Etiket arşivi: Beyoğlu

Fındıklı Molla Çelebi Camii

YAPININ KONUMU

Beyoğlu İlçesi’nde, Fındıklı’da, Ömer Avni Mahallesi’nde, Meclisi Mebusan Caddesi’nin batı (deniz) tarafında yer almaktadır. 85 pafta, 21 ada,1 parselde konumlanmıştır. Caminin çevresi park olarak düzenlenmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Molla Çelebi Camii’nden, “Deniz kenarında, Fındıklı Kasabası’nda, yüksek kubbeli, geniş avlulu ve bir minareli camidir. Şeklinde bahsetmektedir.

image3

YAPININ TARİHÇESİ

Fındıklı Camii olarak da anılan bu yapının inşa tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte, Mehmed Vusuli tarafından cami yakınında inşa ettirilmiş olan hamamla aşağı yukarı aynı yıllara tarihlendirilmektedir. Fakat bu tarihlendirme sırasında da farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hamamın kitabesi, Ayvansarayi’ye göre 1571, Tahsin Öz’e göre 1589, Aptullah Kuran’a göre 1565-66İ.Hakkı Konyalı’ya göre 1561 ve ebced hesabına göre 1581 tarihini vermektedir. Ankara’da Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde bulunan (nr. 624) 992 (1584) tarihli vakfiyesiyle eserleri hakkında bilgi veren tezkirelerdeki kayıtlardan anlaşıldığına göre cami ve hamam Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir.

Molla Çelebi Camisi'nin 1970'li yıllardaki görünümü.
Molla Çelebi Camisi’nin 1970’li yıllardaki görünümü.

CAMİNİN BANİSİ

Molla Çelebi Cami Genel Görünüş
Molla Çelebi Cami Genel Görünüş

Asıl adı Mehmed olup, şiirde kullandığı “Vusuli” mahlasından dolayı Mehmed Vusuli, çoğu zamanda devrinin ünlü hanım şairlerinden Hubba Ayşe Hatun’un damadı olduğundan  “Hubba Mollası” olarak bilinir. İlmiyeden yetişen, çeşitli medreselerde müderrislik, bazı yerlerde kadılık, özellikle dört defa İstanbul kadılığı yapan Molla Çelebi 1568’de Anadolu kazaskeri olmuş ve 1590 yılında ölmüştür. Mehmed Vusuli Efendi’nin Eyüp’te, Debbağhaneler (Tabakhaneler) mevkiinde yaptırdığı tekkenin haziresinde, yanlışlıkla şair Fitnat Hanım’a atfedilen türbede gömülü olduğu anlaşılmaktadır.

Cengiz Orhonlu’nun belirttiğine göre, “Fındıklı Camii’ne, Hubbe Ayşe Kadın ile Elhac Süleyman Efendi adlı bir zat tarafından bazı vakıflarda bulunulmuştur. Bazı vesikalardan anlaşıldığına göre, bu camide Sadreddinzade Ruhullah Efendi’nin, Güğümbaşı Mehmed Efendi’nin, Sadrı esbak Kemankeş Kara Mustafa Paşa ve Saluha Hatun gibi zevatın evkafı bulunmaktadır. Cami evkafının çoğaltılmasına hizmet eden kimseler arasında, 1161 (1748) yılında camiye müstakil vakıf tayin edilmiş olan Çalebizade Asım Efendi de vardı.

PROJE ÇALIŞMALARI

Rölöve 

Yapının uygulamasının yapılması için öncelikle mevcut durumun tespiti gerekmektedir. Molla Çelebi Cami içinde restorasyon ilkeleri dikkate alınarak rölöve; mevcut durum tespiti, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmıştır.

Yapının mevcut durumu incelendiğinde;

Plan Özelliği

Şekil 1 Molla Çelebi Camii Planı
Şekil 1 Molla Çelebi Camii Planı

 

Molla Çelebi Camii, Sinan’ın altı destekli (altıgen şemalı) camileri arasında yer alır. Osmanlı mimarisinde ilk olarak, merkezi planlı camiler çığırını açan Edirne’deki Üç Şerefeli Camii’nde (1437) uygulanan bu şema 16. yüzyılın ortalarından itibaren Sinan tarafından ele alınarak geliştirilmiş ve çeşitli varyantları ile başarılı örnekler ortaya konmuştur.

Sinan daha önce Beşiktaş’taki Sinan Paşa, Kadırga’daki Sokullu Mehmed Paşa ve Topkapı’daki Kara Ahmed Paşa camilerinde, enine yerleştirilmiş. Bir dikdörtgenin

ortasında bir kubbe ve bunu yanlardan (doğu ve batı yönlerinden) kuşatan ikişer yarım kubbe ile büyük ölçüde Üç Şerefeli Camii’nin şemasını tekrar etmiştir.  Ancak taşıyıcı sisteme ve üst yapıya ilişkin birçok ayrıntıda yenilikler getirmiştir. Bunlardan sonra Molla Çelebi Camii ile Babaeski’deki Semiz Ali Paşa Camii’nde bu şemayı, kıble yönüne eklenen beşinci bir yarım kubbe ve bunun örttüğü bir mihrap çıkıntısı ile zenginleştirmiştir. Mihrabın, harim mekânına eklenen bir çıkıntı içinde ele alınması, Osmanlı mimarisinde, 1385 tarihli Bursa’daki Hüdavendigar Cami-Medresesi’nden beri gözlenen, İstanbul’da da II. Mehmed (1451-1481) ve II. Bayezid (1481-1512) dönemlerinde eski Eyüb Sultan, Şeyh Vefa ve Davut Paşa camilerinde sürdürülen bir geleneğe bağlanmaktadır.

Molla Çelebi Camii’nin ana kitlesi kıble yönünde bir çıkıntı yapar. Ana kitlenin dış ölçüleri 18.90 x 16.40 metre, mihrap çıkıntısının eni 8.80, derinliği 4.60 metredir. 11.80 metre çapındaki orta kubbenin tabanını oluşturan altıgenin köşeleri kuzeyde bağımsız, doğu ve batı yönünde duvara gömülü sekizgen kesitli ayaklara; güneyde mihrap çıkıntısının uçlarına oturur. Üst yapı orta kubbe ile onu çevreleyen beş yarım kubbeden meydana gelir. Dört yarım kubbe ikişerden sağda ve solda, beşinci yarım kubbe mihrap çıkıntısının üstünde yer alır. Molla Çelebi Camii’nde mihrap çıkıntısını örten yarım kubbe öteki dört yarım kubbeye kıyasla daha derindir ve mukarnaslarla geçiş sağlanır. Molla Çelebi Camii’nde orta kubbenin oturduğu altıgen tabanın köşeleri, kasnaksız yarım kubbeler arasında, dört ağırlık kulesiyle belirtilmiş, fakat son cemaat yeri revakının arkasına düşen iki köşe boş bırakılmıştır. Ana kubbenin eteğinde on yuvarlak kemerli pencere bulunmaktadır. Ayrıca yarım kubbelerde de birer yuvarlak kemerli pencere vardır. Mihrap çıkıntısının olduğu bölümü örten yarım kubbede ise yine yuvarlak kemerli üç pencere bulunur.

Cepheler ikişerli düzende, çevreleri silmeli, iki sıra pencereyle hareketlenir. Yukarıdakiler sivri kemerli, aşağıdakiler dikdörtgendir. Zemin pencerelerinin ak mermerden bordürü, sivri formlu hafifletme kemerlerinin yekpare taştan aynalığı, tepesindeki kabartma çiçek desenleri, yalın görünüşlü cephelerin zarif bezeme unsurları olarak karşımıza çıkar.

Yapıda alt sıra pencerelerin üstleri, üst sıradaki pencerelerin çevreleri, yarım kubbeler, kemerler, pandantifler ve ana kubbenin içi kalem işleriyle süslenmiştir. Bitkisel motiflerin yapıldığı bu kalem işlerinde kırmızı, mavi, sarı, filizi, nefti ve beyaz renkler kullanılmıştır. Kapı ve pencere kanatları ile revzenler orijinal olmayıp son restorasyonda ele alınmışlardır.

Üst Kat ve Alt Kat Pencereleri
Üst Kat ve Alt Kat Pencereleri

Kuzeyde serbest olarak duran iki paye ile kuzey duvarı arasında bir açıklık vardır. Bu bölüm iki yanda birer yarım tonoz, ortada ise payeleri birleştiren sivri kemerin diğer kemerler göre daha geniş ele alınmasıyla kapatılmıştır. Kemer içini dolduran duvar yüzeyi revzenlidir. Böylece yapı kuzeye doğru genişletilmiş ve bu bölüme altlı üstlü ahşap mahfiller yerleştirilmiştir. Üst kat mahfiline geçiş, dışta son cemaat yerinde minare çıkışının simetrisi durumunda olan basık kemerli kapıdan sağlanmaktadır. Ayrıca içten geçişi bulunan minarenin basamaklarından mahfil seviyesinde ayrılan koridorun arkasından yine basık kemerli bir açıklıkla üst kat mahfiline ulaşılmaktadır.

Alçı mihrap çok sade olup, mukarnaslı bir yaşmağa sahiptir. İki yanında ise altlı üstlü pencerelerden başka dikdörtgen çerçeveli, mermer söveli birer niş mevcuttur.

Ahşap minber, XIX. yüzyıldan kalma olup ampir özellikler göstermektedir. Kabarık bitkisel süslemeleri yaldızlı, diğer kısımları yağlı boyalıdır. Vaiz kürsüsü ise özelliği olmayan basit bir kürsüdür.

Mihrap
Mihrap
Minber
Minber
Vaaz Kürsüsü
Vaaz Kürsüsü

Son cemaat yeri, cami gövdesine göre daha geniş olup, sekizgen kaideler üzerine oturan, baklava başlıklı altı mermer sütunun taşıdığı beş kubbeyle örtülmüş ve sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Sütun başlıklarının dış yüzeylerinde birer rozet ve çin bulutuna benzer kıvrık hatlı bir süsleme gözükmektedir. Ortada girişin önünde yer alan kubbeli birim diğerlerine göre biraz daha yüksek tutularak cephe monotonluktan kurtarılmıştır. Günümüzde içleri beyaz boyalı olan son cemaat yeri kubbelerinin 1958 yılında yeniden inşasında kalem işiyle tezyin edildiği bilinmektedir. Bu cepheyi, kubbe kemerleriyle belirlersek, ortada giriş kapısı, yanında iki sıra dikdörtgen pencere vardır. Dış kemerlerde ise dış kenarlarda, üzengi taşları çıkıntılı, sivri kemerli birer geçiş bloğu, iç kenarlarda basık kemerli fakat kemer kısmı sövelerine göre daha geniş tutulmuş birer kapı bulunur. Sağ taraftaki minareye, sol taraftaki ikinci kat mahfiline çıkan merdivenlere açılır. Bu değişik formlu kemerlerin arasında cepheye tezyin olarak, çokgen niş üzerinde yarım kubbe örtüden ibaret mihrabiyeler yer alır.

Molla Çelebi Cami Son Cemaat Yeri
Molla Çelebi Cami Son Cemaat Yeri

Giriş kapısı, duvarla hem yüzey, beyaz mermerden dikdörtgen çerçeve içinde basık kemerli kapı geçişi, kabartma köşelikler ve silmelerle işlemeli dikdörtgen kitabe boşluğuyla meydana gelir. (Kitabe zaman içinde kaybolmuştur.) Çerçevenin hemen üstünde dikdörtgen büyük bir pencere bulunur. O da tezyine girmiş, kapı bezemesinin bir parçası olmuş gibidir. Kapı kemerinin iki renkte pembe ve beyaz mermerden örgüsü, bu sade girişi taçlandırmaktadır.

Cami Giriş Kapısı
Cami Giriş Kapısı

Yapının kuzeybatı köşesinde bulunan kare kaideli, silindir gövdeli minare büyük depremlerden sonra kısmen ya da tamamen değişmiş ve geç dönemlerde yenilenmiştir. Külah altında ve şerefe korkuluk levhalarında süslemeleri olan minarenin şerefe formu da barok düzene sahiptir. Minareye dıştan son cemaat yerindeki basık kemerli kapı, içten ise aynı doğrultudaki bir başka kapı ile çıkılmaktadır.

Kare Kaideli Silindirik Gövdeli Minare
Kare Kaideli Silindirik Gövdeli Minare

Caminin batısında konumlandırılmış 19 adet mezarın bulunduğu hazire parmaklıklı bir duvarla sınırlandırılmıştır. Batı yönünde altı küçük dikdörtgen ve bir sivri kemerli açıklık mevcuttur. Burası iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, sivri kemerli pencereden yapının dış duvarına atılan, yarıya kadar demir şebeke ile kapatılmış diğer sivri bir kemerle son bulmaktadır. Kare planlı ikinci bölüm kuzeyde bir kemer, batıda iki pencere ve doğuda bir pencere ile toplam dört açıklığa sahiptir.

Molla Çelebi Camii batısında yer alan 19 adet mezarın bulunduğu hazire
Molla Çelebi Camii batısında yer alan 19 adet mezarın bulunduğu hazire
Harim’den batıya bakış
Harim’den batıya bakış
Giriş bölümü
Giriş bölümü
Minareden mahfile çıkış
Minareden mahfile çıkış
Kadınlar mahfilinden mihraba bakış
Kadınlar mahfilinden mihraba bakış

Yapıdaki Kalem işi Tezyini

Molla Çelebi Cami’ndeki kalem işi tezyinatı, ana kubbe, yarım kubbeler, kemerler, pandantifler ve alt sıra pencere üstleri, üst sıradaki pencerelerin kenarlarında mevcut olup, kullanılan hakim renkler oksit sarı, çivit mavi, aşı kırmızısı; kompozisyonu tamamlayıcı renkler ise limon küfü, nefti, filizi ve beyaz renklerdir.

Yapıda son restorasyonda uygulanan klasik dönem üslubunu yansıtan sıva üstü kalem işi kopyaları niteliğindeki tezyinatta rumi, hatai, stilize çiçekler vb. bezemelerden oluşan bir kompozisyon vardır.

Molla Çelebi Cami Harim
Molla Çelebi Cami Harim

Ana kubbe ve eteklerinde kalem işi bitkisel karakterli motifler tüm kubbe eteğini dolaşmakta, kubbeye doğru yükselmektedir. Ana kubbenin merkezinde ise siyah zemin üzerine altın varaklı Celi sülüs yazı ile yuvarlak formda Kuran- kerimden ayet yazılan hüsn-ü hat yer alır. Yazıyı çevreleyen ince sarmal ve etrafında ortabağ rumiden çıkan simetrik dallar ve stilize çiçek motifli geçmelerden oluşan bir bordür çevresinde yine rumi dal ve hatai bezemeler yer alır ve ana göbek on altılı simetrik bölmeli kompozisyon şemse,  salbek ve tığlarla kubbe eteğine doğru uzanır. Kubbe eteklerinde kanatlı, sarılma, ayrılma ve tepelik rumilerle oluşturulan kompozisyon, hemen altında rumi geçme bordürler ve stilize çiçek ve dal rumilerden oluşan bordürle çevrelenmiştir. Kubbe kasnaklarında; pencere aralarında şemseler ile duvar yüzeyleri bezenmiştir. Pencere kenarları ve kubbe kasnağını dolaşan yekpare kıvrık hançeri yaprakları, stilize bitki ve tomurcuklarından sarma bir kompozisyondan oluşan bordürle kuşatılmıştır. Yine bu bordürü çevreleyen ve kasnağı sonlandıran iki yaprak ortada stilize lale motifinden oluşan bezeme kuşağı yer alır. Kubbede kullanılan kalem işi kompozisyonlarda kullanılan hakim renkler; oksit sarı zemin üzerinde gelişen bezemelerde çivit mavi, kırmızı, ve beyaz renklerdir.

 

Molla Çelebi Camii ana kubbe kalem işi
Molla Çelebi Camii ana kubbe kalem işi
Kubbe Kasnağında yer alan basık kemerli pencerelerin aralarında bulunan duvar yüzeylerindeki rumi şemse motifi
Kubbe Kasnağında yer alan basık kemerli pencerelerin aralarında bulunan duvar yüzeylerindeki rumi şemse motifi

Kubbeye geçiş elemanlarında aslan göğüslerinde yuvarlak madalyon formlu panolar içerisinde siyah zemin üzerinde altın varaklı ‘’Allah ve Muhammed’’ lafızları, Cihar-ı yar-i güzin’’ adları celi sülüs yazı ile yazılmıştır. Madalyon formlu panoların çevresini mavi ve beyaz rengin ağırlıklı olduğu geçmeli rumi motiflerinden oluşan bir bordür kuşatır ve merkezden üçgen köşelerine açılan ortabağ rumiden çıkan dallar simetrik kullanılmış; ayrılma rumi kullanılıp tepelikli rumi ile kompozisyon sonlandırılmıştır. Yine aslan göğsünü dıştan çevreleyen geçme bordür ise çiçek ve rumi motiflerle oluşturulmuştur.

Allah lafzının yazıldığı güneybatı pandandifi
Allah lafzının yazıldığı güneybatı pandandifi
Ana kubbeyi taşıyan sivri kemerler
Ana kubbeyi taşıyan sivri kemerler
Kemer kavsaralarında ki rumi şemseler
Kemer kavsaralarında ki rumi şemseler

 

Beş yarım kubbeyi destekleyen sivri kemerler yan yana sıralanmış içi rumilerle bezeli iri palmet motiflerinin dış kenar oluşturduğu bir kenar bordürü ile süslenmiştir. Kemer

kavsaraları üç rumi şemse ve kemer bitimleri ise yarım şemse motifli kompozisyonla bezenmiştir. Rumi şemse, uzun, ucu sivri ve kıvrık yapraklardan meydana gelmiş biçimdedir. şems; ortabağ rumilerin ucunda açılan dendanlı rumi uygulamaları ve uçlarda tepelik rumi ile sonlanır. Rumi formu zemin rengi ile motifin içi renklendirilmiştir. Şemselerin arasında kalan eğik yüzeyde nefti zemin üzerinde rumi dalları yer alır.

Yarım kubbelerde bezeme kompozisyonları mihrap kubbesi dışında aynıdır. Mihrap kubbe merkezi motifi; ara bağlar, tepelikli rumi ve sarılma rumiler kıvrılıp dallanıp birbirinin içinden geçerek göbek etrafında dairesel bir kompozisyon oluşturup klasik özelliğini korumuştur. Bu bezemenin etrafını çift zencirek kuşatır. Çift zencireğin etrafında ise klasik hatai motifi ve simetrik bitkisel formlardan oluşan bezeme mevcut olup bu bezemenin etrafını yine çift zencirek kuşatır. Çift zencireğin etrafında tekrarlanan bitkisel bezeme ile dairesel form sonlanıp ortabağ rumiden çıkan rumiler simetrik dallar ve bitkisel motiflerle tasarlanan kompozisyon, tepelikli rumi ile sonlandırılıp mavi, kırmızı şerit şeklinde bordür oluşturur.

Yarım kubbenin eteklerinde basık kemerli pencerelerin aralarında rumi ve hatai bezemeli şemseler yer alır. Hemen altında basık kemerli yarım kubbe pencerelerinin etrafını ve kubbe eteğini dolaşan mavi zemin üzerinde beyaz kırmızı renkte bitkisel üsluplu bordür yer alır.

Yarım kubbe örtülü mihrap cephesi- kıble bölümü
Yarım kubbe örtülü mihrap cephesi- kıble bölümü
Molla Çelebi Camii yarım kubbeler
Molla Çelebi Camii yarım kubbeler

 

Diğer yarım kubbelerde; kubbe merkezinde; ara bağlar, sarılma rumiler kıvrılıp dallanıp birbirinin içinden geçerek göbek etrafında dairesel bir kompozisyon oluşturmuştur. Bu bezemenin etrafını zencirek kuşatır. Zencireğin etrafını bitkisel formlu bordür, etrafını yine simetrik bitkisel motifli bordür kuşatıp son olarak zencirek bordürün tekrarlanması ile dairesel kompozisyon sonlanır. Dairesel kompozisyonun

etrafını yan yana sıralanmış içi rumilerle bezeli iri palmet motiflerinin dış kenar oluşturduğu bir kenar bordürü ile süslenmiştir. Kubbe etekleri yine simetrik dış kenarlı tepelikli rumilerle oluşturulan bezeme ile sonlanır. Basık kemerli kubbe pencerelerinin etrafında mihrap kubbesindekiler gibi pencere etrafını ve kubbe eteğini dolaşan mavi zemin üzerinde beyaz-kırmızı renkte bitkisel üsluplu bordür yer alıp bu bordür tromp kemerlerini de dolaşır. Tromp kemerlerinin birleştiği yerlerdeki üçgenlerde merkezden üçgen köşelerine açılan ortabağ rumiden çıkan dendanlı, kanatlı, sarılma rumi, dallar simetrik kullanılmış, yine ayrılma rumi kullanılıp tepelikli rumi ile de kompozisyon sonlandırılmıştır.

Yapının kuzeyinde yer alan mahfilde kuzey duvarı ve serbest olarak duran iki paye arasında bulunan açıklık iki yanda birer yarım tonoz, ortada ise payeleri birleştiren sivri kemerin diğer kemerlere göre daha geniş alınmasıyla kapatılmıştır. Kemer içini dolduran duvar yüzeyi revzenlidir. Diğer kemerlerden daha geniş alınan kemerin kavsarası kenarları penç, hançer gibi bitkisel motifli bordür ile çevrelenip ortasında yine simetrik çiçek ve dal motifli bordürle bezenmiştir. Bezemelerdeki hakim renkler, mavi, kırmızı, beyaz olup tamamlayıcı renk neftidir.

Molla Çelebi Camii güneyden görünüş mahfil
Molla Çelebi Camii güneyden görünüş mahfil
Molla Çelebi Camii kuzeydoğudan mahfile bakış
Molla Çelebi Camii kuzeydoğudan mahfile bakış
Giriş aksında yer alan mahfilin kemer kavsarası
Giriş aksında yer alan mahfilin kemer kavsarası

 

2013 Yılı Kalem İşi Araştırmaları  

Eserin onarımı içerisinde tezyini imalatlara başlamadan önce yapının her noktasına kolaylıkla ulaşılabilmesi için metal iskeleler ve çalışma platformları kuruldu. Ana kubbede yapılan ön tespit çalışmalarının sonucunda öncelikli olarak çatlakların ve çevresindeki bezemelerin röleve çalışmaları yapıldı. Bu alanlarda ikinci dönem mevcut bezemenin altında daha önceki dönemlere ait herhangi bir veri olma olasılığı nedeni ile kalem işi araştırma badana ve sıva raspası yapıldı. Raspa ve sıva numuneleri yapıldı. Bu çalışmalarda kubbe iç yüzeyinde sıva raspasında lokal olarak iki ayrı sıva horasan ve yoğunluklu niteliksiz çimento olmak üzere; bu sıvalar üzerine yapılmış farklı malzeme ve işçilik gösteren bezemeler bulunduğu anlaşılmıştır. Raspa sonrası ana kubbede 16.y.y. örneklerine benzeyen göbek yazısının alt katmanında sıva üzerinde bulunan, klasik rumi bordürü ve bezemenin altında var olan daha önce uygulanan muhtelif bir bezeme bordür daha bulunmuştur.

Yapılacak son restorasyonda; mevcut celi sülüs hat yazısının ve çevresindeki bordürlü kompozisyonun tatbikken korunmasına karar verilmiştir. Kubbe göbeğinin çevresini dolanan rumi ve bitkisel formdan oluşan bordürün; pandantiflerin kenar bordürü olması düşünülen bezeme ile aynı olması genel kompozisyonda motif ve renk uyumuyla tamamlayıcı olabilir.

 

Ana kubbe kalem işi raspa çalışması
Ana kubbe kalem işi raspa çalışması
Raspa çalışması sonrası yeniden tatbiki düşünülen ana kubbe göbeği ve çevresini kuşatan bitkisel formlu bordür 2.dönem tezyinatı
Raspa çalışması sonrası yeniden tatbiki düşünülen ana kubbe göbeği ve çevresini kuşatan bitkisel formlu bordür 2.dönem tezyinatı

Yapıda özellikle ana kubbe ve eteklerinde yapılan boya ve sıva raspası sonucunda alt katmanlardan kısmen ortaya çıkan 1.dönem kalem işi tezyini ile 2.dönem klasik dönem kopyalaması durumundaki mevcut çalışma arasındaki kompozisyon bütünlüğünü ile ilgili fikir edinilememiştir. Dolayısıyla bu iki dönemin birbirini destekleyen motif tasarım oranı ve renk uyumunun bulunduğu çalışmalar tamamlanmak suretiyle uygulamaya geçilmesi düşünülmektedir.

Kubbe eteğinde yapılan araştırma raspası sonucunda mevcut yüzeyin dışında farklı dönem tespit edilip belgelendi ve alt katmanda kubbe eteğinde çıkan bezemelerin motif ve renk uyumu tamamlanıp ihya edilerek korunmasına karar verilmiştir.

image32

image33

Kubbe eteğinde raspa sonucunda ortaya çıkan rumi bezemenin ihya edilimesine karar verilmiştir.

Eserde daha önceki dönemlerde yapılan restorasyon çalışmalarının teknik ve felsefi yönden  yanlış uygulamaları tarihi miras yönünden oldukça tahripkar olduğu görülmüştür.Dolayısıyla çimento sıva üzerine yapılan son dönem kalemkari restorasyonlarından çıkarılan bilgi ve bulgular değerlendirilerek uygulama felsefesindeki yanlışlıklar ortaya konulmuştur.Molla Çelebi Caminde restore edilen kubbe iç yüzeyinde orijinal kalabilmiş tezyin niteliksiz restore sonucunda oldukça az yer kaplar.Nitekim sonuçta alt katmanlarda bulunan bezemelerin canlandırılması bu restorasyonun şeklini belirlemektedir.

Yine kubbe eteklerinde eğri yüzeylerde yapılan raspa çalışmalarında klasik dönem bezemesi olan ve özgün olduğu düşünülen şemse motifi bulunmuş olup sonraki dönemde yapılan özensiz restorasyonda uygulanan şemseler ; alt katmanda çıkan ve kubbeyi taksimatlayan özgün rumi şemselerle arasında eksen kayması mevcuttur.

2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri
2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri
2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri
2.dönem kubbe eteğinde uygulanan şemse motifleri

Kubbe eteğinde yapılan raspa sonucunda alt katmanda çıkan şemse motifi. Kubbe eteğindeki bu kompozisyonun uygulamada korunmasına karar verilmiştir.

Kubbe kasnağı bezemelerinde yapılan rölöve çalışmaları sonrası hem sahada hem arşivlerde araştırma raspaları çalışmalarına başlanıp raspa sonucunda alt katmanda Klasik dönem bezeme örneğine rastlandı.Kasnakta çıkan klasik dönem özgün bezemenin konsolidasyonu ve preservasyonu için üst düzey gayret uygulanmalıdır.

image36 image37

Kubbe kasnağında raspa sonucunda çıkan klasik dönem şemse motifinin aslına uygun olarak korunmasına karar verilmiştir. Kubbe kasnağındaki geçiş bordürlerine uygulanan araştırma raspasında alt katmanda bulunan motif mevcut olan bezemeden farklılık göstermektedir. Raspa öncesindeki mevcut bordürde rumilerden oluşan kompozisyon varken raspa sonrasında alt katmandan çıkan özgün bordür ise bitkisel formlu bir dekorasyon teşkil etmektedir. Nitekim yapılacak uygulamada alt katmanda çıkan bitkisel bezemeli bordürün ihya edilmesine karar verilmiştir.

Raspa sonrasında ortaya çıkan özgün bitkisel bordürün hemen altında kasnağı dolaşan ikinci bordürün raspalanmasında alt katmanda net olarak bezemeye rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu mevcut bordürün yerine genel kompozisyonu tamamlayacak klasik bir bezeme önerisi getirilmiştir.

image38

image39

Kubbe kasnağında raspa sonucunda ortaya çıkan bitkisel bordürün korunup hemen altındaki bordür içinde öneri ; şöyle ki raspa öncesi bitkisel formun üst katmanında yer alan 2.dönem uygulaması rumili bordürün hemen altındaki 2.bordür kuşağı yerine   kullanılarak kompozisyonu tamamlaması düşünülmüştür.

 

2.dönem uygulaması kompozisyonu, araştırma raspası öncesi ana kubbe etekleri ve 1. ve  2. Geçiş bordürü.
2.dönem uygulaması kompozisyonu, araştırma raspası öncesi ana kubbe etekleri ve 1. ve 2. Geçiş bordürü.

1.öneri olarak

Kubbe kasnağındaki rumi motifli 1.geçiş bordürünün altındaki hatai ve rumi bezemeli 2.bordür iptal edilerek yerine 1.bordürün burada kompozisyonu tamamlaması düşünülmektedir.

Kubbe kasnağında  2.dönem uygulaması  bordürlerin raspa öncesi
Kubbe kasnağında 2.dönem uygulaması bordürlerin raspa öncesi
2.öneri olarak özgün bordörün altına bu kompozisyonun uygulanması düşünülmektedir.
2.öneri olarak özgün bordörün altına bu kompozisyonun uygulanması düşünülmektedir.

Kubbe kasnağında yine 2.dönem tezyini olan zencirek ve stilize bitkisel motifli iki geçiş bordüründen zencireğin tatbiki, bitkisel bordürün ise kompozisyonunun değiştirilmesi düşünülüyor.

Stilize bitkisel bordür için 1.öneri
Stilize bitkisel bordür için 1.öneri

Araştırma raspası sonucunda pencere atrafını kuşatan çimento sıva üzerine yapılan tezyinattın alt katmanında kalem işlerine rastlanmamıştır.

1.öneri olarak mevcut ikinci dönem bezeme kuşağının pencere kenarlarında tekrarlanması ile kompozisyonun tamamlanabileceği düşünülmüştür.

image44

2. öneri Kubbelerdeki pencere kuşakları için
2. öneri
Kubbelerdeki pencere kuşakları için

Pandantiflerde yapılan araştırma raspasında görüldü ki çimento sıva üzerine uygulanan bezemenin klasik dönem kopyası olması ile beraber raspa sonucunda alt katmanlarda herhangi bir özgün kalemişine rastlanmamıştır.

Araştırma raspası öncesi 2.dönem kalem işi uygulaması
Araştırma raspası öncesi 2.dönem kalem işi uygulaması

Aslan göğsünde 2.dönem uygulanan Klasik Dönem üslubtaki tezyinatın raspa araştırmasında özgün kalem işlerine ulaşılamamış olup kompozisyonun tekrarı düşünülmektedir.

Aslan göğsü rölöve çalışması
Aslan göğsü rölöve çalışması

Avludaki Diğer Yapılar

Molla Çelebi Cami; hamam, kütüphane, hazire ve camiden oluşmaktadır. Fakat günümüze cami ve hazire kalmıştır.  Yalnız bu yapılarla  ilgili kaynaklar incelenip taranmıştır.

Kütüphanesi

1296 (1879) tarihli salnameden öğrendiğimize göre, cami içinde bir kütüphane bulunmaktaydı. Molla Çelebi Camii kütüphanesi fihristinden anlaşıldığına göre bu kütüphanenin Molla Çelebi Camii içinde Reisülküttap Abdullah zade, Molla Mehmed Çelebi Efendi’nin ve Şeyhülislam Hamid Efendi’nin vakfettikleri kitaplar, Kılıç Ali Paşa Medresesi içindeki kütüphaneden Süleymaniye Kütüphanesi’ne nakledilmiştir. Bu fihristte 144 cilt kitap olduğundan bahsedilir. Molla Çelebi Camii’nde bulunan kitapların ne zaman Kılıç Ali Paşa Medresesi’ne taşındığı ise bilinmemektedir.

Hamamı

Fındıklı Camii’nin sağ tarafında ve Meclisi Mebusan Caddesi üzerinde bulunan Mimar Sinan’ın eseri 1957 yılında yol genişletme çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Bu çifte hamamın kapısı üzerinde nefis bir hatla yazılmış şu kitabe vardı:

 

Didler Hazret-i Molla Efendi yapdı bir hamam

Nazirin görmedi alemde erbab-ı nazar anın

Su gibi n’ola aksa ayağına saf meşrebler

Ki zira şimdi oldur ab-ı ruyu sahn-ı dünyanın

Görenler ol makam-ı dil-güşanın didi tarihin 

Leb-i deryada seyran eyle hamamını Molla’nın 989(1581)

 

Bu güzel hatlı mermer kitabenin yarısı bugün Çarşıkapı’daki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Medresesi mektebinin kapısı önündedir. Diğer yarısı, Topkapı Sarayı Mustafa Paşa Köşkü bahçesindedir. Eskiden İstanbul’un en işlek hamamlarından biri olan yapının soyunmalık bölümleri kagir duvarlı ve sakıflıdır. Sıcaklık bölümleri ise üç eyvan şemasına sahipti. Plan itibariyle Ayasofya’nın karşısındaki Haseki Hamamı’na benzeyen yapının yıkımından kısa bir süre önce sıcaklıkları birleştirilmiş, erkekler kısmının helaları ile kadınlar kısmının soyunmalığı ortadan kaldırılmış ve tek hamama dönüştürülerek klasik özelliklerini yitirmiştir. Bu hamamın cadde üzerindeki soyunma yeri, XVIII. yüzyıl sonları ve XIX. yüzyıl başlarının sivil mimarisine uygun bir konak cephesi karakterine sahipti.

Haziresi

Caminin batısında yer alan dikdörtgen hazire, İskele Sokağı’na bakan duvarla deniz tarafındaki kitabelerden anlaşıldığına göre batı ve güney yönlerinden 1132’de (1720) ruznamçe-i evvel Hüseyin Paşazade Hacı Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Hazirede bulunan mezar taşlarının en eskisi, 1112 (1719) tarihli Şeyhülislam Sadreddin zade Mehmed Sadık Efendi’ye aittir. Fakat bazı kaynaklardan anlaşıldığına göre bu hazire XVI. yüzyıldan beri mevcuttur. 958 (1551) tarihinde vefat etmiş olan Emir Çelebi adlı bir zat defnedilmiştir. Fakat kabir taşı mevcut değildir.

Kitabe 1
Kitabe 1

Hazirenin sokağa bakan duvarında şu kitabe yazılmıştır:

Muhammed bey efendi ibn-il-haç Hüseyin paşa

Göçüp bu dehri dundan kıldı azmi alemi bala

Hemişe bişe evrad ile ezkar idi ol zate

Şeb-ü ruz eyledi tahsili zadi alemi ukba

Kiraren haç ile tamiri Beyte itdi çok hizmet

Şefi ola ana ruzi cezada Kabeyi ülya

Eğerçi canibi devletten olmuşdu ana memur

Bicay averdei hizmet olub sa’y eyledi Hakka,

Tehidestane in’am etmeği murad edinmişdi,

Tasadduk itmede ihmal-ü imsak itmedi asla

Nice def’a olub ruznamçei evvel yine ahir,

Kapandı defteri amali itti zimmetin ibra

Ser amed olmuş iken hacegani devlet içinde

Kodu balin haşt-i lahde ser-i kabri idüb me’va

Olub tay gerdei desti ecel ruznamçe-i ömrü

Salah üzre murur etmişdi evkati bu alemde

İde ukbade bari cayigahin cenneti ala

Gelüb bir daiyi İhlas-bişe didi tarihin

Muhammed Beyefendi eyleye rahmet sana Mevla. 1132

Kitabe 2
Kitabe 2

Hazirenin denize bakan duvarında şu kitabe yazılmıştır:

Yegâne hâce-i  rûz-name-i evvel ol Muhammed Bey

Bekaya intikal etdi aleyhürrahmetü’l- Bâri

Adimü’l- mesel idi kendüye mahsus idi merhûmun

Gerek evzâ’ u etvârı gerek reftâr u güftârı

 

Olup kırk elli yıl pirâye-bahş-i mesned-i ikbâl

Sudûr-ı devlete hemvâre sevk-i hayr idi kârı

Haridar-ı -ı metâ’-ı devlet-i dehr idi zâhirde

…. itibar etmezdi amma zerre mikdârı

Ubeydullah-ı ahrâra müdâni idi iclâli

Sülûk ehlinden efzun idi evrâd ile ezkârı

Hulûs-ı kalb ü hüsn-i hâline besdür bu şâhid kim

Olub me’mur bâ- hükm-i Hümayun-ı cihândârî

 

Mücavir oldu beş yıl Mekke’de bu eyledi ma’mur

Harab olmuş iken mecra-yı âb-ı rahmet-âsârı

Ale’t- tahsis ahâli-harem yâd eyleyüb hayrın

İderler dergeh-i Hakk’a duâ yalvarı yalvarı

Hüdâ sa’yin ide unvân menşur-i müberrâtı

Bu hayr-ı bi-bedel oldukça rûz-ı haşre dek cârî

Didiler Tâibâ tarih-i fevtin gûş idüb herkes

İde cennet Muhammed Bey Efendi menzilin Bâri

Fi Sene 1132 (1719-1720)

RUZ-NAMÇE-İ EVVEL MERHUM EL-HAC MUHAMMED BEY RUHUNA EL- FATİHA

Sene 1132

HZR-A: El- fatiha Yine evlâd-ı ibn-i Sadreddin’den  düşüb hâke o mahdum-ı kiramı  dua idüb didim tarih-i fevtin  Kerimâ Adn ola feth-i makamı El fatiha 1133 (1720)
HZR-A: El- fatiha Yine evlâd-ı ibn-i Sadreddin’den
düşüb hâke o mahdum-ı kiramı
dua idüb didim tarih-i fevtin
Kerimâ Adn ola feth-i makamı
El fatiha 1133 (1720)
HZR-C: Hüseyin Paşazade Ruz-namçe-i evvel merhum El-Hac Muhammed Bey Efendi ruhuna el-fatiha Sene: 1132 (1719-1720)
HZR-C: Hüseyin Paşazade Ruz-namçe-i evvel merhum El-Hac Muhammed Bey Efendi ruhuna el-fatiha
Sene: 1132 (1719-1720)

 

HZR-D: Hüve’l- Hayyü’l- bâki Molla Çelebi Cami-i şerifi imamı merhum ve mağfur el- muhtac ilâ rahmeti Rabbihi’l- Gafur el- hâc Hafız Ahmed Efendi’nin ruhiyçün el- fatiha  Sene: Fi 15 Safer 1253 (15 Kasım 1788)
HZR-D: Hüve’l- Hayyü’l- bâki
Molla Çelebi Cami-i şerifi imamı merhum ve mağfur el- muhtac ilâ rahmeti Rabbihi’l- Gafur el- hâc Hafız Ahmed Efendi’nin ruhiyçün el- fatiha
Sene: Fi 15 Safer 1253 (15 Kasım 1788)

 

HZR-E: Hüve’l-baki  Âl-i Sadreddinden sâbıkan Mekke-i Mükerreme kadısı Mektûbîzâde merhum ve mağfur Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha Sene: Fi 15 Şaban 1187 (1773-1774)
HZR-E: Hüve’l-baki
Âl-i Sadreddinden sâbıkan Mekke-i Mükerreme kadısı Mektûbîzâde merhum ve mağfur Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Sene: Fi 15 Şaban 1187 (1773-1774)
HZR-J : Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Kemal Efendi? ibnü’l- merhum Mektûbîzâde Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
HZR-J : Hüve’l- bâki
Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Kemal Efendi? ibnü’l- merhum Mektûbîzâde Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
HZR-K: Âl-i Sadreddin’den merhum u mağfur Es-Seyyid Muhammed Tahir Monla İbnü’s- Seyyid Atâullah Efendi ruhlarına el- fatiha 1197 (1782)
HZR-K: Âl-i Sadreddin’den merhum u mağfur Es-Seyyid Muhammed Tahir Monla İbnü’s- Seyyid Atâullah Efendi ruhlarına el- fatiha 1197 (1782)
HZR-L: Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Atâullah Efendi ibnü’l-merhum Mektûbîzade Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha  Sene: B (Receb)1193 (1779)
HZR-L: Hüve’l- bâki Âl-i Sadreddin’den ve müderrisin-i kiramdan Es-Seyyid Muhammed Atâullah Efendi ibnü’l-merhum Mektûbîzade Muhammed Sadeddin Efendi ruhiyçün el-fatiha
Sene: B (Receb)1193 (1779)
HZR-N : Hüve’l- Hallâku’l- bâki Anadolu Kazaskerliği payesiyle sabıkan İstanbul kadısı olan Sadreddinzade merhum Mektûbî el-Hac Abdurrahman Efendi ruhuna el-fatiha  Sene: Fi 12 Rebiülevvel 1160 (24 Mart 1747)
HZR-N : Hüve’l- Hallâku’l- bâki
Anadolu Kazaskerliği payesiyle sabıkan İstanbul kadısı olan Sadreddinzade merhum Mektûbî el-Hac Abdurrahman Efendi ruhuna el-fatiha
Sene: Fi 12 Rebiülevvel 1160 (24 Mart 1747)
HZR-O : Sadreddinzâde merhum Abdülhayy Efendi el-ruhuna fatiha 1122 (1710)
HZR-O : Sadreddinzâde merhum Abdülhayy Efendi el-ruhuna fatiha 1122 (1710)
HZR-P: Hüve’l- hayyü’l-lezi lâ-yemut  Sabıkan Medine-i Amid kadısı Sadreddinzâde merhum Muhammed Nurullah Efendi ibnü’l- merhum Mektûbî Abdurrahman Efendi ruhiyçün lillâhil fatiha  1180 (1767)
HZR-P: Hüve’l- hayyü’l-lezi lâ-yemut
Sabıkan Medine-i Amid kadısı Sadreddinzâde merhum Muhammed Nurullah Efendi ibnü’l- merhum Mektûbî Abdurrahman Efendi ruhiyçün lillâhil fatiha
1180 (1767)

Restitüsyonu

Fındıklı Molla Çelebi Cami tarihsel süreçte geçirdiği doğal afetler sonucunda çeşitli eklere ve müdahalelere maruz kalmıştır. Tarihi haritalardan yararlanılarak restitüsyon projesi çizilmiştir. Ancak her bir tarihi haritada ve eski fotoğraflarda farklılıklar gözlenmiştir. Bu nedenle birinci ve ikinci dönem olmak üzere iki restitüsyon projesi çizilmiştir. Birinci dönem restitüsyon projesi çizilirken caminin ilk yapımındaki karakteristik mimari nitelikleri (plan şeması, cephe özellikleri vb.) temel alınmıştır. II. Dönem restitüsyona belirtilen dönem ekleri ise tarihi haritalardan ve eski fotoğraflardan çıkarılabildiği kadarıyla vaziyet planı olarak rapora eklenmiştir.

Birinci Dönem Restitüsyon Raporu

Molla Çelebi Camii ilk olarak bir külliyenin parçası olarak inşa edilmiştir. Ancak bu külliyeden günümüze sadece cami ulaşabilmiştir. Cami zaman içinde deprem ve yangınlardan zarar görmüş ve birçok onarım geçirmiştir. Fakat cami, yine de günümüze aşağı yukarı ilk haliyle gelebilmiştir. 1723 ve 1724 senesinde Fındıklı’da Molla Çelebi Camii civarında çıkan yangınlarda birçok ev ve dükkân harap olurken Fındıklı Hamamı’nın da camekânı yanmıştır. Başbakanlık’a bağlı Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığın’dan edinilen belgelere göre cami 1822, 1862, 1870, 1884, 1894, 1901 yıllarında onarılmıştır.

İkinci Dönem Restitüsyon Raporu

Halid Eraktan İstanbul Ansiklopedisi’ndeki Fındıklı Cami başlıklı yazısında; 1822 yılında çıkan büyük yangın sonrasında harim bölümünün aslına uygun olarak onarıldığını ancak son cemaat yerinin ahşap direkli bir sundurmaya dönüştürüldüğünü, hünkâr mahfilinin genişletildiğini belirtmektedir. Cengiz Orhonlu ise Fındıklı başlıklı yazısında 1822 yılındaki Tophane yangınından sonra tamir edilirken hünkâr mahfili ilave edildiğinden bahsetmektedir. 1913-1914 yılına ait Alman Mavileri adlı kitabın haritasında bahsedilen hünkâr mahfili gösterilmiştir. Ayrıca hünkâr mahfili ayaklar üstünde taşınan çıkmasıyla 19. yüzyıl fotoğraflarında görülmektedir. Ancak 1926 yılına ait Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında hünkâr mahfili bulunmamaktadır.

 

Son olarak 1822 yılındaki onarımda yenilenen son cemaat sundurması 1958’deki Vakıflar İdaresi’nin yaptırdığı esaslı onarımda iptal edilmiş, caminin inşa edildiği dönemin klasik üslubuna uygun, kubbeli bir son cemaat yeri revağı konmuş, aynı şey özgün olmayan süsleme öğeleri ve birtakım ekler içinde gerçekleştirilmiştir. Fakat hamam, 1958 kamulaştırmaları ve imarında yola feda edilip yok edilmiştir.

Caminin önüne 1787’de ünlü Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Türk rokokosunun en güzel eserlerinden olan bir çeşme yaptırmıştır. Pembe mermer oymaları ve kurşun kubbeli çatısı ile güzel bir eser olan bu çeşme, klasik caminin alnına, revakların tam önüne kondurulmuştur. 1957-1958 yol genişletilmesinde buradan sökülmüş ve bugünkü yerine, Kabataş set üstüne monte edilmiştir.

1913-1914 yılına ait Alman Mavileri ve 1926 yılına ait Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında cami avlusunun batısında hazirenin devamında mekânlar sıralanmaktadır. Hazire ile müştemilat olduğu tahmin edilen bu yapı dizisinin arasından bir kapı ile günümüzde parka dahil edilmiş Fındıklı Sokak’tan giriş verilmiştir.

1997 yılında caminin son cemaat yerinde çıkan yangında ana giriş kapısı kısmen yanmak, kavrulmak etrafı islenmek ve ıslanmak suretiyle zarar görmüştür. 2001 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından minare külahını taşıyan seren direğinin yola doğru sapmış olduğu tespit edilmiştir. Bunun sonucunda petek taşlarında yarılmalar meydana geldiği, şerefe korkuluğunu oluşturan taşların malzeme karakteristiğini kaybettiği, şerefe döşemesi altında 1.50 m mesafedeki gövde

taşlarında yarılma ve çatlamalar olduğu; 1999 Marmara depreminde çatlak ve yarılmaların daha da arttığı belirtilmiştir. Bu nedenle minarenin şerefe döşemesi 1.5 m altına kadar sökülmüş, sökülen kısım mevcut malzeme ve özgün yapım tekniğinde yeniden yapılmıştır. (İstanbul II Numaralı KTVKK Arşivi) 2006 yılında son cemaat yerinde döşeme kaplamalarının yerine granit levha döşenmiştir, girişinin mermer eşik konularak yükseltilmiştir.

Alman Mavileri 1913-1914 Birinci Dünya Savaşı Öncesi İstanbul Haritaları Cilt II Pafta:F11/3,– Fındıklı Molla Çelebi Cami
Alman Mavileri 1913-1914 Birinci Dünya Savaşı Öncesi İstanbul Haritaları Cilt II Pafta:F11/3,– Fındıklı Molla Çelebi Cami
Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul 1926, s.105 – Molla Çelebi Cami
Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul 1926, s.105 – Molla Çelebi Cami
Belge 1 Caminin 19. yüzyılda denizden görünümü
Belge 1 Caminin 19. yüzyılda denizden görünümü
Belge 2 Son cemaat önündeki 1958 yılında Kabataş’a taşınan özgün dönem eki çeşme
Belge 2 Son cemaat önündeki 1958 yılında Kabataş’a taşınan özgün dönem eki çeşme
Belge 3 Caminin doğusuna bitişik yapılmış özgün dönem eki hünkâr mahfilinin kaldırıldığı duvar yüzeyinden okunabilmektedir.
Belge 3 Caminin doğusuna bitişik yapılmış özgün dönem eki hünkâr mahfilinin kaldırıldığı duvar yüzeyinden okunabilmektedir.
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami
1958 yılında yapılan onarımdan sonra cami

RESTORASYON

Fındıklı Cami’nin gerek anıt niteliği taşıması, gerekse Mimar Sinan’a ait olması nedeniyle mevcut işlevinin sürdürerek onarılması farklı bir özen arz etmektedir. Camiye yapılacak onarım müdahaleleri bu bağlamda ele alınmıştır. Restorasyon projesi restitüsyon projesine bağlı kalınarak çizilmiştir. Caminin İstanbul trafiği için önemli bir aks üzerinde konumlanmış olması ve boğaz siluetindeki önemli yeri nedeniyle cephe yüzeylerine yapılacak restorasyon müdahalelerinde ayrıca önem verilmesi gerekmektedir.

 Müdahaleye Yönelik Kararlar

  • Meclis-i Mebusan Caddesine bakan son cemaat yeri yüzeylerindeki kir-karbon oluşumların malzeme raporunda belirtilen şekilde temizlenmesi önerilmektedir. Temizleme işlemi sırasında yalnız kir tabakasının kaldırılmasına, taş veya tuğla yüzeyin tahrip edilmemesine özen gösterilmelidir.
  • Ahşap ve taş mimari elemanlar üzerindeki muhdes boyalar temizlenerek gerekli malzeme ile yenilenmeli veya yüzey doğal haliyle bırakılmalıdır.
  • Ahşapkapı ve pencere doğramaları basit onarım yapılarak işlerlik kazandırılmalıdır. Geç dönemde boyanmış ise temizlenerek gomalak cila sürülmelidir.
  • Çatıdaki kurşun kaplamalar elden geçirilecek,  gerekli ise alt tabakası ile birlikte yenilenecektir. Duvar birleşim detayındaki sorunlar giderilecek, muhdes merdiven kaldırılacaktır.
  • Mevcut muhdes Genel WC binası tamamen yıkılarak arazi özgün kotuna getirilecektir.  Koruma Kurulu’nca uygun görülen yeni yerinde projedeki detayı gibi yeniden inşa edilecektir. Restitüsyon projesinde parsel alanına tam olarak yayılan cami ve avlusu, geç dönemde kıyı şeridinden ve Meclisi Mebusan Caddesinden kayıplara uğramış ve doğu-batı doğrultusunda genişletilmiştir. Buna bağlı olarak restitüsyon projesinde parselin batı sınırı boyunca konumlanmış nitelikli bir mimariye sahip olmayan müştemilat yapı dizisi restorasyon projesinde uygulanmamıştır. Genel olarak cami işlevi kapsamında gerek duyulan Wc ve abdesthane mekânlarını içeren yapı, açık abdest alma mekânlarının doğusunda imam evi temelleri üzerinde konumlanması önerilmektedir.
  • Hazire bölümündeki lahit ve mezar taşları üzerindeki müdahale işlemleri üç aşamada temizlik, tamamlama ve koruma şeklinde yapılacaktır.
  • Yapıya uygun bir çevre düzenlemesi yapılacak,  çimlendirme ve yerden aydınlatma yapılacaktır. Güneydeki bahçe duvarı üzerindeki çeşme abdesthane olarak yeniden düzenlenecektir.  Çeşmenin zemin kotu uygulama aşamasında yapılacak kazı sonucunda tespit edilecektir.

 Cami İçerisinde Yapılması Önerilen İş Kalemleri

  • İç mekândaki mevcut ahşap döşeme elden geçirilecek, çürüyen ve aşınan kısımlar yenilenecektir. Döşeme üzerine elektrikli şilte ile kontrollü yerden ısıtma sistemi yapılacaktır. Ana giriş kapısı önündeki mermer seki kaldırılacaktır. Son cemaat yerindeki geç dönemde yapılmış granit kaplamalar kaldırılarak altında varsa özgün kaplama malzemesi (şeşhane tuğlası) basit onarımı yapılarak korunacak, kırılanlar yenisi ile değiştirilecektir. Eğer geç dönem eki doğal taş kaplamanın altında özgün malzeme bulunmazsa şeşhane tuğlası yapılacaktır.
  • Muhdes doğramalar, dolap kapakları ve raf sistemleri restorasyon projesinde belirtilen detaylarda masif ahşaptan ön koruma yapılarak imal edilmelidir. Muhdes giriş kapısı kaldırılmalıdır. Özgün kapı basit onarımla ile işlerliği kazanacak duruma getirilmeli, aksi takdir masif ahşaptan ön korumalı bir kapı imal edilmelidir. Muhdes ahşap kafesler ayıklanmalıdır. Üst kat kadınlar mahfilindeki kafeslerin yerine dönem yapılarında kullanılmış restorasyon projesinde detayı verilen ahşap korkuluk yapılmalıdır. Giriş bölümünü kapatan muhdes ahşap doğramalı bölmeler kaldırılmalıdır.

Cephelerde Yapılması Önerilen İş Kalemleri

  • Cephelerde yoğunlaşan yüzey kayıpları farklı boyutlarda oluşmuştur. 5 cm derinliğe kadar olan kayıplara müdahale edilmeyecektir. 5 cm den derin olan yüzey kayıplarında 15 cm e kadar çürütme yapılarak boşalan yere taş kaplama yapılacaktır.
  • Sıva dökülmesi görülen yerlerde öncelikle araştırma raspası yapılarak özgün malzeme karışımı belirlenmelidir. Dökülen bölümde özgün malzeme ile onarım yapılacaktır.
  • Geç dönemde yapılmış çimento esaslı harç müdahaleleri temizlenerek malzeme raporunda tespit edilen özgün malzeme kullanılarak gerekli onarım yapılacaktır. Minare gövdesindeki taşların derzlerindeki harç taşmaları ayıklanmalıdır.
  • Yapısal çatlaklara yapılacak müdahalede teknik rapora bağlı kalınacaktır. Çatlaklar bu rapora bağlı kalınarak sönmüş kireç ve agrega karışımı enjeksiyon harcı ile doldurularak onarılacaktır. Kılcal çatlaklarda özgün malzeme tespit edilerek bu malzeme ile doldurulacaktır.
  • Bitkilenme nin görüldüğü bölgelerde öncelikle mekanik yöntemlerle ayıklama, sonrasında çimlenme zamanı ilaçlama (randup ultra) yapılarak temizlenecektir. Doğu cephesindeki yosunlaşmaya neden olan nem ve zemin suyuna karşı restorasyon projesinde belirtilen detaylarda drenaj yapılacaktır.
  • Eksik ve bozulan tezyinatlar için öncelikle araştırma raspası yapılacaktır. Araştırma raspasında herhangi bir özgün veriye ulaşılamazsa benzer örneklerine uygun şekilde tamamlanacak veya yenilenecektir.
  • Metal bilezik, kenetler, gergiler ve lokma parmaklıklar üzerindeki geç dönem boyaları ve pas mekanik (zımpara) yöntemle temizlenecek ve kimyasal (iki kat antipas sürülerek) yöntemlerle korunacaktır. Metal eleman işlerliğini yitirdi ise yenisiyle değiştirilecektir.
  • Yıpranmadan dolayı oyulmuş veya önceki onarımlarda çürütülüp bırakılmış yüzeylerdeki malzeme kayıpları tamamlanmalıdır. Taş bloklar horasan harcıyla özgün duvara entegre edilmelidir.

 

KAYNAKÇA

Anadol, Çağatay; Ersoy, Seden, Jacques Pervititch Sigorta Haritalarında İstanbul, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul

Akkuş, Ayla, İstanbul’daki Altı Dayanaklı Camilerin Başlangıcı ve Gelişmesi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Bitirme Tezi, İstanbul 1971.

Aslanapa, Oktay; Mimar Sinan, Kültür Bakanlığı Yayınları,  Ankara 1992.

Ayvansarayi, Hüseyin Efendi, Hadikatü’l Cevami, İşaret Yayınları, İstanbul 2001.

Cezar, Mustafa, “Osmanlı Devrinde İstanbul Yapılarında Tahribat Yapan Yangınlar ve Tabii Afetler, Türk Sanatı Tarihi Araştırma ve İncelemeleri 1, s.327-414, DGSA, İstanbul 1963.

Çobanoğlu, Ahmet Vefa, “Beyoğlu’ndaki Camiler”, Geçmişten Günümüze Beyoğlu I, Türkiye Anıt Çevre Turizm Değerlerini Koruma Vakfı – Beyoğlu Belediyesi, İstanbul 2004, s.341-360.

Eraktan, Halid, “Fındıklı Camii”, İstanbul Ansiklopedisi, Koçu Yayınları, İstanbul 1971, C.10, s.5750-5752.

Eyice, Semavi, İstanbul Minareleri, Güzel Sanatlar Akademisi Türk Sanatı Tarihi Enstitüsü Yayınları:1, İstanbul 1963.

Gülersoy, Çelik, “Fındıklı’nın Tarihçesi”, Arkeoloji ve Sanat, İstanbul 1981, C.4, S.12-13, s.13-18.

Gülersoy, Çelik, “Fındıklı”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 3, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1994, s.309-311.

Günay, Reha, Mimar Sinan ve Eserleri, YEM Yayınları, İstanbul 2002.

Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi: İstanbul, Hazırlayanlar: Seyit Ali Kahraman – Yücel Dağlı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2003.

Haksan, M. Mermi, İstanbul Hamamları, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yayınları, İstanbul 1995.

İyanlar, Arzu, “Molla Çelebi Külliyesi”, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2005, C.30, s.243-245.

Konyalı, İbrahim Hakkı, Mimar Koca Sinan’ın Eserleri, Ülkü Basımevi, İstanbul 1950.

Kuban, Doğan, “Sinan (Mimar)”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 6, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, İstanbul 1994, s.563-567.

Kuran, Aptullah, Mimar Sinan, Hürriyet Vakfı Yayınları, İstanbul 1986.

Müller-Wiener, Wolfgang, İstanbul’un Tarihsel Topografyası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2002.

Orhonlu, Cengiz, “Fındıklı Semtinin Tarihi Hakkında Bir Araştırma”, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, Eylül 1955 İstanbul, C.8, S.11-12, s.51-70.

Orhonlu, Cengiz, Tophane-Cihangir-Salıpazarı-Fındıklı-Kabataş-Ayazpaşa Semtlerinin Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Mezuniyet Tezi, İstanbul 1950-51.

Öz, Tahsin, İstanbul Camileri, C. I-II, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1997.

Özcan, Abdülkadir, “Mimar Sinan’a Siparişte Bulunanlar”, Mimarbaşı Koca Sinan Yaşadığı Çağ ve Eserleri I, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, İstanbul 1988, s.131-145.

Ramazanoğlu, Gözde, Mimar Sinan’da Tezyinat Anlayışı, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1995.

Sönmez, Zeki, Mimar Sinan İle İlgili Tarihi Yazmalar-Belgeler, Mimar Sinan Üniversitesi Yayınları, İstanbul 1988.

Sözen, Metin, Türk Mimarisinin Gelişimi ve Mimar Sinan, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 1975.

Tanman, Baha, “Molla Çelebi Camii”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, T.C. Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1994, C. 5, s.483-484.

 

 

 

 

 

 

 

Prof. Çılı: Ağa Camii’nde gereken yapılmıştır!

Prof. Çılı: Ağa Camii’nde gereken yapılmıştır!

Tarihi eser ve restorasyon uzmanı İstanbul Teknik Üniversitesi Restorasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Çılı ile Ağa Camii restorasyonunu konuştuk

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni – Kültür Servisi

İki yıl süren yenileme çalışmalarının ardından Beyoğlu Hüseyin Ağa Camii geçtiğimiz ay ibadete açılmıştı…

M. 1594 yılında Galatasaray Ağası Şeyhülharem Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan İstiklal Caddesi’ndeki Hüseyin Ağa Cami 2 yıllık restorasyon çalışmaları tamamlanarak 14 Şubat Cuma günü yeniden ibadete açıldı.

Halk arasında Ağa Camii olarak bilinen 420 yıllık geçmişe sahip Osmanlı dini mimari eseri, 1999 yılındaki Gölcük depreminde hasar görmüş, ardından kontrollü olarak ibadete açık tutulmuştu.

Ağa Camii’ndeki tahribatın bir bölümünün Demirören AVM inşaatından sonra ortaya çıktığına dair kamuoyunda bir kanaat bulunmakla birlikte İstanbul Teknik Üniversitesi Restorasyon Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. FERİDUN Çılı tarafından hazırlanmış Ağa Camii’nin 1999 depreminde zarar gördüğüne ve Demirören AVM yapımında zarar görmediğine dair raporu var.

AVM inşaatı esnasında çatlaklardaki hareketleri izlemek üzere çatlaklara komperatör çatlak ölçer yerleştirilerek periyodik ölçümleri yapılmış, teknik ölçümlerde AVM inşaatının AĞA Camii’ne zarar vermediği kanaatine varılmış.Bunlarla birlikte kamuoyunda Demirören AVM’nin Ağa Camii’ne zarar verdiği kanaati üzerine mezkur şirket Ağa Camii’ni restorasyon masraflarını üstlenmiş.

Cami yıkılma riskiyle karşı karşıya kalınca 2 yıl önce restorasyona alınmıştı. Tonozları çelik halat sistemiyle desteklenerek güçlendirilen camiinin çatı makas sistemi, ahşap döşemeleri, kalem işleri yenilendi.  Osmanlı dönemindeki orijinal mimari kurgusunda yer almayan tuvaletler yer altına indirilerek, avlu mermerle kaplandı.

Geçtiğimiz ay, uzun bir aradan sonra cemaatine kavuşan camiyi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından ibadete açılmıştı…

Geride kalan bir aylık süre zarfında Ağa Camii restorasyonu gündemde tutulma gayretine girildi. Hükümetle hesabı olanlar sanat, estetik ve mimari çalışmalara da gölge düşürecek yayınlar yaptı. Bu bağlamda yapının üzerindeki çok katmanlı tarihsel dönemlerin izlerini taşıyan müdahalelerin kazınarak homojen bir hale dönüştürüldüğü, camiinin anonim bir 16. Yüzyıl eseri haline dönüştürüldüğü ve Ağa Camii’nin 2013 model bir yapı haline getirildiği iddia edildi…

Ağa Camii’nde konuyla ilgili olarak tarihi eser ve restorasyon uzmanı İstanbul Teknik Üniversitesi Restorasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Feridun Çılı ile görüştük…

İbrahim Ethem Gören: Feridun Bey, Ağa Camii restorasyonunu genel anlamda değerlendirir misiniz?

Prof. Dr. Feridun Çılı: Ağa Cami restorasyonu, çatısı olduğu gibi çökme tehlikesinde olan bir yapının yoktan var edilmesidir.

Binada hangi türden hasarlar vardı?

Caminin çatısını oluşturan iki tonozda aralığı 15cm~20cm’ye ulaşan ve yarılma da denilebilecek iki adet diyagonal çatlağa ek olarak tüm cephe duvarlarında, minarede ve avluda çeşitli açıklıklarda sistematik çatlak oluşumu bulunuyordu.

Bahsettiğiniz hasarlara nasıl müdahale edildi?

En önemli çatlak/ayrılma denilebilecek tonoz çatlaklarının daha fazla açılmasına izin vermemek amacı ile tonozlara dik doğrultuda dört adet ön gerilmeli gergi düzenlendi.

Benzer gergiler, yapının bütünlüğünü korumak amacı ile tonozlara paralel doğrultuda da yerleştirildi. Gergilerde paslanmaz çelik kullanıldı. Yapının bütünlüğünü ve kararlılığını sürdürebilmek için cephe duvarlarının en üst kotunda yine paslanmaz çelikten bir hatıl sistemi düzenlendi. Yapıdaki diğer tüm çatlaklar genişliklerine bağlı olarak değişik şekillerde onarıldı.

Binanın sıvalarını sökerken sürprizlerle karşılaştınız mı?

Gayet tabii. Bu aşamada yapıya daha önceki dönemlerde yapılmış tüm müdahaleler görüldü. Bunların bir bölümü günümüz restorasyon ilkeleri ile uyuşmadığı için değiştirildi/kaldırıldı.

 

Binanın cephelerinde mühür gibi yuvarlak metal parçaları duruyor. Bunlar ne işe yarar?

Bunlar, tonozlara paralel ve dik doğrultuda düzenlenmiş gergilerin sabitleme/ankraj plakalarıdır.

Mimar Koray Gümüş, Zaman Gazetesi’ne verdiği bir mülakatta Ağa Camii’nin dışarıdan bakıldığında yapının üzerindeki çok katmanlı tarihsel dönemlerin izlerini taşıyan müdahalelerin kazınarak homojen bir hale dönüştürüldüğü ve camiinin 2013 model bir bina olduğunu söylüyor… Bu hususta sizin kanaatleriniz nelerdir?

Kesinlikle katılmıyorum, daha doğrusu yapının tarihi ve hasar durumu hakkında hiç bir bilgisi olmayan insanların fikir belirtmesini gereksiz buluyorum. Yoldan geçerken bakılınca tonozların göçmenin eşiğinde olduğu görülemez. Dahası, bu restorasyon, kurullarca da onanmış bir restorasyon projesi kapsamında ve bir bilim heyetinin gözetiminde yapıldı. Yapılan, bu emeğe saygısızlıktır.

Camiinin eski fotoğraflarına baktığımıza tonozlarda ciddi çatlak ve yarıklar olduğunu görüyoruz. Bunlar nasıl tamir edildi? Yapılan işlem bilimsel açıdan doğru mudur?

Yapılan müdahale bilimsel açıdan doğrudur. Daha iyi bir yöntem bulunduğunda yapılan müdahale bir gün içinde kaldırılabilecek kadar basittir.

Camiinin eski fotoğraflarına baktığımızda kolonların daha büyük ve heybetli olduğu görülüyor. Şu anki durumda kolonların ince ve narin olduğunu görüyoruz. Bu camiinin statiği açısından tehlike oluşturur mu?

Hayır oluşturmaz. Camide mihrap cephesine yakın tuğla ayakların üzerinde kalınlığı 20cm~25cm’ye varan çok az donatılı kalitesiz betonla oluşturulmuş betonarme mantolar bulunmaktaydı. Bu tabaka tamamen alınarak yerine çelik köşebentler ve etriye gibi çalışan ön gerilmeli çubuklarla oluşturulmuş çelik manto konuldu. Çelik manto, tuğla ayağın üst kotlarında kapatılmayarak görünür halde bırakıldı.

Sizce restorasyonla yeniden inşa projeleri arasında nasıl bir denge sağlanmalıdır? Bu denge Ağa Camii örneğinde nasıl korunmuştur?

Ağa Camii’nde yapılan işin adı “restorasyon” olup yapıda korunması gereken ya da korunabilecek tüm öğeler korunmuştur. Yeniden yapım ise, laftan da anlaşılacağı üzere “yeniden yapım” dır. Bu iki kavramı karıştıranların eleştirisine kulak asmamak gerekir.

“Ağa Camii 16. Yüzyıla ait anonim bir yapı hüviyetine dönüşmüştür” iddiası hakkında neler söylemek istersiniz?

Cami gerektiği şekilde restore edilmiş ve güçlendirilmiştir. Gerisi boş laftır…

 

 

Ağa Camii de gerçeklerin üzeri örtüldü

Yüksek Mimar Uludağ: Ağa Camii tartışmalarında bilimsel gerçeklerin üzeri örtüldü

Ağa Camii de gerçeklerin üzeri örtüldü (Foto-Galeri)

SON DEVİR-İbrahim Ethem Gören

Beyoğlu’nun simgelerinden Hüseyin Ağa Camii restore edilerek Şubat ayında ibadete açılmıştı. Ağa Camii, iki yıllık restorasyon sürecinin ardından 14 Şubat Cuma günü cemaatiyle buluşmuş, Cuma namazı öncesinde yapılan törende Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ibadethanenin kurdelesini kesmişti…

M. 1594 yılında Galatasaray Ağası Şeyhülharem Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan İstiklal Caddesi’ndeki Hüseyin Ağa Camii 400 yılı aşkın geçmişiyle Beyoğlu silüetinde önemli bir yer edinmişti.

Halk arasında Ağa Camii olarak bilinen 420 yıllık geçmişe sahip Osmanlı dini mimari eseri, 1999 yılındaki Gölcük depreminde hasar görmüş, ardından kontrollü olarak ibadete açık tutulmuştu.

Cami yıkılma riskiyle karşı karşıya kalınca restore edilmişti. Geride kalan bir aylık süre zarfında Ağa Camii restorasyonu gündemde tutulma gayretine girildi. Hükümetle hesabı olanlar sanat, estetik ve mimari çalışmalara da gölge düşürecek yayınlar yaptı.

Bu bağlamda yapının üzerindeki çok katmanlı tarihsel dönemlerin izlerini taşıyan müdahalelerin kazınarak homojen bir hale dönüştürüldüğü, camiinin anonim bir 16. Yüzyıl eseri haline dönüştürüldüğü ve Ağa Camii’nin 2013 model bir yapı haline getirildiği iddia edildi…

Ağa Camii’nde konuyla ilgili olarak tarihi eser ve restorasyon uzmanı yüksek Mimar Sevilay Uludağ ile görüştük

İbrahim Ethem Gören: Sevilay Hanım, Ağa Camii mimarisinin Beyoğlu, Taksim ve bir adım öte İstanbul için önemi hakkında neler söylemek istersiniz?

Sevilay Uludağ: Osmanlının her döneminde özellikle ticaretin canlandığı 18. ve 19. yüzyıllardan itibaren İstiklal Caddesi yerleşim olarak İstanbul’un kalbi, merkezi olmuştur. İstiklal Caddesi, Beyoğlu, gayrimüslim ve Müslümanların yüzyıllardan beri birlikte yaşadığı kültür ve ticaret  merkezidir. İstiklal Caddesi farklı dinlere mensup vatandaşlarımızın birlikte yaşadığı bir mekândır ve Hüseyin Ağa Camii de buradaki tek cami olmasından dolayı önemli bir yapıdır. Ağa Camii Beyoğlu için ve İstanbul için bir simgedir.

Ağa Camii’nde hangi sebeplerle restorasyon yapılması gündeme geldi?

İstiklal Caddesi üzerinde günümüze ulaşan önemli kültür varlıklarımızdan olan Hüseyin Ağa Camii restorasyonu harim tonozundaki çatlaklar nedeni ile gündeme gelmiştir. Ancak bu sadece nedenlerden biridir.

Bu konuyla ilgili tarihi belgeler ne diyor?

Çok şey… Eski belgelerde görüldüğü üzere Ağa Camii’nin restorasyon öncesindeki durumu yapının özgün cephe ve plan şemasından oldukça uzakta idi. Cami, özgün özelliğini kaybetmişti. Yapılan araştırmalar sonucunda doğru verilere dayandırılarak hazırlanan restitsüyon ve restorasyon projelerinin yine doğru bir şekilde uygulamasının yapılması ile cami özgün mimarisine kavuşmuştur.

Camiinin restorasyon öncesindeki genel durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Cami her ne kadar dışarıdan iyi durumda gözüküyor idiyse de, projelerini hazırlamaya başladığımızda bünyesinde birçok sıkıntının mevcudiyetini tespit ettik. Pencerelerin ahşap doğramalarında çürümeler vardı. Tepe pencerelerinin durumu kötüydü. Alçılarında kırılmalar ve bozulmalar vardı. Minber ve vaaz kürsüsü yapının mimarisi ile uyuşmuyordu. Ahşap korkuluklarında doğramalarda olduğu gibi çürümeler vardı. Duvarlarında çatlaklar, tonozunda daha ciddi çatlaklar vardı. Kadınlar mahfili döşemesi betonarme idi ve sağlıklı değildi.

AĞA CAMİİ ÖZGÜN YÜZÜNE KAVUŞMUŞTUR

Restorasyon süreci nasıl ilerledi?

Restorasyon projeleri ve uygulaması Bilim Kurulu danışmanlığında ilerlemiştir. Özellikle uygulama sürecinde en az 2 haftada bir, alanda kontrollerimizle ve bilim kurulumuzla toplantılar yapılmak sureti ile imalatlar kontrol edilmiş, böylelikle uygulamaya yön verilmiştir.

Çimento harçlı sıvaların yapıdan uzaklaştırılmaya başlamasından kısa bir süre sonra özellikle son cemaat yerinin duvarlarında proje ve belgeleri doğrulayan pencere yerlerinin çıkması, yapılan restorasyonun doğru yöntem ve belgelemelerle yapıldığını gösteren en önemli tespit olmuştur.

Aynı şekilde saçaklardaki dendanların betondan yapıldığı ve özgün olmadığının tespit edilmesi, mihrap nişinin yine çimento harçlı tuğla ile değiştirildiğinin tespit edilmesi restorasyonun doğru bir şekilde yapıldığını gösteren tespitler olmuştu.

Restorasyon sürecinde kontrolör olarak İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İstanbul’daki teknik üniversitelerde öğretim üyesi olarak görev yapmakta olan bağımsız bilim kurulu Ağa Camii restorasyonunu özverili şekilde denetlemiştir. Tüm çalışmalar uygulamada kullanılan yöntemler, teknikler bilimsel şekilde yapılmıştır.

Eleştiri bu süreç içinde ve sonrasında da olmuştur. Bizler açıkçası böyle eleştirileri bekliyorduk çünkü Ağa Camii bugüne kadar özgün olmayan yüzü ile İstiklal’deydi ve insanlar bunu görmeye alışmıştı.

Son yapılan restorasyon ile Ağa Cami özgün yüzüne kavuşmuştur. Bilinmesi gereken en önemli nokta restorasyonun sırf olabilecek eleştirilerden kaçarak restorasyon ilkelerine uymayan bir yöntemle yapılmayıp tamamen yapıyı özgün kimliğine kavuşturmak için bilimsel yöntemlerle yapılmış olmasıdır.

AĞA CAMİİ 1930’LU YILLARDA YAPILAN RESTORASYONLA ÖZGÜNLÜĞÜNÜ KAYBETMİŞTİ

Maalesef şunu belirtmeliyiz ki 1930’lu yıllarda yapılan restorasyon ile yapı büyük ölçüde özgünlüğünü kaybetmiştir. Yapının duvarları, çatı saçak bölümleri, harime bakan kolonlarının etrafı, kadınlar mahfil döşemesi betonarmeye çevrilmiş, formları değiştirilmiştir.

Camiinin tarihi dokusunun korunması için neler yapıldı?

Az önce de bahsettiğim üzere yapıdaki raspalar elimizdeki arşiv belgeleri ile tamamen örtüşmüştür. Eski harita belgesi Alman Mavilerindeki kontürü ile de örtüşmüştür.

Bu belgeler ve izler doğrultusunda uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Minaresi, külah ve şerefe alt kısmı tamamen eski fotoğraf belgelerine göre yapılmıştır. Pabuç kısmının çimento harç ve tuğla dolgularla değiştirildiği tespit edilmiş, bu dolgular alınarak taş ile bu kısımlar aslına uygun yapılmıştır.

Son cemaat önündeki betonarme giriş muhdes olduğundan alınmış, cami cepheleri özgün haline kavuşmuştur. Son cemaat yerinin yüksek pencereleri arşiv belgeleri ve raspa sonucunda ortaya çıkan sonuçlara göre doğru bir şekilde restore edilmiştir.

Yapılan restorasyon ile yapı özgün dış duvar örgü sistemine kadar sıvalarından soyulmuş, çıkan verilere göre rstorasyonu yapılmıştır. Yapıda harim pencere sistemi aynen korunmuştur. Tepe alçı pencereleri onarılarak korunmuştur. Yapı içindeki kalem işleri de büyük ölçüde korunmuştur.

Cami tarihi izleri barındırmaya devam ediyor mu?

Tabiii ki… Biz camideki özgün olmayan pencere ve mihrap gibi değiştirilmiş elemanları restore ettik. Yapıyı yıkmadık, yeniden yapmadık. Cami kendisi tamamen tarihidir. Günümüze kadar yapılan yanlış uygulamalar ile kaybettiği, yitirdiği değerlerine bu restorasyon uygulaması ile kavuşmuştur. Zaten yapıda sıva altında bugün yapılan restorasyona ışık tutan tüm izler duruyordu, sadece bu restorasyonla bu izler gün ışığına çıkarıldı.

Ağa Camii’ndeki çalışmalar “Müteahhitlik ürünü” yakıştırmasını hak ediyor mu?

Kesinlikle hayır. Yapılan tüm uygulamalar restorasyon ilkelerine göre olması gerektiği gibi yapılmıştır. Camide kullanıla ahşap elemanlar eleştiri konusu yapıldı. Ahşap elemanların tamamı birinci sınıf malzemedir.

Empreyenlenmiş, fırınlanmıştır. Yapılan güçlendirmelerin tamamı paslanmaz demir ile yapılmıştır. Sıvalar laboratuar sonuçlarında verilen özgün horasan karışım harcı ile yapılmıştır. Kullanılan taşlar küfegi taşıdır.

Özgününe uygun olarak alana getirilmiştir. Kalem işleri tezyinat sıvası üzerine olması gerektiği gibi yapılmıştır. Böyle bir çalışma müteahhitlik ürünü olamaz. Zaten hiçbir restorasyon müteahhitlik ürünü olamaz ve olmamalıdır.

Tarihimizin en önemli değerleri olan taşınmaz kültür varlıklarına bir çivi dahi düşünmeden, bilinçsizce çakılamaz, bu yapılara yapılacak her hangi bir yanlış müdahalenin geri dönüşü olmayacağından tüm ekibimiz tüm dikkati ve enerjisi ile alanda çalışmalarını yapmıştır.

Camide rekontrüskiyon çalışması yapıldığına dair iddialar var? Böyle bir çalışma yapıldı mı? Ağa Camii’nde restorasyon projesi mi yeniden inşa projesi mi yapılmıştır?

Yeniden inşaa, rekonstrüksiyon; adından da anlaşılacağı gibi olmayan bir yapının ya da statik açıdan yıkılarak yapılması ön görülen yapıların yapılmasıdır. Biz Hüseyin Ağa Camii’ni yıkmadık, temelini yeniden atmadık, çimento harçlı sıvaların altında gizlenmiş özgün izleri görünür hale getirdik. Restorasyonda zaten budur…

AĞA CAMİİ RESTORASYONU TARTIŞMALARINDA BİLİMSEL GERÇEKLERİN ÜZERİ ÖRTÜLDÜ

Peki sizce bu türden tartışmalar niye ortaya atılıyor?

Hüseyin Ağa Cami İstanbul’un kalbi olan Taksim’in simgelerinden biridir. 1940’lı yıllardan beri insanların gördüğü bir yüzü vardı Hüseyin Ağa Camii’nin bu restorasyon ile bu yüz değişti. İnsanlar şaşırdı ve tam araştırılmadan, nedenini niçinini bilmeden talihsiz tartışmalar yapıldı.

Bizler de sizler gibi kültür sanat ve estetik değerlere önem atfeden ve at gözlüğü takmayan gazetecilerin yardımı ile Hüseyin Ağa Camii’nin özgün yüzüne kavuştuğunu anlatmaya çalışıyoruz ve anlatacağız da… Ama bir yandan da üzülmüyor değiliz çünkü gerçekten bilimsel araştırma ve yöntemlerle yapılan bir uygulamanın, bizlere sorularak tartışılacaksa tartışılması gerekliliğine inanıyoruz. Maalesef tartışmalar hakikatin üzeri örtülerek, bilimsel gerçekler çarpıtılarak yapılıyor.

Erdemli gazetecilik çünkü böyle bir şeyi gerektirir. Bize Ağa Camii’nde neler yaptığımızı, neler yapmadığımızısorabilirlerdi.

TARİHİ CAMİLERİN KORUNMASINDA DİN ADAMLARINA BÜYÜK GÖREVLER DÜŞÜYOR

Camiinin bu haliyle kuşaklar sonrasına miras kalması için nasıl bir koruma/bakım sağlanmalıdır?

Ülkemizde yapılan restorasyon uygulamalarından sonra restore edilen eser yine kendi kaderi ile başbaşa kalmaktadır. Biz, alandan çıktığımız anda yapının tarihe mâl olduğu unutulmakta, işlevler ön plana çıkmaktadır.

Burada en önemli görev camideki din görevlilerine düşmektedir. Cemaate yapının tarihi değeri anlatılmalı ve ona göre yaklaşmaları sağlanmalıdır.

Ağa Camii’nde yapılacak en ufak bir müdahalede İstanbul Vakıflar I. Bölge Müdürlüğü’ne, İlgili Koruma Kurullarına başvurulmalı, yapılacak müdahaleler restorasyon ilkeleri çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

Ağa Camii de gerçeklerin üzeri örtüldü

 

Arınç, Ağa Camii’ni Nazım Hikmet’in şiiriyle açtı

Arınç, Ağa Camii’ni Nazım Hikmet’in şiiriyle açtı (Foto)        

İki yıl süren yenileme çalışmalarının ardından Beyoğlu Hüseyin Ağa Camii, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından ibadete açıldı. Arınç, Nazım Hikmet Ran’ın Ağa Camii için yazdığı şiiri okudu.

İbrahim Ethem Gören/Son Devir

M. 1594 yılında Galatasaray Ağası Şeyhülharem Hüseyin Ağa tarafından yaptırılan İstiklal Caddesi’ndeki Hüseyin Ağa Cami 2 yıllık restorasyon çalışmaları tamamlanarak 14 Şubat Cuma günü yeniden ibadete açıldı.

CAMİ GÖLCÜK DEPREMİ’NDE HASAR GÖRMÜŞTÜ

Halk arasında Ağa Camii olarak bilinen 420 yıllık geçmişe sahip Osmanlı dini mimari eseri, 1999 yılındaki Gölcük depremide hasar görmüş, ardından kontrollü olarak ibadete açık tutulmuştu.

Cami yıkılma riskiyle karşı karşıya kalınca 2 yıl önce restorasyona alınmıştı. Tonozları çelik halat sistemiyle desteklenerek güçlendirilen camiinin çatı makas sistemi, ahşap döşemeleri, kalem işleri yenilendi.  Osmanlı dönemindeki orijinal mimari kurgusunda yer almayan tuvaletler yer altına indirilerek, avlu mermerle kaplandı.

AĞA CAMİİ’Nİ BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ AÇTI

Cami, restorasyon sürecinin titiz bir çalışmayla tamamlanmasının ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın katılımıyla İstiklal Caddesi için oldukça renkli bir günde  Beyoğlu Belediyesi İstiklal Caddesi’ni Sevgililer Günü’nde(!) şenlendirmeyi ihmal etmemiş!

Ağa Camii14 Şubat Cuma günü Cuma namazında ibadete açıldı.

AĞA CAMİİ ESKİ GÜNLERİNE DÖNDÜ

Ağa Camii’nin açılış töreninde konuşan Bülent Arınç, camiinin Osmanlı asırlarındaki ihtişamlı günlerine tekrar döndüğünü, işinin ehli uzmanlar tarafından usul ve kaidelerine uygun bir restorasyon süreci geçirdiğini belirttikten sonra konuyla ilgili olarak şu hususlara değindi: “Ecdadımızın yüzlerce, binlerce vakfiyesini, camileri, medreseleri, külliyeleri, imaretleri, okulları ve insanlara faydalı olsun diye, hatta onu da aşarak bütün mahlukata yararlı olsun diye sanatkar dedelerimizin yaptığı vakıf eserlerini tekrar ayağa kaldırıyoruz.

İSTANBUL VAKIF ZENGİNİ BİR ŞEHİR

İstanbul’umuz vakıf zengini bir şehir. Vakıf medeniyetinin en güzel örneklerini yaşayan İstanbul’da yüzlerce eseri tekrar ayağa kaldırdık; Yüzyıllar sonrasına insanlığa ortak bir hediye olarak takdim ettik. İtiraf etmeliyiz ki, bizim imkânlarımızla bunların hepsine ulaşmak, yapmak mümkün değil. Bizim (Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün) yıllık bütçesi takriben 500 milyon TL’dir. Gelirimiz ne kadarsa o kadar harcama yapabiliyoruz, ama vakıf olduğu için işin içinde bereket var. Bir ondan yararlanıyoruz, ikincisi de son yıllarda çıkardığımız kanunlarla vakıf eserlerini ayağa kaldırmak amacıyla hayırseverlerimizden de sponsorluk kabul ediyoruz.”

VAKIFLARLA ÖVÜNEBİLİRSİNİZ

Hükümetlerinin 11 yılda 3 bin 600 vakıf eserini tecdiden ihya edip eski günlerine kavuşturarak ayağa kaldırdığına vurgu yapan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü.

“Vakıflarla övünebilirsiniz. İftihar edebilirsiniz. Biz de sizden aldığımız destekle Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla vakıflara, bu eserlere sahip çıkmaya çalışıyoruz.”

40 YIL ÖNCE BURADA İBADET EDERDİM

Sayın Bülent Arınç, açılışını yapmakla iftihar ettiğini belirttiği Beyoğlu Hüseyin Ağa Camii’ne dair bir hatırasını da hazirunla, Cuma cemaatiyle paylaştı.

Bülent Arınç, 1971 yılında Tuzla Piyade Okulu’nda yedek subay adayıyken, okulun bölüklerinde Hüseyin Ağa Camii’nin iki imamının da askerlik görevinde bulunduğu, 40 küsur yıl önce Tuzla’daki askeri birlikten hafta sonları izne çıktıklarında bu camide ibadet ettiklerini söyledi.

Başbakan Yardımcısı Arınç, Ağa Camii’nde Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in ve Şair Nazım Hikmet’in de hatıraları bulunduğunu belirterek sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Üzerimizde emekleri bulunan, bizim neslimizin çok sevdiği ve itibar ettiği rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in ’O ve ben’ isimli eserinde Ağa Camii’ne ait çok güzel hatıraları var.

1934 yılında Şeyh Abdülhakim Arvasi Hazretleri Ağa Camii’nde sohbet etmektedir. Necip Fazıl, Üstadıyla bu camide tanışır. Üstad Kısakürek, onun sohbetleriyle, Arvasi Hazretleri’nin gösterdiği yolla hidayetine vesile olduğunu söylüyor.

Abdülhakim Arvasi Hazretleri Bağlum’da yatıyor. Cenab-ı Hakk, şefaatlerine nail etsin. Demek ki, biraz sonra cuma namazını kılacağımız bu Ağa Camii böylesi yaşanmışlıkları, hidayet ortamına zemin teşkil etmiş.”

CAMİ AÇILIŞINDA NAZIM HİKMET’İN ŞİİRİNİ OKUDU

Bülent Arınç konuşmasında Nazım Hikmet Ran’ın Ağa Camii için şiir yazdığını belirterek konuşmasına devam etti:
“Arkadaşlar, Ağa Camii konulu bir şiir getirdiler. Şiirin yazarının Nazım Hikmet olduğunu öğrendiğinde kulaklarına inanamadım. Emin olmak istedim. Arkadaşlarıma “Ciddi bir şey söylüyorsunuz, bana böyle bir şiir verdiniz. Gerçekten bu şiirin yazarı Nazım Hikmet midir?” diye sordum. Araştırdılar, aradılar, taradılar, bana bu şiirin o şahsa ait olduğunu söylediler. Tam cuma vaktinde Nazım Hikmet’in şiirin bir bölümünü okumak istiyorum:

“Havsalam almıyordu bu hazin hali önce   Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce   Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım   Allah’ımın ismini daha çok candan andım   Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen   Böyle sokaklarda ki, anası can verirken   Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var   Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar.”

Arınç, Nazım Hikmet’in mısralarını tamamlarken ezan okundu. Ve ardından Beyoğlu Müftü Vekili Yakup Kabalık’ın yaptığı duanın ardından kurdelesi kesilen Ağa Camii, Cuma namazıyla ibadete açıldı.

YÜKSEK MİMAR SEVİLAY ULUDAĞ: YAPILAN RESTORASYONLA CAMİİNİN MİMARİ ÖMRÜ 400 YIL UZADI

Cuma namazı sonrasında caminin restorasyonnu üstlenen firmanın yöneticilerinden Erhan ve Sevilay Uludağ ile görüşme imkânımız oldu.

Sevilay Uludağ caminin tüm müştemilatının restorasyon ilkelerine sadık kalınarak titiz bir şekilde ihya edildiğini vurgulayarak “Ağa Camii’nin Allah’ın izniyle en az 400 yıl kadar mimari ömrünün uzamıştır” dedi.

ŞEHİR PLANCISI ERHAN ULUDAĞ: AĞA CAMİİ’Nİ ASIL HÜVİYETİNE SADIK KALARAK RESTORE ETTİK

Restorasyon uzmanı ve şehir plancısı Erhan Uludağ da restorasyon projesinin araştırmalar sonucunda edinilen belgeler doğrultusunda hazırlandığını belirterek, camiinin Demirören Holding’in sponsorluğunda, İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürlüğü’nün kontrolörlüğünde, İstanbul II. Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onaylanan restorasyon projesine göre Cami restorasyon uygulaması işine 20.04.2012 tarihinde başladıklarını, uygulama sürecinde bilim kurulu oluşturduklarını, bilim kurulunda Prof. Dr. Oğuz Ceylan ile Prof. Dr. Feridun Çılı’nın bulunduğunu söyledi.

Balkan coğrafyasında TİKA’nın himayesinde cami, türbe ve medrese restorasyonları alanında pek çok hizmetleri olan restorasyon gurusu Erhan Uludağ “Camiin restorasyon projesini oluştururken nelere dikkat ettiniz?” şeklindeki soruma şu cevabı verdi:

“Ağa Camii’ni asıl hüviyetine, tarihi mimari kimliğine sadık kalarak restore ettik. Yapılan raspa sonucunda hazırlanan restorasyon projesini destekleyen izler ortaya çıktı. Camideki tarihi izlerle, eski fotoğraf ve belgelerinin örtüşüyor olması yapılan projelendirmenin ve uygulamanın doğru olduğunu göstermiştir.”

Kaynak: SonDevir