yılında bölgede deprem meydana geldiği bilinmektedir.

       Antoninler Dönemi (96 -180)

      Sonraki yüzyıl ” Beş İyi İmparator” dönemi olarak bilinir. Bu dönemde imparatorluk makamı barışçıl bir şekilde el değiştirmiştir.  Bu imparatorlardan biride Hadrianus’dur.

    ≈İmparator Hadrianus Dönemi (117 -138) : Lefke kapı ve İstanbul kapı M.S 120 ya da 123 depremlerinde büyük ölçüde hasar görmüştür. Kapıların depremden hemen sonra İmp. Hadrianus tarafından onarıldığı yazıtlarda mevcuttur.

      Severuslar Hanedanı (193 – 235)

      Birinci evre surlarının M.S. 258/ 259 yıllarında Bitinya’ya saldıran Gotlara karşı inşa edildiği yazılı kaynaklarda belirtildiği gibi kesindir. Yapımına Gallienus zamanında (253 -260) başlandığı, Macrianus ve Quietus zamanında (260 -261) devam edildiği, bu imparatorlara ait Nikaea sikkelerinin arka yüz betimlemelerinden anlaşılır. (Haluk Abbasoğlu-İnci Delemen / Antik Nikeae’dan günümüze kalanlar)  Surların tamamlanması ise II Claudius dönemindedir.

      Üçüncü Yıl Krizi (235 – 284)

     Üçüncü Yüzyıl Krizi 235 ile 284 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nun parçalandığı ve yıkılmanın eşiğine geldiği dönem için kullanılan bir isimlendirmedir. Bu döneme “askerî anarşi” dönemi de denir.

          ≈ II. Claudius Gothicus Dönemi (268 – 270) :

         İki yıldan az bir zaman ülkeyi yönetmiş olmasına rağmen tahta çıktığı sırada Roma İmparatorluğu, Got akınları nedeniyle ciddi tehlike altındaydı. Claudius, 268 yılının eylül ayında Gotları,Naissus Savaşı’nda kesin bir biçimde bozguna uğratan Roma ordusunun komutanı olup kazandığı bu büyük zafer, Roma ordularının tarihindeki en büyük zaferlerden birisiydi. Zaferin ardından Claudius, “Gothicus” (Gotların fatihi) soyadını aldı. Bu dönemde şehrin surları yaklaşık 5 km lik bir genişleme ile günümüze kadar  gelen  son halini alıp tamamlanmış ve daha sonraki dönemlerde de genişletilmesine gerek duyulmamıştır. Yenişehir (güney kapı) ve günümüzde büyük ölçüde mevcut olmayan Göl Kapı’nın (Batı Kapı) inşası da,bulunan yazıtlardan  anlaşıldığına göre, II.Claudius’un dönemine rastlar. Böylece kenti çevreleyen sur duvarlarının birbiriyle entegrasyonunu sağlayan kapılara güneyde ve batıda olmak üzere iki adet ana giriş kapısı inşa edilerek doğu-batı/kuzey-güney olmak üzere cephe yönlü dört adet ana kapının yapımı tamamlanmış olur.(M.S.269/70) Kapılar Roma tarzı mimari ve askeri yaklaşımın güzel bir örneğidir.

Bu dönemde surların yüksekliği 9 m. olup 80 adet kulenin yüksekliği de 13 metredir. (Clive Foss/ İznik’in Bizans surları) Daha sonraki dönemlerde  yapılan güçlendirme ve genişletme müdahaleleri ile birlikte 10-15m. aralıklarla yapılmış 114 kulesi ve 12 tali kapı daha inşa edilmiştir.

     2.1.Roma’dan Bizans’a Geçiş Dönemi (M.S. 303 – 5. Yüzyıl) / Geç Roma Dönemi

Batı Anadolu’da 358 ve 362 yıllarında olan güçlü depremlerin;  stratejik konumu nedeni ile askeri bir karargah özelliği taşıyan kentte ve surlarında ciddi zarara neden olmadığı yazılı kaynaklarda geçmektedir . Fakat 368 depreminde surların zarar görmüş olabileceği düşünülmekte olup  ayrıntılı belgeler mevcut değildir. 5 yüzyıl da ise ayaklanmalara ve çarpışmalara maruz kalan Nicaea’nın bu kargaşalı dönemden nasıl etkilendiği ile ilgili yazılı kaynaklarda herhangi bir somut veri yoktur.

Doğu Roma İmparatorluğunun Bizans’a geçiş süreci bazı tarihçiler için 6. yüzyılı da kapsamaktadır.

  1. Doğu Roma İmparatorluğu( Bizans) Dönemi (5.yüzyıl – 1331)

      3.1 Erken Bizans Dönemi (5. yüzyıl – 842 )

             Bu dönemde 447 -715 yıllarında bu bölgeyi de etkileyen depremler meydana gelmiştir.              

             ≈ I. Justinianus ( M.S. 527 – 565)  I. Justinianus döneminde imparatorlukta ihtişamlı ve devasa imar- bayındırlık faaliyetlerine girişilmiştir. Nikaea’da  (İznik)  su kemerleri ve obsikion vb. inşa edilmiş, fakat döneme dair yazılı kaynaklarda surlardan pek bahsetmese bile;  Erken Bizans’ta kullanılan almaşık örgü tekniği için genellikle beş sıra tuğlanın tercih edildiği taş ile  tuğla arasındaki harç kalınlığının fazla tutulduğu görülmektedir.Günümüzde surların bazı noktalarında lokal olarak görebildiğimiz beş sıra tuğla hatıllı sur duvar örgüsünün bu döneme tarihlenmesi  mümkündür. I. Justinianus’un kentte imar faaliyetlerinde bulunduğu bilinmektedir. I.Konsilin toplandığı sarayın bu dönemde de kullanıldığı düşünülmektedir.

              3.2. İkonoklazma Dönemi (Dini Tasvir Karşıtlığı 726 – 842)

              Bu dönemde 715-717 yıllarında  Konstantinopolis’e  güçlü  Arap akınları  başlamıştır. stratejik yol üstü bir konumda bulunan Nikaea’dan da geçmişlerdi.Fakat 727 yılında Arap ordusunun kente şiddetli bir saldırı gerçekleştirmesi ve kuşatması sonucunda surlar önemli ölçüde tahribata uğramıştır.Böylece surlar  ilk kez geniş çaplı bir onarım geçirmişlerdir.740 yılında ise bölgeyi etkileyen bir deprem daha meydana gelmiştir.

               İsauria (İsoriya) Hanedanlığı Dönemi  (717- 802)

               ≈ III.Leo (717-741) / V.Konstantin (741-775):

              İkinci evre surları teknik olarak çok farklılıklar olmasa da bu dönemde şekillenmeye başlamış olup 857/ 858 – 1065/1097 yıllarını da kapsamaktadır.Bu sur duvarları  diğerlerine kıyasla daha yüksek bir kotta bulunur.

III.Leo ve oğlu V. Konstantin 720 yılından itibaren İmparator Leo’nun vefatına kadar ortak imparator olarak ülkeyi yönetmişlerdir. III. Leo döneminde Arap akınları sonucunda tahrip edilen surlar; özellikle İstanbul kapının olduğu kuzey kanatta yıkıcı hasarlar bırakmış olup güneyde de Göl Kapı ve bitişik surlara da büyük ölçüde zarar vermiştir. Tahrip olan surlar yıkılan binalar ve tiyatrodan birçok parça sökülerek devşirme malzemelerle onarılmış ve  yükseltilmiştir. Surların seğirdim yoluna antik tiyatronun cavea taşları kullanılarak siperlik yapılmıştır.Yuvarlak kuleler köşeli olarak yenilenerek böylece surların görünüşü ilk kez değişmiş oluyordu. göl kapı ve bitişik surlarda yapılan onarımlarda kuzey ve güneye ek duvar örülerek gölden ve karadan gelebilecek zarar karşısında güçlendirilmiştir.Yapılan onarımlarda pempe renkli tuğla kırıklı harç kullanılmıştır. Bu onarımlarla ilgili yazıt 71. kulenin duvarında mevcuttur.

Şehir 740 yılında güçlü bir deprem ile sarsıldı. Araştırmacılar geriye sadece bir kilisenin ayakta kaldığını söyleseler de surların durumu ile ilgili herhangi bir kayıt mevcut değildir. Muhtemeldir ki surlar bu dönemde hasar almış olmalıdır.838 yılına gelindiğinde surların bakımlı ve sağlam olduğu yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.

 3.3.  Orta Bizans Dönemi (842 – 1204)

                 Frigya Hanedanlığı Dönemi  (820 -867)

                  ≈ III.Mıkhael (842-867)

                 Bu dönemde İmparator kentin savunma hattını güçlendirmek için güney ve güneydoğu yönünde ki geniş aralıklı burçların arasına ilave burçlar eklemiştir. Görünüşte eski burçlardan bir fakı yoktu, yarım daire planlı,yüzeyi tuğla kaplı ve aynı yükseklikteydi. Bu burçları diğerlerinden ayıran temel özellik sur duvarı ile yekpare olmaması dolayısıyla da yan kapıları olmaması ve temel seviyesinin devşirme malzeme ile örülmesidir. Temel kotları özgün seviyeden daha yüksek ve devşirme taşlı  masif örgüydü.Burçların üst kotu önceki dönemlere göre daha ince tuğlalarla örülmüştür. Bu yeni burçlara mazgallar açılmış, üst kat odaların pencereleri kısmen genişletilmiştir. Sur duvarlarında geniş tuğla kuşaklar kullanılmıştır.Yapılan bu onarımları yazıtlardan öğreniyoruz,yazılı kaynaklarda 858 yılında yapılan bu onarımla ilgili bir veriye rastlanmamıştır.

                 Dükas hanedanlığı Dönemi (1059 – 1081)  ”1065 depremi”  

                  ≈ X. Konstantin Dukas (1059 -1067):

                 Bu dönemde 1065 yılında meydana gelen deprem surların büyük bir bölümünü yıktı. Sonrasında yapılan özellikle doğu kanadında olan büyük yıkım farklı tekniklerin kullanıldığı yenileme ve onarım  ile yapılmıştır. Bu onarımlar büyük ölçüde ayırt edilebilmektedir.Bunlar gizli tuğla tekniğinin (Gömme tuğla) ve ahşap bağlayıcıların kullanılmasıdır. sur duvarının onarım yapılan dış çedarı moloz ve harçtan oluşan iç yapıya ahşap hatıllarla bağlanmıştır. Yine bu dönemde surlarda  derzleri yatay ve dikey  olarak belirginleştiren çizgiler dönemi vurgulayan mimari bir unsurdur.

gömme tuğla/gizli tuğla tekniği

3.3.1  Türk Dönemi / Anadolu Selçuklu Dönemi (1080 – 1097)

                  Selçuklular Kutalmışoğlu Süleyman Bey döneminde 1075 yılında kenti alarak adını İznik olarak değiştirmişler ve 1080 yılında da İznik Anadolu da ilk Türk başkenti olmuştur. Selçukluların surlara müdahalesi ile ilgili herhangi bir veri mevcut olmamasına rağmen Selçuklu mezar taşlarının surların güney kısmında bir burçta devşirme örgü malzemesi olarak kullanıldığı görülmektedir.İznik Selçuklu Devletine başkentlik yapmasına rağmen I. haçlı seferleri nedeni ile kısa süreli bir hakimiyet sürdürmüş olup bayındırlık faaliyetlerinde  bulunmamıştır.

                 Komnenos Hanedanı  (1081-1185) ”I. Haçlı Seferi”

                   ≈ I.Aleksios Komnenos (1081 – 1118):

                   I.Aleksios başkenti ele geçirerek imparator olduğunda İznik Selçuklu Beyliğinin başkentiydi. 1097’de I. Haçlı Seferi ile birlikte İznik kuşatılmış şehir surları hasar görmüştür. I. Aleksios Türkler ile anlaşarak şehri yeniden ele geçirmiştir. Savaştan hemen sonra surların en zayıf olduğu güneybatı kanadının diz çöken kulenin olduğu yerden onarımına başlanmıştır.1.Aleksios bu köşeye Selçuklu mezar taşlarının da devşirme malzeme olarak kullanıldığı  daha küçük bir beşgen bir kule inşa ettirdi.

               ≈ I.Manuel Komnenos (1143- 1180):

               Surların göl kıyısı tarafını tamir ettirmiş olup yazılı kaynaklarda geçmeyen kesikli olarak sık tuğla ve taş kuşakların oluşturduğu duvar örgüsünü Sanat tarihçisi ve Bizans uzmanı Clive Foss bu döneme atfeder.

                3.4 Latin İstilası Dönemi (1204 – 1261) İznik, 57 yıl boyunca başkenti Latin işgali altında olan   Bizans İmparatorluğu’nun yönetim merkezi oldu

                     3.4.1  İznik İmparatorluğu 1204-1261 (Laskaris Hanedanı)                   

                               ≈ I.  Teodor Laskaris  (1204 – 1222)

                           Surların üçüncü evresi Laskarisler dönemine atfedilir. İmparatorluğun kurucusu Teodor Laskaris döneminde 1204-1222 tarihleri arasında surları sağlamlaştırdı. Surların güney kanadına iki kare kule yapılarak savunma hattı güçlendirildi. Kulelerin cephelerinde tuğla plastik süslemeler,frizler, haç ve yazıtlar bulunuyordu.Kulelerin üst odacıkları pahlı mazgallı idi. Ağır silahların kullanılabilmesi için şevli mazgallar yapıldı. Eski kulelerin tuğla kaplamaları yenilenirken bu tuğla kaplamaları iç yapıya kare kesitli hatıllarla bağladılar. Sıva pembe renkli tuğla kırıklı ve derzler şevli idi. Kullanılan harç kireçtaşı,küçük kırıklı çakıl taşı ve tuğla kırıklı idi. Yine bu dönemde surlar tek kat beyaz kireç ile sıvanmıştır.

                             ≈III. Yannis Vatatsez  (1222 – 1254) 

                         Teodor Laskaris’in kızı İrene Laskaris ile evlenmiştir. Vatatsez döneminde surlar yaklaşık  2.5 metre yükseltilmiş böylece yükseltme yapılan yerlerde burçlar iki kat odacıklı ve savunma için dam düzlüğü haline dönüştürülmüştü. ve 13-16 metre önüne ön surlar inşa edilerek savunma sistemi güçlendirilmiştir.Bir Bizans savunma mimari tekniği olarak da ön surların etrafına hendek açmışlardır. Bu üçlü savunma hattının bir benzeri Konstantinopolis’te idi. Bizans savunma mimarisinde duvar örgüsü, taş temeller üzerine kullanılarak inşa edilmiştir.

Bu dönemde onarımlar kireçli sıvalarla ile yapılmıştır. Kullanılan sur duvarlarında cephelerde tuğla süslemelerden güneş kursları,damla motifleri ile beraber kasetleme (çerçeve) tekniği görülür.Bu teknik Bizans mimarisinde 12. yüzyıldan itibaren görülmeye başlar.

          3.5.  Geç Bizans Dönemi / II.Bizans Dönemi (1261 – 1331)

          Bu dönem Bizans’ta Palaiologoslar (Paleologlar) dönemidir.  Bu dönemin genel olarak mimari anlayışında tuğla cephe süslemelerinde motif çeşitliliği dikkat çeker.

 İmparator II.Andronikos surların göl tarafına özenli tuğla örgü işçiliğin görüldüğü bir onarım yaptırmıştır. Surların alt bölümünde devşirme malzeme kullanılmış üst kotta ise moloz taş -tuğla alternatif atlamalı bir şekilde örgü tekniği uygulanmıştır. Yine bu dönemde şehri kuşatan Osmanlı tehlikesine karşı surlar güçlendirilmiş ve bazı değişiklikler yapılmıştır. Birçok açıklıklar örülmüş burçlara odacıklar  eklenmiş, bazı mazgallar kapatılmış bazıları da yeniden açılmıştır.

  1. Türk Dönemi (1331 – ∞ )

        4.1. Osmanlı Dönemi (1331 – 1922)

        Bu dönemde 1331 yılında İznik Orhan Gazi tarafından feth edilmiştir. Yazılı kaynaklarda bu savaş sırasında surların tahribata büyük ölçüde zarar görmediği yazılı kaynaklarda mevcuttur. Fakat surlara açılan bazı top gediklerinin izleri günümüzde de görülür.

1402 yılında kent Timur’un ordusu tarafından yağma edilmiştir.Kültürel hayat etkilenmemiş fakat surlarla ilgili herhangi bir veri mevcut değildir.

Osmanlı döneminde bölge 1509 – 1754 – 1855 ve 1895 yıllarında depremden etkilenmiş fakat bu durumla ilgili elimizde herhangi bir veri yoktur. Fakat olasılıkla lokal müdahaleler ile sağlamlaştırma yoluna gidildiği düşünülmektedir.

Bu dönemde İmparator  I. Justinianus’un kente yaptırdığı su yollarının kullanıldığı Lefke Kapının sur içinde ki köşede yer alan sivri kemerli Osmalı duvar çeşmesi ve bağlantısı ile görülmektedir.Surların Osmanlılar döneminde geçirdiği değişim çeşitli seyyahların yayınladığı kitaplarda anlatılmış olup birebir müdahaleden bahsedilmemiştir.

Bu dönemde ki imar faaliyetleri kentin ızgara planlı tasarımına uygun olarak yapılmıştır.

                4.2. Cumhuriyet Dönemi (1923 – ∞)

                1930’lu yıllarda surlarda ilk olarak Alman arkeoloji enstitüsü tarafından kapsamlı bir araştırma yapılmıştır.  Bu araştırma Karnapp ve Schneider tarafından  yayınlanmıştır. Daha sonra Bizans Tarihçisi Clive Foss tarafından kitabında İznik’e geniş bir bölüm ayrılmıştır.

2002 yılında surlarda lokal müdahaleler ve temizlik yapılmıştır. 2008 yılında Lefke kapıda araştırma kazısı sonucunda dolgu toprak kaldırarak özgün zemin ortaya çıkarılmıştır. Kapının kent tarafında solda da bir kilise kalıntısı ortaya çıkarılmıştır.

2014 yılında  Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü Bursa Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü denetiminde başlayan  İznik Surları Lefke Kapı 1.kısım restorasyon çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmalar kapsamında Osmanlı döneminden kalan duvarlar kaldırılmış,sur uzantıları ve antik su kemeri üzerinde bulunan bitkilenme için özel çalışmalar yapılmış olup su yolu altındaki kemerler ve surlar üzerinde restorasyon çalışmaları devam etmiştir. Surlara bitişik evler etap etap kamulaştırılmaktadır.

2015 yılında “UNESCO Dünya Mirası Olma Yolunda İznik” sempozyumu yapıldı. Türkiye ve yurtdışından bilim insanlarının katılımı ile İznik’in tarihi, arkeolojisi, sanat ve mimarisi ile doğal değerleri ulusal ve uluslararası bilim insanları tarafından tartışılmıştır.

2015 yılında güncelenen şekli ile İznik kenti Unesco Dünya Doğal ve Kültürel Mirası geçici listesine alınmıştır.

2016 yılında İznik’in UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmesi için alan başkanlığının oluşturulmuştur.

İZMİR HAVAGAZI FABRİKASININ MİMARİ OLARAK GELİŞİM SÜRECİ

Yazıyı PDF olarak indirebilirsiniz: İZMİR HAVAGAZI FABRİKASI 

İZMİR HAVAGAZI FABRİKASI

İzmir Alsancak ilçesinde bulunan Havagazı Fabrikası yaklaşık 23 dönüm üzerine kurulmuş Endüstri Yapı miraslarımızdan biridir. Bu çalışma ile kamu ve özel sektörün ortak çalışmaları paylaşımları ile eski eser büyük bir kompleksin tekrar Yaşatılmış, canlandırılmış ve topluma büyük bir değer olarak kazandırılmıştır.

2005 yıllında İzmir Büyükşehir Belediyesinin açmış olduğu Rölöve, Restitüsyon Proje Hazırlama İşi ihalesi Firmamız tarafından alınmıştır. 2006 Yılında da Restorasyon Projesi Hazırlanmış, İlgili Koruma kurulu Onayından sonra 2008-2009 yıllarında restorasyon uygulaması yine firmamız proje müellifliğinde İzmir Büyükşehir Belediye’ since yaptırılmıştır.

Zengin bir tarım potansiyeline sahip Batı Anadolu’nun en önemli çıkış limanı özelliğini taşıyan İzmir’de, 16. yüzyıldan 19. yüzyıl ortalarına kadar uzanan süreçte, genellikle tarım ürünleri ihracatının gerektirdiği sanayi faaliyetleri göze çarpar.

  1. yüzyılın ikinci yarısında ticaret hacmindeki hızlı büyümeyle birlikte, İzmir’in sanayi yaşantısında da önemli gelişmeler oldu. İplik fabrikası, havagazı fabrikası, su fabrikası gibi büyük sanayi işletmeleri açıldı.

1838 yılında Osmanlı, İngiltere ve onu örnek gösteren Fransa ile yapmış olduğu ticaret anlaşması ile kendi topraklarında, yabancılara ticaret yapma hakkını verince, başta sakız adasında oturan yabancı tabiyetteki tüccarlar, İzmir’e gelerek yerleşmeye başladılar.

Osmanlı’ nın yabancı yatırımcıyı İzmir’ e sokması ve bunun sonucunda göç alınması ile İzmir sanayi bölgesi olarak hızlı bir gelişim gösterir. Bu gelişimler sonucunda bölgede her türden kuruluşu görmemiz mümkündü. Athanassoulu Kardeşler sigara, okul, ticari defter kağıdı fabrikası (1860), Hacı Andoni buharlı değirmeni, Cousiney fabrikası ve İzmir’i aydınlatan Havagazı fabrikası bunlar arasındadır.

1937 yılı fotoğrafı
1940’lı yıllar fotoğrafı

1857 yılında Andre Morchais adındaki bir müteşebbis Paris Gaz Şirketi adına İzmir’de bir havagazı fabrikası kurmak için Osmanlı Devleti’ne başvurur. Devletten fabrika arazisi ve yurt dışından getireceği makinelere gümrük muafiyeti istemekteydi. Fabrikayı kuracak ve 75 yıl işletecekti. Yap işlet devret modeliyle bir yatırım öneriyordu. Ancak, Andre Morchais’in ölümü nedeniyle başvuru geçerliliğini kaybeder.

İlk girişimden sonra bu kez, 1859 yılında İstanbul’lu gazeteci A.Edwards İzmir’de havagazı fabrikası kurmak için Osmanlı Devleti’ne başvurur. Devlet 40 yıllığına bir imtiyaz vererek başvuruyu onaylar. Çünkü medeni bir kentsel hizmet olacağı kanaati yaygındır. İzin konusunda problem kalmamasına rağmen, inşaata 1862 yılında başlanabilmiştir. Fabrika, Demiryolunun gelmesinden sonra, İzmir’in sanayi bölgesi olan Darağacı’nda inşaa edilmiştir. Havagazı üretim tesisi, merkezi Glasgow’da bulunan “Lanloux and Sons” fabrikası tarafından kurulmuştur. İzmir Havagazı Fabrikası’nın sermayesi 80 bin sterlin olup, merkezi Londra’daydı.

1940’lı yıllarda Havagazı Fabrikası

Fakat 1900’lü yıllara yeni girilmişken aydınlatma için elektrik kullanımı daha ucuz bir alternatif olarak öne çıkmaya başlamıştır. 1904 yılından itibaren İzmir’in aydınlatmasının elektrikle yapılması ve havagazının sadece mutfakta kullanılması gündeme gelmiştir. Elindeki pazarı kaybetmek istemeyen şirket uzun süre elektrik işini engelleyici olmuş olsa da, I. dünya savaşı yılları başlarken İzmir’de elektrikle aydınlanmanın devreye girmesine mani olamamıştır. Bir süre aydınlatma hem gaz hem de elektrik yoluyla ikili devam etmiş ama sonunda havagazı ile aydınlanma terkedilmiştir. Havagazı fabrikası, Cumhuriyet döneminde yabancı şirketlerin imtiyazları uzatılmadığından belediyeye devredilmiş ve mutfaklarda kullanılmaya uzun süre devam etmiştir.

1995 ‘yılında kapatılan fabrika binalarından büyük bir bölümü günümüze ulaşamamıştır. Özellikle ocaklar ve gazometre binalarını sadece eski fotoğraflarından tespit etmekteyiz.

Endüstri mirasımızdan kalan tek ölçekli yapı veya yapılar grubundan oluşan kompleks fabrika, üretim veya atölyeler maalesef ki ülkemizde olması gereken değer ve öneme sahip değillerdir. Teknolojinin gelişmesi ile yapılar terk edilerek yalnızlığa, bakımsızlığa ve yok olmaya yani kendi kaderlerine bırakılmışlardır. İzmir Havagazı fabrikası da bu kaderi yaşamış olan kültürel miraslarımızdan biriydi. 1862 yılında inşasına başlanan İzmir Havagazı fabrikası, İzmir’i 1864 yılında aydınlatmaya başlamıştır. Elimizdeki kaynaklara göre yapıldığı dönemden günümüze kadar geçirdiği süreç içerisinde fabrikanın çalışmasına göre tesise ek yapılar yapılmış veya mevcut yapılar yıkılmıştır. Böylesine büyük bir üretim kompleksinde ek yapıların yapılması veya yıkılması doğal bir süreçtir ancak üzücü olan bu yapılardan günümüze çok az bir kısmının ulaşıyor olmasıdır.

İzmir havagazı fabrikasına gelindiğinde 2006-2007 yıllarında komplekste 8 adet tescilli yapı bulunmaktaydı. Gazometreler ki havagazı fabrikası için önemli bir birimdir ki günümüze ulaşamamıştır. Bina içlerindeki birçok makine alınmış, sergilemek amacı ile alınanlar olduğu gibi izinsiz alınanlarda olmuştur.

1950-2006 YILLARI ARASINDAKİ DÖNEM 4.DÖNEM

Düzensiz moloz taş duvar örgüsü ile yapılmış yapı, yığma sistemlidir. Duvar kalınlığı 60 ila 70 cm arasında değişmektedir. 37,82 m. X 15,31m. ebatlarında dikdörtgen plana sahip olan binanın çatısı çelik makaralarla geçirilmiştir. 2006 yılında yapılan rölöve çalışmaları sırasında bina içine daha sonradan galeri oluşturacak şekilde betonarme kat yapıldığı tespit edilmiştir. Doğu cephesinde ise yine bu dönemde geç dönem ek yapıları vardır.

Dökümhane yapısı 2005-2007 yılı fotoğrafları ve D-D kesiti

Dökümhane binasının restitüsyonu, yapıdaki izler ve araştırmalar sonucunda bulunan eski fotoğraflar doğrultusunda hazırlanmıştır. Yapıdaki geç dönem eklentileri restitüsyon da kaldırılmış, cephe düzeni belgelere göre düzenlenmiştir.

2005-2007 yılı dökümhane binası
1940’ lı yıllar dökümhane binası
Kuzey cephe restitüsyonu

Duvar kalınlığı 19 cm olan yapının taşıyıcı ana iskeletini belli aralıklarla atılan “I” profilleri oluşturmaktadır. Mekan içindeki iki adet çelik profil, beton kaidelerin üzerine oturtulmuştur ve etrafları ahşap ile kaplanmıştır. Mekan açıklığı 1 numaralı binada olduğu gibi çelik makaslarla , 3 bölümde geçilmiştir. Cepheleri taş taklidi sıvadır. Cephe köşeleri ve doğrama söveleri tuğladır.

Güney cephesi
Kuzey cephesi
Güney cephesi rölövesi

Yapı günümüze cephe, plan sistemi ile özgünlüğünü koruyarak ulaşabildiğinden restitüsyon çalışması rölöve projesine uygun olarak yapılmıştır. Arşiv araştırmaları sırasında bulunan eski görsel belge ile yapıda tespit edilen izlerinde örtüşüyor olması doğru bir çalışma yapıldığını göstermektedir.

2006-2007 yılı doğu cephesi
1940’ lı yıllar doğu cephesi
Doğu cephesi restitüsyonu
Güney cephesi restitüsyonu

Geç dönemde en fazla muhdes ek alarak plan şemasını kaybeden yapı idari binadır.Arka cephesine yapılan eklentilerle özgün cephe sistemi bozulan yapının kırma çatı şeklide değiştirilerek teras çatı yapılmıştır. Havagazı fabrika bina cephelerinin karakteristik özelliği diyebileceğimiz köşe noktalardaki tuğla hat ile doğu ve batı cephelerindeki özgün Duvar genişlikleri, yapı konturu tespit edilebilmiştir. Diğer yapılarda olduğu gibi yapıdaki izler ve eski fotoğraf belgelerine göre restitüsyon çalışmaları yapılmıştır.

Zemin kat rölöve planında kırmızı çerçeve içine alınan yapı özgün olup diğer binalar ektir
Doğu cephesinde özgün yapı sınırı köşelerdeki düşey tuğla sıralarından tespit edilmiştir.
1940’ lı yıllarda kuzey ve doğu cephesi
2005-2007 yıllarında kuzey cephesi
Kuzey cephesi restitüsyonu

2 nolu yapıda olduğu gibi çelik karkas sistemde yapılmış yapının doğu ve batı cepheleri geç dönemde eklenen niteliksiz eklere çevrilmiştir. Kendi özgün yapı konturu içerisinde özgün plan ve cephe özelliğini korumuştur bu nedenle restitüsyon rölöve doğrultusunda hazırlanmıştır.

Zemin kat rölöve planında kırmızı çerçeve içine alınan yapı özgün olup diğer binalar ektir.
Doğu cephesi
Doğu cephesi restitüsyonu

1950’ den sonra yapılan betonarme olan yapı dönem eki olması nedeni ile korunmuştur. 2 katlı olan yapı Kompleksteki diğer yapılar gibi bakımsız ve kötü durumdadır. Zemin ve birinci katı depo olarak kullanılmıştır.

Doğu cephesi
Kuzey cephesi
Doğu cephesi restitüsyonu
Kuzey cephesi restitüsyonu

3 ayrı binadan oluşan yapının ilk döneminde orta aksta bulunan tek hacimli yapının olmadığı, 1935 sonrasında yapılar arasına eklenerek bir blok olarak tamamlandığı binalar arasındaki cephe sistemlerinin farklı çözülmesinden dolayı tespit edilmektedir. Çelik karkas sistemde yapılan binalarda 1935 sonrası eklenen yapı dışındaki diğer 2 binada doğrama söveleri ve köşelerde tuğla kaplama cephe özelliğinin devam ettirildiği görülür.

2006-2007 yılları batı cephesi
1900-1935 yılları arasında orta bölümde bulunan yapı yoktur.

 

1935 yılından sonra arasında orta bölümde bulunan yapı eklenmiştir.

Alanın orta aksında yer alan 3.71 m.x 5,91 m. ebatlarında kagir sistemde yapılmıştır. 2 mekandan oluşan su deposuna çıkan yuvarlak planlı demir merdiveni yapıya ayrı bir güzellik katmıştır. 2,3,4 ve 6 numaralı yapılarda olduğu üzere doğrama etrafı ve bina köşelerinde tuğla kaplama yapılmıştır. Kagir duvarları tuğla hatıllı moloz taş örgüsüdür.

Doğu cephesi restitüsyonu
Uygulama öncesi su deposu
Batı cephesi restitüsyonu

Havagazı fabrikasının 1935 yılında belediyeye geçmesi ile yapılan baca tuğla örgülüdür. Yuvarlak planlı olan baca aşağıdan yukarıya doğru daralır. İzmir’ in bir çok yerinden görünebilen 46 metre uzunluğundaki baca Havagazı fabrikası ile özdeşleşen simgesidir.

Havagazı Fabrikasının restorasyonunda 2 ana başlık halinde yaklaşılmıştır. Buna göre;

A-Kentsel ölçekte

Havagazı Fabrikası Endüstri kompleksin bütüncül yapısını, şemasını kaybetmeden , kentin dışında kalmış dışlanmış olan bu alanın kent ve kentlinin yaşamına girmesini sağlamak çalışmalarımızın ana çıkış noktası olmuştur. Restorasyonu yapılan ancak kullanılmayan, doğru işlev verilmeyen yapıların kaderi zamanla terk edilmek olur. Bu nedenlerle sosyal yaşamı kompleksin tarihi dokusunu bozmadan alana dahil etmek gereklidir. İzmir Büyükşehir Belediyesi ve bizin yapmış olduğumuz toplantılar sonucunda alanın gençliğe hitap eden bir kültür merkezi olması konusunda ortak bir karar alınmıştır. Bu fikirle yola çıkılan çalışma İzmir Halkı tarafından da benimsenmiş, Havagazı Fabrikası kentin içinden olmuştur. Bir çok sergi, konser, sempozyumun düzenlendiği kompleks tarihi değerini kaybetmeden Yaşam içine alınmıştır.

Peyzaj çalışmalarında küçük gazometrenin bir modeli yapılarak tarihsel kimliğin sürekliliği sağlanmıştır.

B-Yapısal Ölçekte:

Kültür Merkezi işlev programı; yapı işlevleri tarihsel alan dağılım aksı dikkate alınarak oluşturulmuştur. Giriş aksında dökümhane olan yapı bir toplanma alanı olarak düşünülmüştür. Toplantıların, sunumların olduğu aynı zamanda kafe olarak işlevlendirilen dökümhane binası karşısında bulunan makine dairesi binası okuma salonu, onun arkasındaki yapı tarihsel işlevide idari bina olup restorasyonda da idari bina olarak işlevlendirilerek korunmuştur. 4 nolu yapı laboratuardan plan şeması bozulmayarak satış birimlerinin olduğu bir yer olmuştur. Malzeme ambarı geç dönem yapısı olmakla birlikte alanla özdeşleşmiştir. Mekanlarının büyük ve bölüntüsüz olmasından dolayı restoran t olarak işlevlendirilmiştir. Tarihsel süreçtede atölye olarak kullanılan 6 nolu yapı yine atölye ve sergi salonu olarak restore edilmiştir. Alanın ortasında yer alan su deposu satış birimi olarak projelendirilmiştir.

Dökümhane binası, çok amaçlı bir salon olarak kullanılmaktadır.
Dökümhane binası, çok amaçlı bir salon olarak kullanılmaktadır.

İşlevler seçilirken işlev programları hazırlanırken en önemli kriterlerden bir tanesi de yapıların Özgün mimarisine en az müdahale edilmesini sağlamak olmuştur. Restorasyon projesinde geniş tek mekana sahip yapılar mekanlara ayrılmadan özgün plan şemasına göre korunmuştur. Alan ve yapılar muhdes eklerden arındırılmıştır. Muhdes ekler nedeni ile kaybolmuş yapılar kendi özgün kimliklerine kavuşmuşlardır. Yapıların restitüsyon doğrultusunda cepheleri projelendirilmiş, farklı ekler veya değişikliklere gidilmemiştir.

3 ve 4 numaralı yapılar (idari birim, laboratuar şuan satış birimleri bulunmaktadır)
1 nolu yapı (dökümhane , toplantı salonu-kafe)
Kentin simgelerinden biri İzmir Havagazı Fabrikası
6 numaralı yapı sergi salonu ve atölye olarak işlevlendirilmiştir
İdari bina ve satış binası

 

 

Tekirdağ Şarköy İlçesi Tepeköy 2246 Parseldeki Kilisenin Proje Raporu

1-Konumu ve Coğrafi özellikleri

Şarköy, il merkezine sahil yolu ile 65 km, D-110 Karayolu ile 81 km`dir. Kuzeyinde Malkara, kuzeydoğusunda Tekirdağ, güney ve güneydoğusunda Marmara Denizi ve batısında Gelibolu bulunmaktadır. Yüzölçümü 555 km² ‘dir.

Şarköy ve Mürefte’ye Ganoz Dağları hakim olup 945 m yüksekliği olmasına rağmen deniz kıyısından itibaren ani yükselme gösterdiğinden ulu bir dağ görünümü arzetmektedir. Marmara Çukurları ile Ganoz Körfezi arasında Muratlı ve Çorlu’dan başlayarak güneybatıya uzanan üç fay bulunmaktadır. Bundan dolayı ŞARKÖY-Mürefte-Tekirdağ Türkiye’nin depreme hassas bölgelerindendir. MTA Enstitüsü tarafından bölge birinci derecede deprem bölgesi ilan edilmiştir. Şarköy’ün kuzey, doğu ve batı yöreleri oldukça engebelidir. Şarköy ilçe sınırları içinde kalan kıyılarda denize ulaşan derelerin yataklarında oluşan ova Şarköy kıyı ovasıdır. Şarköy ovası Tekir Dağlarının güney eteklerinde Hoşköy’den Kızılcaterzi’ye kadar uzanan bir alüvyon ovasıdır. Şarköy ovasının gerisinde kıyı taraçaları yer alır. Özellikle Mürefte ve Şarköy kıyılarında bu taraçalar diğer kıyılara oranla daha belirgindir.

İlçe hudutları içinde kalan topraklarda akan en önemli akarsular şunlardır; Gaziköy, Hoşköy, Gölcük ve Tepeköy dereleri. Dereler yaz mevsiminde ya tamamen ya da kısmen kururlar. Gölcük Deresi ilçenin kuzeyini takip ederek Saroz Körfezine dökülür.

Marmara Denizi’ne bakan yamaçlarda iklim tipine uygun olarak gelişme gösteren makiler ve fundalıklardır. İç kesimlerde ise kışın yapraklarını döken meşe türleri, gürgen, dış budak, ıhlamur, çınar ve karaağaç görülmektedir.

İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişli değildir. Orman bölgesi bakımından oldukça zengindir. (203.090 dekar)

Şarköy, yarı nemli iklim tipine girmektedir. Akdeniz iklim tipi ile Karadeniz iklim tipi arasında geçiş özelliği gösteren bir iklime sahiptir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır. İçerilerde daha ziyade karasal iklimin etkisi görülür. Yıllık yağış ortalaması 550.6 mm´dir.

2-Şarköy Tarihsel Gelişim

Şarköy ilçesinin batısında Kızılcaterzi köyü Buruneren çiftliği ve Fener Karadutlar mevkii ile Sofuköy’de İ.Ö. 6000-3000 yıllarına ait yerleşmeler tespit edilmiştir. Bu yerleşmelerde savaş ve günlük kullanım aracı olarak kullanılan taş baltaların üretildiği ortaya çıkarılmıştır.

Şarköy İğdebağları (Araplı) köyü Kozmanderesi mevkiinde erken devir çağına ait (İ.Ö.1200) bronz eserler bulunmuştur. Bu eserler o dönemin maden kültürünü ne derece önemli olduğunu göstermekle birlikte aralarında Miken kılıçlarının da bulunması Ege dünyasıyla Trakya arasındaki ilişkileri göstermektedir.

M.Ö. 750-550 yılları arasında Yunanlılar Traklarla karşılıklı anlaşarak il kıyılarında koloniler kurmuşlardır. Kipert’in antik haritasına göre, il sınırları içinde ve Marmara Denizi kıyısında kurulan koloniler batıdan doğuya doğru şunlardır: Heraklea (Eriklice), Hora (Hoşköy), Ganos (Ganoz), Bizatnhe-Panion (Barbaros). M.Ö. 168-M.S. 395 yılları arasında bölgeye Romalılar hakim olurlar. Bu dönemde yöre, yarı bağımsız yaşamış fakat Trak kavimleri Romalılar’ın hakimiyetine uzun zaman direnmişlerdir.

Şarköy’ün bugünkü yerinde Antik ve Bizans devri haritalarında Tristatis, Agora gibi oturma yerlerine rastlanmaktadır. Rumeli’yi fetheden Orhan Bey’in en büyük oğlu Süleyman Paşa zamanında ”Şehirköy” diye anılan adı, buraya Anadolu’dan göç eden Yörük Türklerin ağzında, şehirden Şar’a dönüştürülmüş ve Şarköy diye söylenmiştir.

Süleyman Paşa 1354 tarihinde Gelibolu’yu aldıktan sonra Şarköy ve Mürefte’yi alamadan fütühatını Tekirdağ’a uzatmıştır. 1356 tarihinde ani ölümünden önce Şarköy’ü de fethetmiştir. Süleyman Paşa’nın ölümünden sonra Şarköy’ü Bizanslılar tekrar geri almışlar ise de, I. Sultan Murat tahta geçer geçmez, 1362 yılında Şarköy’ü yeniden almıştır. Osmanlı Türkleri’nin Rumeli’yi almalarını sağlayan kuvvetlerin başında Yörükler, onlardan kurulmuş Yayalar ve Müsellemler gelir. Sultan Orhan zamanında başlayıp Fatih’e kadar, gittikçe hızı azalarak süregelen ve büyük Yörük akını, çok kısa zamanda il topraklarını kolayca doldurdu ve Türkleştirdi. Örneğin; Araplı (İğdebağları) Köyü Suriye Yörükleri tarafından kurulmuştur.

Balkan Savaşı’nda ordularımız 15-21 Ekim 1912 tarihli Lüleburgaz Savaşı’nda yenilince Çatalca’ya kadar çekildi. 4-20 Kasım tarihinde Çatalca’ya saldıran Bulgarlar bir netice alamayınca iki aylık bir mütareke imzalandı. Bu arada Şarköy ve Gelibolu cephesini 2. Tümen takviyeli olarak savunmakta idi. Mütareke bitince Bulgarlar 22 Aralık 1912 tarihinde 10. Kolordu taburlarını Marmara kıyılarından taşıyarak Şarköy’e çıktılar. 10 Haziran’da ordumuz taarruza geçerek Şarköy, Mürefte başta olmak üzere tüm Trakya topraklarını Bulgarlar’dan kurtardılar.

  1. Dünya Savaşı sonrası gelişen olaylar neticesinde 20 Temmuz 1920 günü Yunanlılar Tekirdağ kıyılarına çıkartma yaptılar.Rum ve Ermeniler’in içerden savaşa katılmaları ve Yunan işgal kuvvetlerine yardımcı olmaları sonunda birliklerimiz gerilediler. Şarköy 2,5 yıl kadar Yunan işgali altında kaldı. Şarköy 17 Kasım 1922 günü Yunan işgalinden kurtuldu.

Şarköy’ün hangi tarihte ilçe olduğu bilinmemekte ise de; 30 Mayıs 1926 tarih ve 877 Sayılı Mülki Teşkilat Kanunu ile bağlı bulunduğu Gelibolu ilinin ilçe olması üzerine Gelibolu’dan bağlantısı kesilerek Tekirdağ iline bağlanmış, bu tarihte ilçe olan Mürefte ise bucak merkezine dönüştürülerek köyleriyle birlikte Şarköy ilçesine bağlanmıştır.

2-1 Tepeköy

Eski bir yerleşim yeri olan Tepeköy’ ün kesin kuruluş tarihi tam olarak bilinmiyor ama kuruluşu ile ilgili bir kaç rivayet dilden dile dolaşıyor. Kimisine göre; bir Rum çobanı kızını iyileştirmek için havası ve suyu temiz olan bu köye gelip yerleşmesi ile kurulduğu, kimisine göre de; civar köylerdeki insanların, konum itibari ile uygun olduğu için, korsanlardan saklanmak için buraya yerleştikleri söylenmekte İlk zamanlar “İSTERNE” olarak anılan bu köy geçmişte 2000 hane kadar kalabalık bir köymüş. Hatta öyle ki haftada 2-3 sefer pazar kurulduğu söyleniyor.2013 yılı nüfusu 387 kişidir.

Yörede şarabın anavatanı olarak gösterilen Tepeköy’de Rumlar şarap ve ipek böceği işinde çok büyük bir yer edinmiş. O zamanlar her evin altında büyük şarap mahzenleri ve içleri şarapla dolu koca fıçılar bulunmaktaymış. Eskiden Uçmakdere Köyü ile beraber yörenin en önemli ipek böceği yetiştiriciliği ünvanına sahipti. Ancak 90’lı yıllarda bu iş sona erdi.

Hayvancılıkla uğraşan köy halkı uygulanan projelerle son yıllarda bağcılık alanında önemli bir gelişme gösteriyor. Bağcılığın gelişmesi ile birlikte köyde göç de durmuş.

Tepeköy, Tekirdağ ilinin Şarköy ilçesine bağlı bir köydür. Tekirdağ iline 98 km, Şarköy ilçesine 11 km uzaklıktadır. Köyün iklimi, Marmara iklimi etki alanı içerisindedir. Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

3-Rölöve raporu

Tekirdağ ili Şarköy ilçesi Tepeköy’de 2246 parsel nolu taşınmaz Korunması gerekli Kültür Varlıkları kapsamında 29.08.2013/1196 tescillenen (1 grup) bu tarihi kilise yapısı kitabesinden öğrenildiğine göre Aziz Georgios’un anısına Sterna Köyü (Tepeköy) halkı tarafından 1889 yılında yaptırılmıştır. Günümüze harap bir konumda gelen güneydoğu – kuzeybatı doğrultusunda uzanan bazilikal planlı, bu kır kilisesi eğimli bir arazi üzerinde köşe parselde yer almaktadır. Köyün geçmişi ile ilgili yapılan araştırmalarda daha önce yapılmış herhangi bir bilimsel bir çalışma ve detaylı bir yazılı kaynak bulunamamıştır. Tepeköy’ün eski adının Sterna olmasının dışında bu yörede kilise yapısının varlığı geçmişte yörede Rum vatandaşların da ikame ettiğini gösteren bir başka veridir.

Yapının ne zaman kullanılamaz hale geldiği konusunda kesin bilgiler olmamakla birlikte, Rum nüfusun yöreyi terk etmeye başladığı 1922 mübadelesinden sonra önemini yitirdiği düşünülebilir. Mübadeleden sonra değişen demografik yapı ile beraber kilisenin önemi azalıp ibadet fonksiyonunu yitirdikten sonra işlevi değişmiştir. Kilise ahır, şarap mahzeni, konut olarak özgün işlevi ile bağdaşmayan bir şekilde kullanılarak büyük ölçüde zarar görmüştür.

Söz konusu Aziz Georgios Kilisesi, Rum Ortodoks kiliselerinin Tekirdağ bölgesinde ki son örneklerinden biridir. Yapı günümüzde büyük ölçüde harap ve atıl durumdadır.

Genel olarak bölgede ki Rum Kiliseleri plan, kitle tasarımı, strüktür ve örtü sistemleri ile aynı dönemlerde İstanbul ve Anadolu da inşa edilen pek çok Rum kilisesi ile benzerlik gösterir. Yöresel taşla inşa edilen kiliseler, diğer yapılara göre daha anıtsal boyutları ve özenli giriş cepheleri ile dikkat çekerler.

Kiliselerde plan, strüktür ve örtü sistemleri bakımından birbirine benzeyen tek düzelik görülür hepsi bazilikal planlı olan kiliseler, genelde üç nefli ve narteksli bir mekan düzenlemesine sahiptirler. Batıda yer alan narteks genel olarak yapının içinde çözümlenmiştir. Narteksin yapının dışında olanlarına ve atrıumlu örneklere de az da olsa rastlanır. Rum kiliselerinde apsisler doğu ekseninde yarım daire şeklinde dışa çıkıntılıdır. Geleneksel yapım sisteminde yığma taş duvarlar inşa edilen kiliseler ahşap kırma çatıyla veya beşik çatıyla örtülüdür. Doğu – Batı yönünde dikdörtgen planda uzanan ana mekanı şekillendiren naoslar genellikle üç neflidir. Tek nefli örnekleri de mevcuttur. Yan neflerden daha geniş tutulan orta nefin doğu aksında apsis yer alır. Üst örtü genellikle iç mekanda, orta nefte basık tonoz, yan nefler de ise eğimli çatı düz ahşap kaplama ile kapatılır.

Yapıların dış cephe özellikleri genel olarak mimari kurguyu dışa yansıtıp sade bir özellik gösterir. İç mekanda süsleme programı apsis, duvar ve tavanlarında Hz. İsa ve azizlere ait tasvirler bulunur. Bazı Rum kiliselerinde doğuda ana nefi kutsal bölümden ayıran ikonalarla bezeli bölme duvarı ikonostasisler yer alır. Mekânı tamamıyla bölmez.

3.1 Dış cepheler

Tepeköy kilisesi özelinde ise; yukarıda değinilen Rum kiliselerinin genel özellikleri bu yapıya da geleneksel hatları ile yansıtılmıştır.

Giriş ve sol yan cephe

Yapı meyilli bir arazi üzerinde konumlanmıştır. Bu yüzden eğim, kısmen zeminin yükseltilmesi ile giderilmiştir. Kilise doğu-batı yönünde dikdörtgen, bazilikal bir plan şemasına sahiptir. Kilisenin üç nefli naos (ana mekan) planı batı kısa kenarı yönünde narteks ile sınırlandırılmıştır. Yapı geleneksel yapım sistemiyle kaba yonu taş yığma sistemde üç sıra tuğla hatıllı almaşık olarak inşa edilmiş olup iç çedarda yatay ahşap hatıllar da kullanılmıştır. Kilisenin yapımında kullanılan taşlar bölgeye özgü kum taşları olup duvarlarda az da olsa antik devşirme taşların kullanıldığı görülmektedir.

Yapının kuzeyinden köy yolu mevcut olup güney cephede beden duvarına bitişik muhdes bir dükkan yer alır. Doğu ekseninde cepheye çok yakın bahçeli konutlar mevcuttur. Batı cephesine paralel bir köy yolu ve hemen kenarında bir çeşme yer alır.

Tepeköy kır kilisesi dıştan yalın bir cephe düzenlemesine sahiptir. Günümüzde mevcut hali; Yol seviyesi, kilisenin kuzey ve doğu cephesinde yaklaşık yarı yüksekliği kadardır.

Yapının kuzey ve güneyinde yer alan uzun kenar cepheleri birbirini tekrarlar niteliktedir. Ana giriş batı cephesinden verilmiş ve özgün mimari kurguda kuzeybatı ve güneybatı cephede simetrik olarak tuğla örgü, düze yakın basık kemerli birer kapı mevcut olup günümüzde sonradan kapatıldığı görülmektedir. Nartekste yer alan bu yan kapılardan Kuzeybatı cephede bulunan kapı simetri aksında ki yan kapıya göre, eğimden dolayı zemin kotu daha yüksektedir. Başka bir deyişle kilisenin güney cephesini sınırlayan bahçe ile kuzey yan cephesini sınırlayan sokak farklı kottadır.

Kuzey batı cephesi
Güneybatı cephesi ve cepheye bitişik yapılan muhdes yapı (dükkan)

Kuzey ve güney uzun kenar cephelerde alt kotta bulunan pencerelerden sonra dört adet, tuğla örgü, düze yakın basık kemerli ve üzerinde tuğla hafifletme kemerleri olan dikdörtgen formlu uzun naos pencereleri yer alır.  Bu pencereler kuzey cephede taş ve tuğla malzeme ile kapatılmış olup güney cephede açık durumdadır.

Kuzey cephesi ve naos pencereleri

Naos pencerelerinden sonra iç mekanda k.doğu-g.doğu da simetrik nişler yer alır ve nişlerin üst kotunda ve aynı akslar içerisinde kutsal bölüm bemayı aydınlatan dikdörtgen formlu aydınlatma pencereleri mevcuttur. Bu bölümdeki pencerelerin mevcut hali farklı kullanım amaçları için büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Kuzeydoğuda yer alan aydınlanma penceresinin üst kot sövesi yıkılmış durumda olup pencere açıklığı kısmen taş örgü ile kapatılmıştır. İç mekanda alt kotta yer alan nişin içine kare kesitli küçük bir pencere açılmıştır. Günümüzde bu noktada iç mekana baktığımızda kilisenin bu köşesinde hali hazırda mevcut harabe kalıntılarından ve izlerinden yakın bir zamanda burada barınma amaçlı muhdes bir yapının inşa edildiğini görebiliyoruz.

Kuzeydoğu cephe, muhdes pencere ve kötü durumda ki apsis penceresi

Yine Güneydoğu cephede büyük ölçüde tahribat söz konusudur. Kilisenin iç mahallinde bu köşede apsis kısmını da kapsayacak şekilde zemin+ 1normal kattan oluşan bir konut inşa edilmiş olup cephede bu konuta ait üst kat pencere, zeminde taşlık ve ahır olarak kullanılan alt mekana açılan çift kanatlı ahşap bir kapı ve hemen yanında tek kanatlı ahşap ikinci bir kapı açılarak özgün yapıya  zarar verilmiştir.

güneydoğu cephede muhdes pencere ve kapı

Ayrıca cephelerde ki pencere farklılıkları ve konumları apsis, narteks, naos gibi mekanların içerdeki mahallini dış cepheye yansıtmıştır.

Kuzey cephede doğu yönüne doğru belli noktalara metal kılıçlamalar yapılarak cephe güçlendirilmiştir. Yine cephenin bu kısmında düşeyde derin bir yapısal çatlak mevcuttur. Ayrıca bu güçlendirmenin bir benzeri metal kenetler ile pencerelerin üst söveleri boyunca alt kısımdan çevrelenmiş olup büyük ölçüde günümüze ulaşmıştır.

Kuzey cephe metal kılıçlama

Güney cephede pencere açıklıkları büyük ölçüde kapatılmamıştır.

Güney cephesi, görünüm
Güneybatı cephesi, görünüm

Doğu cephesinde dışa taşkın yarım yuvarlak apsisin orta aksında yuvarlak kemerli bir pencere yer alır. Mevcut durumda niteliksiz malzeme ile kapatılmıştır. Ayrıca güneydoğu köşe cephe boyunca pahlanmıştır. Dışa taşkın apsisin üst örtüsü alaturka kiremit kaplıdır.

Doğu cephesi
Güneydoğu pahlı köşe cephe ve dış doğu cephe
Güneydoğu pahlı köşe cephe ve dış doğu cephe

Batı cephesinin cephe düzeni orta aksta ana giriş kapısı sağ ve sol aksta simetrik olarak tuğla örgü düze yakın hafif kavisli bir kemer sahip ikişer pencere yer alır. Pencerelerin etrafı taş söve görünümünü veren sıva ile şekillendirilmiştir.

Batı cephesi, görünüm

Batı cephesinde orta aksta derin bir niş içerisinde yer alan ana giriş kapısı bulunur. Kapının niş içerisinde düzenlenmesi ile ön cephede derinlik oluşturularak cepheye hareket kazandırılmış, aynı zamanda giriş kapısı yağmur, kar ve güneş etkilerine karşı korunmuştur. Tuğla örgü yuvarlak kemerin içerisinde güneşi sembolize eden metal şebekeli aydınlık penceresi yer alır. Hemen altında taş düz lentolu kapı açıklığı ahşap çift kanatlı bir kapı ile örtülmektedir. 

Ana giriş baş kemer kavsarası dışa doğru büyüyen bir kavisle açılır. Nişin iki yan cephesi iç yüzeyde ”c” kavisle dışa açılan düzenlenmiş olup iki yüzeyi birleştiren üst kemer ile beraber cepheye zenginlik kazandırılmıştır. Kemer üzengi seviyesinde, cephe yüzeyinde nişin her iki yanında günümüzde büyük ölçüde tahrip edilmiş olsa da sıva dolgu ile yapılan impost başlıklı pilastırlar zemin kotuna dek devam eder. Kilisenin ahşap çift kanatlı kapısı çakma tekniğinde yapılmıştır. Kapı düz,düşey tahtalarla yalın bir görünümdedir. İri başlı kalpaklı çiviler hem kapıyı süsler hem de arka kuşaklara tahtaları bağlar. Ahşap kapı kasasızdır. Menteşe olarak kullanılan dövme demirden yapılmış olan güllaplar kanatların taş sövelerle bağlantısını sövelerin yüzeyinde yer alan metal düşey kayıtlar üzerinden gerçekleştirmektedir. Kapı kapazlama yani bindirme kilitlidir.

Ahşap kapının üzerinde günümüzde mevcut olmayan dökme demirden bir ortodoks haç bezemesi ile 1887 tarihinin izlerini görebiliriz.  Ana girişin düzenlemesi üst kotta kemerin hemen üzerinde yer alan tuğla örgü profilli silme ile sonlanır. Silmenin sıva dolguları büyük ölçüde zarar görmüştür. Silmenin hemen üzerinde ise kilisenin dikdörtgen formlu mermer kitabesi yer alır.  Cephe günümüzde mimari öğeleri ile birlikte oldukça tahrip edilmiştir. Özgün kurgusunda sıvalı olan cephe mevcutta büyük oranda sıva kaybına uğramış ve çimento harçlı sıva ile lokal onarımlar görmüştür. Pencereler taş örgü ile kapatılmış olup ahşap kapı ve metal elemanları tahrip edilmiştir. Cephenin hemen kuzeydoğu köşesinde duvar örgüsü içinde devşirme (spoli) dikdörtgen formlu bir mermer yazıt mevcuttur.

Batı cephesinde kapatılan pencereler
Kuzeydoğu köşede duvar örgüsü içerisinde yer alan spoli yazıt
Batı cephesinde kilisenin giriş kapısı üzerinde yer alan özgün yazıt
Kilisenin ana giriş kapısı
Kilisenin ana giriş kapısı

Kilisenin özgün üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. Güneybatı köşede küçük bir alanda mevcut olan ahşap konstrüksiyonlu alaturka kiremit ile aktarılan kırma çatı kalıntısı yapının özgün üst örtüsü değildir.

Yapının üst örtüsü günümüze ulaşmamıştır.
Yapının G.batı köşesinde mevcut olan muhdes üst örtü kalıntısı

3.2 İç Mekan

İç mekanda doğu cephesinde harabe halde bir konut, kuzey cephe iç mekanda duvara bitişik yıkık halde bir konut ve çeşitli işler için kullanılan depolar yer alırken doğu ve güney duvarında da farklı muhdes yapılar mevcuttur. Batı cephesinde ise iç mekan nartekste niteliksiz şarap depoları yer alır. Tüm muhdes yapılarda yer yer kilisenin mimari öğeleri devşirme olarak kullanılmıştır.

Aynı döneme ait diğer kiliselerde olduğu gibi Aziz Georgios Kilisesi de dikdörtgen plan şemasına sahiptir. Yapının günümüze gelen dış duvarları ile ana mekandaki araştırma kazılarına ve mimari kurgunun geriye kalan izlerine dayanarak üç nefli ve tek apsisli olduğu tespit edilebilmektedir. İç mekân kurgusu; ibadet mekânına girişi hazırlayan narteks, ve üzerinde günümüzde mevcut olmayan ahşap galeri, ana mekân naos, kutsal bölüm bema,apsis ve doğu cephede yer alan ve dairesel formlu dışa taşkın apsisten meydana gelir.

Kilisenin iç mekânına; batı cephesinin orta aksı üzerinde tasarlanan yuvarlak kemerli ana kapı ve narteksin kuzeybatı ve güneybatı cephelerinde simetrik olarak yer alan iki giriş kapısı ile ulaşılır.

Kilisenin iç mekânı

Yapının batı kısmında yer alan narteks kuzey- güney doğrultuda uzanan bir kurguya sahiptir. Narteksin kuzeybatı ve güneybatı cephelerinde yer alan yan girişler tuğla örgü düze yakın hafif basık kemerli olup dikdörtgen formlu kapı açıklıklarıdır. Kapı açıklıklarının düze yakın kemerlerinin hafifletme kemerleri de tuğla örgüdür. Kapı açıklığının hemen üzerinde yer alan ve kapı genişliğinde devam eden, dikdörtgen formlu aydınlık pencereleri ile dikkat çekicidir. Fakat günümüzde oldukça tahrip edilmiş durumdadır. Kuzey cephede yer alan kapı, çimento harçlı sıva ile tuğla örülerek kapatılmış olup üst pencere ise büyük ölçüde hasarlıdır. Pencere taş örgü ile kapatılmış dolayısı ile doğramaları günümüze ulaşmamış ve üst kot söveleri yıkılıp formu bozulmuştur.

Güneybatı cephede yer alan kapı ve üst pencereden oluşan bu ikili sistem, dış cepheye dayanan muhdes bir yapı (dükkan) ile kapatılmıştır.

Narteksin güneybatı ve kuzeybatı cephesinde yer alan yan kapılar ve üst pencereleri
Narteksin güneybatı ve kuzeybatı cephesinde yer alan yan kapılar ve üst pencereleri

Batı cephesinde ana giriş kapısının sağ ve sol aksında yer alan iki adet pencere, tuğla ve taş örgülerle kapatılmıştır. Nartekste bu cepheye bitişik niteliksiz tuğla ve çimento sıvalı şarap depoları olarak kullanılan yapılar mevcuttur.

Batı cephesine bitişik şarap depoları ve kapatılan narteks pencereleri

Kiliselerde yaygın olarak gözlemlenen galeri katının varlığına dair yapıda narteksin üst kotlarında batı cephe ve kuzey-güney cephelerde de devam eden ahşap konstrüksiyonlu bir galerinin geçmişte var olduğuna dair mimari izler mevcuttur. Bu izler narteks yan kapılarının hemen başlangıç aksında simetrik olarak sonlanır. Yan kapılardan sonra günümüze ulaşabilmiş tek ahşap taşıyıcı sütunun olduğu noktada narteksten naos bölümüne geçilir.

Ana mekân naos bölümünde kuzey ve güney cephede yapının işlevselliğine ve morfolojik yapısına zarar veren niteliksiz muhdes (konut,ahır,depo…) yapılar mevcut olup genel olarak taban döşemesi de işlevine uygun olmayan kullanımlarla tahrip edilmiştir. Özgün döşeme molozlarla ve atıklarla kaybolmuş durumdadır.

Naosta günümüze ulaşan özgün kalıntıların en önemlisi ahşap taşıyıcı bir sütundur. Yapılan araştırma kazılarında bu sütunun mıhlarla temele sabitlendiği belirlenmiş olup sol aks ve sağ aksta da kutsal bölüme kadar simetrik olarak devam eden bir düzenlemeye sahip olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla ana mekândan günümüze özgün olarak gelen ve sol aksta yer alan bu taşıyıcı sütun ve mimari kalıntılardan elde edilen veriler ışığında kilisenin üç nefli olduğu sonucuna ulaşabiliyoruz.

Narteksin bir kısmını ve naosun hemen başlangıcını kapsayan harap durumda bir muhdes yapı mevcuttur. Bu yapıda özgün ahşap sütun mimari bir öge olarak kullanmıştır. Kuzey cephede muhdes yapı ile aynı eksende niteliksiz, çimento harçlı tuğla örgü sıralı depolar mevcuttur.

Kuzey cephe sol akstaki muhdes yapılar ve özgün ahşap sütun kalıntısı
Kuzey cephe sol akstaki muhdes yapılar ve özgün ahşap sütun kalıntısı

Naosun pencereleri uzun dikdörtgen formlu, tuğla örgü düze yakın basık kemerli ve dört adet olup yay kemerli hafifletme kemerlerine sahiptir.  Bu mimari kurgu güney cephede de simetrik olarak tekrarlanmıştır. Kuzey cephede pencereler büyük oranda taş ve tuğla örgü ile kapatılmıştır. Özgün doğramalar günümüze ulaşmamıştır. Kuzey ve güney cephe pencerelerinde daha önce belirttiğimiz üzere büyük bir bölümde pencere üst sövelerinin alt kısmı yüzey boyunca metal kenetlerle çevrelenerek güçlendirme yapıldığı görülmektedir. Güney yönde naosun pencere açıklıklarında herhangi bir kapama yapılmamış olup doğrama aksamları mevcut değildir.

Güney cephede ise narteks yan kapısının olduğu eksende yapı kalıntısı yer alır. Özgün döşeme toprak, moloz, çalı vb. ile kapanmıştır. Güney cephenin doğu kısmında yakın dönemde kullanılan depo kalıntısı ve harabe halde geleneksel yöntemle inşa edilen bir köy evi mevcut olup yapıya büyük ölçüde zarar verilmiştir.

Güney cephe; güneydoğu yönüne doğru muhdes yapı kalıntıları
Pencere alt kotlarındaki demir lamalar

Cephede nişlerin hemen üzerinde yer alan özgün pencere açıklığı ahşap doğramalı, demir şebekeli bir konut penceresine dönüştürülerek özgün formu bozulmuştur. Ahır ve taşlık olarak kullanılan alt kata girişi sağlamak için cephede yer alan niş ahşap çift kanatlı bir kapıya hemen yanında kuzey cephenin simetrik düzenlemesine sahip nişlerden bir diğeri de ahşap tek kanatlı bir kapıya dönüştürülmüştür.

güneydoğu cephede yer alan muhdes yapı kalıntıları
güneydoğu cephede yer alan muhdes yapı kalıntıları

G.doğu cephede kutsal bölümün beden duvarlarının üst kotunda ses yankısının sağlanması için küpler konularak ses dizaynı sağlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca özgün kurguda bu küplerden karşılıklı olarak k.doğu cephede de olması gerekmektedir. Fakat kuzey cephede küpler günümüzde mevcut değildir.

Kutsal bölüm beden duvarlarının üst kotunda yer alan küpler

Doğu cephesinde giriş ekseninde yarım yuvarlak ana apsis; ve ana apsisin duvarında sağ ve sol aksta dikdörtgen ve yarım yuvarlak formlu ikişerden dört adet liturji (ayin) ile ilgili nişler mevcuttur. Kutsal bölümün kuzeydoğu ve güneydoğu cephesinde ise birbirleri ile simetrik olarak düzenlenmiş bir yarım yuvarlak kemerli bir niş hemen yanında düze yakın tuğla örgü kemerli bir niş ve bu nişin üstünde dikdörtgen şeklinde yine tuğla örgü düze yakın kemerli, daha küçük bir niş mevcut olup bu nişlerin üzerinde kutsal bölümü aydınlatan dikdörtgen formlu aydınlık cephe penceresi olan bir düzenleme yer alır.

Doğu cephesinin en belirgin öğesi, dışarı taşan dairesel planlı apsistir. Özgün kurguda apsisin tam ortasında yarım yuvarlak kemerli bir pencere yer alır. Fakat pencere tuğla örgü ile kapatılmıştır. daha önce belirttiğimiz gibi g.doğu ve k. doğu  cephesinde geleneksel sistemde yapılan muhdes konutlar doğu cephesini de kapsayarak özgün mimari dokuya ve tasarıma büyük oranda zarar vermiştir.  Apsisin mimari hacmi muhdes konutun içine dahil edilerek işlevine uygun olmayan bir şekilde kullanılmış olup apsisin mimari öğeleri bu muhdes yapıda yer yer kullanılmıştır. Günümüzde bu yapıların kalıntıları görülebilmektedir.

Kilisenin plan şeması doğu cephesinde de dıştan yansıtılmıştır. Ana apsis dışa taşkın yarım daire olup apsisin yarım kubbesi ve kemer alınlığı  dolgu ateş tuğla örgüdür. Kemerin simetri noktasında ki tahribat burada geçmişte bir ortodoks haçı olabileceğini akla getirir. Apsiste atıl durumda bulunan mermer mimari elemanlar olasılıkla bu mimari hacime ait olabilir. Ayrıca kilisenin harabe olan iç mekanında muhtelif yerlerde eski rumca yazılı ateş tuğlalara rastlanmıştır.

doğu cephesi, apsis görünüm

Narteksin batı cephesinde apsis ekseninde yer alan ana giriş kapısının hemen önünde yapılan araştırma kazılarında kilisenin taban döşemesinin, giriş eşik kotundan bir iki basamak aşağıda olduğu görülmüştür. Bu kazı sonucunda narteks özgün döşeme kaplamasının kilise zemin döşemelerinde sıklıkla görülen dikdörtgen formlu sal taşı olduğu tespit edilmiştir.

Diğer bir araştırma kazısı kuzey cephe yan nefte temel araştırma kazısı olarak yapılmıştır. Bu kazı sırasında narteksin hemen kuzey ekseninde yan nefin ahşap sütun kalıntısının temeline de ulaşılmıştır. Ahşap sütunun mıh denilen büyük çivi üzerine sabitlenmiş olduğunu gördük.  Bu veriler ışığında ahşap sütunun varlığı ve konumu kilisenin tipolojisi ile ilgili veri oluşturmuştur.

Kilisenin iç mekanında yapılan araştırma kazıları
Kilisenin iç mekanında yapılan araştırma kazıları
Kilisenin iç mekanında yapılan araştırma kazıları

4-Restitüsyon Raporu

Kilisenin özgün mimari karakterinin belirlenebilmesi ve dönemini yansıtan teknik bilgi ve yazılı – görsel belgeler elde etmek amacı ile yapılan detaylı araştırmalar rölöve çalışmaları ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Şarköy Aziz Georgios (Tepeköy) Kilisesi ile ilgili olarak öncelikle üniversitelerin kütüphaneleri, Başbakanlık Osmanlı arşivleri, İstanbul Üniversitesi Fotoğraf Arşivi, IRCICA kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı ve fotoğraf arşivleri,İstanbul Enstitüsü, Rum kilise mimarisi ile ilgili kaynak kitaplar taranmış ancak yeterli veriye ulaşılamamıştır. Ayrıca kilise yapıları ile ilgili sanat tarihçisi,mimar vb. uzmanlardan görüş alınmış, Aziz Georgios Kilisesi ile benzer tip yapılar incelenmiş tipoloji, plan ve mimari öğeler üzerinden tanımlanarak Rum kiliseleri ile karşılaştırılarak benzer uygulamalar tespit edilip gözlemlenmiştir. Bu bağlamda Aziz Georgios Kilisesi ile mimari kurgu olarak bazı benzerlikler gösteren Şirinçe Saınt John Kilisesini örnek verebiliriz.

Yapılan araştırma kazılarından elde edilen veriler ve mimari izlerden faydalanarak yapılan tespitler sonucunda elde edilen restitüsyon bilgileri çalışmamıza büyük oranda katkı sağlamıştır.

Rumların yazılı ve görsel kaynakları, gazete arşivleri taranmış dönemin sanat-mimari, kültürel, çevresel, tarihi, sosyal, toplumsal, gelişimleri, değişimleri ve olayları incelenmiş noktasal bazı verilere ulaşılmıştır.

Sözlü tarih araştırmaları kapsamında yörenin insanlarından edinilen bilgiler ışığında; dini inanç farklı bile olsa yapının ilçenin kültürel hafızası içinde önemli bir yere sahip olduğu gözlemlenmiş olmakla beraber koruma bağlamında büyük ölçüde aynı önem verilmemiştir.

Yapılan araştırmalarda kiliseye özel akademik herhangi bir yazılı belgeye ya da çalışmaya ulaşılamamıştır.

Söz konusu Aziz Georgios Kilisesi, Rum Ortodoks kiliselerinin Tekirdağ bölgesinde ki son örneklerinden biridir. Yapı günümüzde büyük ölçüde harap ve atıl durumdadır.

Genel olarak bölgede ki Rum Kiliseleri plan, kitle tasarımı, strüktür ve örtü sistemleri ile aynı dönemlerde İstanbul ve Anadolu da inşa edilen pek çok Rum kilisesi ile benzerlik gösterir. Yöresel taşla inşa edilen kiliseler, diğer yapılara göre daha anıtsal boyutları ve özenli giriş cepheleri ile dikkat çekerler.

Kiliselerde plan, strüktür ve örtü sistemleri bakımından birbirine benzeyen tek düzelik görülür hepsi bazilikal planlı olan kiliseler, genelde üç nefli ve narteksli bir mekan düzenlemesine sahiptirler. Batıda yer alan narteks genel olarak yapının içinde çözümlenmiştir. Narteksin yapının dışında olanlarına ve atrıumlu örneklere de az da olsa rastlanır. Rum kiliselerinde apsisler doğu ekseninde yarım daire şeklinde dışa çıkıntılıdır. Geleneksel yapım sisteminde yığma taş duvarlar inşa edilen kiliseler ahşap kırma çatıyla veya beşik çatıyla örtülüdür. Doğu – Batı yönünde dikdörtgen planda uzanan ana mekanı şekillendiren naoslar genellikle üç neflidir. Tek nefli örnekleri de mevcuttur. Yan neflerden daha geniş tutulan orta nefin doğu aksında apsis yer alır. Üst örtü iç mekanda genelikle, orta nefte basık tonoz, yan nefler de ise eğimli çatı düz ahşap kaplama ile kapatılır.

Aynı döneme ait diğer kiliselerde olduğu gibi Aziz Georgios Kilisesi de dikdörtgen plan şemasına sahiptir. Yapının günümüze gelen dış duvarları ile ana mekandaki araştırma kazılarına ve mimari kurgunun geriye kalan izlerine dayanarak üç nefli ve tek apsisli olduğu tespit edilebilmektedir. İç mekân kurgusu; ibadet mekânına girişi hazırlayan narteks, ve üzerinde günümüzde mevcut olmayan ahşap galeri, ana mekân naos, kutsal bölüm bema,apsis ve doğu cephede yer alan ve dairesel formlu dışa taşkın apsisten meydana gelir.

Kilisenin iç mekânına; batı cephesinin orta aksı üzerinde tasarlanan yuvarlak kemerli ana kapı ve narteksin kuzeybatı ve güneybatı cephelerinde simetrik olarak yer alan iki giriş kapısı ile ulaşılır.

Yapı geleneksel yapım sistemiyle kaba yonu taş yığma sistemde üç sıra tuğla hatıllı almaşık olarak inşa edilmiş olup iç çedarda yatay ahşap hatıllar da kullanılmıştır.

Kilisenin ahşap ana giriş kapısının üzerinde  geçmişte metal plakalar çakılarak oluşturulan 1887 tarihi ve ortodoks haçının izleri okunabilmektedir.

4.1 Narteks

Kilisenin batı duvarı giriş cephesinde yer alan narteks kuzeybatı-güneybatı cephede devam edip dikdörtgen planlı ve harap durumdadır. Uzmanlarca yerinde yapılan incelemeler ve yapılan araştırma kazılarından elde edilen veriler değerlendirilerek kiliselerin mimari kurgusunda yaygın olarak kullanılan galeri katının varlığı, mimari izler ve kalıntılardan kolaylıkla tespit edilebilmektedir.

Galeri katı narteksin k.batı ve güneybatı cephede yer alan yan kapıların üzerinde yer alan aydınlatma pencerelerinin başlangıç aksında sona erer. Üst kat ahşap galerinin planı;  narteksten naosa geçiş ekseninde yer alan ahşap sütunun varlığı ve uzman sanat tarihçi / mimarlardan ve benzer tipolojide olan yapılardan elde edilen bilgiler ışığında üst kat galeri katının ”s” kıvrımla orta nefe uzandığı ve narteksin k.batı ve g.batı cephelerinde ahşap galeriye çıkış sağlayan merdivenlerin ise üst kat mimari kurgusunu izleyen bir düzenleme içerisinde ahşap, üç kollu çeyrek ters döner olması gerektiği konusunda fikir birliğine varılmıştır.

Yapının ana giriş kapısı batı cephesinin orta aksında yer alır. Sağ ve sol aksta simetrik olarak tuğla örgü düze yakın hafif kavisli bir kemere sahip ikişer pencere yer alır. Ana giriş kapısı tahrip olmasına karşın büyük ölçüde özgündür. Tuğla örgü yuvarlak kemerli, demir şebekeli aydınlık pencereli, düz taş lentolu, ahşap çift kanatlıdır. Narteksin kuzey ve güney aksında simetrik olarak düzenlenen aynı eksende kapı ve üst pencereden oluşan  ikili sistem yer alır. Yan girişler tuğla örgü düze yakın hafif basık kemerli olup dikdörtgen formlu kapı açıklıklarıdır. Yine hemen üzerinde dikdörtgen formlu aydınlatma pencereleri yer alır. Günümüzde harap ve üst kısmı yıkık durumda olan bu pencerelerin özgün kemer formunu sadece güneydoğu cephesinde konut penceresine dönüştürülen pencerenin tuğla örgü düze yakın hafif basık kemerinden tespit edebiliyoruz. Dolayısıyla tüm pencereler gibi üst kot pencereler de aynı mimari düzenlemeye sahiptir.  

Nartekste yer alan yan kapılardan Kuzeybatı cephede bulunan kapı simetri aksında ki yan kapıya göre, eğimden dolayı zemin kotu daha yüksektedir. Başka bir deyişle kilisenin güney cephesini sınırlayan bahçe ile kuzey yan cephesini sınırlayan sokak farklı kottadır.

Kuzeybatı cephede yer alan yan kapı doğrudan sokağa ulaşımı sağlamaktadır. Kilisenin işlevini sürdürdüğü dönemde kuzeybatıda narteksin sokağa ulaşımını sağlayan kapının önünde günümüzde mevcut olmayan büyük olasılıkla ahşap tek kollu bir merdiven olmalıdır.

4.2 Naos

Ana mekân naos bölümünde kuzey ve güney cephede yapının işlevselliğine ve morfolojik yapısına zarar veren niteliksiz muhdes (konut,ahır,depo…) yapılar mevcut olup genel olarak taban döşemesi de işlevine uygun olmayan kullanımlarla tahrip edilmiştir. Özgün döşeme molozlarla ve atıklarla kaybolmuş durumdadır. Fakat yapılan yazılı ve görsel araştırmalarda konuya dair her hangi bir veriye rastlanmamış olup bir uzman görüşü olarak zemin kaplamalarının kiliselerde sıklıkla kullanılan ve nartekste yapılan araştırma kazılarında da ortaya çıkan aşınmaya ve suya dayanıklı dikdörtgen sal taşının narteks ve naosta kullanılmış olabileceği belirtilmiştir.

Naosta günümüze ulaşan özgün kalıntıların en önemlisi ahşap taşıyıcı bir sütundur. Yapılan araştırma kazılarında bu sütunun mıhlarla temele sabitlendiği görülmüştür. Ana mekândan günümüze özgün olarak gelen ve sol aksta yer alan bu taşıyıcı sütunun varlığı ve mekân konumunun mimari hacimde bir karşılığı büyük ölçüde olmalıdır. Sonuç olarak uzman mimar/sanat tarihçilerden alınan görüşler ile elde edilen veriler ışığında kilisenin üç nefli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Naosta pencereleri kuzey ve güney cephelerde simetrik olarak düzenlenmiş olup her cephede dört adet pencere vardır. Bu pencereler uzun dikdörtgen formlu, tuğla örgü düze yakın basık kemerli ve dört adet olup yay kemerli hafifletme kemerlerine sahiptir. Pencere doğramaları mevcut değildir.

4.3 Apsis

Doğu cephesinde giriş ekseninde yarım yuvarlak ana apsis; ve ana apsisin duvarında sağ ve sol aksta dikdörtgen ve yarım yuvarlak formlu ikişerden dört adet liturji (ayin) ile ilgili nişler mevcuttur. Kutsal bölümün kuzeydoğu ve güneydoğu cephesinde ise birbirleri ile simetrik olarak düzenlenmiş bir yarım yuvarlak kemerli bir niş hemen yanında düze yakın tuğla örgü kemerli bir niş ve bu nişin üstünde dikdörtgen şeklinde yine tuğla örgü düze yakın kemerli, daha küçük bir niş mevcut olup bu nişlerin üzerinde kutsal bölümü aydınlatan dikdörtgen formlu aydınlık cephe penceresi olan bir düzenleme yer alır.

Doğu cephesinin en belirgin öğesi, dışarı taşan dairesel planlı apsistir. Özgün kurguda apsisin tam ortasında yarım yuvarlak kemerli bir pencere yer alır. Kilisenin plan şeması doğu cephesinde de dıştan yansıtılmıştır. Ana apsis dışa taşkın yarım daire olup apsisin yarım kubbesi ve kemer alınlığı dolgu ateş tuğla örgüdür. Dış cephede apsisin dışa taşın kısmında özgün üst örtüsü alaturka kiremit ile aktarılmıştır. Apsiste atıl durumda bulunan mermer mimari elemanlar büyük olasılıkla bu mimari hacime ait olmalıdır. Ayrıca kilisenin harabe olan iç mekanında muhtelif yerlerde eski Rumca yazılı ateş tuğlalara rastlanmıştır. Apsis ve kutsal bölümün zemin döşemesi belirlenememiş fakat bu bölümde atıl durumda bulunan mermer parçaları üzerine uzman görüşü alınarak ve benzer tipolojide ki yapılar incelenerek bu mimari hacmin zemin döşemesinin mermer kaplama olması konusunda fikir birliğine varılmıştır.

Buna göre restitüsyonda alınan kararlar şunlardır;

Yapı üzerinde izi bulunmayan, kaynaklarda özgününe dair her hangi bir veriye rastlanmayan bazı konularda, yörede yapılan sözel görüşmeler ve uzman mimar ve sanat tarihçilerden görüş alınarak fikir birliğine ulaşılmış ve benzer tipolojide ki yapılar incelenmiştir. Bu bağlamda;

  • İç mekân döşemesi narteks ve ana mekanda sal taşı, kutsal bölümde mermer olarak belirlenmiştir.

  • Özgün mimari kurguda yapının tüm iç ve dış cephe yüzeylerinin sıvalı olduğu cephe yüzeylerinde ki sıva kalıntılarından izlenmektedir. Sıva kireç esaslı kıtıklı harçtır. Ayrıca sıva üzerinde her hangi bir duvar resmine veya izine rastlanmamıştır.

  • Yapının üst örtüsü için mimari izler ve uzmanlardan alınan görüş doğrultusunda ahşap konstrüksiyonlu beşik çatı olup alaturka kiremit ile aktarılmalıdır. yapıyı çevreleyecek olan saçak silmesi, ana giriş kapısının hemen üzerinde yer alan tuğla örgü profilli silmenin devamı niteliğinde cephe düzenlemesinde estetik olarak bütünlük sağlamalıdır. Böylece  profilli saçak silmesi taş veya tuğla örgüden ve sıvalı olmalıdır. Dışa taşkın apsisin saçak silmesi de profilli taş veya tuğla örgü ve sıvalı olarak uygulanmalıdır.

–  Yapıda iç mekanda ki ve dış cepheye bitişik nizamda yapılan niteliksiz eklerden ve kalıntılardan arındırılmalıdır.

  • Kilise tipolojisi üç nefli bazilikal planlıdır. Nartekste yer alan ahşap konstrüksiyonlu kadınlar mahfili (galeri) ve narteksin sağ ve sol aksında simetrik olarak yer alan üç kollu çeyrek ters döner ahşap merdivenler restitüsyon projesi esas alınmalıdır.

-Yapıda ki tüm pencere ve kapı doğramaları günümüze ulaşmamış olup beden duvarları ve tüm kapı -pencere açıklıkları restitüsyonda aynen korunmuş ve ahşap çift kanatlı doğramalar – ahşap çift kanatlı kepenkli olarak restitüe edilmiş ve sıvalı olarak önerilmiştir.

  • Dış cephe özgün sıvasına uygun olarak hazırlanan harç ile sıvanıp ve sıva üzeri boya önerilmiştir.

  • İç mekanda ki yapı kalıntıları ve molozlar temizlenmeli ve yapının kuzey – güney neflerinde ve bema-apsis gibi mimari hacimlerin zemininde araştırma kazıları yapılmalıdır. Buna göre bu mekânların döşemesi restitüsyon projesine uygun olarak revize edilebilir.

5-Restorasyon Raporu

Kilise restorasyonu restitüsyon doğrultusunda yapılacaktır. Buna göre;

*Öncelikle yapı içerisindeki ve dış cephesine bitişik durumdaki tüm muhdes ekler tamamen kaldırılmalıdır.

*Yapılar kaldırıldıktan sonra alanda tespit edilen döşeme kotuna kadar yapı içinde kotlama çalışması, hafriyat çalışması yapılmalı; özgün döşeme seviyesine inilmelidir. Kazı itina ile yapılmalıdır ki alt katmanda bulunabilecek özgün döşeme var ise zarar verilmemesi gerekmektedir.

*Yapı beden duvarlarında muhdes olan pencere kapamaları alınmalı, üst kotta harç özelliğini yitirmiş örgüler yerinden alınmalı, restitüsyon projesine uygun olarak özgün harç ve duvar örgü sistemine göre örülmelidir.

*Derz açımdan sonra duvarlarda çatlak tespiti yapılması durumunda;

        *1 cm’ e kadar çatlaklarda özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması

          *1-4 cm arasında olan çatlaklara paslanmaz kenetlerle dikiş atıldıktan sonra özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması

         *4 cm den büyük olan çatlakların 15-20 cm kadar çevresinin çürütülerek özgün malzeme ve sistemine uygun olarak yeniden örülmesi ve özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması; önerilmektedir.

*Uygulama sırasında temel durum tespiti için kısmi sondajlar açılmalıdır. Temel sistemi uzmanlar tarafından incelenmelidir. Temellerde eğer çatlak tespit ediliyorsa duvarlarda önerilen çatlak müdahale yöntemleri temel duvarlarında da uygulanmalıdır.

*Ayakta kalan ve iyi durumda olan duvarların özgün taş ve tuğla örgüsü ile korunacaktır. Malzeme kaybı olan bölümlerde çürütme tümleme yapılacaktır. Tümleme malzemesi özgün taş özelliğine uygun taş ile yapılmalıdır. Derzlerin tamamı sökülerek özgün derz karışımlı harç ile yeniden derzleme yapılmalıdır. Derzleme yapıldıktan sonra horasan sıva ile iç ve dış cepheler sıvanmalıdır.

*Çatı sistemi restitüsyona uygun olarak yapılmalıdır. Ahşap makas sistemine göre çözümlenecek çatı da kaplama tahtası üzerine rufoline ve alaturka kiremit örtüsü yapılacaktır.

*Yapı günümüze büyük ölçüde yıkılmış durumda gelmiştir. Duvarlarının üst kot bölümleri de büyük ölçüde yıkılmıştır. Bu nedenle öncelikle duvarlardaki güçlendirmeler yukarıda sıralanan maddelere göre tamamlanmalıdır. Çatı sistemi kurgulanmadan önce restorasyon projesine uygun olarak naostaki ahşap sütunlar imal edilmelidir. Projede ahşap sütunlar taş kaide üzerine oturtulmuştur. Ahşap sütunlar paslanmaz tijler ile taş kaideye ankre edilmelidir. Daha sonrasında çatı karkas sistemi yapılmalıdır.

*Duvarlardaki çimento harçlar ve sıvalar raspalanacaktır.

*Paslanmış olan demir kılıç ve lentoların üzeri mekanik temizlik ile pastan arındırılacak üzerine antipas ve siyah yağlı boya uygulanacaktır.

*Zemindeki toprak alımı sırasında alt katmanlardan çıkacak izlere farklı bulgulara göre proje tadilatı yapılarak ilgili koruma kurulu onayından sonra uygulamaya devam edilmelidir.

*Duvarların rijitliği için duvar üst kotunda paslanmaz L profillerle hatıl sistemi oluşturulmalıdır. Bu şekilde yapının yanal kuvvetler etkisinde açması önlenmiş olur.

*Kullanılacak tüm ahşap elemanların fırınlanmış, emprenye edilmiş ve yangına karşı koruyucu boya ile boyanmış olması gerekmektedir.

*Kapı ve pencere doğramları projesine uygun olarak yeniden yapılmalıdır. Giriş kapısı özgün olup çürüyen bölümleri dışında korunması önerilir.

*Duvarlar sıvalı olarak önerilmiştir.

*Zemin kaplaması kazıda çıkan veriler doğrultusunda taş kaplamadır.

*Eğimli bir arazi üzerine oturan yapının üst kotta kalan bahçesi betonarme perde duvar üzeri taş kaplama olarak önerilmiştir. Eğimli arazi olması nedeni ile ana taşıyıcısı betonarme önerilmiştir.

*Bahçe içine zemin altına tuvalet birimleri önerilmiştir.

Kaynakça

  1. ”19. yüzyıl Kayseri kiliseleri için koruma önerileri” itüdergisi/ a mimarlık, planlama, tasarım Cilt:7, Sayı:2, 26-37, Eylül 2008
  2. Tekfurdağı Sancağı’nın Sosyal ve Ekonomik Yapısı (1890-1902),makâle, Ümit Ekin/ Hümmet Kanal
  3. İstanbul’da Ermeni-Rum Kiliseleri Krizi ve Ermenilere Tanınan Yeni İmtiyâzlar (1890-1891), Ramazan Erhan Güllü
  4. http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/01/tekirdag-tekfurdagi-rodoscuk.html
  1. Tekirdağ 1/5000 nazim imar plani ve 1/1000 uygulama imar plani açiklama raporu

    http://www.azrefs.org/tekirdag-15000-nazim-imar-plani-ve-11000-uygulama-imar-    plani-a.html?page=3

  1. Osmanlı Devleti’nde Ermeni Eğitim Kurumları ve Faaliyetleri, makâle, Necmettin Tozlu
  2. Surp Yerrortutyun Katolik Ermeni Kilisesi, Sanat Tarihi Raporu, Sedat Bornovalı
  3. XIX. Yüzyıl Ayvalık Kiliselerinde Ahşap Konstrüksiyon Teknikleri, Yrd.Doç.Dr. Yasemin İnce Güney, Yrd.Doç.Dr. Hatice Uçar
  4. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler’, Raymond H. KévorkianPaul B. Paboudjian, Aras Yayıncılık İstanbul, 2013

10.‘Badgerazart Pınaşkharhig Pararan’ (Resimli Dünya Sözlüğü), H.S. Eprigyan,  Venedig, 1902

  1. http://www.agos.com.tr , Çanakkale, Gelibolu, Tekirdağ Ermenilerine ne oldu?,makale, Zekeriya Mildanoğlu
  2. Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Din-İbadet, Egitim-Ögretim Hürriyetleri ve Bu Bakımdan “Kilise Defterleri”nin Kaynak Olarak Önemi (4 numaralı kilise defteri’nden örnek fermanlar), Ali Güler
  3. Kumkapı Surp Vortvots Vorodman Kilisesinin Yapım Sistemi Ve Onarım Sürecinin Değerlendirilmesi, tez,Rahmi Hızır
  4. http://www.serdarsabri.com/2010/06/malkara-bulgar-kilisesi-umit-bayazoglu.html
  5. http://www.sehirtarihleri.com/tekirdag/ 16.Salnamelere Göre İdari,Sosyal ve Ekonomik Yapısıyla Edirne Sancağı, Edirne Valiliği Kültür yayınları
  6. http://www.malkaragundem.com/malkaradaki-tarihi-eserler-koruma-altina-aliniyor.html
  7. “Kuzey Marmara sahilleri ve ard alanında şehirleşmenin tarihi süreci: XVI.-XVII. yüzyıllarda Tekirdağ ve yöresi”, Doktora Tezi, Hacer Ateş, İstanbul Üniversitesi SBE, 2009.
  8. http:// team-aow.discuforum.info/t7-Kumkapı-Surp-Asdvadzadzin-Aziz-meryem-ana-Vortvots-vorodman-gokgurultusunun-Cocukları-Ermeni-Kilisesi.htm
  9. http://www.tarihiyapilar.org/vortvots-vorodman-kilisesi/
  10. http://hagiabyzantion.blogspot.com.tr/2011_12_01_archive.html?view=magazine
  11. http://www.anatoliantemples.com/category/yarimada/
  12. http://ermenikulturu.com/malkara-ermeni-kilisesi/
  13. http://www.radikal.com.tr/turkiye/insaata-feda-olan-mezarlar-1139708/
  14. http://www.serdarsabri.com/2010_06_01_archive.html

26.http://www.istanbulguide.net/insolite/info/francais/turquie_occidentale/malkara.htm

  1. http://team-aow.discuforum.info/t2009-Tekirdag.htm
  2. Tekirdağ ilinde nüfus ve yerleşmenin coğrafi analizi, uluslararası sosyal araştırmalar dergisi, Vedat Şahin, Cilt: 7 Sayı: 35
  3. http://www.tekirdagcik.adalet.gov.tr/tekirdag.html

Malkara 210 ada 46 parseldeki Metropolit Evi Proje Raporu

Tekirdağ ve Malkara ile ilgili bilgileri http://www.erhanuludag.com/tr/tekirdag-malkara-ilcesi-188-ada-11-parseldeki-kilisenin-proje-raporu/ yazısında bulabilirsiniz…

3-Rölöve raporu

Tekirdağ ilinin batısında yer alan Malkara ilçesinin Gazibey Mahallesinde 210 ada 46 parselde yer alan tarihi yapı Edirne Anıtlar Kurulu tarafından tescillenmiş olup mülkiyeti Tekirdağ Belediyesi’ne aittir. Mevcut yapı günümüzde harabe, atıl ve harap durumdadır.

Korunması gereken bir kültür varlığı olarak yapının mevcut durumundan kısaca bahsedersek; bakımsızlık, atmosferik koşullar, çevresel etkiler ve özgün fonksiyonuna uygun olmayan kullanımlar nedeni ile yapı kısmen fiziksel ve mekanik tahribata uğramıştır.

Zaman içerisinde kesme taş duvar içerisinde harç boşalması ve yer yer taş düşmeleri, duvarlardaki çatlamalar ve açılmalar, yapı malzemeleri üzerinde gözlenen yüzey kayıpları, derz boşalması, nemlenme, tuzlanma,  parça kopmaları, mantar oluşumları gibi malzeme bozulmaları, metal elemanlardaki korozyon, kapatılmış özgün açıklıklar yapının genel hasarlarıdır. 

Yapıda betonarme/ çimento sıva uygulamaları ve arka kısa cephede-iç mekânda muhdes ekler hem görsel hem de fiziksel açıdan uyumsuz olup yapıya zarar vermiştir.

Zemin kat+1 normal kattan oluşan yapı dikdörtgen planlı, ayrık nizamlıdır.

Kireç esaslı bağlayıcı harç ile keşan taşından yığma kagir sistemde inşa edilen yapıdan günümüze sadece beden duvarları ve özgün kurguya ait mimari izler ve öğeler ulaşmıştır. Yapının köşelerini ve çatı hizasında üçgen alınlık duvar hattını vurgulayan bosajlı kesme taşlar kullanılmıştır. Yine yapının dış cephe pencereleri ve kapı sövelerinde de kesme bosajlı taşlar kullanılmıştır.

3.1 Dış cephe

Dış cephe mimari gelişimi ön ve arka kısa cephe simetrik bir düzenlemeye sahiptir. Pencereler üçlü grup halinde zemin ve 1. katta simetri ekseninde yer alır. Sol uzun cephede zemin kat orta aksta yer alan bir ana giriş kapısı her iki yanında ikişer pencere ve kapının hemen üzerinde 1. kat simetri aksında dışa taşkın metal profillere oturan harap bir balkon yer alır.  Balkonun döşemesi niteliksiz, donatılı betondur. Balkonun özgün kurguda mevcut olan demir korkuluğu günümüze ulaşmamıştır. Balkonun her iki yanında ikişer cephe penceresi yer alır.

Sağ uzun cephede ise özgün mimari kurguda zemin katta beş, üst katta da beş adet olmak üzere pencere açıklığı mevcuttur.

Kat yükseklikleri tüm cephede bosajlı dikdörtgen uzun kesme taş silmelerle vurgulanmıştır. Silmelerin olduğu hizada belli aralıklarla cephede güçlendirme için tüm cepheyi çevreleyen metal kılıçlamalar yapılmıştır. Dış cephe sıvasız taş örgüdür.

Yapının çatıya geçiş kenarı tüm cepheyi çevreleyen taştan içbükey profilli saçak olup furuşlarla hareketlendirilmiştir. Ön cephe ve arka cephe kısa kenarlar çatının üçgen alınlık duvarı ile biter. Bu üçgen alınlık duvarlarının orta aksında birer pencere yer alır.

Ön cephe görünüm

Hali hazırda pencere ve kapı doğramaları mevcut olmayıp açıklıklar büyük oranda tuğla ve taş örgülerle kapatılmıştır. Ön kısa cephede zemin kattın sağ aksında ve sağ uzun cephenin de orta aksında olmak üzere yer alan pencereler niteliksiz bir müdahale kapıya dönüştürülerek özgün mimari kurguya zarar verilmiştir.

Yapının üst örtüsü günümüze ulaşmamış olup özgün kurguda ahşap konstrüksiyonlu beşik çatı ve alaturka kiremit ile aktarılmış idi. Ön cephede büyük ölçüde günümüze ulaşan çatı üçgen alınlık duvarı arka cephede yıkılmıştır.

3.2 İç mekân

Yapının iç mekânında yoğun olarak ağaçlanma ve bitkilenme ile oluşan kökler yapısal hasarlara sebep olmuştur. Binanın sorunlarını ve özgün detaylarını tespit edebilmek için iç mekânda moloz ve atıkların temizlenmesi, bitkilenmenin sonlandırılması gerekmektedir. Dikdörtgen planlı yapının ön cephe sağ aksında betonarme yapı kalıntısı mevcuttur. Ayrıca binanın elektrik santrali olarak kullanıldığı dönemde zeminde kullanım işlevine uygun olarak muhdes betonarme teknik donatı öğeleri görülmektedir.

İç mekân genel görünüm
İç mekân genel görünüm

Günümüze ulaşmayan normal katın iç mekânda duvar içinde gizlenen ahşap kirişler ile özgün kat yükseklikleri tespit edilebilmektedir. Ahşap kirişler bindirme sistemde olup metal kenetler kullanılarak güçlendirilmiştir. Üst kotta beden duvarlarında saçak altından başlayan yer yer taş düşmeleri ve kısmi yıkılma söz konusudur.

Giriş cephesinde zemin kat orta aksta ana giriş kapısı yer alır. Kapının dıştan bosajlı taş kemeri iç cidarda tuğla örgü basık yuvarlak kemerli olup metal profil lentosu mevcuttur. Aydınlık penceresi tuğla örgü ile kapatılmıştır. Kapı doğramaları günümüze ulaşmamıştır. Kapının her iki yanında iç mekânda tuğla örgü yuvarlak kemerli dar, uzun ikişer pencere yer alıp pencere doğramaları mevcut değildir. Üst kat cephe de ise orta aksta balkona açılan kapı ve balkonu taşıyan ve ahşap kirişlere bindirilen metal profil çıkmalar mevcut olup kapı ve cephe düzenlemesi zemin kat ile simetriktir.

iç mekânda muhdes yapı kalıntıları
sağ iç cephede ahşap kirişler, pencereler ve kapıya dönüştürülen pencere

Sağ cephede zemin katta orta aksta yer alan pencere kapıya dönüştürülmüş olup metal çift kanatlı muhdes bir kapı mevcuttur. Kapının sağ ve sol yanında yer alan ikişer pencere ise tuğla örgü ile kapatılmış olup sağ ve ön cepheye bitişik betonarme yapı kalıntıları yer alır. Üst katta ise beş adet pencere yer alır pencere boşlukları kısmen tuğla örgü duvar ile kapatılmıştır.

Özgün kurguda ön ve arka kısa cephelerde zemin ve üst katta üçer adet pencere yer alıp her iki cephede simetrik özellik gösterir. Ön kısa cephenin zemin katında sağ penceresi kapıya dönüştürülerek özgün kurguya zarar verilmiştir.

Yapının pencereleri dış cephede bosajlı taş basık yuvarlak kemerli, iç çedarda tuğla örgü basık yuvarlak kemerlidir. kemerlerin karnında kilit taşının simetriğinde metal kenetler ile güçlendirme yapılmıştır. Uzun,dar ve dikdörtgen formlu olan pencerelerin doğramalarına dair mimari bir iz olmamasına rağmen eski fotoğraflarında ahşap çift kanatlı olduğu görülmekte olup zemin katta dökme demir, mızrak uçlu metal şebekelidir. Bu metal şebekelerin bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir.

İç mekânda pencere ve kapı sövelerinde ve kemer karınlarında kireç esaslı özgün sıva üzeri boya izleri takip edilebilmektedir. Özgün kurguda iç cephe duvarların sıvalı olduğu tespit edilebilmektedir.

Yapının üst örtüsü mevcut değildir. Fakat mimari izlerden ve eski bir fotoğrafına dayalı olarak ahşap konstrüksiyonlu, üçgen alınlık duvarına sahip, beşik çatılıdır. Üçgen alınlık ve ortasındaki aydınlatma penceresi bir çatı katı görüntüsü verse de yapının beden duvarlarında izlenen tavan döşeme izi ve alaturka kiremitli saçak örtüsü kalıntıları çatı konstrüksiyonun ve tavan döşemesinin kotunu göstermektedir.

4-Restitüsyon raporu

Yapının özgün mimari karakterinin belirlenebilmesi ve dönemini yansıtan teknik bilgi ve yazılı – görsel belgeler elde etmek amacı ile yapılan detaylı araştırmalar rölöve çalışmaları ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Yapı ile ilgili olarak öncelikle üniversitelerin kütüphaneleri, Başbakanlık Osmanlı arşivleri, İstanbul Üniversitesi Fotoğraf Arşivi, IRCICA kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı ve fotoğraf arşivleri, İstanbul Enstitüsü, Rum- Ermeni mimarisi ile ilgili kaynak kitaplar taranmış ancak yeterli veriye ulaşılamamıştır.

Malkara ile ilgili belgeler incelendiğinde yapının değirmen yapısı ya da okul yapısı olma ihtimalleri üzerinde durulmuştur.

Bölgede ki gayrimüslimlerin yazılı ve görsel kaynakları, gazete arşivleri taranmış dönemin sanat-mimari, kültürel, çevresel, tarihi, sosyal, toplumsal, gelişimleri, değişimleri ve olayları incelenmiş noktasal bazı verilere ulaşılmıştır.

Sözlü tarih araştırmaları kapsamında yörenin insanlarından edinilen bilgiler ışığında; dini inanç farklı bile olsa yapının ilçenin kültürel hafızası içinde önemli bir yere sahip olduğu gözlemlenmiş olmakla beraber koruma bağlamında büyük ölçüde aynı önem verilmemiştir.

Cumhuriyet Döneminde elektrik santrali olarak kullanılan yapının özgün işlevinin ne olduğu konusunda farklı fikirler vardır. Bu fikirlerden biri yapının metropolit evi olduğu yönündedir. Fakat bu yapının metropolit evi olması kilise yönetim hiyerarşisi, ilçenin o dönemde ki konumu ve ilçeyi yöneten idari yapı göz önüne alındığında söz konusu değildir. Metropolit Hristiyanlıkta bir bölgenin tüm kiliselerinden sorumlu piskopos veya başpiskoposu olup kilise hiyerarşisinde bulunduğu görev tanımı ve konumu itibari ile bölgenin merkez ilçesinde görevli olması gerekir. Malkara o dönem sancağın bir kazası konumunda idi. dolayısı ile Malkara’nın dönemin idari yönetiminde metropolit görev almaz.

Diğer farklı bir görüş ise bu yapının bir Ermeni kilisesi yönünde olduğu bununla ilgili olarak bazı birkaç resmi kurumun sayfasında ve Ermenice bir iki internet sitesinde bahsedildiği üzere burası bir kilise yapısı da değildir. Kiliselerin plan, kitle tasarımı, mimari ögeleri, doğu-batı yönlü konumlanışı gibi birçok ortak özellikleri vardır. Fakat mevcut yapı tipoloji, konumlanma ve bu mimari kurgudan uzaktır.

Bir diğer görüşü de belirtmeden geçemeyeceğiz. Yapının bir un fabrikası ve değirmeni yani sanayi yapısı olduğu fikridir. Yazılı ve görsel araştırmalarda ilçede iki adet un fabrikasından söz edilmesine rağmen, yapıda konu ile ilgili olarak ne bir mimari düzenleme ne de teknik bir düzenleme ve donatı izine rastlanamamıştır.

Üçgen alınlıklı beşik çatı formu ile değirmen binasını andırsa da incelenen İstanbul Kasımpaşa Değirmeni, Paşalimanı Değirmesi, Unkapanı Değirmen yapılarının son katlarına üçgen alınlıklı bölümünde dahil edildiği yani son katta makas sistemlerinin görüldüğü bir planlama anlayışı tespit edilmiştir. Bizim yapımızda ise bulunan belgelerde alınlık olmasına karşı çatının kata dahil edilmediği belge 2 nolu fotoğraftan gözüken ters tavan çıtasından anlaşılmaktadır. Bunun dışında çatı arasına bakan pencere formu değirmenlerde elips yada yuvarlak iken burada yuvarlak kemerli dikdörtgen formludur. Bu pencerenin çatı havalandırılması için kullanıldığı düşünülmektedir.

İncelenen un değirmenleri yapılarının tek yapı olmadığı lojman, fırın, depo gibi ek birimlerinin sahip olduğu ve çok katlı olduğu tespit edilmiştir. Bunun dışında oturum alanının da çok daha büyük olduğu görülmüştür. 46 parseldeki yapı böyle bi komplekse sahip olmamakla birlikte bu yapı toplulukları ile ilgili elimizde bulunan tarihi bilinmeyen eski fotoğrafta (bkz.belge 1) yapı etrafında başka bir yapı görülmemektedir. veri yoktur. Değirmen yapılarına göre ise küçük ve az katlıdır. Bunun dışında pencere ebatlarını bakılacak olursa un değirmeni yapılarında pencere yüksekliklerinin az olduğu görülmüştür. Ancak 46 nolu parseldeki yapı pencere yükseklikleri değirmen yapılarındaki pencere yüksekliklerinden çok daha fazladır.

Paşalimanı Un Değirmeni
Kasımpaşa Un Değirmeni

Diğer bir görüş ise gayrimüslim cemaatlere ait bir okul olabileceği yönündedir. Ki ermeni yazılı kaynaklarda yapının bulunduğu mahallede ve civarında ve Mamigonyan ile Hıristiyan adlı beş yıllık 173 erkek ve 129 kız öğrenci ile 7 öğretmenin bulunduğu iki okula sahiptiler. Bir diğer yazılı kaynak ise 1901 Edirne Vilayeti Salnamelerinde yörede iki ermeni okulun varlığı tespit edilebilmektedir. Yapılan araştırmalar sonucunda yapının bir okul olduğu kabul edilmiştir.

Eski fotoğraf belgesi (yılı bilinmemektedir.-belge 1)

Gayrimüslim okulları incelendiğinde bulunduğu yerdeki öğrenci sayısına göre tek katlı yada çok katlı okul yapıları tespit edilmiştir. Yapı oturum alanıda yine öğrenci sayısına göre büyük yada küçük dönem örneklerinin olduğuda araştırmalar sürecinde yapılan tespitlerdir. Araştırma sürecinde 46 parsel ile benzerlik gösteren okul yapıları raporlanmıştır. Buna göre;

AYA KİRYAKİ OKULU

Zemin kat planı

Birinci kat planı
Yapının çöken çatı sistemi, döşeme kiriş sistemi 46 parseldeki yapı ile benzerlik göstermektedir.

PAPAZ KÖPRÜSÜ RUM OKULU

Papaz Köprüsü Rum okulu Cephesi
Papaz Köprüsü Rum Okulu Planları

ZAGOR-PATİKO OKULU

Plan Şeması
Görünüşü

KUMKAPI IOAKİMİON RUM KIZ LİSESİ

Plan Şeması
Cephesi

YANYA POGON OKULU

Osmanlı döneminde Yanya’da inşa edilen Pogon Okulu

Yapıdan günümüze sadece beden duvarları kalmış olup cephe düzenlemesinde yapının günümüze ulaşan en eski fotoğrafı ve mimari izler esas alınarak restitüe edilmiştir.

Yapının tek giriş kapısı sol cephede orta aksta yer alıp dıştan taş, içten tuğla örgü basık yuvarlak kemerli olup aydınlık pencereli, ahşap çift kanatlıdır. Ayrıca kapının aydınlık penceresinin doğramaları ahşap olup sabit kasetleme çıtalıdır. Tüm pencere doğramaları gibi bu cephede de ahşap ve üst kotta sabit kasetleme çıtalı, alt kotta çift kanatlı olup zemin katta dökme demir mızrak uçlu şebekeler yer alır. Giriş kapısının sağ ve sol ekseninde ikişer pencere yer alırken bu düzenleme simetrik olarak üst katta da tekrarlanmıştır. ayrıca yapıda ki tüm pencereler de içten tuğla örgü basık kemerli, dıştan taş örgü basık kemerli olup içte kemerlerin üzerinde tuğla örgü hafifletme kemerleri yer alır.

Pencere ve kapı kemerlerinin iç ve dış görünümü
Pencere ve kapı kemerlerinin iç ve dış görünümü

Yine sol cephenin giriş aksının üzerinde yer alan çıkma balkon demir korkulukludur. Büyük olasılıkla yapının arka cephesinde günümüzde de mevcut olan betonarme niteliksiz muhdes ek yapılırken balkonda bu dönemde betonarme olarak yenilenmiştir.

Ön ve arka kısa cephelerde alt ve üst katta üçer pencere mevcut olup çatı alınlık duvarında da birer aydınlatma penceresi yer alır. Ön cephenin zemin katında sağ eksende yer alan pencere kapıya dönüştürülerek özgün mimariye zarar verilmiştir. aslına uygun olarak onarılmalıdır. Çatının üçgen alınlık duvarının aydınlanma penceresi de bosajlı taş basık kemerli olup tuğla örgü ile kapatılmıştır. Pencere özgün mimari kurguda diğer cephe pencerelerinde olduğu gibi ahşap kasetleme çıtalı ve tek kanatlıdır.

sol giriş cephesinde üst katta yer alan aslına uygun olmayarak onarılan balkon
ön cephe sağ aksta kapıya dönüştürülen pencere

Sağ uzun kenar cephede de zemin katta beş, üst katta beş cephe penceresi yer almaktadır. Yapıda ki diğer tüm pencere açıklıkları gibi büyük ölçüde niteliksiz malzemeler ile kapatılmıştır. Ayrıca yine sağ cephenin zemin katının orta aksında kapıya dönüştürülen pencere açıklığı aslına uygun olarak restore edilmelidir.

sol cephede kapıya dönüştürülen pencere

Yapının ana kütlesinin köşelerini ve çatı hizasında üçgen alınlık duvar hattını vurgulayan bosajlı kesme taşlar kullanılmıştır. Aynı şekilde yapının dış cephe pencereleri ve kapı sövelerinde de kesme bosajlı taşlar kullanılmış olup kat silmeleri de dikdörtgen bosajlı taşlar ile vurgulanmıştır. Cephede saçak altı içbükey profilli silmesi taş furuşlarla hareketlendirilmiştir.

Çatı üçgen alınlık hattı ve pencere sövelerinde kullanılan bosajlı taşlar

Yapıya bitişik arka cephede yer alan betonarme muhdes ek yapı binanın silüetini bozmakta olup bina bu ve benzeri tüm muhdes eklerden restitüsyon projesinde kaldırılmıştır.

Zemin ve bir normal kattan oluşan yapının iç mekânda kat izleri takip edilebilmektedir. Beden duvarlarının içine yerleştirilen ahşap kirişler bindirme tekniğinde olup metal kenetlerle sabitleme ve güçlendirme yapılmıştır. Dolayısıyla kirişleri ahşap olan yapının bu ahşap bağlayıcı ve konstrüksiyon düzenlemesini tamamlaması için taşıyıcılar da ahşap olmalıdır. Yakın döneme ait bir fotoğrafta ise ahşap çatı ve ahşap döşeme sistemi kısmen de olsa görülmektedir. Ayrıca üst katın ahşap tavan döşeme izi sağ cephenin üst kotunda tespit edilebilmektedir. Buna göre üst katın tavan döşemesi Ters tavan sistemde ve yalındır. Bu tür tavanlar kirişler üzerine, ince lama şeklinde merteklerin yan yana sıralanmasıyla ya da hasır ve buna benzer malzemelerin kirişlerin üzerine serilmesiyle oluşturulur. Ters tavanlarda kirişler, odanın içerisinden kaplanmadığı için açıkta kalır. Yapının günümüze ulaşmayan üst örtüsü geçmişte ahşap beşik çatı olup alaturka kiremit ile aktarılmıştır. bugün yapının beden duvarlarının üst kotlarında çatı sisteminin mimari izlerini görebilmekteyiz. Dolayısıyla ahşap döşemeler, kirişler ve çatı sistemi; yığma duvarları yatay düzlemde bağlayarak taşıyıcı çerçeveyi tamamlarlar.

Ahşap çatı ve döşeme konstrüksiyonu / foto: fikri aktan (belge-2)

Bu bağlamda yapı üzerinde izi bulunmayan, kaynaklarda özgününe dair herhangi bir veriye rastlanmayan bazı konularda, uzman inşaat mühendisi, mimar ve sanat tarihçilerden görüş alınarak fikir birliğine ulaşılmış ve benzer tipolojide ki yapılar incelenerek elde edilen bilgiler diğer mevcut mimari izler doğrultusunda şekillenmiştir. Takiben yapının iç mekan düzenlemesi ve mimari kurgusunda restitüsyon projesi esas alınmalıdır.

Buna göre ana giriş kapısının olduğu eksende geçiş holü ve sol cephe duvarına bitişik ahşap iki kollu yarım döner merdiven ahşap dikmeler ve ahşap bağdadi bölme duvarlar ile düzenlenen dikdörtgen planlı bir mimari hacim içerisinde yer alır. Sol cephenin orta aksında ki pencere merdiven  kovasının içerisinde düzenlenmiştir.

Bu holden aynı simetri aksında yer alan iki ahşap kapı dersliklere açılır. Üst katta balkona ve dersliklere açılan merdiven holü yer alır.

Binada yapılan araştırma kazısında taş zemin döşemesi ile karşılaşılmış olup zemin kat bu bulguya göre restitüe edilmiştir. Üst kat ise yakın dönem bir fotoğrafa dayanarak ve mimari izlerden elde edilen bulgulardan ahşap kaplama olarak düzenlenmiştir.

Yapının dış cephesi sıvasız iç cepheleri sıvalı olarak önerilmiştir. İç mekanda sıva izleri pencere nişlerinde ve yer yer duvar yüzeylerinde takip edilebilmektedir.

Buna göre;

–  Yapıda iç mekanda ki ve dış cepheye bitişik nizamda yapılan niteliksiz eklerden ve kalıntılardan restitüsyon projesinde arındırılmıştır.

  • Yapıda ki tüm pencere ve kapı doğramaları günümüze ulaşmamış olup tüm kapı -pencere açıklıkları restitüsyon da aynen korunmuş ve doğramalar açıklığın üst kotunda sabit kasetleme çıtalı olup ahşap çift kanatlı olarak restitüe edilmiş ve sıvalı olarak önerilmiştir.

–  Zemin katta döşeme taş, üst katta ise ahşap kaplama olarak önerilmiştir.

  • Üst örtü ahşap konstrüksiyonlu beşik çatı sistemde ve alaturka kiremit ile örtülmüştür.

5-Restorasyon Raporu

46 parselde bulunan taşınmaz kültür varlığının mimari restorasyonu restitüsyona uygun olarak yapılacaktır. Ancak yapının kullanımı kent müzesi olarak işlevlendirilecektir. Buna göre restorasyonda alınan kararlar şunlardır;

*Öncelikle yapı içerisindeki ve dış cephesine bitişik durumdaki tüm muhdes ekler tamamen kaldırılmalıdır.

*Yapılar kaldırıldıktan sonra alanda tespit edilen döşeme kotuna kadar yapı içinde kotlama çalışması, hafriyat çalışması yapılmalı; özgün döşeme seviyesine inilmelidir. Kazı itina ile yapılmalıdır ki alt katmanda bulunabilecek özgün döşeme var ise zarar verilmemesi gerekmektedir.

*Yapı beden duvarlarında muhdes olan pencere kapamaları alınmalı, üst kotta harç özelliğini yitirmiş örgüler yerinden alınmalı, restitüsyon projesine uygun olarak özgün harç ve duvar örgü sistemine göre örülmelidir.

*Derz açımdan sonra duvarlarda çatlak tespiti yapılması durumunda;

        *1 cm’ e kadar çatlaklarda özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması

          *1-4 cm arasında olan çatlaklara paslanmaz kenetlerle dikiş atıldıktan sonra özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması

         *4 cm den büyük olan çatlakların 15-20 cm kadar çevresinin çürütülerek özgün malzeme ve sistemine uygun olarak yeniden örülmesi ve özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması; önerilmektedir.

*Uygulama sırasında temel durum tespiti için kısmi sondajlar açılmalıdır. Temel sistemi uzmanlar tarafından incelenmelidir. Temellerde eğer çatlak tespit ediliyorsa duvarlarda önerilen çatlak müdahale yöntemleri temel duvarlarında da uygulanmalıdır.

*Cephedeki çimento harçlı sıvalar itina ile raspalanacaktır.

*Ayakta kalan ve iyi durumda olan duvarların özgün taş örgüsü ile korunacaktır. Yapı taşları büyük ölçüde erimiş, yüzey aşınması olmuştur. Bu nedenle taşlarda çürütme tümleme yapılacaktır. Tümleme malzemesi özgün taş özelliğine uygun taş ile yapılmalıdır. Derzlerin tamamı sökülerek özgün derz karışımlı harç ile yeniden derzleme yapılmalıdır.

Cephede alınlık ve üst kot saçak silme taşlarında ciddi malzeme kayıpları vardır. İyi durumda olanlar korunmalı ancak kötü durumda olanlar çürütülerek özgün malzemesi ile tümlenmelidir.

*Cephede taş yüzeylere atmosferik koşullardan korunması için paroloid sürülmesi sonrasında su itici uygulanması önerilir.

*İç duvarlarda çimento sıva raspaları yapılacaktır. Uygulamada iç duvarlar sıvanacaktır.

*Çatı sistemi restitüsyona uygun olarak yapılmalıdır. Ahşap makas sistemine göre çözümlenecek çatı da kaplama tahtası üzerine rufoline ve alaturka kiremit örtüsü yapılacaktır.

*Yapı günümüze büyük ölçüde yıkılmış durumda gelmiştir. Duvarlarının üst kot bölümleri de büyük ölçüde yıkılmıştır. Bu nedenle öncelikle duvarlardaki güçlendirmeler yukarıda sıralanan maddelere göre tamamlanmalıdır. Çatı sistemi kurgulanmadan önce duvar üst kotunda tüm duvarları çerçevelenecek paslanmaz L ile hatıl sistemi dönülmesi önerilir.

*Duvarlardaki çimento harçlar ve sıvalar raspalanacaktır.

*Paslanmış olan demir kılıç üzeri mekanik temizlik ile pastan arındırılacak üzerine antipas ve siyah yağlı boya uygulanacaktır.

*Zemindeki toprak alımı sırasında alt katmanlardan çıkacak izlere farklı bulgulara göre proje tadilatı yapılarak ilgili koruma kurulu onayından sonra uygulamaya devam edilmelidir.

*kat döşemeleri ahşap kiriş sistemde özgününe uygun olarak yapılacaktır. Zemin döşemesi taş kaplama önerilmiş, 1. Kat döşeme kaplaması ahşaptır.

*Kent müzesi olarak işlevlendirilen yapıda restitüsyon plan şeması büyük ölçüde korunmuştur. Sadece zemin katta girişin sağ bölümüne tuvalet birimleri yerleştirilmiştir. Tuvalet yanına idari ofis konulmuştur. Diğer mekânlar sergileme salonu olarak önerilmiştir. 2 katı birbirine bağlayan merdiven limon kiriş sistemli ahşap merdivendir.

*Kullanılacak tüm ahşap elemanların fırınlanmış, emprenye edilmiş ve yangına karşı koruyucu boya ile boyanmış olması gerekmektedir.

*Kapı ve pencere doğramları projesine uygun olarak yeni yapılmalıdır.

*Komşu parseller ile kotu farkı olan yapı çevresine betonarme perde duvar üzeri taş kaplama olarak önerilmiştir. Taş harpuşta üzerine demir korkuluk önerilmiştir.

Kaynakça

  1. ”19. yüzyıl Kayseri kiliseleri için koruma önerileri” itüdergisi/ a mimarlık, planlama, tasarım Cilt:7, Sayı:2, 26-37, Eylül 2008
  2. Tekfurdağı Sancağı’nın Sosyal ve Ekonomik Yapısı (1890-1902),makâle, Ümit Ekin/ Hümmet Kanal
  3. İstanbul’da Ermeni-Rum Kiliseleri Krizi ve Ermenilere Tanınan Yeni İmtiyâzlar (1890-1891), Ramazan Erhan Güllü
  4. http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/01/tekirdag-tekfurdagi-rodoscuk.html
  1. Tekirdağ 1/5000 nazim imar plani ve 1/1000 uygulama imar plani açiklama raporu

    http://www.azrefs.org/tekirdag-15000-nazim-imar-plani-ve-11000-uygulama-imar-    plani-a.html?page=3

  1. Osmanlı Devleti’nde Ermeni Eğitim Kurumları ve Faaliyetleri, makâle, Necmettin Tozlu
  2. Surp Yerrortutyun Katolik Ermeni Kilisesi, Sanat Tarihi Raporu, Sedat Bornovalı
  3. XIX. Yüzyıl Ayvalık Kiliselerinde Ahşap Konstrüksiyon Teknikleri, Yrd.Doç.Dr. Yasemin İnce Güney, Yrd.Doç.Dr. Hatice Uçar
  4. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler’, Raymond H. KévorkianPaul B. Paboudjian, Aras Yayıncılık İstanbul, 2013

10.‘Badgerazart Pınaşkharhig Pararan’ (Resimli Dünya Sözlüğü), H.S. Eprigyan,  Venedig, 1902

  1. http://www.agos.com.tr , Çanakkale, Gelibolu, Tekirdağ Ermenilerine ne oldu?,makale, Zekeriya Mildanoğlu
  2. Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Din-İbadet, Egitim-Ögretim Hürriyetleri ve Bu Bakımdan “Kilise Defterleri”nin Kaynak Olarak Önemi (4 numaralı kilise defteri’nden örnek fermanlar), Ali Güler
  3. Kumkapı Surp Vortvots Vorodman Kilisesinin Yapım Sistemi Ve Onarım Sürecinin Değerlendirilmesi, tez,Rahmi Hızır
  4. http://www.serdarsabri.com/2010/06/malkara-bulgar-kilisesi-umit-bayazoglu.html
  5. http://www.sehirtarihleri.com/tekirdag/

16.Salnamelere Göre İdari,Sosyal ve Ekonomik Yapısıyla Edirne Sancağı, Edirne Valiliği Kültür yayınları

  1. http://www.malkaragundem.com/malkaradaki-tarihi-eserler-koruma-altina-aliniyor.html
  2. “Kuzey Marmara sahilleri ve ard alanında şehirleşmenin tarihi süreci: XVI.-XVII. yüzyıllarda Tekirdağ ve yöresi”, Doktora Tezi, Hacer Ateş, İstanbul Üniversitesi SBE, 2009.
  3. http:// team-aow.discuforum.info/t7-Kumkapı-Surp-Asdvadzadzin-Aziz-meryem-ana-Vortvots-vorodman-gokgurultusunun-Cocukları-Ermeni-Kilisesi.htm
  4. http://www.tarihiyapilar.org/vortvots-vorodman-kilisesi/
  5. http://hagiabyzantion.blogspot.com.tr/2011_12_01_archive.html?view=magazine
  6. http://www.anatoliantemples.com/category/yarimada/
  7. http://ermenikulturu.com/malkara-ermeni-kilisesi/
  8. http://www.radikal.com.tr/turkiye/insaata-feda-olan-mezarlar-1139708/
  9. http://www.serdarsabri.com/2010_06_01_archive.html

26.http://www.istanbulguide.net/insolite/info/francais/turquie_occidentale/malkara.htm

  1. http://team-aow.discuforum.info/t2009-Tekirdag.htm
  2. Tekirdağ ilinde nüfus ve yerleşmenin coğrafi analizi, uluslararası sosyal araştırmalar dergisi, Vedat Şahin, Cilt: 7 Sayı: 35
  3. http://www.tekirdagcik.adalet.gov.tr/tekirdag.html
  4. Türkiye Tasarım Kronolojisi Sanayi Yapıları, 3. İstanbul Tasarım Bienali, Çeviri: Münevver Çelik
  5. Unkapanı Değirmeni’nin Mimari Analizi ve Günümüz Şartlarında Değerlendirilmesi, füsun Seçer Kariptaş, Yrd. Doç. Dr., Haliç Üniversitesi, Mimarlık Bölümü, Mimarlık 357 dergisi, 2011
  6. Türk eğitim tarihinde azınlık okulları ve yabancı okullar, Prof. Dr. Ersoy TAŞDEMİRCİ

 

Tekirdağ Malkara ilçesi 188 ada 11 parseldeki Kilisenin proje raporu

1-Konumu ve Coğrafi özellikleri

Tekirdağ Türkiye´nin Kuzeybatısında, Marmara Denizinin kuzeyinde tamamı Trakya topraklarında yer alan üç ilden biri, ayrıca Türkiye’de iki denize kıyısı olan altı ilden biridir. Tekirdağ 41º 34´ 52″ – 40º 52´ 53″ – 41º 35´ 28″ – 40º 32´ 23″ kuzey enlemleri ile 28º 09´ 14″ – 26º 42´ 42″ – 28º 08´ 34″ – 26º 54´ 24″ doğu boylamları arasındadır. 6.313 km² yüzölçümüne sahip ilin denizden yüksekliği 0–200 m arasındadır.

Marmara denizi ve Karadeniz’e kıyısı bulunur. Tekirdağ, doğudan Silivri ve Çatalca ilçeleriyle, kuzeyden  Kırklareli iline bağlı Vize, Lüleburgaz, Babaeski, ve Pehlivanköy ilçeleriyle çevrili olup, kuzeydoğudan Karadenize 1.5 km lik bir kıyısı bulunmaktadır.

Ergene Havzasının güney kesimindeki en büyük kent olan Tekirdağ, Güney Ergene yöresinden ve kuzeyden gelen yolların Marmara denizine ulaştıkları yerde, geniş bir körfezin kıyısına kurulmuştur. İl merkezi kısmen vadi yamaçlarında, kısmen yalıyarlar üzerinde birbirini izleyen üç basamak üzerine yayılır. Vilayet konağının bulunduğu İlk basamakta yükselti 12 m, çarsının bulunduğu basamakta 25 m. ve kuzeyde Tuğlacılar Lisesinin bulunduğu basamakta 45 m. dir.

Tekirdağ il haritası

Malkara, Tekirdağ ilinin bir ilçesidir. İl merkezinin yaklaşık 56 km batısında yer alır. Malkara’nın kuzeybatısında Uzunköprü, kuzeydoğusunda Hayrabolu, güneydoğusunda Şarköy, güneyinde Gelibolu, batısında Keşan bulunmaktadır. 1.149 km2’lik yüzölçümü ile Tekirdağ ilinin toprak alanı en geniş ilçesidir. İlçede yüksek dağlar ve vadiler yoktur. Genelde plato özelliği gösteren yan ovalar üzerindedir. Tekirdağ’ın en önemli dağları Tekir sıra dağları Malkara’ya 25 km mesafededir. Bu dağlar, ilçenin güney bölümünde, Tekirdağ-Gelibolu istikametinde uzanırlar, ilçe Çimendere Köyü yakınında son bulur. Ganos dağı tekir sıra dağlarının en önemli yükseltisidir (845m.).

İlçe sınırları içerisindeki en önemli yükseltiler ise; Elmalı – karacahalil arasındaki Kuş Tüneyi (647m.), Çimendere  – Elmalı arasında Kartaltepe, Yenidibek – Keşan arası İstikamlar tepesidir. Malkara’nın yüzey şekilleri nedeni ile büyük akarsuları yoktur. Barajları ve göletleri besleyen dereler vardır.

İlçede belli başlı ovalar ise; Evrenbey, Kırıkali, Hacısungur, Gözsüz, Karacahalil, Kalaycı, Sağlamtaş, İbribey ovalarıdır. Bunlar fazla geniş olmamakla birlikte bu ovalar ilçenin önemli düzlükleridir.

İlçede, Karaiğdemir ve Kadıköy barajları en önemli yapay göllerdir. Bunun yanında sulama amaçlı: Yaylagöne, Vakıfidemir, Yenidibek (Pişman), Doluköy, Küçükhıdır, Karacagür ve Sırtbey göletleri yapılmıştır. Yapılan bu baraj ve göletlerle ilçenin sulanabilir arazi miktarı 28.360 dekara yükselmiştir.

İlçenin sahip olduğu toprakların büyük bir kısmı tarıma elverişli alanlardır. İlçenin orman örtüsü daha çok güney ve güney batısında yer alan Sağlamtaş Kasabası ile Gelibolu, Keşan sınırları arasında yer almaktadır. Bu alan 232.380 dekar civarındadır.İlçe; kara iklimine sahip olup, kış ayları soğuk ve yağışlı geçmektedir. Yazlar da, genellikle sıcak ve kuraktır. Yıllık yağış ortalaması 500 milimetredir.

Malkara ilçe haritası

2-   Tarihsel Gelişim

2.1 Tekirdağ

Tekirdağ ili coğrafi konumu dolayısıyla stratejik önem taşıyan, Anadolu ile Balkanlar arasında geçit bölgesi, İstanbul’a yakınlığı sebebiyle Boğazlar üzerinden geçen Asya ve Avrupa kavimlerinin ilişkileri Tekirdağ’ı İstanbul tarihine sıkı sıkıya bağlamıştır. İstanbul’un zaman zaman saldırıya uğramasının etkileri Tekirdağ’da da görülmüş, topraklarının da verimli olması birçok kavimlerin hâkimiyetinde kalmasına sebep olmuştur. Tekirdağ ili M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanan tarihi boyunca çeşitli uygarlıkların etkisi altında kalmıştır. Bu dönemler içersinde Bisanthe, Rodosto, Tekfurdağı gibi isimler alan Tekirdağ’ın il sınırları içinde tarih öncesi ve tarih çağlarında tam bir kronoloji vermemekle birlikte iskan edilmiş yerler tespit edilmiştir. Paleolitik ve Neolitik çağlara ait bir yerleşme yeri bulunmayan Tekirdağ’da Şarköy ilçesindeki Güngörmez ve Güneşkaya Mağaraları ile Marmara Ereğlisi’ndeki Toptepe höyük’te Kalkolitik Çağ buluntularına rastlanmıştır. Tekirdağ sahil şeridinde yüzeyde yapılan araştırmalara göre İlk Tunç Çağı’nda yoğun olarak yerleşmelerin izine rastlanmıştır. Trakya’da Son Tunç Çağı ile Erken Demir Çağında büyük bir göç dalgası olmuştur. Antik kaynaklar ve arkeolojik bulgular yetersiz kaldığından bu dönem tam olarak aydınlanamamıştır.

Trakya M.Ö. 7. yüzyılda Grek kolonilerinin kurulmasıyla ticarete açılmıştır. Bu dönemde Trakya’nın Marmara kıyılarında kentler kurulmuştur. M.Ö. 514-513 yıllarında Pers Kralı Dereus’un İskit Seferi sonrasında Trakya Pers egemenliğine girmiştir. Bu egemenlik M.Ö. 478-477′ de Atina’nın Pers tehlikesine karşı kurduğu Attik-Delos Deniz Birliği’nin Persleri Trakya’dan temizlemesine kadar devam etmiştir. M.Ö. 342 yılında Makedonya Kralı 2. Philip Trakya’yı topraklarına katarak Odrys Krallığı’nı kendine bağlamış, İskender’in ölümünden sonra Trakya Lysimachos’un egemenliğine girmiştir. M.S. 19. Yüzyılda Roma İmparatoru Tiberius’un Trakya’ya bir vali göndermesi ile başlayan gelişmeler, M.S. 46 yılında İmparator Cladius’un Trakya’da Roma Eyaletini kurması ile sonuçlanmıştır.

Trakya uzun yıllar Roma hakimiyetinde kalmıştır. M.S. 395 yılında imparatorluğun ikiye ayrılmasıyla Doğu Roma İmparatorluğu içinde kalan Trakya 1354 yılında Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetlerin Gelibolu’ya çıkmasıyla Türklerin hakimiyetine girmeye başlamıştır. 1356 yılında Şarköy ve Malkara ele geçirilmiş, 1357’de I. Murat Tekirdağ ve Çorlu’yu Türk hakimiyetine almıştır. Bu arada Bizanslılar kısa bir süre Tekirdağ topraklarını geri almışlarsa da, I. Murat 1363’de buraları yeniden Osmanlı topraklarına katmıştır. Balkan Savaşlarında (1912) Bulgar işgaline uğrayan ilimiz toprakları, 1913 yılında düşman işgalinden kurtarılmıştır. I. Dünya savaşından sonra Mondros Mütarekesi’nin verdiği imkanlardan faydalanan Yunan kuvvetleri 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’ı işgal etmiş ise de 13 Kasım 1922’de Yunan işgali de sona erdirilerek Türk yönetimine geçmiştir. Marmara Ereğlisi 29 Ekim’de, Çerkezköy ve Saray İlçeleri 30 Ekim’de, Çorlu 1 Kasım’da, Muratlı 2 Kasım’da, Malkara ve Hayrabolu 14 Kasım’da, Şarköy de 17 Kasım’da düşman işgalinden kurtarılarak Türk yönetimine geçmişlerdir. 20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu gereğince girişilen yeni örgütlenme sırasında Tekirdağ il olmuş, ancak; Kurtuluş Savaşının güçleri içinde örgüt hemen kurulamamış, Cumhuriyetin ilanından önce 15 Ekim 1923 tarihinde İl merkezi olmuştur. Tekirdağ’ın unutamadığı mutlu günleri arasında 24 Aralık 1840’da Büyük Vatan Şairi Namık Kemal’in bu il’de doğması, Çanakkale Destanı’nı yaratan 19. Tümen’in Mustafa Kemal’in de önderliğinde Tekirdağ’da hazırlanması, 23 Ağustos 1928’de Atatürk’ün Harf İnkılabı vesilesiyle Tekirdağ’a gelip Başöğretmen olarak ilk dersi vermesi gibi olaylar bulunmaktadır.

2.2 Malkara

Pers kralı I. Serhas zamanında Yunan şehirleri ile yapılan savaşlar (Pers savaşları) sırasında, Malkara’ya çok yakın olan Gürgen Bayırı denilen yerde bir kalenin yapıldığı söylenmektedir. Bu kale civarında birçok yılan bulunduğundan, bu kaleye Farsça Margar veya Margaar adı verilmiştir. Farsça’da mar yılan, gar veya gaar da in – mağara anlamına geldiğine göre Malkara sözü, yılanlı mağara veya yılanlı kale anlamına gelmektedir.

Bir söylentiye göre, Makedonya Kralı Büyük İskender Trakya’da otuz yıldan fazla kalan Persleri (İranlılar) Trakya’dan uzaklaştırınca, Malkara’da (Malgar’da) Sazan, Malgar ve Kumardar İsimli üç komutanı, edek güçlerin başına bırakmıştır. Bunlardan Malgar Gürgen Bayırındaki kalenin benzerini, bugünkü Malkara’nın batısında yeniden kurmuştur. Kumardaç isimli komutan da bir kale yaptırmıştır (Halen oraya Kumardaş Tepe denilmektedir). Sazan adlı Komutan da yine bir kale yaptırmıştır (Bugün Sazan çiftliği denilen yerde). Bu kaleler daha sonra Romalıların eline geçmiştir. Bizanslılar dönemine kadar savunma amacıyla kullanılmışlardır.

Malkara’nın kesin olarak Osmanlılara geçmesinden sonra, Osmanlının iskan (yerleştirme) politikasına uygun olarak Anadolu’dan getirtilen Yörükler, Malkara ve civarına yerleştirilmişlerdir. Bu arada, Ankara ve Çankırı dolaylarından getirtilen bazı ahi gruplar da Malkara’ya yerleştirilmişlerdir. (Ahievren köyünün adı bu olaydan gelmektedir.) I. Murad‘ın ahiliğe karşı büyük bir sevgisi olduğundan (kendisi de bir Ahi’dir.), Malkara’ya getirtilen Yörükler arasında ahilik oldukça yaygındır. Malkara ve civarına yerleştirilen Yörüklerin büyük bölümünün I. Mehmed döneminde “1402-1421” Saruhanlı Beyliğinin Yörükleri olduğu bilinmektedir. Bunlar; KonyaAydın ve Muğla çevrelerinden getirtilerek yerleştirilmişlerdir. Başlarında da ünlü Paşayiğit (Keşan’ın Paşayiğit kasabası onun adını taşır) bulunmaktaydı.

İstanbul‘un Türkler tarafindan alınmasından sonra, Malkara’nın Balkanlara yapılacak seferler sırasında önem kazandığı görülür

II. Mehmed döneminde Malkara, daha sonraları Evlad-ı Fatihan adıyla anılan akıncıların merkezi olacaktır.

Paşayiğit’in soyundan Turhan Bey (Malkara’nın Hacıevhat Mahallesinin ondan fazla sokağı onun adını taşır), yaşadığı dönem içinde Malkara’nin gelişmesini sağlamış, bu dönem de Malkara oldukça gelişmiştir. Zira, akıncı birliklerinin tüm ihtiyaçları buralarda karşılanmaktadır. “Bugün Malkara civarında Boyacılar, Ensericiler, Ekmekçiler, Yaylagöne gibi isimler bu dönemin izlerini taşır.

Akıncı birlikleri için lazım olan her şey buralarda hazırlanıyordu. Turhan Bey’in oğulları Atina fatihi Ahmet (ki burada ölmüştür) ve kardeşi Ömer Bey (Türbesi, Malkara’da adıyla anılan caminin avlusundadır. Klasik Osmanlı üslubunu taşıyan yapı, sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir.) Fatih döneminde önemli bir akıncı Beyidir. Kaynaklarda rastlandığı kadarı ile gözü pek bir komutan olan Ömer Bey, Fatih’in emriyle 1465’lerde Venedik’e 70 km kadar yakın olan İzanco ırmağına kadar, 1470’lerde Romanya’ya Pleoşti (Bükreş yakınları)’ye kadar uzanan maceralı akınlar yapmıştır. Fatih’in isteği ile 1473 Otlukbeli savaşına katılmış, uzun Hasan’ı İran içlerine kadar kovalamış ve orada esir düşmüştür. Fatih, bu değerli adamını, birçok İranlı esiri vererek geri almıştır. Bundan sonra Ömer Bey’in gözden düştüğü ve Malkara’da öldüğü bilinmektedir (l488).

Malkara, III. Selim zamanında Nizam-ı Cedid‘in kuruluşu günlerinde bu yenilik hareketini çekemeyen Yeniçeriler, Malkara’nın Ballı köyünde ayaklanmışlardır. Nizam-ı Cedid kuvvetlerince bastırılmıştır.

Malkara, 1828 Osmanlı – Rus savaşı sırasında, Türklerin elinde ilk defa işgale uğramıştır. 1878 Osmanlı – Rus savaşında da (93 harbi) Tekirdağ işgal edilince, Malkara’da önemli göçlere sahne olmuştur. Malkara, tarihinin en kötü günlerini Balkan savaşı sırasında yaşamıştır. 9 Kasım 1912’de Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Yerli Bulgar ve Rumlarında işbirliği ile 500’den fazla kadın, erkek ve çocuk şehit edilmiştir. Katledilen insanlar, toplu olarak gömülmüşlerdir. Şehitlik denilen bu yerde, bu şehitlerin anısına bir anıt dikilmiştir. İşgal 8,5 ay sürmüş, bu arada şehir yağma edilmiş, yakılmış, yıkılmıştır. 14 Temmuz 1913’te Mustafa ve Enver Paşa’nın birlikleri tarafından şehir harabe halinde kurtarılmıştır.

Malkara (Mehmet Çevik arşivi)

Malkara son kez, I. Dünya Savaşı sonunda 20 Temmuz 1920’de Yunanlar tarafından işgal edilmiştir. İşgal yıllarında çok kötü günler yaşayan Malkara, 11 Ekim 1922’de sağlanan ateşkes uyarınca 14 Kasım 1922 tarihinde Yunanların şehri boşaltmasıyla kurtulmuş ve özgürlüğüne kavuşmuştur.

  1. Dünya Savaşıyıllarında da (1940-1941), Trakya’daki diğer kasabalar halkı gibi, buradakiler de işini, gücünü, yerini terk ederek Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmış, türlü maddî, manevî sıkıntılara ve acılara uğramışlardır.
  2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye sığınan Yunanları da savaş süresince beslemiştir.

 2.3 Tekirdağ ve İlçesi Malkara’da Rum ve Ermeni tarihi

 Murad 1367 yılında şehri 2.kez fethetmek zorunda kalır. Tekirdağ fethi sırasında 9 mahalleye sahip iken, kent Osmanlı dönemi boyunca gelişerek 17. yüzyılda 22’si Müslüman, 2’si Ermeni ve 6’sı Rum mahallesi olmak üzere 30 mahalleli bir hale gelmiştir. Şehirdeki Ermeni mahalleleri özellikle Celali isyanları sebebiyle Anadolu’dan göç ettirilen Ermenilerce kurulmuştur.

Tekirdağ ve Malkara da ermeni tarihi ile ilgili edinilen bilgiler Agos gazetesinde çıkan bir makalede derlenmiştir. Bu yazıda bu makalenin bazı bölümleri aşağıda özet olarak belirtilmiştir

”Tekirdağ,  Edirne Vilayeti’nin en önemli sancaklarından biriydi. Balkan Savaşı sırasında bir dönem Bulgar, ateşkesten sonra ise bir süre Yunan işgalinde kaldı.

Tekirdağ Ermenileri, Batı Ermenistan’ın Agn (Eğin / Kemaliye), Kemah ve Erzincan tarafından gelmişlerdi. Daha sonraki yıllarda ise aralarına İstanbul’dan gelenler de katıldı. İlk gelen Kemahlı Ermeni ustaların inşa ettiği Paşa Camisi, Türkler için önemli bir dinî mekân oldu. Bir ticaret şehri olan Tekirdağ ve çevresinde, 1915 öncesinde, 15 bini Ermeni olmak üzere, Türk, Musevi ve Rumlardan oluşan 30 bin kişilik bir nüfusa sahipti. Tekirdağ, aynı zamanda bölge Ermenilerinin ruhanî merkeziydi.

Osmanlı arşivinde yer alan kayıtlar ve kiliselerin ferman belgeleri, Tekirdağ Ermeni kiliselerinin tarihine ışık tutacak niteliktedir. Tekirdağ’ın en eski kilisesi olan Surp Hıreşdagabed Kilisesi, 1607’de inşa edildi. 1629’da Takavor Mahallesi’ne yapılan saldırı sonucu tahrip edilen kilise, 1630-1632’de yeniden inşa edilerek Surp Pırgiç adını aldı. 1882’de yanan kilise, 1907’de yeniden yapıldı. 

  1. yüzyılın sonunda cemaat nüfusunun artmasıyla, Surp Haç adında ikinci bir mahalle kuruldu ve 1804’te ahşap olarak inşa edilen kilise, 1847’de taş bir yapıya dönüştürüldü. Ermeniler, son olarak 1841’de, Surp Takavor Kilisesi’nin temelini attılar; fakat bu kilise 1912 Depremi’nde yıkıldı.

Öte yandan, limanda yaşayan 50 kadar Protestan Ermeni de 19. yy’ın sonlarında kendi ibadethanelerini kurdular. 

Surp Takavor, aynı zamanda İstanbul ve farklı yerleşimlerden gelenlerin sıkça ziyaret ettiği bir hac merkeziydi. Ermenilerin Surp Hovhannes adında, anlaşmazlıklar nedeniyle Rumlar tarafından yakılan bir kiliseleri de vardı. 

Ermenilerin Surp Takavor Mahallesi’nde (8.600 nüfus) Hovnanyan adlı 6 yıllık, 274 erkek ve  286 kız öğrenci ile 13 öğretmenin bulunduğu; Surp Haç Mahallesi’nde ise (6.400 nüfus) Hisusyan adlı yedi yıllık 181 erkek ve 112 kız öğrenci ile 7 öğretmenin bulunduğu iki ilkokul ve ortaokulları vardı.

Tekirdağ toplumsal yaşamında Ermeniler, doktor, dişçi, öğretmen, avukat, mimar ve resmî kurumlarda görev yapan yöneticiler yetiştirerek, önemli roller üstlenmişlerdi. Kunduracılık, demircilik, tenekecilik, kuyumculuk ve marangozluk gibi geleneksel mesleklerde çalışan Ermeniler, tarımla da uğraşıyorlardı. Ayrıca, sivil ve askerî gemilerde kaptanlık yapanlara, hatta armatörlere ve bankacılara rastlamak da mümkündü. 1903 yılında kurulan Ermeni Ayakkabıcılar Birliği vasıtasıyla, ürettikleri ayakkabıları Türkiye’nin değişik bölgelerine gönderiyorlardı. 1908’de kısa süreli de olsa ‘Gayzer’ (Kıvılcımlar) adlı bir gazete de yayımladılar.

1915 ‘te siyasi olaylara katılan ve destek veren Tekirdağ’daki Ermeni nüfusun bir bölümü ülkenin farklı bölgelerine gönderilmiştir.

  1. Rölöve Raporu

Surp Toros Kilisesi ya da yörede ki adı ile Bulgar Kilisesi sade kütlesi ve 19. yüzyıl dönemini vurgulayan iç mekan bezemeleri ile dikkat çekmektedir. Kilisenin kesin tarihi ile ilgili olarak net bir bilgi olmamasına rağmen 19.yüzyılla tarihlenebilir. Kilisede yöreye özgü Keşan taşı denilen kum taşları kullanılmıştır. Kaba yonu yığma taş sistemde tuğla ve ahşap çatkı -hatıl tekniği kullanılarak karma sistemde inşa edilmiştir. İnşada bağlayıcı olarak horasan harç kullanılmıştır. Beşik tonoz, düz tavan ve kemerler bağdadi tekniği ile yapılmıştır

İç mekân duvarların cidarların da; giriş cephesinde taş dolgu ahşap çatkı, yan nef duvarlarında ise düşey ahşap hatıllar yükü dağıtan taşıyıcı eleman olarak kullanılmıştır. Dış cephe duvarlarında doğu cephesi dışında üç yönde orta aksta iki sıra tuğla örgü hatıl yer alır. Ayrıca cephe köşelerinde, saçak altı silmesinde ve apsis cephesinde kısmen düzgün kesme taş kullanılmıştır.

 Kilise doğu-batı yönünde dikdörtgen, bazilikal bir plan şemasına sahiptir. Kilisenin üç nefli naos (ana mekan) planı batı yönünde narteks ile sınırlandırılmıştır.

Bazilikal kilise; plan şeması (örnek.)

Yapının zemin katı; batı cephesinde yer alan narteks (gavit/ jamatun), doğu ucunda apsisle (horan) sona eren orta nef ve kendi apsidolleri olan yan neflerden oluşan bir naos (adyan) ve apsisin yan taraflarında basık kemerli dar kapılarla girilen kare planlı, ayin için hazırlık yapılan ve liturjik eşyaların muhafaza edildiği  pastoforium  hücrelerinde oluşur. Batı cephesinde narteksin üzerinde ahşap galeri/gynakion (vernadun) yer alır. Galeriye çıkış narteksin kuzey ve güney yönlerinde yer alan tek kollu çeyrek döner ahşap merdivenler ile sağlanır.

Kilise restitüsyon plan şemasında da görüldüğü üzere narteks, naos ve apsis bölümleri ile yapı klasik bazilikal plan şemasına sahiptir.

Dış cephe düzeni ise; doğu cephesinde ana apsisin dışa taşkın hali, yan hücrelerin düz duvarları ile cepheye taşınmamıştır. Apsis cephesi orta aksta uçan payanda da denilen payanda ile desteklenmiştir. Orta aksta payanda bitiminin hemen üstünde mazgal penceresi mevcuttur. Yan hücrelerin ve yan nef tepe aydınlık pencerelerinin özgün kurguları kesme taş söveli ve yuvarlak kemerli olup demir parmaklıklıdır.

Doğu cephesi, apsis ve payanda, 2016
Doğu cephesi yan nef aydınlık pencereleri, 2016
Doğu cephesi yan nef aydınlık pencereleri, 2016

İki kata göre tasarlanan kuzey ve güney cepheleri büyük ölçüde simetriktir. Cephe pencere düzenlemeleri güneydoğu ve kuzeydoğu uçta yer alan kapı – pencere düzenlemesi dışında kuzey ve güney tüm cephede simetrik bir mimari tasarım gösterir.

Kuzey cephesi ve cephe düzeni, 2016

Pencereler üst katta yedi, alt katta altı sıralı dizi halinde taş söveli genel olarak yuvarlak kemerli olup güneydoğu ve kuzeydoğu üst kotta yer alan sekizinci ve son pencerenin ölçüleri kısmen farklıdır. Yine cephelerin alt kotunda altı pencere ve kuzeydoğu ve güneydoğu ucunda yuvarlak kemerli,taş söveli, yan neflere açılan dar, yan nef kapılardan oluşan mimari simetrik düzenleme yer alır. Kuzey cephe yan nef kapısı zemin ve toprak dolgusunun altında kalmıştır. Kapının hemen yanında düşey duvar kalıntısı ve kalıntıda ki tuğla örgü kemer izi dikkat çeker. Geçmişten günümüze gelen bu mimari izler yan neflere bitişik farklı bir mimari hacmin varlığına işaret eder. Bu tip mimari hacimlerin bazilikal kilise tipolojisinde örnekleri mevcuttur.

Batı cephesinin özgün mimari kurgusu orta aksta nartekse girişi sağlayan tuğla örgü basık kemerli, çift kanatlı ana kapı, sağ ve sol aksta yine basık kemerli olasılıkla pencere açıklıkları mevcuttur.Üst kotta ise kapının üzerinde orta ve yan akslarda yuvarlak kemerli,taş söveli  pencereler  yer alır.

Kuzey cephesi, doğu ucunda yer alan düzenleme ve mimari kalıntılar / iç mekan görünüm, 2016
Kuzey cephesi, doğu ucunda yer alan düzenleme ve mimari kalıntılar / iç mekan görünüm, 2016

Günümüzde cephede orta aksta yer alan ana giriş kapısı ve üstünde ki pencerenin form ve ölçüleri değişikliğe uğramış olup özgün durumda kapı ahşap çift kanatlı  olmalı , Sağ akstaki muhdes yapı cephenin özgün mimari kurgusuna zarar vermiştir.

Giriş cephesi

Sonuç olarak cephede ki tüm pencereler geçmişten günümüze kalanların izleri doğrultusunda taş söveli, yuvarlak kemerli, demir parmaklıklı olup doğramalar ile ilgili bir veriye rastlanmamıştır. Demir parmaklıklar geçme sistemdir. Yatay yöndeki demir çubukların kesişim yerleri oyularak düşey demirler bu yarıklardan geçirilmiş ve birleştirme geçmeli şekilde sağlanmıştır.

Pencerelerin özgün geçme demir parmaklıklar, 2016
Pencerelerin özgün geçme demir parmaklıklar, 2016

Yapının güney cephesinde boyunca yer alan muhdes depo mimari kurguya oldukça zarar verilmiştir.

Kilisenin güney cephesi ve muhdes yapı ,2016

Kilisenin özgün duvarının mimari tasarımını sonradan yapılan deponun betonarme kolon ve kirişleri yatay ve düşeyde özgün cepheyi kesmiştir.

Kilisenin özgün cephesinin güney cepheden görünümü, 2016
Kilisenin özgün cephesinin güney cepheden görünümü, 2016

Yapının dış cephesi günümüzde tuğla hatıllı taş örgüdür. Dış cephede taşların geometrileri çok düzenli değildir. Derz boşlukları ve kalınlıkları genel olarak birbirine yakındır. Harç olarak horasan bağlayıcı kullanılmıştır. Fakat günümüzde derzlerde boşalma mevcuttur.

Kuzey cephesi günümüze ulaşan derz sıvaları, 2016

Yapının özgün üst örtüsü ana mekân ve nartekste alaturka kiremitli beşik çatı sistem olup apsiste yarım konik ve yan odalar ise düz damdır. Günümüzde apsis ve yan odaların üst örtüleri beton ile kapatılmış olsa da özgün sıvası çamur sıva olmalıdır. Saçaklar kesme taştan ve dardır. Saçak altı içbükey kavisli profilli taş bir silmeye sahip olup dış cepheyi çevrelemektedir.

Yapının günümüze ulaşan üst örtüsü ve saçak görünümü, 2016

 

Yapının günümüze ulaşan üst örtüsü ve saçak görünümü, 2016

İç mekanda; Özgün mimari kurguya göre kiliseye batı cephesinde yer alan zemin katın orta aksında tuğla örgü basık kemerli ana kapıdan girilip ilk olarak nartekse (kavit) geçilir. Yapının batısındaki geçiş alanı olan narteks kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı, bölme panel duvar ve ahşap geçiş açıklığı ile naostan ayrılır. Nartekste batı cephede ana giriş kapısının sağ ve sol yanında tuğla örgü basık kemerli üst kota göre daha geniş içten dışa daralan nişli pencereler yer alır. Bu pencerelerin hemen yanında alt kotta dikdörtgen formlu nişler mevcuttur. Zemin katta sağ ve sol aksta yer alan bu özgün pencerelerin kemer formlarının sürekliliği günümüzde formu ve oranları değişen ve orta aksta yer alan ana giriş kapısında da devam eder ki günümüzde tuğla örgü kemerin izleri görülebilmektedir.

Günümüzde batı cephesinin iç mekan genel görünüm, 2016

Giriş cephesinde yer alan narteksin üzerinde geçmişte ahşap kirişlere oturan kadınlar mahfili -galeri (gynakion /vernadun) yer alırdı. Galeriye çıkış narteksin kuzeybatı ve güneybatı yönünden iç duvara bitişik konumdaki tek kollu ahşap merdivenler ile sağlanırdı. Günümüze ne ahşap galeri ne de ahşap merdivenler ulaşmıştır. Tüm bu ahşap mimari kurgu günümüze ulaşamasa da merdiven çıkış hattının izinden merdivenleri ve geriye kalan ahşap elemanların varlığından da galerileri rahatlıkla tespit edebilmekteyiz.

Yine geçmişte zemin katın giriş cephesinde narteks boyunca uzanan galeri döşemesinin hemen altında narteksi naostan ayıran bölme duvar mevcut idi. Bölme duvar aynı zamanda strüktürel olarak taşıyıcı eleman görevi de görmekteydi Bu tespit kuzey güney doğrultusunda üst katta narteks boyunca uzanan galerinin hemen altında zemin katta hali hazırda mevcut ahşap yastıklı 2020 dikmenin strüktürel olarak üzerinde ki mevcut galeriyi taşıyamayacağı ve galerinin bu köşede stabilize edilebilmesi için üst kotta ahşap sütun görünümlü dikmenin alt kotta da devam etmesi gerekirken galeri kirişlerinin altında 2020 dikme olarak devam eder ki 20*20 dikmenin ahşap yüzeyinin sıva tutması için keser yarması da denilen çentikler açılması da burada statik olarak taşıyıcı görevi üstlenen mimari öğenin bir bölme duvar olduğunu göstermektedir. Diğer bir veride sol nefte duvar yüzeyinde zemin katta galerinin kirişlerine dek uzanan bölme duvar izinin varlığıdır.

Günümüzde ahşap galeri ve bölme duvar arasında kalan ahşap dikmeler, 2016
Günümüzde ahşap galeri ve bölme duvar arasında kalan ahşap dikmeler, 2016
Günümüzde galerilerin ahşap merdivenlerinden kalan izler, 2016
Günümüzde galerilerin ahşap merdivenlerinden kalan izler, 2016

Üst katta galeriler yan neflerde sağ ve sol akslarda narteks bölme duvarı hizasından birinci sütuna dek ”u” planda devam edip düz olarak bitmekte idi.

Yapıda ki taşıyıcı sütunlar ahşap konstrüksiyonlu galeride farklılık gösterir. Ahşap galeriyi destekleyen sütunlardan ilki alt kotta 20*20 dikme iken üst kotta ahşap sütun olarak biçimlendirilmiştir. Sağ ve sol aksta devam eden galerinin karşılıklı ikinci sıra sütunları ise alt kotta kum taşından ve tamburlu sütun olup üst kotta ahşap sütun şeklinde devam etmiştir. Kumtaşı sütun gövdesinin üzerine oturan ahşap dikme ile arasında metal çember kenetler yer alır. Taşıyıcı olarak görev yapan ve zeminden çatı kirişine dek uzanan her iki aksta galeri bölümünde ki bu sütunlar aslında üst kotta da ahşap bir dikme olup bu dikmenin üstünde daire biçimini oluşturabilmek amacıyla farklı ebatlarda boyuna çalışan ahşap kaplamlar mıhlarla çakılmış ve bunların dışa gelen yüzeyleri sıva tutabilmesi için keser yarması ile pürüzlendirilmiş, kalın bir kireç harcıyla sıvanarak boyanmıştır.

Galerinin taşıyıcı sütunu ve ahşap dikmesi, 2016
Galerinin taşıyıcı sütunu ve ahşap dikmesi, 2016
Alt kotta kumtaşı sütun, üst kotta ahşap sütun görünümlü dikme, 2016
Alt kotta kumtaşı sütun, üst kotta ahşap sütun görünümlü dikme, 2016

Yan nefler ve narteksin üstünde yer alan galeri katının ahşap döşeme kirişleri yan neflerde bölme duvar ve ilk taşıyıcı sütunun hizasında üst kotta iki noktada  yaklaşık 20 cm kadar kagir duvar içine girmekte olup döşemenin iç mekana bakan taşıyıcı kirişini de daha önce belirtildiği üzere yan nef başlangıç noktasında bölme duvar içine yerleştirilmiş ahşap bir dikme ve taşıyıcı sütun desteklemektedir. Yine nartekste de giriş cephesinde ana kapının sağ ve sol üst kotta taşıyıcı ahşap döşeme kirişleri kagir duvar içine girmektedir. Bu iki taşıyıcı kirişler narteksin yan cephe duvarlarına paraleldir. Özgün kurguda bu iki kirişi destekleyen bölme duvarın arasına yerleştirilen dikmeler olabilir. Narteks üstündeki ve yan neflerdeki galerilerin kot farkı yoktur. Galeriler ahşap kirişlerin üç tarafını çevreleyen beden duvarları ve karşı akslarda iki taşıyıcı sütun ve iki dikmeye taşıtılması ile oluşmaktadır.

Günümüze ulaşan yan neflerin ahşap galeri kirişleri ve taşıyıcı sütun- dikme, 2016
Galerilerin taşıyıcı ahşap döşeme kirişlerinin kagir duvar içine girdiği noktalar, 2016
Galerilerin taşıyıcı ahşap döşeme kirişlerinin kagir duvar içine girdiği noktalar, 2016

Üst kotta giriş cephesinde üç aksta da yuvarlak kemerli dıştan içe genişleyen derin bir niş içinde yer alan pencereler mevcuttur. Orta aksta yer alan pencerenin formu ve ölçüleri değişmiş olmasına rağmen yuvarlak kemerli taş söveli, özgün durumunu geriye kalan mimari izlerden tespit edebiliyoruz. Sağ ve sol aks pencerelerin hemen yanında, üst galeri katına çıkan tek kollu ahşap merdivenin sahanlığına bakan daha küçük ve basık kemerli ahşap doğramalı nişler yer alır. Yine nartekste ahşap merdivenlerin altında yan nef sağ ve sol aks duvar yüzeylerinde yuvarlak kemerli küçük nişler mevcuttur.

Narteks bölümü galeri katı, pencereler ve nişler, 2016

Narteksten üç nefli naosa geçiş zemin katta orta nefte ahşap galerinin hemen altından ana giriş kapısına simetrik ahşap çift kanatlı bir kapı ile olmalıdır. Günümüzde mevcut olmayan bölme duvar ve naosa giriş kapısının geçmişte mimari tasarımı bu kurgu bütünlüğünde olmalıdır ki bazilikal planlı bu tip kiliselerde pek çok örneği mevcuttur. Bu tespiti olasılıkla destekleyebilecek bir başka veri de apsiste atıl durumda bulunan ahşap bir kapı kanadının mimari kurguda bir narteks naosa geçiş kapısı olabileceğidir.

Apsiste atıl ve harap durumda olan özgün ahşap kapı kanadı, 2016

Narteksin döşemesi yapılan araştırma kazısı sonucunda tespit edilmiştir. Kazıda çimento harçlı beton zemin ile karşılaşılıp altındaki kotu da görmek için küçük bir alan açılmış ve beton altı blokaj tespit edilmiş olup özgün döşemenin bu bölümde çimento harçlı beton ile onarıldığı anlaşılmıştır. Ayrıca yapılan araştırma kazılarında narteksin özgün zemin kotu naosun özgün zemin kotundan daha aşağıda kalmaktadır.

Narteks batı cephesi araştırma kazısı, giriş kapısı sağ aks, 2016
Narteks batı cephesi araştırma kazısı, giriş kapısı sağ aks, 2016

Narteksten ana mekana geçilir. Günümüzde mevcut olmasa da geçmişte zemin kattan ana mekana geçiş kilisenin batı duvarına paralel olarak konumlanan orta nefe geçişi sağlayan ahşap çift kanatlı bir kapıdan olmalıdır.  Muhtemel ki yan neflere geçişi sağlayan daha küçük tek kanatlı ahşap kapılar da mevcuttu.

Ana mekan(naos) giriş kapısı-apsis ekseninin kuzey ve güney akslarında yer alan birer sütun dizisiyle uzunlamasına üç sahna(nef) ayrılmış olup naosta sütun sırasının her birinde üç adet taşıyıcı sütun yer alır. Galeri katını da taşıyan ikinci sıra altı kumtaşı üstü ahşap olan karşılıklı sütunlar dışında sonra gelen sütunlardan ikisi tamamen kumtaşından ve tamburlu olup bu tamburlar metal kenetler ile güçlendirilmiştir. Sütunlar üst kotta taşıyıcı özelliği olmayan ahşap bağdadi sepet kulpu kemerlerle bağlanmıştır. Sütun gövdeleri kireç harcı ile sıvalı ve boyanmış olup taklit, alçı impost başlıklıdır. Yapıda mevcut taşıyıcı tüm sütunlar ve başlıkları kireç harcı ile sıvanıp mermer taklidi bir düzenleme yapılmış olup başlıklarda dekoratif plastik bezeme ile mekanda gösterişli bir hava yaratılmak istenmiştir.

Ana mekân sütun başlıkları ve başlık metal iskeletleri, 2016
Ana mekân sütun başlıkları ve başlık metal iskeletleri, 2016
Ana mekân sütun başlıkları ve başlık metal iskeletleri, 2016

Sütun başlıkları metal iskelet üzerine alçı karışımı ile uygulanmıştır. Dört cephede sütun başlarında koçboynuzlarına benzeyen, volüt dolgusu bulunur. Sütun başının iki yanında yer alan volütler önden arkaya doğru uzanır ve ikisi arasındaki cephelerde açık palmet bezeği mevcuttur. Palmeti altta birbirine bitişik taç yaprak dizisi çevrelemiştir. Taç yapraklar dışarıya doğru uçlardan açılır. Başlık abaküsü ise kare formlu olup cephelerde içbükey bir hat izler.

Yan neflerde üst kotlarda dıştan içe genişleyen derin niş içerisinde yuvarlak kemerli altı adet pencere alt kotta ise beş adet pencere olup kuzey ve güney doğu köşelerinde altıncı pencerenin alt kotunda günümüzde mevcut olmayan mimari hacimlere giriş sağlayan kilit taşlı mermer söveli küçük dar kapılar mevcuttur. Yan nefler bir aks olup orta nef ise iki akstır. Tavanlar orta nefte ahşap beşik tonoz, yan nefte düz ahşap kaplamadır. Beşik ve düz ahşap kaplama tavanlar ahşap profilli silme ile sonlanır.

Naosta sağ nefte ikinci sütunun hemen yanında yapılan araştırma kazısında horosan harç bağlayıcı üzerine kare kesitli pişmiş toprak esaslı yer döşemesi ile karşılaşılmıştır. Bu döşeme kilisenin özgün zemin döşemesidir. Döşeme üzerinde yer yer çimento harçlı onarımlar mevcuttur. Yine sağ nefin doğu ucunda yer alan tuğla örgü ile kapatılan yan kapının önünde yapılan kazıda çimento harçlı beton zemin ile karşılaşılmıştır. Büyük olasılıkla özgün döşeme tahrip edildikten sonra beton ile onarılmıştır.

Naos özgün zemin döşemesi, 2016
Naos özgün zemin döşemesi, 2016
Sağ nef g.doğu cephesi, niteliksiz beton zemin, 2016

Ana mekandan, yapının doğusunda mermer kaplı taş bir platformla yükseltilmiş sadece din adamlarına ayrılan kutsal bölüme (bema) geçilir. Platformun her iki ucunda mermer basamaklı merdivenler yer almalıdır fakat defineciler merdiven basamaklarını sökerek büyük ölçüde tahrip etmiş olup özgün basamaklar kilisenin içinde molozlarla beraber atıl durumdadır. Ana mekânda her nef birer apsisle sonlanmaktadır. Giriş ekseninde orta nefin doğu ucunda yarım yuvarlak ana apsis; yan neflerin doğu ucunda ise birbirleri ile simetrik olarak düzenlenmiş eş boyutlarda yarım yuvarlak apsisler (apsidiyol) bulunmaktadır. Bu yan küçük apsislerin üst kotlarında yuvarlak kemerli, taş söveli, derin nişli, yan neflere gün ışığı sağlayan, demir şebekeli pencereler yer alır. Sağ apsidiyolun merkezine niteliksiz bir kapı açılarak özgünlüğe zarar verilmiştir.

Doğu cephesi, bema ve apsis,2016
Sol nef apsidiyol ve sağ nef apsidiyol, 2016
Sol nef apsidiyol ve sağ nef apsidiyol, 2016

Kilisenin plan şeması doğu cephesinde dıştan yansıtılmıştır. Ana apsis içten yarım daire ve dıştan düz bir duvar içine yerleştirilmiştir. Apsis yayının kuzey ve güneyinde iki oda şapeli yer alır. Bu mimari hacimler pastaforyum odaları olarak adlandırılıp kuzeyde şükran ayininin hazırlandığı prothesis, güneyde giyinme odası olarak kullanılan ve liturjik eşyaların muhafaza edildiği diakonikondur. Bu küçük şapellere giriş apsis yayının sağ ve sol cephesinden taş söveli, yuvarlak kemerli, kilit taşlı, küçük kapılardan sağlanır. Sağ odanın (diakonikion) kapı kemerinin kilit taşında ortodoks haçı yer alırken kapı metal malzemeden olup çift kanatlıdır.

Apsis yan odalar protesis ve diakonikion (pastoforium hücreleri), 2016
sol ve sağ yan odalar(pastoforıum hücreleri), 2016
sol ve sağ yan odalar(pastoforıum hücreleri), 2016

Bu kapıların bulunduğu cephelerin hemen yanında apsis cephelerinde yuvarlak kemerli, profilli düz kenar silmeli nişler yer alır. Nişlerin alt kenar yüzeyin simetri aksında haç işareti mevcuttur. Yan odalar kare planlı içten tuğla örgü çapraz tonozlu olup doğu cephesinde yuvarlak kemerli bir niş ve üzerinde yuvarlak taş kemerli pencere yer alır. Duvarlar tonozlara dek kaba yonu taş örgüdür.

Diakonikion çapraz tonoz örtüsü, 2016

Odaların içerisinde yerlerde kısmen hasarlı kitabeler bulunmuştur. Bu kitabeleri köşe noktalardan taşıyan kare kesitli mermer ayaklar ise harap durumdadır. Apsisin orta aksında defineciler tarafından tahrip edilen rölik muhafazasının olduğu noktada bu  hasarlı mermer kitabe ve parçalar büyük olasılıkla sunağın düzenlemesine ait olmalıdır.

Apsisin tuğla örgü yarım kubbesi kesme taş örgü bir kasnağa oturur. Apsisin kesme taş örgü kavisli yarım kubbe kasnağında iki ağırlık kemeri ve ortasında mazgal pencere yer alır. Bu kemerlerin ve pencerenin hemen altından profilli kasnak silmesi apsisin yay kavisli cephesi boyunca devam eder. Silme; apsisin yarım kubbesinin geniş kemer alınlığının üzengi hizası köşe noktalarında dor başlık olarak şekillenip altta iç bükey pahlı bir köşe noktasına yerleştirilen ahşap yivli gövdeli, kaideli sütunceler ile desteklenir. Tuğla örgü kemer alınlığını kademeli silmeler çevreler. Kemerin simetri aksı tepe noktasında dikdörtgen formlu bir mermer bir çerçeveli oval kesit içerisinde bir istavroz yer almakta idi. Fakat günümüzde tahrip edilmiş olup çerçevenin bir kısmı apsiste kırılmış bir vaziyette atılmış durumdadır.

4- Restitüsyon Raporu

Kilisenin özgün mimari karakterinin belirlenebilmesi ve dönemini yansıtan teknik bilgi ve yazılı – görsel belgeler elde etmek amacı ile yapılan detaylı araştırmalar rölöve çalışmaları ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilmiştir. Malkara Surp Toros (Teodoros) Kilisesi ile ilgili olarak öncelikle üniversitelerin kütüphaneleri, Başbakanlık Osmanlı arşivleri, İstanbul Üniversitesi Fotoğraf Arşivi, IRCICA kütüphanesi, Atatürk Kitaplığı ve fotoğraf arşivleri,İstanbul Enstitüsü, Rum ve Ermeni kilise mimarisi ile ilgili kaynak kitaplar taranmış ancak yeterli veriye ulaşılamamıştır. Ayrıca Kilise yapıları ile ilgili sanat tarihçisi,mimar vb. uzmanlardan görüş alınmış, Surp Toros Kilisesi ile benzer tip yapılar incelenmiş tipoloji, plan ve mimari ögeler üzerinden tanımlanarak Ermeni kiliseleri ile karşılaştırılarak benzer uygulamalar tespit edilip gözlemlenmiştir. Bu bağlamda Surp Toros Kilisesi ile tipoloji olarak büyük ölçüde benzerlik gösteren İstanbul Kumkapı Surp Vortvots Vorodman Kilisesini örnek verebiliriz.

Yapılan araştırma kazılarından elde edilen veriler ve mimari izlerden faydalanarak yapılan tespitler sonucunda elde edilen restitüsyon bilgileri çalışmamıza büyük oranda katkı sağlamıştır.

Söz konusu yapı bir Rum kilisesi olup genel olarak bölgede ki Rum Kiliselerinin plan, kitle tasarımı, strüktür ve örtü sistemleri ile aynı dönemlerde İstanbul ve Anadolu da inşa edilen pek çok Rum kilisesi ile benzerlik gösterir. İstanbul’un fethinden ve celali isyanlarından sonra ülkenin farklı vilayetlerinden bu bölgeye yerleştirilen Ermeniler sonra ibadetlerini gerçekleştirebilmek için kendilerine tahsis edilen Rum kiliselerini kullanmışlardır.

Ayrıca kilisenin ana giriş kapısının üzerinde kitabe ile ilgili bir veri bulunmamaktadır. Fakat apsiste bulunan, tahrip edilen ve kutsal bölüme ait olduğu düşünülen bir yazıt mevcuttur. Yapılan araştırmalarda kiliseye özel akademik herhangi bir yazılı belgeye ya da çalışmaya ulaşılamamıştır.

Kilise doğu-batı yönünde dikdörtgen, bazilikal bir plan şemasına sahiptir. Kilisenin üç nefli (ana mekan) planı batı yönünde narteks ile sınırlandırılmıştır.

Yapının zemin katı; batı cephesinde yer alan narteks, doğu ucunda apsisle sona eren orta nef ve kendi apsidolleri olan yan neflerden oluşan bir naos ve apsisin yan taraflarında basık kemerli dar kapılarla girilen kare planlı, ayin için hazırlık yapılan ve liturjik eşyaların muhafaza edildiği  pastoforium  hücrelerinde oluşur.

Kilisede uzmanlarca yerinde yapılan incelemeler, yapılan araştırma kazıları, sözlü ve yazılı kaynak araştırmaları sonucunda yapının kesin inşa edildiği tarih net olmamakla birlikte 18.yüzyıl sonu- 19.yüzyıl başı olmalıdır. Çünkü Osmanlı döneminde  19.yüzyılda kiliselerde mermer kullanımının yasaklandığını biliyoruz. Yapıda mevcut taşıyıcılar mermer taklidi ahşap ve kumtaşından olup özgün zemin döşemesi de apsis hariç kare kesitli pişmiş toprak esaslı kiremit kaplamadır. Fakat kilisenin bu tarihten önce var olup olmadığı veya yerinde daha eski bir kilisenin varlığı ile ilgili her hangi bir bilgiye ulaşılmamıştır. Ayrıca Kilisenin önünde bulunduğu söylenen ve günümüze ulaşmayıp herhangi bir yazılı / görsel belgesi bulunmayan, yöre insanı tarafından ifade edilen bir çan kulesinden söz edilmektedir.

Narteks

Kilisenin batı duvarı giriş cephesinde yer alan narteks kuzeybatı-güneybatı cephede devam edip dikdörtgen planlı ve harap durumdadır. Uzmanlarca yerinde yapılan incelemeler, yapılan araştırma kazıları ve sözlü-yazılı kaynaklar değerlendirilerek kiliselerin mimari kurgusunda yaygın olarak kullanılan galeri katının varlığı, mimari izler ve kalıntılardan kolaylıkla tespit edilebilmektedir.

Galeriye çıkış narteksin kuzeybatı ve güneybatı yönünden iç duvara bitişik konumdaki tek kollu ahşap merdivenler ile sağlanırdı. Tüm bu ahşap mimari kurgu günümüze ulaşamasa da merdiven çıkış hattının izinden merdivenleri ve geriye kalan ahşap elemanların varlığından da galeriyi rahatlıkla tespit edebilmekteyiz.  Üst katta galeriler yan neflerde sağ ve sol akslarda narteks bölme duvarı hizasından birinci sütuna dek ”u” planda devam edip düz olarak bitmekte idi. Geçmişte zemin katın giriş cephesinde narteks boyunca uzanan galeri döşemesinin hemen altında narteksi naostan ayıran bölme duvar mevcut idi. Bölme duvar aynı zamanda strüktürel olarak taşıyıcı eleman görevi de görmekteydi.Bu tespit kuzeybatı- güneybatı aksında narteks boyunca uzanan üst kat galerinin hemen altında zemin katta hali hazırda mevcut ahşap yastıklı dikmenin strüktürel olarak üzerinde ki mevcut galeriyi taşıyamayacağı ve galerinin bu köşede stabilize edilebilmesi için üst kotta ahşap, sütun görünümlü dikmenin alt kotta da devam etmesi gerekir idi. Ayrıca galeri kirişinin altında ki dikmenin yüzeyine sıva tutması için keser yarması da denilen çentikler açılmıştır. Yine diğer bir veride sol nefte güneybatı duvar yüzeyinde zemin katta galerinin yan nefe açıldığı noktada galeri kirişlerine dek uzanan bölme duvar izinin varlığıdır.

Nartekste özgün döşemenin tespiti için araştırma kazısı yapılmış fakat blokaj üzeri çimento harçlı beton döşeme ile karşılaşılmıştır. Ayrıca narteksin döşeme kotunun naos döşeme kotundan daha aşağı kotta olduğu tespit edilmiştir. Narteksin özgün döşemesi için uzmanların görüşleri alınarak; naos zemin döşeme araştırmasında

karşılaştığımız horasan harç bağlayıcı üzerine kare formlu pişmiş toprak esaslı kiremit renkli döşeme kaplamasının bu mimari hacimde de devam ettiği yönündedir.

Batı cephesinin orta aksında yer alan ana giriş kapısının ve üst kotta yer alan pencerenin özgün kotu ve formu değiştirilmiştir.  Özgün kapının ve pencerenin izleri ve oranları tespit edilmiş olup kapının giriş cephesinin mermer kemer atkılığı ve dikdörtgen kesitli ayakları günümüzde giriş kapısının hemen yanında üst üste istiflenmiş haldedir. Özgün kapı yuvarlak kemerli mermer kaplamalı olup ahşap çift kanatlıdır. Bu tespit mimari izler ve kalıntılardan ışığında belgelenmiştir. Özgün ana giriş kapısının ahşap tek kanadı apsis kısmında atıl ve harap durumda bulunmuştur. Üst kotta orta akstaki pencere tüm cephe düzeninde ki sürekliliği devam ettirerek tuğla örgü yuvarlak kemerli, taş sövelidir.

İç mekanda giriş cephesinde özgün mimari kurguda ana kapının her iki yanında zemin kat pencereleri ile arasında kalan kotta dikdörtgen formlu küçük nişler yer alır. Bu küçük nişler günümüzde tuğla örgü ile kapatılarak çimento harçlı sıva ile kapatılmıştır. Kilisede yapılan araştırmalar sırasında yakın dönemde kapatılan küçük nişlerden sol aksta ki açılarak özgün durumu tespit edilmiştir.

Özgün kurguda narteksin sağ ve sol aksında yer alan ahşap tek kollu çeyrek döner merdivenlerin üst kotunda galeri sahanlığının hemen duvar yüzeyinde her iki aksta yuvarlak kemerli nişler mevcuttur. Bu nişler ahşap pervazlar ile çevrelenmiştir.

Yine nartekste zemin katta her iki karşılıklı cephe ekseninde ahşap merdivenlerin hemen altında duvar yüzeyinde yuvarlak kemerli nişler mevcuttur. Güneybatıda yer alan niş tamamen kapatılmış diğer cephede yer alan niş ise derinliği kısmen küçültülmüştür.

Özgün mimaride narteksten naosa geçiş orta aksta ahşap çift kanatlı kapı ile sağlanır.

Narteksin üst örtüsü; zemin katta ahşap düz çıtalı olmalıdır. Galeri katında ise yan neflerde düz çıtalı, orta nefte ise ahşap beşik tonoz olarak devam eder.

Narteks özgün iç cepheleri horasan sıva üzeri boyalıdır. Tüm cephede pencere, niş ve kapı gibi mimari öğeleri ve cephe köşe noktaları yatay ve dikey kesen sıva üzeri boya bir silme vurgular. Bu bezeme tezyinatı fotoğraflarla belgelenmiştir. Cephede çimento harçlı onarımlar özgün sıva ve boya dokusuna oldukça zarar vermiştir.

Ancak gerek iç mekân duvar yüzeylerinde geçmiş onarımlarda yapılmış olan çimento derzlemelerin ve sıva+boyanın yer yer taş yüzeyleri, özgün sıva ve boya dokusunu kapattığı izlenmektedir. Bu çimento derzlemeler ve sıvalar yapıdan arındırılmalıdır.

Narteks pencereleri ise tüm cephede olduğu gibi büyük ölçüde tuğla ve taş örgü ile kapatılmıştır. Batı cephesinde galeri katında üç adet, zemin katta giriş kapısının sağında ve solunda birer adet, kuzey ve güney batı cephelerinde üst kotta ikişer zemin katta ahşap merdivenin hemen yanında birer adet olmak üzere toplam 11 adet pencere açıklığı mevcuttur. Pencerelerin doğramaları büyük ölçüde günümüze ulaşmamıştır. Fakat konu ile ilgili uzmanlardan görüş alınmış olup yapıya tipoloji olarak benzeyen kilise örneğinde karşılaştırma yapılmış, pencereler ahşap doğrama olarak önerilmiştir. Kanatlı pencereler alt ve üst kotta benzer olarak bölümlenmiştir. Tüm mimari hacimlerde yer alan pencereler gibi demir parmaklıklı ve geçme sistemdir. Yatay yöndeki demir çubukların kesişim yerleri oyularak düşey demirler bu yarıklardan geçirilmiş ve birleştirme geçmeli şekilde sağlanmıştır. İç cephe horasan harçlı sıva+kireç esaslı ince sıva+boyalıdır.

Naos

Ana mekan(naos) giriş kapısı-apsis ekseninin kuzey ve güney akslarında yer alan birer sütun dizisiyle uzunlamasına üç sahna (nef) ayrılmış olup naosta sütun sırasının her birinde üç adet taşıyıcı sütun yer alır. Sütun gövdeleri kireç esaslı harç ile sıvalı ve boyanmış olup mermer taklidi, alçı impost başlıklı olup dekoratif plastik bezeme ile mekanda gösterişli bir hava yaratılmak istenmiştir. Dört cephede sütun başlarında koç  boynuzlarına benzeyen, volüt dolgusu bulunur. Sütun başının iki yanında yer alan volütler önden arkaya doğru uzanır ve ikisi arasındaki cephelerde açık palmet bezeği mevcuttur. Palmeti altta birbirine bitişik taç yaprak dizisi çevrelemiştir. Taç yapraklar dışarıya doğru uçlardan açılır. Başlık abaküsü ise kare formlu olup cephelerde içbükey bir hat izler. Günümüze ulaşamasa da eski fotoğraflardan tespit edebildiğimiz sütun başlığının naosa bakan cephesinin hemen üstünde iki kemerin taşıyıcı dikmede birleştiği yerin ortasında tavan silmesinin altına dek devam eden plaster üzerinde büyük ve kalın, kıvrımlı bir kenger yaprağından oluşan plastik bezemeler mevcut idi. Yaprağın orta ekseni yumurta silmesi ile vurgulanmıştır. Hali hazırda mevcut olmasa da bu plastik bezemeler aslına uygun olarak yenilenmelidir. Bu sütunlar üst kotta taşıyıcı özelliği olmayan ahşap bağdadi sepet kulpu kemerlerle bağlanmıştır.

Yan neflerde üst kotlarda dıştan içe genişleyen derin niş içerisinde yuvarlak kemerli altı adet pencere alt kotta ise beş adet pencere olup kuzey ve güney doğu köşelerinde altıncı pencerenin alt kotunda günümüzde mevcut olmayan, fakat dış cephede ki mimari izlerden ve kalıntıdan geçmişte var olduğu tespit edilen mimari hacimlere giriş sağlayan üzeri haç kabartmalı kilit taşlı, mermer söveli, ahşap, tek kanatlı dar kapılar olmalıdır. Üst kotta pencere aralarında kalan duvar yüzeylerinde barok etkili çelenk motifleri yer alır. Tüm iç cephede pencere,niş ve kapı gibi mimari ögeleri ve cephe köşe noktaları yatay ve dikey kesen sıva üzeri boya bir silme vurgular. Bu bezeme tezyinatı fotoğraflarla belgelenmiştir.

Yan nefler bir aks olup orta nef ise iki akstır. Tavanlar orta nefte ahşap beşik tonoz, yan nefte düz ahşap kaplamadır. Beşik ve düz ahşap kaplama tavanlar ahşap profilli silme ile sonlanır.

Naos özgün döşemesi horasan harç bağlayıcı üzerine kare kesitli pişmiş toprak esaslı döşemedir.

İç cephe horasan harçlı sıva+kireç esaslı ince sıva+boyalıdır.

Apsis

Ana mekandan, yapının doğusunda mermer kaplı taş bir platformla yükseltilmiş sadece din adamlarına ayrılan kutsal bölüme (bema) geçilir. Platformun her iki ucunda mermer basamaklı merdivenler yer alır. Ana mekânda her nef birer apsisle sonlanmaktadır. Giriş ekseninde orta nefin doğu ucunda yarım yuvarlak ana apsis; yan neflerin doğu ucunda ise birbirleri ile simetrik olarak düzenlenmiş eş boyutlarda yarım yuvarlak apsisler (apsidiyol) bulunmaktadır. Apsidyollerin içbükey yüzeylerinde ve profilli silmelerinin çevresinde barok tarzda kıvrımlı kenger yaprakları arasında boru çiçekleri ortada aksında bir haç etrafında toplanan kalemişi  bir düzenlemeye mevcuttur. Bu yan küçük apsislerin üst kotlarında yuvarlak kemerli, taş söveli, derin nişli, yan neflere gün ışığı sağlayan, demir şebekeli pencereler yer alır. Apsisin ön cephesinde, büyük kemerin üzerinde plastik kabartma bir vazodan çıkan olasılıkla hayat ağacı motifi olan bitkisel kalem işi bezemeler ve cepheyi taçlandıran yanlardan başlayan yukarı doğru kademeli olarak çıkan kalın bir silme mevcuttur.

Kilisenin plan şeması doğu cephesinde de dıştan yansıtılmıştır. Ana apsis içten yarım daire ve dıştan düz bir duvar içine yerleştirilmiştir. Apsisin tuğla örgü yarım kubbesi kesme taş örgü bir kasnağa oturur. Apsisin kesme taş örgü kavisli yarım kubbe kasnağında iki ağırlık kemeri ve ortasında mazgal pencere yer alır. Bu kemerlerin ve pencerenin hemen altından profilli kasnak silmesi apsisin yay kavisli cephesi boyunca devam eder. Silme; apsisin yarım kubbesinin geniş kemer alınlığının üzengi hizası köşe noktalarında dor başlık olarak şekillenip altta iç bükey pahlı bir köşe noktasına yerleştirilen ahşap,yivli gövdeli, kaideli sütunceler ile desteklenir. Tuğla örgü kemer alınlığını kademeli silmeler çevreler. Kemerin simetri aksı tepe noktasında dikdörtgen formlu bir mermer bir çerçeveli oval kesit içerisinde bir istavroz yer almakta idi.

Apsis yayının kuzey ve güneyinde iki oda şapeli yer alır. Bu mimari hacimler pastaforyum odaları olarak adlandırılıp kuzeyde şükran ayininin hazırlandığı prothesis, güneyde giyinme odası olarak kullanılan ve liturjik eşyaların muhafaza edildiği diakonikiondur. Bu küçük şapellere giriş apsis yayının sağ ve sol cephesinden (taş) mermer söveli, yuvarlak kemerli, kilit taşlı, metal çift kanatlı küçük kapılardan sağlanır. Kapı kemerinin kilit taşında ortodoks haçı yer alır.

Bu kapıların bulunduğu cephelerin hemen yanında apsis cephelerinde yuvarlak kemerli, profilli düz kenar silmeli nişler yer alır. Nişlerin alt kenar yüzeyin simetri aksında haç işareti mevcuttur. Yan odalar kare planlı içten tuğla örgü çapraz tonozlu olup doğu cephesinde yuvarlak kemerli bir niş ve üzerinde yuvarlak taş kemerli pencere yer alır.

Kutsal bölümümün özgün döşemesi marmara mermeri ile kaplanmıştır. Yan odalar ve apsis cepheleri horasan harç sıva üzeri kireç esaslı ince sıva+ boyalıdır.

Buna göre restitüsyonda alınan kararlar şunlardır;

Yapı günümüze özgün plan şemasını büyük ölçüde koruyarak gelmiştir. Bu nedenle restitüsyon projesinde rölöve esas alınmıştır.

 – Yapının dış cephesi günümüzde tuğla hatıllı taş örgüdür. Dış cephede taşların geometrileri çok düzenli değildir. Moloz taş kaba yonu taş örgülü duvarlarda özellikle sol yan cephede horasan sıva tespitleri yapıldığından cepheler sıva olarak önerilmiştir.

  • Mimari izlerden ve kilisenin tipolojisi ile ilgili yapılan analizlerden elde edilen veriler ışığında yapının kuzey ve güneydoğusuna bitişik girişler yer almaktadır. Buna göre bu mekanlar ve mimari öğeleri restitüsyon projesine uygun olarak revize edilmelidir.

  • Yapılan araştırma kazılarında narteks bölümü ana mekân zemin kotundan 16 cm yukarıdadır. Ayrıca apsisin sağ ve sol aksında yer alan üç basamaklı mermer merdivenlerde aslına uygun olarak restitüe edilmiştir.

  • Kilisede yapılan araştırma kazılarında naosta özgün zemin, kare kesitli pişmiş toprak esaslı yer döşemesi olarak tespit edilmiş narteks ve naos zemin döşemesi bu veriler ışığında pişmiş toprak yapılmıştır. Ayrıca apsis döşemesi mermer kaplama olup büyük ölçüde yerinde mevcuttur. Apsis yan odaları da yine mermer kaplama olarak restitüe edilmiştir.

  • Narteks orta aksında yer alan ana giriş kapısı ve hemen üstünde yer alan cephe penceresinin kotları ve oranları aslına uygun olarak yenilenmelidir. Tüm  pencerelerdeki ve kuzey ve güneydoğuda yer alan yan kapılardaki niteliksiz çimento harçlı-sıvalı tuğla ve taş örgü kapamalar kaldırılmalı, demir şebeke ve taş söveler minumum müdahale ile onarılmalıdır.

  • Özgün mimari izlerden, kalıntılardan ve geleneksel kilise plan tipolojisini de göz önüne alınarak elde edilen veriler ışığında narteksten yan neflere ”u” biçiminde uzanan ahşap galeri katı ve sağ ve sol aksta galeriye çıkışı sağlayan çeyrek döner, tek kollu, ahşap merdiven çıkış kotları da dikkate alınarak projelendirilmiştir.

  • Kilise apsis ve yan odalar dışında üst örtüsü ahşap konstrüksiyonlu, beşik çatı olup alaturka kiremitlidir. Üst örtü içten, mimari kalıntılardan,eski bir fotoğraftan ve sözel olarak edinilen bilgiler ışığında; narteksin zemin katında,yan neflerde ahşap çıtalı düz, orta nefte ise ahşap beşik tonozludur.

  • İç mekanda tüm cepheler horasan harç üzerine kireç esaslı ince sıva ve üzeri boya ve barok etkili kalem işi süsleme tezyinatı mevcuttur ancak büyük ölçüde yok olmuş kalem işleri restitüe edilememiştir.

1990’lı yıllar
1990’lı yıllar
1990’lı yıllar
Tarihi bilinmeyen eski fotoğraf

5-Restorasyon Raporu

Kilise restorasyonu restitüsyon doğrultusunda yapılacaktır. Buna göre;

*Öncelikle yapı dış cephesine bitişik durumdaki tüm muhdes ekler tamamen kaldırılmalıdır.

*Çalışma sürecinde tespit edilen özgün döşeme kotuna kadar yapı içinde kotlama çalışması, hafriyat çalışması yapılmalı; özgün döşeme seviyesine inilmelidir. Kazı itina ile yapılmalıdır ki alt katmanda bulunabilecek özgün döşeme var ise zarar verilmemesi gerekmektedir.

*Kötü durumda olan çatı karkası ve ahşap dikme sütunlar alınmalıdır. Taş sütunlar sıva raspasından sonra uzmanlarca tekrar yerinde değerlendirilmeli gerekli güçlendirme kararları gözden geçirilerek uygulama sürecinde ilgili koruma kuruluna sunulmalıdır. Yeni yapılacak ahşap dikme sütunlar özgününe uygun olarak yapılmalı ve üzerine sıva yapılması için özgün sistemine uygun olarak ahşap boyuna kaplamalar kullanılmalıdır. Sıva öncesinde kaplama üzerlerine sıvanın tutması için çentikler atılmalıdır.

*Yapı beden duvarlarında muhdes olan pencere kapamaları alınmalı, üst kotta harç özelliğini yitirmiş örgüler yerinden alınmalı, restitüsyon projesine uygun olarak özgün harç ve duvar örgü sistemine göre örülmelidir.

*sıva raspası ve derz açımdan sonra duvarlarda çatlak tespiti yapılması durumunda;

        *1 cm’ e kadar çatlaklarda özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması

          *1-4 cm arasında olan çatlaklara paslanmaz kenetlerle dikiş atıldıktan sonra özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması

*4 cm den büyük olan çatlakların 15-20 cm kadar çevresinin çürütülerek özgün malzeme ve sistemine uygun olarak yeniden örülmesi ve özgün harç karışımına uygun olarak enjeksiyon yapılması; önerilmektedir.

*Uygulama sırasında temel durum tespiti için kısmi sondajlar açılmalıdır. Temel sistemi uzmanlar tarafından incelenmelidir. Temellerde eğer çatlak tespit ediliyorsa duvarlarda önerilen çatlak müdahale yöntemleri temel duvarlarında da uygulanmalıdır.

*Ayakta kalan ve iyi durumda olan duvarların özgün taş ve tuğla örgüsü ile korunacaktır. Malzeme kaybı olan bölümlerde çürütme tümleme yapılacaktır. Tümleme malzemesi özgün taş özelliğine uygun taş ile yapılmalıdır. Derzlerin tamamı sökülerek özgün derz karışımlı harç ile yeniden derzleme yapılmalıdır. Derzleme yapıldıktan sonra horasan sıva ile iç ve dış cepheler sıvanmalıdır.

*Çatı sistemi restitüsyona uygun olarak yapılmalıdır. Ahşap makas sistemine göre çözümlenecek çatı da kaplama tahtası üzerine rufoline ve alaturka kiremit örtüsü yapılacaktır.

*Yapı günümüze büyük ölçüde yıkılmış durumda gelmiştir. Duvarlarının üst kot bölümleri de büyük ölçüde yıkılmıştır. Bu nedenle öncelikle duvarlardaki güçlendirmeler yukarıda sıralanan maddelere göre tamamlanmalıdır. Çatı sistemi kurgulanmadan önce restorasyon projesine uygun olarak naostaki ahşap sütunlar imal edilmelidir. Ahşap sütunlar paslanmaz tijler ile taş kaideye ankre edilmelidir. Daha sonrasında çatı karkas sistemi yapılmalıdır.

*Zemindeki toprak alımı sırasında alt katmanlardan çıkacak izlere farklı bulgulara göre proje tadilatı yapılarak ilgili koruma kurulu onayından sonra uygulamaya devam edilmelidir.

*Duvarların rijitliği için duvar üst kotunda paslanmaz L profillerle hatıl sistemi oluşturulmalıdır. Bu şekilde yapının yanal kuvvetler etkisinde açması önlenmiş olur.

*Kullanılacak tüm ahşap elemanların fırınlanmış, emprenye edilmiş ve yangına karşı koruyucu boya ile boyanmış olması gerekmektedir.

*Kapı ve pencere doğramaları projesine uygun olarak yeniden yapılmalıdır.

*Duvarlar sıvalı olarak önerilmiştir.

*Zemin kaplaması kazıda çıkan veriler doğrultusunda naos ve narteks pişmiş toprak, apsis mermer, apisisin sağ ve sol bölümündeki odalar taş kaplamadır.

*Yapı etrafı parsel sınırları içerisinde kalmak koşulu ile bahçe duvarı ile çevrelenmiştir. Doğu cephesi payanda bölümü parselden çıkma göstermektedir. Bu nedenle bu bölümü çevreleyen bahçe duvarıda parsel sınırını aşmaktadır. Yapı bahçesine giriş ana kapısı alt yoldan, güney cephesinden verilmiştir. Yapı etrafı mevcut durumda toprak dolgu ile yükseldiğinden özgün bahçe kotunu kaybetmiştir. Parsel sınırı etrafına bahçe duvarı yapılması ile yol ile bağlantısı kesilen yapı etrafı kendi parseli içinde restitüsyon kotuna getirilebilmektedir. Bu şekilde cepheler açığa çıkmaktadır. Uygulama sırasında yapı bahçesinde yapılacak kazının itina ile yapılması ve çıkacak verilerin ilgili koruma kuruluna bildirilmesi gerekmektedir.

 

Kaynakça

  1. ”19. yüzyıl Kayseri kiliseleri için koruma önerileri” itüdergisi/ a mimarlık, planlama, tasarım Cilt:7, Sayı:2, 26-37, Eylül 2008
  2. Tekfurdağı Sancağı’nın Sosyal ve Ekonomik Yapısı (1890-1902),makâle, Ümit Ekin/ Hümmet Kanal
  3. İstanbul’da Ermeni-Rum Kiliseleri Krizi ve Ermenilere Tanınan Yeni İmtiyâzlar (1890-1891), Ramazan Erhan Güllü
  4. http://ercaninal.blogspot.com.tr/2013/01/tekirdag-tekfurdagi-rodoscuk.html
5. Tekirdağ 1/5000 nazim imar plani ve 1/1000 uygulama imar plani açiklama raporu

  http://www.azrefs.org/tekirdag-15000-nazim-imar-plani-ve-11000-uygulama-imar-    plani-a.html?page=3

  1. Osmanlı Devleti’nde Ermeni Eğitim Kurumları ve Faaliyetleri, makâle, Necmettin Tozlu
  2. Surp Yerrortutyun Katolik Ermeni Kilisesi, Sanat Tarihi Raporu, Sedat Bornovalı
  3. XIX. Yüzyıl Ayvalık Kiliselerinde Ahşap Konstrüksiyon Teknikleri, Yrd.Doç.Dr. Yasemin İnce Güney, Yrd.Doç.Dr. Hatice Uçar
  4. 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler’, Raymond H. KévorkianPaul B. Paboudjian, Aras Yayıncılık İstanbul, 2013

10.‘Badgerazart Pınaşkharhig Pararan’ (Resimli Dünya Sözlüğü), H.S. Eprigyan,  Venedig, 1902

  1. http://www.agos.com.tr , Çanakkale, Gelibolu, Tekirdağ Ermenilerine ne oldu?,makale, Zekeriya Mildanoğlu
  2. Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Din-İbadet, Egitim-Ögretim Hürriyetleri ve Bu Bakımdan “Kilise Defterleri”nin Kaynak Olarak Önemi (4 numaralı kilise defteri’nden örnek fermanlar), Ali Güler
  3. Kumkapı Surp Vortvots Vorodman Kilisesinin Yapım Sistemi Ve Onarım Sürecinin Değerlendirilmesi, tez,Rahmi Hızır
  4. http://www.serdarsabri.com/2010/06/malkara-bulgar-kilisesi-umit-bayazoglu.html
  5. http://www.sehirtarihleri.com/tekirdag/ 16.Salnamelere Göre İdari,Sosyal ve Ekonomik Yapısıyla Edirne Sancağı, Edirne Valiliği Kültür yayınları
  6. http://www.malkaragundem.com/malkaradaki-tarihi-eserler-koruma-altina-aliniyor.html
  7. “Kuzey Marmara sahilleri ve ard alanında şehirleşmenin tarihi süreci: XVI.-XVII. yüzyıllarda Tekirdağ ve yöresi”, Doktora Tezi, Hacer Ateş, İstanbul Üniversitesi SBE, 2009.
  8. http:// team-aow.discuforum.info/t7-Kumkapı-Surp-Asdvadzadzin-Aziz-meryem-ana-Vortvots-vorodman-gokgurultusunun-Cocukları-Ermeni-Kilisesi.htm
  9. http://www.tarihiyapilar.org/vortvots-vorodman-kilisesi/
  10. http://hagiabyzantion.blogspot.com.tr/2011_12_01_archive.html?view=magazine
  11. http://www.anatoliantemples.com/category/yarimada/
  12. http://ermenikulturu.com/malkara-ermeni-kilisesi/
  13. http://www.radikal.com.tr/turkiye/insaata-feda-olan-mezarlar-1139708/
  14. http://www.serdarsabri.com/2010_06_01_archive.html

26.http://www.istanbulguide.net/insolite/info/francais/turquie_occidentale/malkara.htm

  1. http://team-aow.discuforum.info/t2009-Tekirdag.htm
  2. Tekirdağ ilinde nüfus ve yerleşmenin coğrafi analizi, uluslararası sosyal araştırmalar dergisi, Vedat Şahin, Cilt: 7 Sayı: 35
  3. http://www.tekirdagcik.adalet.gov.tr/tekirdag.html

YEDİKULE DEMİRYOLU TESİSLERİ (CER ATÖLYELERİ) SANAT TARİHİ RAPORU

YEDİKULE DEMİRYOLU TESİSLERİ (CER ATÖLYELERİ)

SANAT TARİHİ RAPORU

Yrd.Doç.Dr.Ahmet Vefa ÇOBANOĞLU                      Hayri Fehmi Yılmaz (M.A.)                        

Sanat Tarihçisi                                                                 Sanat Tarihçisi

Osmanlı devletinde 1830’larda demiryolu inşaatlarına ilişkin projeler hazırlanmış, aynı yüzyılın ortalarında yapım çalışmaları başlatılmıştır. 1914 yılına kadar geçen yaklaşık 60 yıllık süre içinde 12.000 km’yi aşan demiryolu ağına sahip olunmuştur. 1870’lerin başında İstanbul Edirne güzergâhı inşa edilmiştir. Baron Hirsch inşaat ve işletme işlerini üstlenmiş olup “Rumeli Demiryolları Şirketi Şahanesi” ve “Rumeli Demiryolları İşletme Kumpanyası” adlı iki şirket kurmuştur. Çalışmanın başlangıcında demiryolunun geçeceği hatlar belirlenmiş bu işi Fransız, Alman ve Avusturyalı mühendislerden oluşan bir ekip gerçekleştirmiştir.

Hazırlanan hat önerilerinin bir kısmı 14. Mayıs 1870 tarihinde Nafia Nezaretine sunulmuş, bunlardan Yedikule-Küçükçekmece hattı için 3 Haziran 1870 tarihinde eksiklikleri ileride tamamlanmak üzere olumlu rapor verilmiştir. 4 Haziran 1870 tarihinde bu hattın çalışmaları başlamış, 4 Ocak 1871 tarihinde sadrazamın da katıldığı bir tören ile açılmış ve bu neden imtiyaz sahibi Baron Hirsch’e birinci rütbeden Mecidiye nişanı verilmiştir. İnşaatın hızla bitirilebilmesi için 2000 den fazla işçinin çalıştırıldığı bilinmektedir. Aralık 1870’lerde Nafia Nezaretine sunulan rapor ve padişahın onayıyla Yedikule Sirkeci hattının inşaatı da başlatılmıştır. 

Yedikule Küçükçekmece hattında istasyon hizmet binaları ve lojman yapıları birkaç değişiklik dışında aynı mimari karakteri taşımaktadır. Geniş ve eğimli bir arazi üzerinde yer alan Yedikule İstasyonu hattın, tren bakım ve onarımlarının gerçekleştirildiği tek istasyon olma özelliğine sahiptir. Bünyesinde atölyeler, kömür ve gaz depoları da bulunmaktaydı. Yük taşımak için marşandiz garları ve ambarlar dışında lokomotif depolarında da sundurmalar, işletme atölyeleri, su kuleleri, lokomotif bakımı ile ilgili araçların bulunduğu mekânlar vardır. İstasyon ve depo yakınında lokomotif personeli için yıkanma yerleri ve servis yatakhaneleri vardı. Demiryolu ile ilgili bakım ve onarım atölyeleri demiryolunun deniz yönünde inşa edilmiştir. Böylece lokomotif ve vagonların atölyeleri kolayca giriş çıkışı sağlanmıştır. Atölyelerde lokomotif ve vagonların sökümü, onarımı ve montajı yapılabilirdi. 

Yedikule Cer Atölyeleri Rumeli Demiryolu hattının teknik ve hizmet yapıları kompleksidir. Cer çeken ve çekilen araçları tanımlamak için kullanılan teknik bir terimdir. Bu atölyeler uzun yıllar hizmet vermiş Trakya hattının lokomotif, yolcu ve yük vagonları burada tamir edilmiş, atölyelerin çok eski olan tezgâhları günün şartlarına göre zaman zaman yenilenmiş, binalarda tamir edilerek ihtiyaca göre genişletilmiştir. 1948 yılında yapılan bir tespitte atölyelerde 639 işçi çalışmaktaydı. Daha sonra komplekse eklenmiş olan çırak okulu da 1972 yılına kadar faaliyetini sürdürmüştür. Yedikule vagon bakım atölyesi ile Yedikule dizel lokomotif deposu daha aktif bir yönetim sağlanması amacıyla 1992 yılında “Yedikule Cer atölyesi” adı altında birleştirilmiştir. 1997 yılında ise aktivitesini kaybettiği gerekçesi ile tesisin tamamı kapatılmıştır. 

Yedikule Cer Atölyeleri, Yedikule semti içinde güneydoğusunda sahil surları, güney batısında Yedikule Gazhanesi, kuzeybatısında Yedikule Hisarı ve Yedikule Tren İstasyonu ile sınırlı olup yaklaşık 43.000 m2’lik bir arazide, 2384 Ada üzerinde yer almaktadır. Bölge 5. yüzyılda inşa edilen kara surları ile kent alanı içinde kalmıştır. Ayasofya civarından başlayan ana yol hattının biri bu bölgedeki Altınkapı’ya kadar devam etmekteydi. Cer atölyesinin değişik yapılarını Marmara Sahilinden surlar Bizans dönemine aittir. Duvar ve kulelerin hem Bizans hem Osmanlı döneminde defalarca yenilendiği anlaşılmaktadır. Surların yapı malzemesinin bir kısmı özellikle küfeki blokları atölyelerin bazı yapıların inşaatında da kullanılmıştır. Surların arkası zamanla dolarak duvarları bir teras haline getirmiştir. Birçok bölümde cer atölyesi ile birlikte surlarda yenilenmiş ve geç devir Osmanlı duvar tekniğinin özelliklerini taşır olmuştur. Marmara Surları’nın üzerine birçok yerde Bizans ve Osmanlı dönemi boyunca farklı yapılar inşa edilmiştir.   

Cer Atölyeleri’nin ana yapılarına kullanım sırasında meydana gelen ihtiyaçlar doğrultusunda yeni birimler eklendiği anlaşılmaktadır. Bu yapılara ilişkin ulaşılabilen en eski görsel veriler, alanın 1914-1915 yıllarındaki durumunu gösteren Alman Mavileri denilen haritalardır. Ankara Cer Atölyesi Arşivinde yer alan 1947 ve 1953 yılı haritalarından Yedikule Cer Atölyesi’ndeki yapıların gelişimi konusunda bilgi edinilmektedir.

Vaziyet planı üzerindeki yerleşime bakıldığında demiryolu hattı üzerinde inşa edilen cer atölyelerinin lokomotif ve vagonların periyodik bakım ve onarımlarına imkân sağlayacak bir işlev şemasına göre tasarlandıkları ve buna göre arazi üzerinde konumlandırıldıkları anlaşılmaktadır. Atölye komplekslerinde önce en temel ihtiyaçları karşılayacak birimler inşa edilmiş, zaman içinde gelişen ihtiyaca bağlı olarak diğer birimler eklenerek organik bir biçimde büyüme sağlanmıştır. Benzer gelişim Ankara, Sivas, Eskişehir, Halkapınar cer atölyelerinde de görülmektedir. 

Sur üzerinde yer alan ve sırası ile Bondaj, Tavlama Ocağı, Tamirhane, Demirhane, Kiler – Aşevi, Makine Dairesi, Elektrik Santrali gibi yan yana sıralarmış küçük birimlerden oluşan mekânlar farklı dönemlerde eklemelerle oluşmuştur. Bazı birimlerde sura ait küfeki taşlar ikinci kez kullanılmıştır. Ancak yapıların genelinde yığma harman tuğla kullanılmıştır. Bu birimler 1915 tarihli Alman Mavileri haritasında görülmektedir. Yapılar bu veri ve malzemelerine dayanarak 19. Yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarına tarihlendirilebilir. Kısmen üst örtüleri çökmüş olan birimlerin yanında ahşap makaslı çatılarını hala koruyan birimlerde vardır.  

Elektrik Santrali: Elektrik santrali olarak adlandırılan birim yığma harman tuğla ve surdan devşirilen küfeki blokları ile inşa edilmiştir. İki meyilli çatısı içte ahşap makaslı, dışta Marsilya kiremidi ile kaplanmıştır. Bu birim 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarına tarihlenebilir. 

Makine Dairesi: Makine dairesi olarak adlandırılan birim yığma tuğla ve küfeki blokları ile inşa edilmiştir. Duvarların malzemesi sıvaların döküldüğü yerlerden izlenebilmektedir. Çatı ve tavan ahşaptır, iki meyilli çatı Marsilya tipi kiremit ile örtülüdür. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarına tarihlenebilir. 

Aşevi – Kiler: Aşevi ve kiler olarak adlandırılan birim deniz yönünde büyük oranda sur duvarlarını kullanmıştır. Yapının ahşap makaslı tavanları kısmen korunmuştur. İki tarafa meyilli çatı Marsilya tipi kiremit kaplıdır. Yapı malzemesi surdan devşirilen küfeki taşlar ve harman tuğladır. İçte bazı duvarların alt kısmı beyaz fayansla kaplanmıştır. Yapı 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında inşa edilmiş olmalıdır. Elektrik Santrali, Makine Dairesi, Aşevi – Kiler birimleri aynı çatı altında ele alınmıştır.    

Tamirhane ve Demirhane: Aşevi – Kiler yapılarından sonra bu birimler bulunmaktadır. Bu bölümler sıvaları dökülen yan duvarlarından görüldüğü kadarı ile surlara ait küfeki taşı malzeme ile inşa edilmişlerdir. Muhtemelen kiremit kaplı ahşap örtüleri bugün mevcut değildir. Her iki birimde 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş olmalıdır.

Bondaj ve Tav Ocağı Bölümü: Sur üzerindeki kule ile bütünleşik yığma taş yapının üst kısmında yer yer harman tuğla kullanılmıştır. Yapı 19. Yüzyıl sonları 20. Yüzyıl başlarında inşa edilmiş olmalıdır. Yapının yan cephelerinde köşelerde ve duvar yüzeyinde yine tuğladan yapılmış plastırlar vardır. İçte ahşap makaslı olan kırma çatı ile kapatılan yapı Marsilya kiremidi ile örtülüdür.

Yukarıdaki bölümlerden sonra sur üzerinde bir bölgede yapı yoktur. Bir sonraki yapı Elektrikhane ve Trafo Binası’dır. Yapı 19. yüzyıl sonu – 20. yüzyıl başında inşa edilmiş olmalıdır. Duvarları yığma harman tuğla olan yapı iki katlı olup ahşap tavanlı ve iki yöne meyilli Marsilya tipi kiremit kaplı çatılıdır. Cephesinde kare ve dikdörtgen şeklinde büyük açıklıklar dönemin sanayi yapıları için tipiktir. İçinde yer yer betonarme kolon ve kirişler de görülmektedir. Trafo binası da benzer yapım teknikleri içermektedir. 

Kaynakevi: İnce uzun yapı dikdörtgen şeklindedir. Tek katlı yapının duvarları delikli harman tuğla ile yığma olarak inşa edilmiştir. İki meyilli ahşap makaslı çatının üst kısmında bir bölüm yükseltilmiştir. Alman Mavileri denilen haritalarda görülmediği için 1915 tarihinden sonra inşa edilmiş olmalıdır. Ankara Cer Atölyesi arşivinde bulunan ve 1947 yılında yapıldığı anlaşılan Yedikule Cer Atölyesi Genel Durum Planı’nda yapı kaynakevi olarak işlenmiştir. Yapının bu tarihten önce inşa edilmiş olmalıdır.      

Demirhane: Demirhane olarak tanımlanan yapı betonarme olarak inşa edilmiştir. İki yana meyilli metal bir çatı ile kapanan yapının kolon ve kirişleri de cepheden algılanmaktadır. Alman Mavileri denilen haritalarda görülen yapı 20. yüzyılın başında inşa edilmiş olmalıdır.  

Bu birimlerin sur ile kaynaşmış oturumunun kaldırılması sur duvarlarına kısmen zarar verebilecektir. Yapıların inşa edildiği dönem ve sur ile olan organik ilişkisi bunların dönem eki olarak mevcudiyetlerini muhafaza etmesini gerekli kılmaktadır. Yedikule Cer Atölyesi’ni oluşturan ana binaların dışında bunların tamamlayıcı durumunda ek birimler olduğu ve dolayısı ile de mevcudiyetleri bu kompleksin bütünlüğü açısından anlamlıdır. Durumun dikkate alınarak bu birimlerin kültür varlığı olarak tescillenmesi uygun olacaktır. 

  •     *     *

Ayrıca bu kompleksin bünyesi içinde yer alan  

Müdüriyet (Direktörlük) Binası:  Yapı ince uzun bir oturuma sahip dikdörtgen planlı olup iki katlıdır. Betonarme olarak inşa edilen binanın altında Yedikule semtini sahile bağlayan bir geçit bulunmaktadır. Bu geçit yakın zamanda kapatılmış olup kullanılmamaktadır. 1914-1915 tarihli haritalarda görülmeyen yapı, Demiryolları arşivinde bulunan 1947 tarihli bir vaziyet planında direktörlük olarak işlenmiştir. Müdüriyet binasının ve altındaki geçidin 20. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Binada bir dönem üst kattaki mekânlar birleştirilerek sınıflara dönüştürülmüş ve eğitim amaçlı olarak kullanılmıştır.

Kazanhane: Çelik taşıyıcı sistemle hazırlanan yapı kent haritalarında ve demiryolları arşivlerindeki vaziyet planlarında görülmez. 1947 ve 1953 yıllarında yapılmış olan ve TCDD Arşivinde yer alan haritalarda mevcudiyeti görülmeyen yapı 2009 yılında yapılan tespitlerde varlığı belirtilmiştir. Bu nedenle en erken 20. yüzyılın son çeyreğinde inşa edilmiş olmalıdır. Yapının örtü sistemi ve çelik ayaklar arasında kalan bölümlerinin çoğu yok olmuştur.

  1. yüzyılın ilk yarısında betonarme olarak inşa edilmiş olan Müdüriyet (Direktörlük) Binası (16.02.1992 tarih 4273 sayılı karar ile tescil edilmiş) ile 20. yüzyılın son çeyreğinde çelik taşıyıcı sistemle inşa edilmiş olduğu anlaşılan Kazanhane binasının (22.12.2004 tarih ve 353 sayılı karar ile yeri krokide belirtilmeden 36.01 m2’si tescil edilmiş) yapılan incelemeler sonucunda kültür varlığı olabilecek özellikleri tesbit edilememiştir. Her iki yapının tasarımları, yapım teknikleri, uygulanan işçilik ile plan özelliklerinin bir değer ifade etmedikleri dikkate alındığında bu yapıların tescilden çıkarılması önerilmektedir. 
  •     *     *

Yedikule, Bucak Bağı / Bucak Ağa Mescidi

Mescit Yedikule yakınlarındadır. Hüseyin Ayvansarayi’nin Hadikatü’l Cevami adlı eserinde yapının mahallesi olduğu ve baniyesinin Rukiye Hatun olduğu yazılıdır. Ancak baniyenin kimliği ve kabri hakkında bilgi yoktur. Hadika’nın bazı nüshalarında yapının adı Bucak Ağa olarak ta geçmektedir. Bir nüshada ise mescidin kiliseden münkalib (çevrilmiş) olduğu bildirilmiştir. Bu kayıt dikkate alınarak İstanbul’da camiye çevrilen kiliseler ile ilgili yayınlarda bu mescidin adı da geçmiştir. Ancak yapının bir gravür ya da fotoğrafı bugüne kadar tespit edilemediği için durumunu incelemek güçtür.  İstanbul’un kiliseden dönme yapılarını anlatan seyyahların bu mescidi ziyaret edeni de tespit edilememiştir. Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından yayınlanan 19. Asır İstanbul Haritası’nda mescidin bulunduğu sokak Emine Hanım Camii Sokak olarak belirtilmiş, camide bu isimle gösterilmiştir. Bu isim Hadika’da geçmemektedir. Muhtemelen Bucak Bağı Mescidi daha sonra bu isimle de anılır olmuştur. Demiryolları arşivlerinde bulunan bazı haritalarda mescit yeri kesin olarak belirlenebilmektedir. Ancak Demiryolu hattının genişletilmesi sırasında ortadan kaldırılmıştır. Hakkı Göktürk tarafından “Bucak Bağı Mescidi” adı ile 1963 yılında kaleme alınmış olan İstanbul Ansiklopedisi’ndeki maddede bu yapı yakındaki Hacı İlyas Mescidi ile karıştırılmıştır. Yapının konu ile ilgili haritalarda yeri kesin olarak gösterilmektedir. Mevcut demiryolu hattının kaldırılması söz konusu ise caminin bulunduğu alanın korunması önemlidir. Yapının ihyasında bu durum göz önünde bulundurulmalıdır. 

KAYNAKÇA

AYVERDİ, Ekrem Hakkı, 19. Asırda İstanbul Haritası, İstanbul 1958

DAĞDELEN, İrfan, Alman Mavileri, 1913-1914 İstanbul Haritaları, İstanbul 2007

“Demiryolu”, Türk Ansiklopedisi, Cilt 13, sayfa 6-12

DİRİMTEKİN, Feridun, Fetihten Önce Marmara Surları, İstanbul 1953

FOSS, Clive, WİNFİELD, D., Byzantine Fortifications, Pretoria 1986

GÖKTÜRK, Hakkı; “Bucak Bağı Mescidi”, İstanbul Ansiklopedisi, (Haz: R.E. Koçu), C.6, İstanbul 1963, s.3095

Hüseyin Ayvansarayi – Ali Satı Efendi – Süleyman Besim Efendi,  Hadikatü’l Cevami (İstanbul Camileri ve Diğer Dini – Sivil Mi’mari Yapılar), (Haz: Ahmed Nezih GALİTEKİN), İstanbul 2001.

MİLLİNGEN, Alexander van, Byzantine Constantinople, The Walls of the City and Adjoining Historical Sites, London 1899

MÜLLER-WIENER, Wolfgang, İstanbul’un Tarihsel Topografyası, 17. Yüzyıl Başlarına Kadar Byzantion-Konstantinopolis-İstanbul, İstanbul 2001

TAMER, Cahide, İstanbul Bizans Anıtları ve Onarımları, İstanbul 2003

TAYLAN, O.T., Demiryolları İşletmesi; Teşkilat, Tarifler, Katarlar, Cer İşleri, İstanbul 1936

TUNAY, Mehmet İ., Türkiye’de Bizans Mimarisinde Taş ve Tuğla Duvar Tekniğine Göre Tarihlendirme, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim dalı yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1984,

UZUN, Tayfun, Osmanlıdan Günümüze Demiryolları, İstanbul 2005

ÜLKEKUL, Cevat, Piri Reis ve Türk Kartograflarının Çizgileriyle XVI. , XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda İstanbul, İstanbul 2013

ÜNAL, Mehmet, Endüstri Mirası Kapsamında İstanbul Yedikule TCDD Atölyelerinin Mimarisi ve Koruma Sorunları, Trakya Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, (yayınlanmamış yüksek lisans tezi), Edirne 2009.

www.demiryolcu.com

 

Buondelmonti’nin gravürü esas alarak hazırlanan gravür. 16. Yüzyıl
Aynı gravürün Yedikule civarını gösteren bölümü
Kitab-ı Bahriye’de İstanbul Minyatürü ve Surlar
Kitab-ı Bahriye’de Yedikule ve çevresi
Yedikule ve çevresinde Marmara Surları
Marmara Sahil Surları ve demiryolu tesisleri
Marmara Surları sahil yolu inşaatından önce
Kauffer Haritası’nda Yedikule ve çevresi
E. H. Ayverdi’nin yayınladığı 1870’lere ait İstanbul Haritası’nda bölge ve çevresi
Müller – Wiener’in hazırladığı Yedikule ve çevresini gösteren harita
Surlar ve üzerinde demiryolu binaları 1960’lar
Marmara Surları üzerinde demiryolu tesisleri 1960’lı yıllar
Yedikule demiryolu tesisleri ve çevresinin planı
Yedikule demiryolu tesisleri ve surlar üzerindeki yapılar
Demiryolu tesislerinin sur üstündeki binalarını gösteren harita
Demiryolu tesislerinin genel planı (1900)
TCDD Arşivi’nde yer alan 1947 tarihli harita
TCDD Arşivi’nde bulunan 1953 tarihli harita
Tescile önerilen yapılar Kaynakevi ve Demirhane
Tescile önerilen yapılar Kaynakevi ve Elektrik ve Trafo
Tescile önerilen yapılar, Trafo ve Elektrik Binası
Tescile önerilen yapılar, Demirhane Binası
Bizans dönemi kulesine oturan ve tescile önerilen, Bondaj ve Tav Ocağı birimi
Bizans dönemine ait kemerler ve modern duvarlar
Surlar üzerinde yıkılmış olan tamirhane biriminin yeri
Surlar üzerindeki ek yapılardan tescile önerilen kiler, aşevi birimlerinde küfeki ve tuğla malzeme ile örülen duvarlar
Marmara Surları’na ait taşlarla örülen yan duvar
Tescile önerilen Makine Dairesi ve Aşevi birimleri
Tescile önerilen yapı iç mekan
Tescile önerilen yapı iç mekan
Tescile önerilen yapının sur duvarı ile ilişkisi
Tescilden düşülmesi önerilen Müdüriyet binası
Tescilden düşülmesi önerilen çelik taşıyıcılı Kazanhane binası
TCDD Arşivi’nde bulunan 1900 tarihli haritada Bucak Bağı Mescidi’nin yeri

Osmanlıda Ticaret ve Eminönü Kaysesi Han

I.OSMANLIDA TİCARET

           I.I  19.-20. YÜZYILLARDA İSTANBULDA TİCARET

Osmanlı döneminde İstanbul nüfusu sürekli arttığı için işyerlerinin, hanların kapladığı alanlar da giderek genişledi. Ticari alanların dışında, mahallelerde gündelik ihtiyaçları karşılayan dükkânlar vardı. Bununla beraber İstanbul’da her zaman çok sayıda seyyar satıcı olmuştur.  

İstanbul bu kalabalık nüfusuyla her zaman bir tüketim şehri olmuştur. Başkent olması nedeniyle imparatorluk halkını rahat yaşatma gereği duyuyordu. Bunun nedeni, normalde bir sürü gibi görülen halkın, yokluğun artması durumunda birdenbire ayaklanabilecek olmasıdır. ( Belge 1994:s89). Bunun için tüketim dengelerinin çok fazla bozulmamasına dikkat etmek gerekiyordu. Osmanlı döneminde şehrin ticaret hayatının temelinde bu denge yatıyordu. Bu anlayış doğrultusunda başkentin ihtiyaçlarının yeterince karşılanması için gerekli malları üreten bütün bölgeler her yıl ürünlerinin belli bir bölümünü İstanbul’a göndermekle yükümlüydü ( Belge 1994:s.91). Aynı zamanda fiyat kısıtlamaları da vardı. Bu gibi yöntemlerle sonuçta şehir halkı rahat etti, fakat imparatorluk içinde sermaye birikimi de gerçekleşemedi.  

İstanbul’ da üretim vardı, ancak kendi tüketimine yetecek ölçekteydi. Ülke çapında bir pazar anlayışı gelişemedi. Saray zaten çeşitli nedenlerle zengin insanlar istemiyordu. Böyle durumlarda kişilerin mallarına el konulur ve çoğu zaman  bu kişiler hayatlarını kaybederdi.  

Değişen dünya düzeni Batı Avrupa ülkelerini kapitalist ekonomiye geçmeye zorlarken, Osmanlı İmparatorluğu bu tür baskıları daha geç hissetti. İmparatorluk hala güçlü görünüyordu.

Nitekim kapitalizmin gelişmesinin yarattığı sınıfsal uçurumlar, kutuplaşmalar yaşanmadı. Öte yandan batı ülkeleri kapitülasyonların da yardımıyla, Osmanlı İmparatorluğunu pazar haline getirirken, burada üretimin artmasını ayrıca geciktirdiler. Öyle ki  19.yüzyılda durumun kötü olduğu ve böyle yürümeyeceği anlaşıldığında, büyük ölçüde iş işten geçmişti.   

 Bu yüzyılda bozulan dengeleri düzeltmek, dünyada kabul gören anlayışı uygulamak için çaba gösterildi ama istenilen sonuca ulaşılamadı. Ayrıca bu yeni sistemin Osmanlı toplumuna gelişi, ortaya yeni bir sınıf çıkardı. Galata ve Beyoğlu tarafındaki gayrimüslim tüccarlar, bankerler, sarraflar başka bir deyişle, ağırlıkla tarihi yarımadada yaşayan ve çalışan Osmanlı iş çevreleri bu yeni sistemden çok çabuk etkilenemedi, çünkü yapısı buna uygun değildi. 

Gene de zamanla birçok şey değişti. Özellikle 20.yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda Cumhuriyetin kurulmasıyla kozmopolit imparatorluktan ulus – devlete geçiş süreci başladı. Gayrimüslim burjuvazinin büyük kısmı çeşitli zamanlarda ve çeşitli nedenlerle İstanbul’ u ve Türkiye’yi terk ederken bir yerli burjuvazi de gelişti. Bu yeni koşullarla İstanbul Türkiye’nin başlıca sanayi merkezi haline geldi. Siyasi başkent olmasa bile ekonominin kalbi İstanbul’da atıyordu. 

 Eski tüketim şehri böylece üretmeye ve ürettiğini ulusal pazara sürmeye başladı. Bu gelişmelerle şehrin her zaman kalabalık olan nüfusunda patlamalar yaşandı. Şehrin çevresinde kısa zamanda üç dört İstanbul daha kuruldu.

Çarşılar bölgesi bu yeni gelişmelerle tam olarak bütünleşememiştir diyebiliriz. Ne var ki, aksak ve güçsüz yürüyen modernleşme, bu geleneksel iş hayatını yok etmedi. Ve eski ile yeni bu alanda da kendine özgü bir biçimde aynı sistemle eklemlendi ( Belge 1994:s.92).  

 Son dönemde İstanbul’un yeni konukları, Doğu Avrupa ülkelerinin bavullu turistleri de bu bölgedeki ve başka bölgelerdeki alışveriş karmaşasına katıldılar.

I.II TİCARET BÖLGESİNİ MEYDANA GETİREN YAPILAR  

( Bedesten, dükkân, han, arasta ve diğer destek yapılar )

  Anadolu  Türk ,özellikle Osmanlı döneminde , Çarşı dokusunu perakende ticaret esas olmak üzere , dükkan, dükkan – yapı adaları ve bedesten  oluştururdu. Çevrede özellikle depolama ve konaklama , büro gibi işlevleri üstlenen ticaret hanları , ibadet işlevini üstlenen Ulucami veya camiler , temizlik ve içme suyu ihtiyacını karşılayan hamam , çeşme ,sebil gibi su yapıları yer alırdı. ( Ceylan 1989:s.96).Şehrin büyüklük durumuna göre, küçük çarşı parçaları birbirinden farklı yerlerde teşekkül edebilirdi. Asıl çarşı ise yani ticaretin en canlı ve yoğun bölümü bedesten çevresinde toplanırdı. Çarşıyı meydana getiren yapılar içinde arasta ve bedestenler bir defa inşa edilen yapılardı. 

 Fetihten sonra yeni başkent İstanbul’da da merkez çarşıyı, bedesteni odak noktası alarak gelişen dükkân, ticaret hanları, arasta ve diğer destek yapılar meydana getirmiştir. 

 Sonuç olarak İstanbul merkez ticaret  bölgesini meydanı getiren ticaret yapıları, diğer Türk şehirlerinde de olduğu gibi; 

 -Dükkân 

 -Han 

 -Bedestendir.  

Bunların dışında çarşı dokusunu meydana getiren destek yapılar ise;

-Cami 

 -Hamam ve diğer çarşıya alışveriş etmeye gelenlere hizmet etmeye yönelik, çeşme, sebil, şadırvan gibi su yapılarıdır.  

Bin yüzyıldan daha uzun bir süre Doğu Roma – Bizans ‘ a başkentlik etmiş olan İstanbul’un en önemli Bizans yapıları surlarla çevrili tarihi yarımada içinde inşa edilmiştir.  Şüphesiz İstanbul Bizans devrinde de ticarette en büyük paya sahip bir başkent idi. Buna bağlı olarak fetihten hemen sonra şehrin yeni sahibi olan Türklerin kültürlerinin özüne dayalı ürünlerle şehre kendi damgalarını vurmaya çalışırken, ticaret alanı dışında Bizans devri İstanbul’unun herhangi bir şeyiyle bağımlılık içinde olmayacaklardı. Böylece ticaret yapıları fonksiyon bakımından uluslararası mahiyette yapılar olduğundan değişik kültürdeki toplumlar tarafından hiç yadırgamadan ve fazla bir değişikliğe uğratılmadan aynı amaçla kullanılabilirdi. ( Cezar 1963:s.376 ). 

 Bizans devri İstanbul’unu inceleyen eserler; Bizans’ın çarşı alanının Ayasofya yakınlarından başlayıp şimdiki  Divan yolu ve Çemberlitaş’ı takiben Beyazıt ve Şehzadebaşı ‘ na, Aksaray – Koksa ‘ya uzandığını yine çarşının bir kısmının şimdiki Kapalıçarşı’nın bulunduğu alanın bir parçasına kadar geldiği şimdiki Sirkeci’nin bir bölümünde de çarşı olduğunu her meslek sahibinin bir arada bulunduğunu belirtirler.

Türkler zamanında İstanbul’un ana ticaret alanı Ayasofya Cami civarında zayıflamış ve gerilemiş, buna karşılık Kapalıçarşı bölgesinde hızla yoğunluk kazanan dükkanlar grubu, bedestenler ve hanlar topluluğu şehrin karakteristik çarşı merkezini oluşturmuştur.  Kapalıçarşı merkezinden Sirkeci, Eminönü ve Tahtakale’ye doğru gelişip genişleyen ana ticaret alanını Beyazıt Cami ve Külliyesi ile eski saray sınırlayıcı olmuşlardır 

( Üniversite binalarının bulunduğu alan, hava fotoğrafı ) .

 Bunun yanında şehrin en canlı yeri genellikle ticaret merkezi durumundaki ticaret alanının belirginleşmesinde ya da şehir içindeki konumunun kararlaştırılmasında muhakkak ki sultan ve vezirlerin yaptırdıkları inşaatlar da etkili olmuştur (Cezar 1963:s.376 ). Nitekim fetihten sonraki imar faaliyetleri arasında yer alan bedesten inşaatını ve etrafındaki dükkanların büyük bir kısmını Fatih Sultan Mehmet yaptırmıştır. Daha Önceki uygulamalara baktığımızda örneğin , Orhan Gazi’nin Bursa’daki imar hareketini gerçekleştirdiği yerin daha sonra Bursa’nın çarşı bölümünü oluşturduğu görülür. Birer vakıf eser olan bu yapılar şehrin ticaret bölgesinin oluşmasında vakıf sisteminin önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Özellikle bedesten, dükkân ve han gibi ticaret yapılarının inşaatları vakıf sistemini geliştiği 15.ve 16. yüzyıllara rastlamaktadır. ( Ceylan 1989:s.67 ). Çarşının yapılanması vakıf sisteminin gelişmesiyle önemli bir itici güç kazanmış ,imaret sitelerinin bakımını ve işletmesini karşılayacak 

Kaynaklar, bu külliyeler bünyesinde, yakın çevresinde ya da tamamen bağımsız yerlerde kurulan çarşılardan ve benzeri gelir getirici kurumlardan sağlanmıştır. Bu amaçla yeni dükkân grupları inşa ettirilmiştir. Bir seferde planlanarak uygulanan çarşılara ise en iyi örneği arastalar oluşturmuştur.

Eminönü
19. yüzyıl Tarihi yarımada
Tarihi yarımada
İstanbul’un 1848 yılı Tarihi Yarımada
İstanbul
İstanbul 1863

İstanbul 1960
1960 Hava fotoğrafı
1982 Hava fotoğrafı
Günümüz hava fotoğrafı

I.III EMİNÖNÜ TİCARET BÖLGESİNİN TARİHSEL VE FİZİKSEL YAPISI

Tarihi ve doğal zenginliklerin ikisini de bünyesinde toplayan İstanbul ‘ un bu özellikleri açısından bir dünya şehri olduğu tartışılmaz bir gerçektir.  Ancak İstanbul ‘ un bu değeri, çevre yerleşmelerinden değil, daha ziyade Tarihi Yarımada’dan gelmektedir. 

 Eminönü, bu tarihi hazinenin doğuş yeri, en eski yerleşim bölgesidir. Tarihi ve turistik önemi yanında ilçenin ana karakteri, İstanbul ‘ un iş ve ticaret merkezlerinden biri olmasıdır. Konumu ve tarihi eserleriyle de İstanbul ‘ un silueti üzerindeki etkisi ise çok büyüleyicidir. 

1990 yılı geçici sonuçlarına göre Eminönü’ nün nüfusu 83230 olmuştur. Eminönü ‘ nün alanı ise 432 hektar olup ortalama yoğunluk  176 kişi  / ha’ dır.  Yerleşik nüfusun, diğer bir deyimle gece nüfusunun azlığına karşın, ilçe, yaklaşık 2 milyon olarak tahmin edilen  gündüz nüfusunun ağır baskısı altındadır ( Özdeş 1991 : s . 1 ).  

Eminönü, İstanbul metropoliten alanının merkezinde ve bu alanın bir bölümünü oluşturmaktadır. Ulaşım sisteminin yeterli olmadığı çok açıktır. Bu yetersizliğe rağmen Eminönü ‘ nün yoğun gelişme baskısı altında ezilmesi önlenememiştir.  İstanbul ‘ un diğer alanlarına ulaşmak için çoğu zaman zorunlu geçilen bir alan konumundadır. 

Eminönü sınırlı turistik alanlar dışında belirgin bir yaya ulaşım ağına sahip değildir. Taşıt ulaşımının yoğunluğu, düzensizliği ve karmaşıklığı nedeniyle yaya hareketi yeterince gelişmemiştir. Yaya mekânları olması gereken önemli yapı çevreleri, meydanlar ve dar sokaklar otomobillerin istilası altındadır.  

Eminönü, Fatih İle birlikte İstanbul ‘ a erişilmez silueti kazandıran yerdir. Sarayburnu kesiminde Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet Cami ve bu alandan başlayarak Beyazıt, Süleymaniye, Şehzade Camileriyle devam ederek, Edirnekapı ‘ ya kadar sıralanan tepeler ve bu tepelerle  bütünleşen ihtişamlı kubbeler ve çok sayıda minareler 

ünlü  mimar Le Corbusier ‘ nin not defterine çizdiği kroki yanına şu cümleyi yazmıştır: ‘’  Plancılar  , dikkat siluet … ‘’ ( Özdeş 1991 : s.2).   

Deniz seviyesinde olan düz arazi Eminönü’nde çok daha geniş saha kaplamaktadır. Bu saha kaplamaktadır. Bu sahanın büyük bir kısmı meydan, cami ve depolar arasında paylaşılmış olmasına rağmen merkezi iş faaliyetleri burada gelişmiştir.  Eminönü’nde boydan boya yükselen dik yamaç yoktur. Burada aksine arazi, özellikle başlangıçta tatlı meyille yükselmektedir. Bu topografik özellikle sayesinde ticaret anlarının geriye, karaya doğru devamı mümkün olmuştur. Böylece Ankara Cad. Mahmut Paşa Rıza Paşa gibi yokuşlar merkezi iş sahaları haline gelmişlerdir. Bu gelişmede tarihi faktörlerinde çok önemli yeri vardır ( Tümertekin 1996 : s.30 ) .  

İş sahalarının dikkati çeken özelliklerinden biri de az katlı yapıların çoğunlukta oluşudur. Diğer özellikte yapıların çok eski olmasıdır. Çok katlı İşhanları  1900 ‘lü  yıllarda ortaya çıkmaya başlamıştır.  ( Tümertekin  1996 :s.31 ).  

Eminönü’n merkezi iş faaliyetleri açısından da en zengin alandır. Her çeşit malın satıldığı yerdir.  Ticari faaliyetlerin kendi aralarında gruplandıkları gözlenmektedir. Örn: Giyim eşyası Mahmut Paşa , Bakırcılar , Sultanhamam , öteler Sirkeci  v.b .

Bu bölge ikamet alanlarından uzak kalmış olmasıyla da bir özellik taşımaktadır. Merkezi ticaret alanlarındaki dış görünüm değişimi iki şekilde incelenebilir.  

Dikey gelişim ve gelişim kıyıya yakın yerlerde, alt katlarda olan ticari faaliyetler, üst katlara da çıkmış olarak bulunmaktadır.  

Yatay değişim ve gelişme ticari alanların gelişmesi anlamına gelir. Konut alanlarının yerlerini terk etmesiyle oluşan değişimdir. Eminönü’ nün güneyinde gözlenir. 

Bazı ticari faaliyetlerin yeni yerlere taşınması  ( matbaacılar, oteller, bankalar )  ve bunlardan boşalan yerler içyapı değişimini başlatmıştır. Bu değişim günümüzde ticari hareketin merkezi olma ihtiyacının olmamasından kaynaklanmaktadır. ( Tümertekin 1996 : s. 32 ). 

Hanlar Bölgesinin gerek güncel canlılığının tanımlanması gerekse bölgeye yönelik iyileştirme çalışmalarının yapılabilmesi için bölgenin tamamından soyutlanmak imkânsızdır.  Çünkü bu bölge kendi içinde, alan, satan küçük bir evren olmakla birlikte İstanbul dışındaki yerleşimlerle ticari ilişkileri olan bir yapıya sahiptir.  

II.RÖLÖVE RAPORU

YAPININ KONUMU

Fatih ilçesi , Ş. Mehmet Geylani Mah., Mimar Kemalettin Caddesi üzerinde bulunan yapı bitişik nizam olarak konumlanmıştır. Bodrum kat, zemin kat ve iki normal kattan oluşan yapı toplam dört katlıdır. Yığma sistemdeki yapı duvarları kâgirdir. Döşeme sistemi volta döşemedir. Mimar Kemalettin Caddesine bakan cephesi özellikli olup, arka cephesi ön cephesine göre daha az özelliktedir.

MİMARİ ÖZELLİKLER

PLAN ÖZELLİĞİ

Mimar Kemalettin Caddesinden girilen han bodrum kat, zemin kat ve iki normal kattan oluşmaktadır. Zemin katın yüksekliğinin fazla olmasından dolayı kısmi asma katı da vardır.

Eminönü hanlarında görülen tip plana sahiptir. Koridor etrafına sıralanmış odaları arasındaki kapılarla da birbirine bağlanmaktadır.

Yapı cephe orta aksından iki kanatlı demir kapıdan hana girilir. Merdiven evi kapı aksının karşısında yapı arka duvarına bitişik konumlanmıştır. Yarım daire formundaki merdiven iki kolludur. Merdiven evinin baktığı alanda zemin kattan üst kata doğru yükselen galeri boşluğu cam örtü ile kapatılmıştır. Bu şekilde merdiven evinin, odalara giriş sağlayan hollerin ışık alması sağlanmıştır.

Zemin katta kapıdan 2.80 m.x 13.21 m. ebadındaki geniş bir hole geçilir. Holün sağ ve sol duvarları üç aksa bölünmüştür. Kolonların ön yüzleri taş kaplamadır. Kolonlar arasındaki boşluklar günümüzde muhdes bölücü duvar ile kapatılmıştır. Holden merdiven evinin baktığı ara bir hole geçilir ve merdivenlerle yukarıya çıkılır. Giriş 

holünün sağ bölümünde tek kollu bodruma inan taş basamaklı merdiven vardır. Mevcutta kötü durumdadır.

Zemin katta giriş kapısının sağ ve solunda kalan dükkânlara içeriden değil sokak cephesinden giriş sağlanmaktadır. Her iki dükkânın zemin kat yüksekliğinden yararlanılarak yapılmış asma katları vardır ve kendi içlerindeki merdivenlerle bu katlara ulaşılır.

Giriş kapı üstündeki küçük odaya yine sağda kalan tek kollu merdivenle çıkılmaktadır.

Zemin katta giriş holü döşemesi mermer kaplamadır. Mermerler serbest boyda döşenmiştir. Merdivenlerde mermer kaplamadır. Zemin kat dükkânları döşemesi ise karo mozaik ve seramik kaplamadır.

Tavanlar volta döşemedir. Duvar ve tavanlar sıva üzeri boyadır. Asma katlarda ise zemin döşemesi ahşap kaplamadır.

Birinci kat ve ikinci kat planı bazı küçük değişikliklerin dışında aynı özelliktedir.  ‘U’ şeklindeki holün etrafına sıralanmış dükkânlardan oluşan birinci katta K1-14 ve K1-15 olarak tanımlanan mekânlarda tuvaletler bulunmaktadır. Bu bölümlerde üst katta bir oda vardır. Bu değişiklik dışında iki kat planı da birbirinin aynıdır. Her iki katta toplam yirmi beş adet oda vardır. 

Galeriye bakan dikdörtgen planlı döşemeler her katta dikdörtgen formun köşe ve uzun kenarının orta aksına gelecek şekilde yerleştirilen altı adet dökme demir sütuna taşıtılmaktadır.

Odalarda döşemeler ahşap kaplamadır. Hollerde ise karo simandır. Tavanlar her katta volta döşemedir. Sıva üzeri boyadır. Duvarlarda boyadır. 

Özgününde birbiri içinde geçile bilen odaların kapıları mevcutta kapatılmıştır.

Teras olan çatıya merdiven evinden devam eden tek kollu bir merdiven ile çıkılmaktadır.

Bodrum kat dükkânların depo alanı olarak kullanılmaktadır. Rölövede ZK-5 olarak tanımlanan dükkânın içindeki merdivenden kendine ait bodrum kat depo alanına inişi sağlanmıştır. Zemin kat giriş holündeki ortak merdivende de bodruma iniş sağlanmaktadır. 

CEPHE ÖZELLİĞİ

Yapının arka ve ön cephesi vardır. İki yan cephesi bitişik konumlanmıştır. Mimar Kemalettin Caddesine bakan cephesi çok özelliklidir. Neo klasik üslupta olan cephe taş kaplamadır. 

Cephe zemin kattan üst kata devam eden sütunçelerle beş eşit aksa ayrılmıştır. Üst kat sütunçelerin üst başlıkları korent üslupta yapılmıştır. Zemin kattakilerin ise üst başlığında koçboynuzu kullanılmıştır. Zemin kat sütunçe üst başlığı birinci kat ile zemin kat arasındaki kat silmesine yaslanırken birinci kattan başlayan sütunçelerin üst başlığı saçak silmesine yaslanmaktadır. 

Zemin katta giriş kapısı orta aksta yer alır. Kapı demir olup üç adet göbeğe sahiptir. Sabit olan yarım daire kemerli üst kısmında ‘C’ ve ‘S’ kıvrımlı parmaklıklar dikkat çekicidir. Dükkân cepheleri bina cephesini bozan bir şekilde değiştirilmiştir. Ayrıca reklam panoları cepheyi bozan elemanlardır.

Birinci kat ile zemin kat arasındaki kat silmesi altında furuş detayı yine C ve S kıvrımlı bitki motiflerinden yapılmıştır. Kat silmesine yapı cephesini bölen altı adet sütunçe dışında bu cepheye bakan Fransız balkon görünümündeki pencerelerin yanlarındaki sütunçelerde oturur. Pencereler dikdörtgen atkılıdır. Üst bölümündeki düz bölüm yanlardaki sütunçelerle taşınıyor etkisi yaratılması için sütunçe başlıkları bu bölümün hemen altında yapılmıştır. Düz alnın üstüne basık kemerli orta kısmında C ve S kıvrımlı bitki motifleri ve palmet yaprağının olduğu bir süsleme ile geçilmiştir. Bu süslemede ampir üslupta kullanılan çelenk motifi vardır.

İkinci katın pencereleride dikdörtgen formdadır ve üstü düz atkılıdır. Yanlarında denizliğe oturan sütunçeler kullanılmıştır. Denizlikte altta 2 adet furuş ile desteklenir. Kat silmesinin üst kısımlarında ortalama 60 cm. olan parapet duvarı üzerinde yumurta, friz desenli saçak silmesi gelir. Sağ ve sol köşelerde 2 aks arasında üçgen alınlıklarla geçiş yapılmıştır. Orta aksta bu alınlık kullanılmamıştır. 

Giriş aksının çatı parapetinde madalyon içinde yapının yapım tarihi, 1895 yazılmıştır. 

YAPIDAKİ BOZULMALAR

Yapının taşıyıcı sisteminin yeterliliği ile ilgili; İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından yapılan karot ve kaydırma testleri ile Kaya Mühendislik LTD. ŞTİ’ nin hazırladığı zemin etüdü raporları sonucu yapıda güçlendirme gerektiği belirtilmiştir. Yapının statik ve güçlendirme projesini hazırlayan NC mimarlık mühendislik inşaat san. ve tic. Ltd. Şti güçlendirmenin yan cephe duvarlarında ilave betonarme olarak ve diğer gerekli noktalarda I 240 L profil kullanılarak yapılmasını öngörmüştür. 

Yapının duvarlarında ve tavanlarında bulunan çatlaklar dışında görülen diğer hasarlar ise döşemede sehim, malzeme aşınması ve kaybıdır. Restorasyon projesi sırasında mevcut döşeme sağlamlaştırılırken, eksik olan kısımlar özgüne en yakın malzeme ile tamamlanacaktır. Yapıdaki göze çarpan bir diğer ana hasar ise başta demir dikmeler olmak üzere tüm demir elemanlarda mevcut olan korozyon ve deformasyondur.  Bu deformasyonlardan en göze çarpan örnek zemin katta bulunan dükkân içerisindeki demir dikmededir. 

Yapının bodrum katında rutubetlenmeden kaynaklı biyolojik bozulma ve sıvada dökülme görülmektedir. 

İnşa edildiği tarihten günümüze kadar aktif olarak han görevi gördüğünden yapıda yılların verdiği yorgunluk ve yanlış müdahalelerden dolayı muhdes bölücüler eklenmiş, özgün kapı açıklıkları kapatılmış, cephedeki kablolar, antenler, reklam panoları kirlilik yaratmıştır.

Zemin kattaki dükkânda bulunan demir dikme
Yapı merdiven evi ve galeri bölümü
Yapı odalarına giriş kapıları ve her odaya açılan hole de bakan pencereler
Oda içlerinin mevcut durumu
Giriş cephesi
Giriş cephesi
Giriş cephesi

III. RESTİTÜSYON RAPORU

Yapı 1895 yılında yapılmıştır. 19. Yüzyıl sonlarında yapılan bina Mimar Kemalettin caddesindeki özellikli yapılardan biridir. Günümüze büyük ölçüde cephe ve plan tipolojisini koruyarak gelen yapının restitüsyon projesi kurul arşivindeki dosyasında 1988 yılında hazırlanan rölöve projesine ve yapıdaki izlere göre hazırlanmıştır.

Buna göre;

  • Bodrum kata -yukarıdaki dükkândan- inen merdiven 1988 yılındaki rölöve projesine  uygun olarak kaldırılmıştır. Bodruma mevcutta da bulunan zemin kat giriş holündeki taş basamaklardan sadece iniş verilmiştir. Depo alanlarındaki bölücüler eski rölövesine uygun olarak restitüe edilmiştir.
  • Zemin katta giriş holünün 2 sahında kalan dükkânlar korunmuştur. Hole bakan ve yakın dönemde kapatılan açıklıklarda eski rölövesine uygun olarak ahşap doğrama kullanılması önerilmiştir. Doğrama önlerine ise demir kepenekler yapılmıştır.
  • Asma katlar, eski rölöve projesine uygun olarak hazırlanmıştır.
  • Birinci ve ikinci kat plan şemasında mevcut durum ile farklılık yoktur. Sadece odalar arasında geçiş sağlayan ve yakın dönemde kapatılan bölümler açılarak özgün olarak ahşap kapı çizilmiştir. Birinci katta eski rölövesine uygun olarak bayan tuvaleti yerine depo alanı yapılmıştır.
  • Cephelerde mevcut durum korunmuş, doğramalar kanatlı ahşap doğrama olarak önerilmiştir. Dükkân vitrinleri eski rölöve projesi ve Ali Talat’ın kitabı dikkate alınarak restitüe edilmiştir.
Goad haritası 1905
1988 yılındaki rölöveye ait bodrum kat planı
1988 yılındaki rölöveye ait zemin kat planı
1988 yılındaki rölöveye ait birinci kat planı
1988 yılındaki rölöveye ait ikinci kat planı
1988 yılındaki rölöveye ait kesit

 

1988 yılındaki rölöveye ait giriş cephesi

TARİHİN GİZLENDİĞİ HADIMKÖY TREN İSTASYONU

TARIHIN GIZLENDIGI HADIMKÖY TREN İSTASYONU

Yrd.Doç.Dr. Yonca Kösebay Erkan, Kadir Has Üniversitesi

 

GÜNÜMÜZDE HADIMKÖY

Hadımköy[1] günümüzde Arnavutköy ilçesine bagh olup Avcılar ve Kücukçekmece ilgeleri ile komşudur. istanbul’u Avrupa’ya bağlayan TEM otoyolunun kuzeyinde yer almakta ve Eşikinoz Vadisi içinde konumlanmaktadır (Karakuyu, 2008, 1).

Hadımköy Istanbul’u batıdan koruyan önemli askeri merkezlerden biri olma özelliğini 1959 yıhna kadar korumuş, bu tarihten sonra Kolordu nitelikliğindeki birlik, küçülerek Tugay birliğine dönüşmüştür (Karakuyu, 2008, 23). Askeri yapılardan Hadımköy Hastahanesi, demiryoluna yakm olarak konumlanmıştır. Hadımköy’ün merkez mahallelerini Hastane ve istasyon Mahalleleri oluşturmaktadır. Günümüzde Hadımköy önemli bir lojistik merkezi durumundadır. Bölgede bulunan önemli yapılar arasında Hadımköy Hastahanesi sayılabilir. gatalca Bölgesi Kumandanhk Merkezi olan Hadımköy’deki Hastahane, II. Abdülhamid döneminde 1887 temeli atılarak 1891 yıhnda tamamlanmıştır. Hastahane, Balkan Savaşı (1912), I. Dünya Savaşı ve ganakkale Savaşlan sırasmda önemi görevler üstlenmiştir. Bu yıllarda hastahanenin kapasitesinin yeterli olmadigı anlarda vagonlann koğuş olarak kullanıldigi bilinmektedir. Yapı 1927 yıhnda ?ikan bir yangınla tahrip olunca iki yıl kapah kalmış, onanldıktan sonra 1938 yıhna kadar kışla olarak kullanılmıştır. Bu tarihten sonra 1985 yıhna kadar orduevi olarak hizmet vermiştir (Özbay, 1981, 461-463). Yapmın 2005 yıhnda revir olarak hizmet verdiği bilinmektedir (Cifci, 2005, 216).

JSTASYONUN KONUM ÖZELUKLERJ

Günümüzde Kü?uk?ekmece istasyonu (23+897), gatalca istasyonu (61+673), Kabak?a istasyonu (74+460) yer almakta, Hadımköy istasyonu ise Ömerli-Yeşilbayır arasında inşa edilen tünelin 14 Kasım 1980 tarihinde hizmete aglmasıyla istasyon işlevini yitirmiştir (Karakuyu, 2008, 3). Günümüzde Hadımköy istasyonu’nda raylar görülmez. Ancak Hadımköyü, yalnızca bu niteliği ile yani 1980 yıhnda terk edilmiş kü?uk bir istasyon olarak hayal edenler, büyük bir aymazhk i?inde olduklannı bilmelidirler.

Hadımköy gatalca’ya bagh önemli yerleşmelerden biridir. gatalca’da yer alan inceğiz Mağarası bölgenin Traklar döneminden beri bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir (www.catalca.bel.tr). gatalca ‘nm Büyük iskender’in generallerinden Aya Metris tarafından kurulduğu ve buna bagh olarak Metris2 (Metron, Metraj, Metrai ) adı ile anıldigı bilinir. Bir diğer inancışa göre kentin admın Haniçe olduğunu belirtilirken, Krai Yağfur (Yekfur)’un kızı Haniçe’nin yaylagi olması nedeniyle bu ismi aldigını ve Krai tarafından burada bir kale yaptınldigi belirtir. Sözü edilen kalenin gatalburgaz kalesi olduğu tahmin edilmektedir.

Bizans döneminde Konstantinopol’u korumak için Bizans Imparatoru Anastasius tarafından 507-511 yıllan arasında gatalca’nın Karadeniz kıyısmdaki Evcik iskelesi (Plajından)’nden Silivri ilçesinin batısmdaki Kanncaburnu’na kadar uzanan surlan yaptırmıştır. Karadeniz ve Marmara kıyılan arasında uzan bu uzun sur duvannın bir bölümü halen ayaktadır. Aynı zamanda Konstantinopol’e su ihtiyacını sağlamak üzere inşa edilen su kemerleri Kurşun Germe ve Balh Germe Su Kemerleri o dönemden bugüne uzanan izlerdendir.

 

Çatalca’nın Osmanh himayesine geçmesi I. Bayezid zamanında olmuştur. Alanın stratejik niteliği her zaman önemini korumuş, 1865 yılmda Istanbul’un kazalanndan biri haline gelmiştir. Tanm alanı ve çayır niteliği, Istanbul’a bu ürünlerin pazarlanmasında etkin olmuştur. Aynca Bizans ve Osmanh Dönemlerinde gatalca’nm av alanı olarak rağbet görüdugu bilinmekte, bu özelliğini 20. yüzyıhn başlanna kadar koruduğu, yabancı elgi ve misafirlerin sıkhkla bu alanda, özellike Hadımköy Korusu’nda av yapmak igin izin talep ettikleri resmi belgelerden izlenebilmektedir3.

Ancak Osmanh imparatorluğu’nun 19. yüzyıhn ortalanndan itibaren toprak kaybetmesi, gatalca bölgesini Balkanlar’dan gelen göçmenler igin önemli bir iskan bölgesi haline getirmiştir. Bunun da ötesinde Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar geçen dönemde aktif çatışmaların yapıldigi bir savaş alanı neteliğindedir. 1877-78 Rus Harbi yıllan sırasmda Ruslar ile, 1912 yıhnda Balkan Savaşı sırasında Bulgarlar ile çarpışılmıştır. Aynı yıllarda Yunan ve Fransız ordulannm bu bölgede karargahlan bulunmaktadır.

Bölge, Cumhuriyetin Kuruluşu’na kadar oldukça harektli yıllar geçirmiştir. 1909 yıhnda Sir William Mitchell Ramsay[2] ve eşi Lady Ramsey ingiltere’den istanbul’a yaptıklan bir seyahatte gatalca ve Hadımköy’ün o sıradaki durumunu bizlere aktarmaktadır. Seyahat 17 Nisan’da iskoçya’da başlayıp, Hamburg üzerinden Berlin’den trenle devam etmiştir. Ramsay ailesi 20 Nisan’da gatalca ve Hadımköy civanna ulaşılabilmiştir.

Geg ak§am üzeri, Qatalcada uzun saatler bekledikten sonra, bu ogleden soma Constantinople^ saat llde ulaşmş olması gereken Orient Express arkasmdaki Paris ve Ostend vagonlarıyla gelerek bizim trenin arkasma eklendi. Epey sonra gitmemize izin verilirken arkamızda bir trooop askeri treni Çatalcada bıraktık. Cunkü birlikler meğer burada tren değiştirmiyormuş da bir sonraki Hadem-Keuide değiştiriyorlarmis. Oroya ulaştgimzda, iki tabur asker gördük, acemi bir göztin tespitine göre tahminen toplam 800- 1.200 asker olmalıydılar.Sola doğru ilerliyorlardı, ileri saflarda yer alacaklarmis, ki bulunduğumuz noktadan toprak siperlergok uzakta olmayan siperlerini görebiliyordukd ancak orada görünen hie asker yoktu. Taburlar zaten bir miktar uzaktaydılar ve istasyon ve diğer yapılar onları trenden fotoğraflamayı olanaksız kılıyordu. Trenin Constantinoplee tarn gaz hareket edebileceği riskini alarak karimm fotoğraf makinasmı alıp da ha yakmdan fotoğraflarim gekmeye gittim. Burada ve her yerde serbestge istediğimiz kişinin veya yerin fotoğrafmi gekebiliyorduk. Kimse bizi bölmedi, aksine hepsi Hürriyet yanhsıydı ve saklayacak birşeyleri yoktu (Ramsey, 2005, 50).

1924 yıhnda gerçekleşen Mübadele ile bölgedeki Rumlar Yunanistan’a giderken, Yunanistan’ın Selanik, Naseliç, Drama, Serez, Demir hisar ve Langaza yerleşmelerinden çok sayıda göçmen bu bölgeye gelmiştir. 1923 tarihli bir beige Osmanh topraklanna gelen göçmenlerin durumunu gösterir. Mübadele, imar ve iskan Vekaleti tarafmdan coğrafi olarak sınıflanan on mıntıka halindeki gruplardan gatalca bölgesi, Istanbul Mıntıkasmda yer almış ve Istanbul’a gelen toplam 265091 kişinin 18759’unun gatalca’ya geldiği belirtilmiştir (Cengizkan, 2004, 28). Söz konusu kişilerden ancak 6045 kişisi iskan edilebilmiştir. Bu yıllarda bakanhk eli ile Osmanh Devleti, göçmen sorununa elden geldiğince eğilerek ilgili düzenlemeleri yapmıştır. Çok sayıdaki girişimden biri 1924 yılında göçmenlere nasıl arazi ve emlak dagitılacağı konusunda yayınlanan bir talimatnamedir (Cengizkan, 2004, 31).

Osmanh topraklanna gelen çok sayıdaki Müslüman gocmenlerin dışmda, Osmanh’ya sigman gruplar da mevcuttu. 1920-23 yıllan arasında Rusya’dan gelen mültecilerin sorunlanna , Amerikan Kızılhaç örgütünün bölgede kurduğu kamplarda sağlanan saghk ve bannma olanaklan merhem olmuştur. Amerikan Kızıl Haci Doğu Asya Müdürü Binbaşı Charles Claflin Davis[3]’in önderliğinde Hadımköy, Sancaktepe, Kabak?a ve gilingir’de mülteci kamplan kurulmuştur. Söz konusu kampların çevresi, istasyonlann durumu, kurulan barınaklar, hastaneler ve hatta mültecilerin bir günlük tayınlan bile fotoğraflarla belgelenmiştir.

Bölgedeki istasyonlar yukanda sözü edilen askeri, siyasi ve toplumsal olaylann büyük bir bölümüne tanıklık etmiştir. Bazı durumlarda insan ve mal taşınması, bazı durumlarda istasyon alanlannda muhacirlerin misafir edilmeleri, diğer başka zor anlarda ise vagonlann hasta yatakhanesi olarak kullanılması gerekmiştir. Hadımköy istasyonu ise bu olaylann merkezinde yer alır.

[1] TCDD I.Bölge Eğitim Miiclür Yardımcısı Saym Ruhan gelebi’ye desteği için çok teşekkiir ederim. Belediye kaynaklan Metris’in Osmanhca siper anlamma geldiğini ileri siirmektedir (www.catalca.bel.tr)

 

[2] BOA Tarih: 26/R /1310 (HicrT), Dosya No: 28, Gömlek No: 38, Fon Kodu:Y..PRK.B§K.ö  W.M. Ramsay (1851-1939) iskoç arkeolog ve Yeni Ahit Profesörii. Özellikle KLiciik Asya tarihi konusunda uzmanlaşmış, Oxford’da Klasik Sanat ve Mimarhk Tarihi Profesörlügii yapmıştır (www. en.wikipedia.org)

[3] Daha detaylı bilgi için bkz. Charles Claflin Davis Arşivi, Harvard Universitesi. Binbaşı gösterdiği üstün başandan ötürü 1921 yılında Osmaniye Nişanı ile ödüllendirilmiştir. BOA Tarih: 26/Ra/1340 (HicrT)ö Dosya No:74, Gömlek No:23, Fon Kodu: J..DUJT.

 

Şekil 1. Mültecilerin ekmek, kurutulmuş sebzeler, kuru et, çay, şeker ve tuzdan oluşan günlük tayınlar
Şekil 2. Hadımköy, Genel g6rünü§, 1921.
Şekil 3. Hadımköy istasyonu gevresi, 1921
Şekil 4. Hadımköy istasyonu 1921

KÜCUKÇEKMECE-ÇATALCA DEMİRYOLU NUN İNŞA SÜRECi

Rumeli Demiryolu, “Société Impériale des Chemins de Fer de la Turquie d’Europe” [Rumeli Demiryollan Şirket-i Şahanesi] adıyla 1870 yılmda Paris’te bir Fransız şirketi olarak kurulmuştur (Engin, 1993, 61). Baron Hirsch tarafmdan 1878 yılma kadar işletilmiş, bu tarihte şirket Avusturya himayesine geçerek Şark Demiryollan admı almıştır. 1889 yılmda Şark Demiryollan Almanlara devredilmiştir (Engin, 1999, 696). 1910 yılmda §irket bir Osmanh Anonim şirketi haline gelmiş ve Türkiye topraklannda kalan bölümü 1936 yılmda ulusalla§tınlmı§tır (Erkan, 2011, 42).   Rumeli demiryolunun Kücukçekmece – gatalca arası 21 Temmuz 1872 tarihli irade ile hizmete girmi§tir. Buna göre Sirkeci- gatalca arası 26 Ağustos 1872 tarihinden itibaren i§letmeye agılmı?, Konstantinople (Sirkeci), Yedikule- Makriköy (Bakırköy), San Stefano (Ye§ilk6y), Kü?uk?ekmece, Hadımköy ve gatalca istasyonlanndan olujmaktadır[1]. 25 Mart 1896 yılmda Bulgaristan Prensi Hadımköy istasyonu’ndan ge?erek Dersaadet’e gitmi§tir[2]. Söz konusu yıllarda bu bölge büyük oranda kırsal bir nitelik göstermekte, hayvanlann istasyon alanına sokulmaması konusunda uyanlar yapılmaktadır[3]. 1890 yılmda Hadımköy’den Yassıviran’a 12 km uzunluğunda bir dekovil hattı in§ası için güzergahm belirlenmesinde Erkan-ı Harbiye’den görevlilerin nezaret etmesi istenmi§tir[4].

[1] Bkz. 26 Ağustos 1872 tarihli Levant Herald Gazetesi, Chemin de Fer de la Turquie D’Europe Service de Voyageurs adlı ilan. Aynı gazetenin Ekim 1874 tarihli niishasında söz konusu istasyonlar KLicLikçekmece, Hadımköy, Qatalca, Kabakg, Sinekli, Qerkezköy olarak belirtilmiştir.

[2] BOA, Tarih: 11/L /1313 (HicrT) Dosya No:l Gömlek No:97 Fon Kodu: Y..PRK.OMZ.

[3] BOA, Tarih: 16/N /1310 (HicrT) Dosya No:8 Gömlek No:20 Fon Kodu: DH.MKT.

[4] Tarih: 18/L /1308 (Hicrî)1890-91 Dosya No:64 Gömlek No:70 Fon Kodu: MV.Tarih: 01/M /1309 (Hicrî) Dosya

No:53 Gömlek No:1 Fon Kodu: Y..MTV. Bkz. Şehbal Dergisi 14 Temmuz 1913

Şekil 5. Nakka§ Köyü Haritası. Ölçek 1/63.000 (Osmanhca baskı; renkli; 96×68, 92×65 cm.)

HADIMKÖY İSTASYONU

Demiryolu yapılanna ili§kin belirtilmesi gereken ilk konu terminolojiye aittir. istasyon, trenlerin durduğu alanın tamammı tarif ederken, bu alan içinde birden fazla yapı yer ahr. Bu yapılar bir istasyon alanında trenlerin yolcu ve yük ta§ımacıligmı gerçekle§tirebilmeleri için gerekli türn i§levlere cevap verecek çe§itliliktedir. Bunlar kamu kullanımma yönelik olanlar ile demiryolu çalı§anlanna yönelik olanlar olarak iki gruba aynlabilir. Halkın yararlandigi yapılar yalnızca yolcu binalanndan olu§maz; mallann indirileceği nhtımlar ve bunlarla ili§kili depo alanlan, helalar, büfeler olabiliriken, demiryolu çalı§anlannın kullandıklan yapılar arasmda ise en büyük bölümü çalı§anlann yaptıklan i§lerle tanımlanan lojman binalan oluşturmaktadır. Yani makasgınm kalacağı konut, tren şeflerinin kalacagi mekanlar, iscilerin bannacağı lojmanlar, demirciler, marangozlann ikamet ettikleri lojmanlar gibi. Lojmanlarla ilişkili olarak içme suyu kuyulan, temiz su kuyulan, kümesler, bahçeler de çalışanlarm yaşamlan igin gerekli alanlardır. Bir de trenlerin teknik olarak işletilmesinde yardımcı yapılar söz konusudur. Örneğin, buharh trenlerin galı$tınlabilmesi için kömür depolan, lokomotifin su ihtiyacı için gereken suyun depolandigı zeminden yüksekte planlanan su depolan, depodaki suyu lokomotife aktaracak olan su cendereleri, yanan kömürün küllerinin boşaltılacağı alanlar da istasyonlarda sıkca karşılaşılan birimlerdendir. Yük taşımachgı ile bağlantıh olarak vagonlardaki yükü tartan hidrolik tartılar, vagon yüksekliğini işaretleyen yükleme gabarileri teknik ekipman arasmdadır. Bunlann dışında lokomotif depolan, bakım depolan gibi yapılar önemli kavşak noktalannda yer alabilmektedir.

Elimizdeki Hadımköy’e ait 1/1000 ölgekli vaziyet planmda istasyonun 1891 yıh ile 1905 arasındaki gelişimi gözler önüne serilmektedir. Vaziyet planı üzerinde yapılan tanımlayan yazılar Almanca kaleme ahnmıştır (Bilindiği üzere Osmanh devleti nezninde demiryolu şirketlerinin dili Fransızca ve Osmanhca’dır. Ancak 20.yüzyıl başına ait belgelerde, yani Almanlann demiryolu inşaatlannda hegomonya elde ettikleri yıllarda üretilen planlarda Almanca’nın kullanılmış olduğu tespit edilmektedir. Bu planlann inşaatı yürüten Alman firmanın i? belgeleri mi olduğu yoksa Osmanh Devleti ile paylaşılan evraklarda Fransızca’nm yerini mi aldigı kesin değildir). Yapılar üzerinde kırmızı mürekkep ile bazı yapılann inşa, bazılannın ise yıkılma tarihi belirtilmiştir. Bu vaziyet planına göre istasyon sahasınm olduk?a değişken bir topografyaya sahip olduğu, belli noktalarda arazinin şev yaptigı görülmektedir.

Şekil 6. Hadımköy istasyonu Vaziyet Planı 1/1000

istasyon alanının yakın çevresinde askeri nitelikli yapılar dikkati çekmektedir. Hattın güney yakasında yolcu binasınm yanısıra Zaptiye Barakası ve bir hela görülmektedir. Buna karşm hattın kuzey yakasında farkh görevliler igin lojmanlann inşa edildiği görülmektedir. Lojmanlar arasmda bir bahçe düzenlenmiş olduğu dikkatlerden kaçmaz. Bu tiir bahçelere, lojmanların yaşam alanı olarak düşünüldugu, 20. yüzyıl başma ait istasyonlarda sıkca karşılaşmaktayız (Lüleburgaz istasyonu gibi). Hat boyunca kuzey batı yönünde ilerlendiğinde, hattın güney yakasında Kaiserlisches Magasin (imparatorluk Deposu) ve Kaiserlisches Telegrapheanant (imparatorluk Telgrafhanesi) olduğu belirtilmiştir. Sözü edilen istasyonun özellikle güney yakasınm askeri niteliği dikkat çekicidir.

Hattın Yolcu Binasınm bulunduğu güney tarafında, 1905 yılmda yıkıldigi belirtilen bir lojman ile bir hela yer almaktadır. Vaziyet planında yolcu binasınm gerisinde I ile işaretlenmiş yapı için Vermietheter Lagerplatz an Henri Bariola 240m (Henri Bariola[1]’ya kiralan depo) aciklaması yer almaktadır. Yolcu binasınm güneyinde Askeri Kumandanm Evi (Wohnung der Militaire Comandament) ve Hükumet Binalan (Regierungs Gebaude) olduğu görülür. I ile işaretlenmiş yapının güneyinde ise Bakal (Bakkal?) adı verilen 5 adet farkh boyutta bina yer almaktadır.

[1] Henri Bariola, 1883 yılmda Teselya Demiryollan hakkmda, 1885 yılmda ise Les Chemin de fer la Turquie d’Europe adlı kitaplan yazmıştır. Bu kitapta ek 4. yer alan belgede 1874 yılmda italyan bir heyetin Selanik Üskiip demiryollan hakkmda yazdigi rapor sunulmuştur. Burada Henri Bariola’nm kendine adma bir şirketi olduğu belirtilmiştir.

Şekil 7. Hadımköy istasyonu Vaziyet Planı, ÖI?ek 1/1000 Hattın kuzeyinde de bir Bakkal binası ve ekleri işaretlenmiştir.
Şekil 8. Lojman Binası, Plan, Ölçek:l/100

§ekil 8de görülen lojman binası, bu tür belgelerde görmeye ahşık olduğumuz bir şekilde lojmanın kime/kimlere ait olduğunun ipuglarmı verir. Yapının bir bölümü Zimmermanlara (Odacı) bir diğer bölümü ise Schmiedlere (Demirci) aittir. (Vaziyet planı üzerinde Schniedler ve Tischler (Marangoz) olarak belirtilmiştir). Ancak boyutlan itibariyle demircilerin daha fazla sayıda oda/mekana sahip olduklan görülmektedir. Odacılann yan tarafmda ise trenlere ait malzemenin depolandigi bir alan ile odun deposu yanında ise kümes (stall) yer almakta diğer yanındaki kiler ile odacılann konutu önünde bir avlu oluşturmaktadır. Bu tiir birimler, istasyon alanlanndaki domestik yaşam ihtiyaçlanna cevap vermektedir. Demircilerin de kendilerine ait bir kümesleri bulunmaktadır. Depo alanlannda, mevcut yapmın ahşap bir yapıya dönüştürülmesi yönünde kırmızı mürekkep ile revizyon yapıldigi anlaşılmaktadır.

§ekil 9. Yolcu Binası, I.Kat ve Giriş Katı Planlan, Ölçek:l/100

Vaziyet planmda bağımsız kat planlan ile görülebilen 1872 yıhnda inşa edilen yolcu binasınm onanm gördugü 1891 yılmdan sonra 1892 ve 1905 yıllannda genişletildiği, kırmızı mürekkeple işaretlenmiş ve tarihleri ile belirtilmiştir. Yolcu binasınm ilk hali 11.25 m uzunluğundaki ana bina yanındaki 8.1m uzunluğundaki kiler/depo alanmdan oluşmaktadır. Buna göre ana bina iki bölümden oluşmakta, ilkinde üst kata erişim sağlayan merdiven ve büm, iki açıkhkla geçilen diğer bölüm ise bekleme salonu olarak planlanmıştır. Daha sonra 1892 yıhnda bekleme salonunun yanında I. ve II. Smıf bekleme salonu ile Haremlik bekleme salonundan oluşan 4.5 m genişliğinde bir ek yapılmistır. Yolcu Binasınm bu ana birimi yanındaki kiler/depo alanı da üçe bölünerek §eflerin (Chefs), tren müdürleri (Bahnmeisters) ve istasyonun kullanımma aynlmıştır. 1905 yıhnda bu birimin diğer yanma 4.4m genişliğinde bir ek yapılarak (Makasçı Lojmanı olarak) bu bölüm geni§letilmi§tir. Daha ileriki bir tarihte ise bu birimin yanma 4m genişliğinde bir ahşap bir ek ilave edildiği anlaşılmaktadır.

Yolcu binasmın ana biriminin I. Katı lojman olarak kullanılmaktadır. list katta merdivenin bir kolu üzerinde tuvalet yer almaktadır. Merdivenin sırasmda yer alan iki oda Bahnmeisterlerin, karşısmdaki sırada yer alan üç oda ise istasyon §eflerine aittir. Kiler/deponun üzerine denk gelen kısım eşya deposu olarak kullanılmakta, bu alanm içinde bir bölme ile aynlmış olarak istasyon eleven(?) konutu yer almaktadır. Eşya deposunun hem hat yönünde hem de arka cephede birer nhtımı bulunur. Hat yönündeki nhtımın genişliği 1.85m iken diğeri oldukça dardır. Bu nhtımlara altı basamak ile çıkılmaktadır. Deponun her iki cephede yük geçişine olanak tanıyan boyutlarda birer kapısı bulunmaktadır.

Hattın giiney yakasmda kücuk birer yapı olmakla birlikte bir Hela ve Zaptiye Barakası kagir olarak inşa edilmiş yapılardır. Hela kadın/erkek olmak üzere sırt sırta yer alan iki birimden oluşur. Boyutlan 3.56m x 2.72mdir. Zaptiye barakası ise bir köşesinde ocagm yer aldigı 5.09m x 4m boyutlannda bir yapıdır.

Şekil 10. Bahnerhaltung Konutu ve işçi Lojmanı, Planlan, Ölçek: 1/100

Sözü edilen belgede kat planlanyla belirtilmiş olan bir diğer yapı Bahnerhaltungun Konutu (Trenlerin bakımını yapan kişi) başhgını taşımaktadır. Bu yapı da hattın kuzey yakasmda konumlanmıştır. Konut olarak kullanılan 10.4m x 8.27m boyutlannda iki kath kagir bir birimin yanmda kagir tek kath ahır, çamaşırhane, odun deposu ve bir avludan oluşan yardımcı birimler yer ahr. Bu tür kendi avlusu olan bir yapı kentsel bölgelerde karşımıza cikmaz. Konut olarak kullanılan diğer birim Tren Müdürü (Bahnmeister) ve Katip (Schreiber) için iki bölümden oluşur. Her birimin kendine has mutfağı bulunur. Katta, merdiven sahanhgma yerleşen tek bir tuvalet vardır. list katta ise bir yaşama birimi, bir oda ve bir büm mekanı ile bir mutfak ve bir tuvalet yer almaktadır. Aynca kısmi bir bodrumu bulunmaktadır.

Aynca 8.35×6.30m boyutlannda kagir iki kath bir işçi lojmanı kırmızı mürekkep ile çizilmiş ve yapım yıh olarak 1901 tarihi belirtilmiştir. Bu yapınm giriş katmda bir oda ve mutfak, üst katta ise iki oda yer almaktadır. Konutun tuvaleti yine merdiven altında cozülmustür.

Demiryolu yapılan inşa edildikleri dönemden günümüze gelene değin siirekli değişim geçirmişlerdir. Mevcut duruma bakarak bu değişimin izleri yalnızca kısmen izlenebilmekte, yapınm özgiin durumuna ilişkin kesin yargılara vanlamamaktadır. Bunun nedeni, özgün mimari dilin tekran olacak şekilde yapılann eklerle geliştirilmiş olmasıdır. Bu durumda özgün mimari çizimlerin varhgi, yapılann gegirdikleri evrimi anlamamıza büyük katkı sağlamaktadır.

Yapı günümüzde lojman olarak kullanılmaktadır. Yolcu Binası işlevini uzun zaman önce yitirmiştir. Mevcut rölöve üzerinde 1891 öncesi ve 1892 yılmda yapılmış olan ekleri yapı üzerinde hala izlebiliyoruz. Ancak yapınm her iki yanına inşa edilmiş yeni ekler de olduğu gözlenmektedir. Ancak bu eklerin 1958 yılmdan önce yapıldigi bilinmektedir.

SONUÇ

işlevini yitirmiş olan Hadımköy istasyonunda günümüzde dokuz adet tescilli yapı dikkati çekmektedir. Bunlar, yolcu binası, mal deposu, yatakhane, istasyon şefinin lojmanı, kısım şefinin lojmanı, baş memur lojmanı, iki adet lojman, yol çavuşu ve baş manevracı lojmanından olarak adlandınlan yapılardır. Edinilen bilgiler, Hadımköy istasyonunun Arnavutköy Belediyesi tarafından bir kültür kompleksi haline çevrileceğidir. Bu amaçla mevcut tescilli yapılann korunarak işlev değiştireceği, bunun yanısıra çağdaş yapılar ile alanın uygun işleve kavuşturulacağı belirtilmektedir.

Demiryolu yapılan, özellikle Hadımköy istasyonu gibi tarihten önemli izler taşıyan alanlar, bu misyona uygun şekilde işlevlendirilmelidir. Söz konusu yapılar günümüzde hala oldukça sağlam durumda olmalanna rağmen, insanın devreden cikmasıyla hızla tahrip olabilmektedir. Ancak insanın devreye girmesi, doğanm tahrip hızınm çok ötesinde zararlara neden olmakta, bizleri toplu(msal) hafıza kaybma itebilmektedir. Koruma/kullanma dengesi, tarihi ön plana cikaracak şekilde gözetilmeli, uluslarası kuruluşlann benimsediği ve örnek gösterdiği kriterler ışigında ele ahnmadır. Önemli bir demiryolu mirası kabul edilen Hadımköy istasyonu, kadınlann-erkeklerin, milletlerin-muhacirlerin, prenslerin-sultanlann, askerlerin-çocuklann, hastalann-şehitlerin, savaşın ve banşın kesişim noktası olmuştur. Anılan proje hayata geçecek olursa, bu değerli kültürel peyzaj alanmda yer alan Hadımköy demiryolu yapılannın Kültür Kompleksi olarak gelecek nesillerin yükselmesine olumlu katkılan olması ümidiyle…

Şekil 18. Yolcu Binası içinde merdivenin yanındaki su pompası

KAYNAKÇA

BARIOLA, H. (1885), Les Chemin de fer la Turquie dEurope.

CENGIZKAN, A. (2004) Miibadele Konut ve Yerleşimleri, ODTÜ Yayınlan, Ankara.

ENGiN, V. (1993), Rumeli Demiryolları, Eren Yayınlan, Istanbul.

ERKAN, Y. (2011) 20. Yüzyıhn Başında Lüleburgaz Tren istasyonu, METU JFA, 2011/1 (28:1), 177-190.

ERKAN, Y. (2007) Anadolu Demiryolu çevresinde Gelişen Mimari ve Korunması, Yayınlanmamış Doktora Tezi, iTU Fen Bilimleri Enstitüsü, Istanbul.

KARAKUYU, M. (2008) Hadımköy; Bejeri ve Ekonomik Coğrafya Özellikleri ve Kentlejme Süreci,

Hadımköy Belediyesi Bilimsel Kültür Yayınlan, istanbul.

RAMSEY, W.M. (2005), The Revolution in Constantinople and Turkey: A Diary, Elibron Classics.

www.catalca.bel.tr

www. en.wikipedia.org

Eyüp, Kaptanpaşa Camii Proje Raporu

İSTANBUL MESCİTLERİNİN MİMARİ GELİŞİMİ(15.16.17.YY)

  1. yüzyılda İstanbul’da inşa edildiği tespit edilebilmiş olan 74 adet mescitten 8 külliye mescidi, mimari özellikleri bakımından özgünlüğünü koruyarak günümüze gelebilmişlerdir. 34 adet bağımsız ve tekke mescidi ise zaman içinde çeşitli tamirler ve yenilenmeler sonucu büyük ölçüde özgün karakterlerinin yitirmişler, daha geç dönemlerin mimari ûsluplarını günümüze taşıyarak gelmişlerdir. Bugün, geriye kalan 32 mescitten birçoğunun yerini dahi tespit etmek mümkün değildir. Bu mescitlerden tekke ve bağımsız mescitler grubuna girenlerin tamamına yakının, dikdörtgen ya da kareye yakın dikdörtgen olan, plan şemalarını korumuşlardır. Ancak bazılarının 17. yüzyılda İstanbul şehrinin yapılaşmasındaki yoğunluğun arasında sıkışıp kalarak planlarının zorunlu bir deformasyona uğradığı görülür. Bu açıdan farklılık yaratan mescitlerin dışında kalanlar, özgünlüklerini büyük ölçüde koruyarak günümüze gelebilmiş olan Sinan mescitlerinin plan şemalarıyla benzerlik gösterirler.

Gerek 17. yüzyıl İstanbul mescitleri, diğer dönemlerde inşa edilen mescitler gibi zaman içinde en çok tahribata (özellikle yangın ve depremler gibi doğal afetler sonucu) ve değişime uğrayan yapı tipleri olmuşlardır. Her iki dönemde de mimari karakterlerinin ve plan şemalarının fazlaca değişmeden günümüze gelebilen az sayıdaki örnekleri karşılaştırıldığında, planlarının yanı sıra örtü sistemlerinin (ki bunlar düz ahşap tavanlı ve kiremit örtülü kırma çatılardır) ve duvar örgülerinde kullanılan yapı malzemelerinin benzerlikleri dikkati çeker. Kare (Davud Ağa, Ahmed Çelebi ve Defterdar mescitleri) ve dikdörtgen (Mimar Sinan ve Sokullu) planlı Sinan mescitlerinin moloz taş (Davud Ağa, Hacı Hamza, Ahmed Çelebi), taş ve tuğla (Sokollu ve Mimar Sinan mescitleri, kesme taş (Defterdar ve Hasan Çelebi mescitleri) duvar örgüler 17. yüzyıl İstanbul mescitlerinde de karşımıza çıkmaktadır, örneğin Arapkapısı, Tuti Abdüllatif ve Kadirihane Mescitleri moloz taş duvar, Sirkecibaşı ve Yalıköy Mescitleri taş ve tuğla duvar, Bayrampaşa Külliyesi ve Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi Mescitleri ise kesme taş duvar örgülüdür.

Sinan ve 17. yüzyıl mescitlerinde genel olarak alt pencereler dikdörtgen açıklıktı ve taş söveli, üst pencereler ise kemerli ve alçı şebekelidir.

Genelleme yapıldığında diğer bir ortak özellik, minarenin yapıdaki konumudur. Yine Sinan mescitlerinde son cemaat duvarının bir ucunda ya da kütleden uzak, avlu kapısı yanında bulunan minare, 17. yüzyıl İstanbul mescitlerinde farklı bir konumda değildir. Anadolu Selçuklu çağının minareli taç kapılarını hatırlatan avlu kapısına bitişik minare uygulaması 17. yüzyılda inşa edilen Tulumcu Hüsam Mescidi’nde de minarenin giriş kapısı üzerine yerleştirilmesi ile tekrarlanmıştır. Sinan mescitlerinden Sokullu Mescidi’nin açık merdivenli “minber minare “sinin bir benzeri olarak, 1614 tarihli Arabacılar (Hoca Halil Attar) Mescidi’nin ilk minaresi gösterilebilir.

Sinan mescitlerinde son cemaat yeri, cephede beş ya da dört, yanlarda iki açıklıklıdır. Son cemaat yeri ile harimi ayıran duvarın merkezinde kapı ve iki yanında birer pencere bulunmaktadır. Kapı merkezden sağa kaydırılmış ise, yanındaki iki pencere arasında bir son cemaat yeri mihrabı yer alır Bu düzeni 17. yüzyılın ilk yansına tarihlenen Defterdarburnu Mescidi’nin son cemaat yeri duvarında görülür. Ancak 17. yüzyılda inşa edilen mescitlerde son cemaat yeri, harim bölümünden çalınarak ya da kapalı mekanın giriş cephesine sonradan ilave edilerek yapılmıştır.

Klasik dönem Sinan mescitleri ile 17. yüzyıl İstanbul mescitlerinin mimari açıdan karşılaştırılmasında, bazı farklılıkların dışında genel olarak klasik dönem ve onu takip eden 17. yüzyıl boyunca bu yapı tipinin benzer mimari özelliklere sahip olduğu ve herhangi bîr tipolojik gelişim göstermediği sonucuna varılabilir.

  1. yüzyıl Sinan yapıları, padişah, Valide Sultan ve sadrazamlar tarafından şehrin önemli mevkilerine cami ve külliyeler olarak inşa ettirilirken, bu asrın sonlarına doğru devlet bütçesinin zaafı, mimari alanda da etkili olmuş ve duraklama hissedilir bir şekilde belirmiştir. 17. yüzyıl ise, bu etkilerin en çok hissedilen asrı olmuş, büyük dini yapılar hemen hemen (Sultan Ahmed ve Yeni Camii gibi istisnalar dışında) hiç bir örnek veremez duruma gelmiştir.

Bu yüzyıl içinde, Fatih dönemi İstanbul’unun iskan sahaları yoğunlaşma ve dolayısıyla da gelişme göstermektedir. Yeni semtler ve mahalleler oluşmakta, şehir metropolünden uzaklaşmalar izlenmektedir. Bu yeni mahalleler sivil yapı gelişimlerini sürdürürken,  günlük dini ibadetin uzak semtlerde kalan büyük camilerden ziyade yeni oluşan mahallelere daha küçük ölçekli ibadet yapılarının yapılmasını teşvik etmiştir.

Özellikle bağımsız mescitler (Mahalle mescitleri) sivil mimariyi örnek almış, semt sakinin ibadet için başvurduğu, adeta evlerinin oda ve sofası gibi, sakıflı bir görüntü sergilemişlerdir. Yapıların semtlerde imkân bulduğu yer ölçüsünde, yolların kesiştiği köşelerde veya mahalle ortalarındaki alanlarda, fakat çok kere de sivil yapı blokları arasında inşa edilmişlerdir. Bütün bu unsurlar bize, mescit yapısının sivil mimari ile en sıkı biçimde bütünleşen ve kaynaşan bir dini yapı tipi olduğunu kanıtlamaktadır.

Ancak külliye mescitleri, ihtiva ettikleri işlevsel yapılar topluluktan ve banilerinin sadrazam, vezir, hanım sultan gibi kimseler olmaları sebebiyle bağımsız ve tekke mescitlerinden daha muntazam ve kaliteli bir mimari sergilemektedirler. Tekke mescitleri ise özellikle 17. yüzyılda bağımsız mescitlerin dönüştürülmesi ile oluştuklarından, onlarla aynı özellikleri gösterirler.

Mescitlerin yapı malzemeleri de, adeta bu yapısal etkinliğin değişmez bir normu olarak ortaya çıkarlar. 16. ve 17. yüzyıllarda bağımsız ve tekke mescitlerinde genelde moloz taş, taş-tuğla tekniği yaygın olmasına karşın, külliye yapılarında istisnasız kesme taşın kullanıldığı görülür. Çatı örtüsü yüzyıllar arasında benzerlik gösterirken 16. yüzyıldaki mescit yapılarında görülen direkli son cemaat yeri, 17. yüzyılda ortadan kalkmış bunun yerini harim kısmı bölünerek ya da yakın tarihlerdeki onarımlarda sonradan eklenen, genelde ahşap bir kısım olarak ilave edilen, son cemaat yerleri almıştır.

Mescitler çeşitli nedenlerle (özellikle yangınlar ve depremler sonucu) çok sık yıkılan ve tahribata uğrayan yapılar olduklarından, çoğu kez onarım görerek ya da yenilenerek günümüze gelebilmişlerdir. Bu nedenle onarıldıkları ya da yenilendikleri dönemin bezeme unsurlarını taşımaktadırlar. 17. yüzyıl içinde inşa edilen, fakat farklı dönemlere ait bezeme unsurlarının yer aldığı bir çok mescit yapısı ile karşılaşılmaktadır. Bunların çoğu yakın dönemlere tarihlenmektedirler. Bu nedenle 17. yüzyıl için, bu yüzyılda inşa edilmiş mescit yapılarındaki bezeme unsurları göz önüne alınarak bir üslup birliğinden söz etmek mümkün değildir.

KAPTAN PAŞA CAMİİ TARİHÇESİ

Eyüp Vapur İskelesi karşısında, İskele Caddesi üzerinde, Kızıl Mescit Sokağı karşısında yer alan cami  “Çevri Usta”, “Hacı  Mahmud”, “Büyük İskele Camii ” adlarıyla da anılmaktadır.

Hadikat’ül-Cevâmi’ye göre “Eyüp İskelesi Mescidinin banisi Gürcü asıllı el-hac Mahmud Ağa’dır ki İbrahim Hân-Zâdeler’in kethüdalık hizmetinde bulunmuştur. Vefatı, Sultan II, Selim saltanatının başlarındadır. 975 (1567) Mescid, Çevri Usta’nın vefatından sonra malından Şehremini Hayrullah Efendi marifetiyle yenilenmiştir. Çevri Usta, Sultan Mahmud Hân Hazretlerinin hazinedarı olup 1235 muharreminin 21. günü (9 Kasım 1819) vefat ederek Fâtih Sultan Mehmed Cami’i şerifi civarında Nakşidil Valide Sultan Türbesi içine defin olunmuştur.(Hadika,s.345)

Mescit üçüncü kez Bahriye Nazın Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa tarafından 1900’de yapılmıştır. Cami kapısı üzerinde bunu belirten dört satırlık kitabe bulunmaktadır. Bu kitabedeki satırlar Şair Refet Efendi’ye aittir. Minare ilk kez bu dönemde eklenerek cami bugünkü haline getirilmiştir. Eskiden ahşap olan cami bu kez kâgir malzemeyle yenilenmiştir. Bu onarım sırasında tamir sebebi ile masrafı artmış ve tamirden sonra Eyyûbi elhac İzzet Efendi adındaki hayırsever mescide minber koymuştur. Mescit, daha sonra Hasan Hüsnü Paşa tarafından şimdiki şekli ile yeniden yapılmış ve bir de minare ilave edilmiştir. Bunu belirten kitabesi cami kapısı üzerindedir. Dört satır halinde hazırlanmış olan kitabe şudur:

Kapûdân-ı hüsn-ü siret Hasan Paşa-yı deryâ-cûd

Bu âli ma’bedi te’sis idüb çün Cennet’ül-me’va

Okundukça… âyeti mihrâb-ü minberde

Hulûs ile du’â-hân ola tâ-kim millet-i beyzâ

Hüdâ banisin ecr ü mükâfat eylesün inşân

Bi-Hakk beyt-i ma’mûr ü becâyı Ka’bet’ül-ülyâ

Nola mihrabına yazılsa Re’fet bu güher târih

Yapdı Ma’bed’ül-envar-ı pür-feyz Hasan Paşa 1318 (1900) (Haskan, s.36)

Caminin altında çeşme vardır. Önceleri cami vakfı olarak kiralanan iki dükkânı ise günümüzde lojman olarak kullanılmaktadır.

Camiye iki taraflı bir merdiven ile çıkılır. Sade bırakılmış kapalı son cemaat yerinin doğu yönünde iki, giriş kapısı yönünde ise bir pencere ile aydınlatma sağlanmaktadır. Batı yöndeki pencereye ait iz belli olmakla beraber bu pencere sonraki bir tamiratta kapatılmıştır. Sağ tarafta ise kadınlar mahfiline girişi sağlayan merdivenler bulunur. Kadınlar mahfili ahşap malzeme ile oluşturulmuştur. Alçak tutulmuş korkuluklar orta kısımda dışa doğru yarım yuvarlak çıkma yapar.

Harime giriş kapısının iki yanında basık kemerli birer pencere mevcuttur. Harim, kare planlıdır. Mihrap, yay kemerli ve iki yanda plastırlarla sınırlandırılmış çok derin olmayan bir niş şeklindedir. Çiçek motifleriyle bezenmiş olup sade bir görünüm arz eder.

Cami içten kubbe, dıştan ise basit bir çatı ile örtülüdür. Kubbe göbeğinde 1318 tarihli bir ayet vardır. Tavan silmesi oymalı tahtalarla süslenmiştir. Kadınlar mahfili de dahil olmak üzere tavan aplike olarak bezenmiştir. Motifler natüralisttir. Bu süslemelerin bir kısmı sökülmüş, bir kısmının da boyası akmıştır. Cami dıştan, hareketli bir saçak ve silmelerin yanı sıra pencere etrafında plastırlarla hareketli bir görünüme sahiptir.

1984-1985’te yapılan istimlakler sonucu cami doğal dokusundan koparılarak tek başına kalmış, Çevri Usta’nın, caminin yakınında olduğu söylenen mezarı hakkında kesin bir bilgi ya da belge mevcut değildir.

RÖLÖVE RAPORU

PLAN ÖZELLİĞİ

Dikdörtgen planlı olan yapı 13.00 mx 8.80 m. Ebatındadır. 2 katlı olan yapı kesme taş duvarlı, kagir bir camii dir. İlk dönemi ile ilgili belge olmayan camiinin ahşap bir mescit olduğu daha sonradan 1900 yılında tekrardan inşaa edilen yapı günümüze gelmiştir.

Camii alt bölümü mevcutta kadınların abdest yeri ile camii görevli lojmanı olarak kullanılmaktadır. Son cemaat ve harim kısmına kuzey cephesindeki 2 kollu ‘I’ formlu merdivenle ulaşılır. Girişte yapı ile uyumsuz olan yakın dönemde yapılmış pvc doğrama rüzgarlık vardır.

Rüzgarlıktan sonra kapalı son cemaat bölümüne girilir. Son cemaat bölümünün sağ köşesinde minare kürsüsü yükselir. Hemen yanında kadınlar mahfiline çıkış sağlayan ahşap merdiven evi vardır. Son cemaat yeri dikdörtgen formlu olup 4.23 m. X 8.80 m. Ebatlarındadır. Tavanı ahşap çıta tanzimlidir. Döşeme sistemi volta döşemedir. Bu sistem üzerine ahşap kaplama yapılmıştır. Duvarlar sıva üzeri boyadır. Duvarlarda kalem işi yoktur. Son cemaat bölümüne kuzey cephesinde, batı cephesinden 1, doğu cephesinden 2’ şer adet pencere açılır. Harime bakan güney duvarında da 2 adet pencere bulunur.

Son cemaate giriş kapısı cephe orta aksındadır. Kapının karşı aksındaki diğer bir kapıdan da harime girilir. Ahşap olan kapılar özgündür.

Harim 7.40 m.x 7.40 m.  Ebadında kare planlıdır. Her cepheden 2’ şer adet pencere harime açılır. Ahşap doğramalı pencereler yakın dönemde yenilenmiştir. Harimin içi muazzam bir işçiliğe sahiptir. Dışarıdan kırma çatı olan üst örtünün iç kısmı, harim üstü kubbe ile geçilmiştir. Kubbe iç kısmı muazzam bir kalem işçiliğine sahiptir. Minber ve vaiz kürsüsünde tavandaki kalem işlerini ahşap işçiliğe bırakır. Mihrap minber ve vaiz kürsüsüne göre daha az işçiliklidir. Mihrap nişi yarım daire formundadır ve üst kısmı da yarım daire formu ile kapanır. Mihrap nişi etrafında üzengi seviyesine kadar ahşap sütunçeler yapılmıştır.

Ana sahın döşemesi de son cemaat gibi ahşap kaplamadır. Duvarları çalışma sürecinde tekrardan boyanmıştır. Duvarlarda tavanlardaki zenginliğe karşın sadelik hakimdir.

Zemin kat yukarıda da değinildiği üzere abdestlik ve lojman kısımlarından oluşur. Kadınların abdestliğine kuzey cephesinde merdiven alt kısmından girilir. Lojmana ise güney cephesindeki tek kanatlı demir kapıdan girilir. Demir kapıdan dar ve küçük bir hole geçilir. Hole banyo, mutfak ve iki odanın kapısı açılır. Holün solunda kalan odanın içinden 3. odaya geçilir. Lojmanın hol ile soldaki odaları ayıran kagir duvarı ve abdestlikle arasındaki kagir duvar dışındaki diğer bölücü duvarları özgün değildir. Islak mekan döşemeleri seramik, diğerleri laminat parkedir. Duvar ve tavanlar sıva üzeri boyadır. Tavanlar volta döşemedir.

CEPHE ÖZELLİKLERİ

Kuzey cephe fotoğrafı

Yapı cepheleri kesme taştır. Kuzey cephesi dışında diğer 3 cephenin pencere açıklıkları aynı özelliktedir.

Kuzey cephesi aynı zamanda camii giriş cephesidir. Orta aksında sağ ve soldan tek kollu taş basamaklı merdiveni vardır. Bu merdiven ile yakın dönemde yapılan rüzgarlığın sahanlığına oradan da son cemaat bölümüne ulaşılır. Zemin kat ile birinci kat arasında kat silmesi dolanmaktadır. Köşeler sütun görünümünü vermek için dışarıya doğru çıkarılmıştır.

Cephenin orta aksının 2 yanında biri sağır olma üzere iki adet pencere vardır. Bunlardan minare kürsüsüne yerleştirilen pencere sadece pencere nişi olarak yapılmıştır. Dikdörtgen formlu pencere üst kısmı sivri kemer ile geçilmiştir. Kapı etrafı dikdörtgen söve ile dönülmüştür. Kapı üst kısmındaki yuvarlak kemerli pencere açıklığının üst bölümünde kitabesi vardır (bkz. Kuzey cephe fotoğrafı).

Doğu cephe fotoğrafı

Doğu cephesinde harime ve son cemaate bakan 4 adet pencere vardır. Pencereler 3.89 m. yüksekliğindedir. Alt kısımları açılır kanatlıdır. Üst kısımlarındaki doğramalar sabittir. harime bakan pencerelerin üst bölümü yarım daire kemer ile geçilmiştir. Son cemaate bakan bakan soldaki pencere üst sövesi  Arap mimarisinde olduğu gibi tam daire formuna sahiptir. Sağdaki pencere yüksekliği 2.54 m. olup dikdörtgen formludur. Üst kısmında arapça kitabesi ve onunda üstünde ‘C’ ve ‘S’ kıvrımlı motifler vardır. 2 pencere arasında sütunçede konulmuştur. Harim ile son cemaat arasında da köşelerdeki sütunçelerden tekrarlanmıştır (bkz. Doğu cephe fotoğrafı).

Zemin katta üst kat pencere akslarında pencereler yerleştiriliştir. Yuvarlak kemerli pencereler 2 farklı ebatta sahiptir. Abdestliğe açılan pencereler 0.97 m. x 1.39 m. ; lojmana açılan pencereler ise 1.16 m. x 1.82 m. ebadındadır. Doğu avlu duvarına yaslanana abdestilkerin üst örtü sistemi doğu cephesine yaslanmaktadır.

Kırma çatı parapet içinden yükselmektedir. Parapetler 85 cm. yüksekliğindedir.

Güney ve batı cepheleri

Güney cephesine harim katından 2 pencere açılmıştır. Zemin kat açıklıkları üst kat pencere açıklıkları orta aksının her iki yanına yerleştirilmiştir. Yakın dönemde kapatılarak değiştirildiği anlaşılan zemin kat pencere boşluk ebatları küçültülmüştür. Zemin katta sol bölümde 2 adet pencere vardır. Sağda lojmana açılan demir kapı ve sağ yanında küçük banyo penceresi vardır.

Zemin kat pencerelerindeki değişiklik dışında cephe kesme taş düzeni, harim pencere özellikleri doğu cephesi ile aynı özelliktedir.

Batı cephesi doğu cephesi ile aynı özelliktedir. Sadece minare kürsüsü nedeni ile son cemaate açılan doğu cephesindeki dikdörtgen formlu pencere burada yoktur. Minare alt kısmında küçük bir çeşmesi vardır.

Minare kesme taştır. Yıkılan minare gövdesi yerine yakın dönemde kurul kararı dönemine uygun olarak kesme taştan mevcut minare yapılmıştır.

YAPIDAKİ BOZULMALAR

Yapı özgün plan şemasını büyük ölçüde koruyarak günümüze ulaşmıştır. Yapıda yapılan yakın dönem değişiklikleri cephelerdeki uyumsuzluk ve kullanılan malzemeler nedeni ile anlaşılmaktadır. Zemin katta kaynaklarda ve eski fotoğraf belgelerinde görülen dükkanlar yerine abdestlik ve lojman gelmiştir. Lojman nedeni ile batı ve güney cephesindeki pencere açıklıkları değişmiştir. Mermer kaplı merdivenler yenilenmiştir. Rüzgarlık bölümü yakın dönemde yapılmıştır.

Pencereler yakın dönemde ahşap doğrama ile yenilenmiştir.

Cephelerde kesme taşlarda ciddi hasarlar vardır. Taşlarda çatlak ve malzeme kaybı ciddi durumdadır. Cephelerde kirlenmeler vardır.

Doğu avlu duvarına bitişik konumlanan abdestliklerin üst örtüsü doğu cephesine yaslanmaktadır ve bu durum camii cephesinin algılanmasına neden olmaktadır.

RESTİTÜSYON RAPORU

Cami günümüze gelinceye kadar birçok kez yenilenmiştir. İlk olarak ahşap sistemde 1567 yılında yapılan camii, 17. Yüzyılda yenilenmiş en son 1900 yılında kagir olarak mevcut durumu ile yapılmıştır. Erken dönemlerine ait elimizde belge olmadığından 1900 yılına ait restitüsyon projesi hazırlanmıştır. Restitüsyon projesi hazırlanırken elimizdeki yazılı ve görsel belgeler ile yapıdaki izlerden yararlanılmıştır.

Buna göre restitüsyonda alınan kararlar şunlardır;

  • Yapının zemin katında yakın dönem lojman yapısı olarak kullanılan bölümdeki geç dönem bölücü duvarlar kaldırılmıştır. Lojmanın olduğu kısımda yazılı belgelere göre 2 adet dikdörtgen formlu dükkan yapılmıştır (bkz. Restitüsyon plan paftası). Abdestliğin olduğu kısımda 3. Dükkan  bölümü olarak restitüe edilmiştir.
  • Zemin katta batı ve güney cephesinde yakın dönemde kapatılan dükkan vitrin boşlukları özgün durumuna getirilmiştir. Dükkan vitrinleri belge-1 doğrultusunda restitüe edilmiştir.
  • Kuzey cephesindeki giriş saçağı yerine belge-2 deki fotoğrafta görülen ahşap doğramalı rüzgarlık yapılmıştır.
  • 3. Dükkana yine merdiven altından giriş verilmiştir.
  • Üst kottaki mevcut pencere düzeni korunmuştur. Sadece belge 1-2 ve 3’ e göre ahşap doğrama sistemi restitüe edilmiştir.
  • Minare ile ilgili elimizde kesin veriler olmadığından, kurul kararı ile dönem özelliğine uygun yapılan minare formu mevcut hali ile korunmuştur.
  • Çatı örtüsü kurşun olarak değiştirilmiştir.
  • Dükkan zemin kaplaması, karo siman kaplama olarak önerilmiştir. Duvar ve tavanlar malzeme raporuna uygun olarak kireç harçlı sıva önerilmiştir.
  • Harim ve son cemaat bölümü mevcut hali ile korunmuştur. Döşemeleri ahşap kaplamadır. Duvarlar malzeme raporu doğrultusunda kireç harçlı sıva yapılmıştır (bkz. Malzeme raporu).
  • Avlu duvarına yaslanan abdestlikler ve doğu cephesine yaslanan üst örtüsü kaldırılmıştır.
  • Tavanlar mevcut durumu ile korunmuştur.
  • Minber, vaiz kürsüsü ve mihrapta özgün olduğundan projede korunmuştur.
  • Giriş merdivenlerinin altı mevcutta mermer kaplamadır. Belge 6 ve 1 de görüldüğü üzere sıvalı olan bu bölümler belgeler doğrultusunda sıvalı olarak restitüe edilmiştir.
Belge-1 (dükkan cepheleri)
Belge 2 (ahşap doğramalı rüzgarlık görülmektedir)
Belge 3 ( kuzey ve doğu cephesi)
Belge 4
Belge 5
Belge 6 (1946 yılı)
Belge 7 (1946 yılı)

RESTORASYON RAPORU

Yapı restorasyonu, restitüsyon doğrultusunda yapılmıştır. Buna göre alınan kararlar şunlardır;

  • Öncelikle yapı cepheleri mekanik yöntem ile (mikro kumlama ) temizlenmelidir. Taşlardaki 5 cm. büyük olan malzeme kayıplarında bu bölgeler çürütme yöntemi ile özgün taşa uygun taş malzeme ile tümlenmelidir. 5 cm.’ den küçük olan malzeme kayıplarına dokunulmamalıdır. Taşlarda tabaka halinde kalkma olan bölümlerde yine çürütme yöntemi ile tümleme yapılmalıdır.
  • Uygulamada çatı arasına girilmeli, ahşap tavan alttan askıya alındıktan sonra çürüyen tüm ahşap elemanlar aslına uygun malzeme ile değiştirilmelidir. Çatı üst örtüsü restitüyona uygun olarak kurşun yapılmalı ve altına  su yalıtımı için keçe  kullanılmalıdır.
  • Yağmur iniş boruları çinko olarak yenilenmelidir.
  • Tüm doğramalar sökülmeli ve restorasyon projesine uygun olarak 1. Sınıf çam ile yapılmalıdır.
  • Tavanlarda kalem işlerinin ve ahşapların bozulduğu bölgeler aslına uygun olarak onarılmalıdır.
  • Kuzey cephesindeki merdiven yan duvarlarındaki mermer kaplama sökülerek kireç harçlı sıva ile sıvanmalıdır.
  • İç duvarlarda önce boya raspası yapılmalı ve altta kalem işi var ise projelendirilerek restorasyonu uzman kişilerce yapılmalıdır.
  • Yapı iç duvarlarında sıva raspası da yapılması gereklidir. Cephe taşlarındaki bozulmalar ciddi oranda olduğundan mevcutta tespit edilemeyen var ise çatlakların tespiti için raspa işlemi yapılmalıdır. Çatlaklar konunun uzmanlarınca yerinde değerlendirilmelidir. Değerlendirme yapıldıktan sonra;

*1 cm.’ den küçük kılcal çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapılması önerilir.

*1 ila 4 cm. olan çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapıldıktan sonra paslanmaz çelik çubuklarla dikiş atılmalıdır.

*4 cm.’ den büyük çatlak oluşumlarında ise çatlağın etrafı 20-30 cm. açıldıktan sonra özgün malzemesi ile yeniden örülmelidir.

  • Ahşap döşeme kaplamaları kontrol edilmeli ve çürüyen kısımlar özgün ahşap malzeme ile yenilenmelidir.
  • Zemin katta tavanlar sıva raspası yapıldıktan sonra paslanan volta döşeme putrelleri ince zımparalar ile temizlenmeli ve üzerine antipas sürülmelidir.
  • Yapılarda kullanılan ahşaplar 1. Sınıf çam olmalı, fırınlanmış ve emprenye edilmiş olmalıdır. Mevcutta kullanılacak olan ahşap elemanların üzerine böceklenmelere karşı emprenye sürülmelidir.
  • Doğu avlu duvarına bitişik konumlanan abdestlikler projede tasarlanmıştır. Mevcutta tuvaleti olmayan camiinin ihtiyacını karşılamak için projede abdestlik altına tuvaletler önerilmiştir. Abdestliğin 2 yanından bodrum kattaki bay ve bayan tuvaletine inen merdivenler çözümlenmiştir.

 

KAYNAKÇA

ASLANAPA; Oktay                         : Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul 1983

Ayvansarayi Hüseyin Efendi, Ali Satı Efendi, Süleyman Besim Efendi: Hadikatü’l Cevami, Haz. Ahmed Nezih Galitekin, İstanbul 2001

(ELDEM)Halil Edhem: Nos Mosquees de Stamboul, İstanbul 1934

HASKAN; Mehmet Mermi:  :Eyüp Tarihi I, İstanbul 1993

Müler-Wiener; Wolfgang                   : İstanbul’un Tarihsel Topografyası, Çeviren Ülker Sayın, İstanbul 1997.

ERDOĞAN; Esra Güzel                   : “Kaptan Paşa Camii”T.T.V.D.B.İ.A.,C. 5, İstanbul 1994

ÖZ; Tahsin                                         : İstanbul Camileri, C.ll, 8.İstanbul 1964

TOZUN; Aylin                                  : XVI.Yüzyıl İstanbul Mescitleri, M.S.G.S.Ü.Sos. Bil.Ens.San.Tar.Ana Bil.Dalı, Türk İslam Sanatları Programı Yayımlanmamış Y.Lis.Tezi, İstanbul 2002.

TÜRKMENOĞLU, Şener                : Fotoğraflar Biriktirir Anıları, Eyüp,Bir Semte Gönül Vermek, İstanbul 2005.     

ÜSTÜN; Ayşe                                   : Osmanlı Arşivindeki İstanbul Cami ve Türbelerinin Tamirleriyle İlgili Belgeler, D.E.Ü. Sos.Bil.Ens. İsl.Tarihi ve San. Ana. Bil. Dalı Yayımlanmamış Doktora Tezi, İzmir 2000