Baba Ali Şah Tekkesi: Nuruosmaniye’de Beş Yüzyıllık Bir Tekkenin İzini Sürmek

Nuruosmaniye Caddesi ile Adem Yavuz Sokağı’nın kesiştiği noktada, uzun yıllar otopark olarak kullanılan duvarlı bir arsa var. Bu arsanın altında, 1486’da kurulmuş ve 1984’te buldozerle yıkılmış bir tekkenin temelleri duruyor.

Baba Ali Şah Tekkesi'nin 2025 arkeolojik kazılarında ortaya çıkarılan temel duvarları
Kazı çalışmaları sonrası tekkenin arazisi, 2025 (Taksim Yapı Arşivi).

Bu yazı, Dr. Öğr. Üyesi Fatih Sarımeşe’nin (Sanat Tarihçi) Temmuz 2025 tarihli sanat tarihi raporu esas alınarak, kendisinin izniyle hazırlanmıştır. Buradaki tarihî ve mimari tespitler kendisine aittir.

Dokuz isimli bir yapı

Bir binanın kaç adı olabilir? Bu yapının en az dokuz tane var. Kaynaklarda Baba Ali Şah Tekkesi adının yanı sıra Şah Ali Baba Tekkesi, Baba Ali Şah bin Zengi Tekkesi, Şeyh Zengi Tekkesi, Şah Ali Zengi Baba Tekkesi, Şah Zengi Tekkesi, Cünuni Ali Efendi Tekkesi, Şeyh Şerafettin Efendi Tekkesi ve Mengene Tekkesi olarak geçiyor.

Bu isim çokluğu tesadüf değil. Küçük ölçekli tarikat yapıları genellikle kurucusunun, o an görevdeki şeyhinin ya da bulunduğu sokağın adıyla anılırdı. Dolayısıyla bir tekkenin isim listesi, aslında onun beş asırlık el değiştirme ve yeniden doğuş hikâyesinin özeti oluyor.

Yapı, tapu kayıtlarına göre İstanbul’un tarihî yarımadasında, Fatih ilçesi Molla Fenari Mahallesi’nde 323 ada 3 parselde bulunuyordu — Kapalıçarşı ile Nuruosmaniye Camii arasındaki o yoğun ticaret dokusunun tam içinde.

1486: Bir vakfiyeyle başlayan hikâye

Tekkenin inşasına ilişkin en erken kayıt, 1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde yer alıyor. Bu deftere göre Baba Ali Şah bin Zengi adlı bir kişi, Hicrî 891 — Miladî Ocak 1486 — tarihli bir vakfiye düzenleyerek tekkenin kurulmasına öncülük etmiş.

Vakfiye yalnızca binanın inşasını düzenlemiyordu; yapının ayakta kalmasını sağlayacak gelirleri de güvence altına alıyordu. Osmanlı’da bir tekkeyi kurmak, bugünkü anlamda bir bina yapmaktan çok, kendi kendini finanse eden küçük bir kurum tasarlamak demekti.

Bu tarih, İstanbul’un fethinden yalnızca otuz üç yıl sonrasına denk geliyor. Yani Baba Ali Şah Tekkesi, şehrin Osmanlı kimliğini kazandığı ilk kuşağın yapılarından biri.

Sessiz yüzyıllar

1486’dan 20. yüzyıl başına kadar geçen sürede yapının hangi aşamalardan geçtiğini kesin olarak bilmiyoruz. İlginç bir ayrıntı: 18. yüzyıl ortalarından itibaren düzenlenen İstanbul tekke listelerinde bu tekkenin adı geçmiyor. Bu, yapının bir dönem resmî kayıtların dışında kaldığını ya da faaliyetinin durup yalnızca türbe merkezli bir ziyaretgâh olarak varlığını sürdürdüğünü düşündürüyor.

1600 tarihli tahrir defterindeki kayıtlar, vakfa ait bir evin yerine iki katlı bir dükkân inşa edildiğini gösteriyor. Bu, vakfın ekonomik sürdürülebilirliğini sağlamak için yapılmış tipik bir hamle. 19. yüzyılın ilk yarısında ise yapı büsbütün ortadan kalkıyor.

1858 tarihli kayıtlar bize arsanın yeni bir sahibini tanıtıyor: dönemin Evkaf Nazırı Ferid Paşa, bitişikteki konağın sahibi sıfatıyla nezaretin yetkilerini kullanarak taşınmazın mülkiyetini oğlu Sa’deddin Efendi’nin üzerine geçiriyor.

Yeniden doğuş: 1894–1904

Tekkenin ikinci hayatı 19. yüzyılın sonunda başlıyor. 10 Şubat 1894 tarihli Meclis-i Meşayih mazbatasıyla tekkenin şeyhlik makamı yeniden ihdas ediliyor ve Sa’diyye tarikatına mensup Mehmed Şerefüddin Efendi meşihat görevine tayin ediliyor.

Bina tamamlandıktan sonra resmî açılış töreni 20 Ocak 1904’te yapılıyor. İnşaatın finansmanında dönemin himaye ağları belirleyici: Feride Zeyneb Hanım’ın para yardımı, geç Osmanlı’da tasavvufi yapıların sosyal sermaye üzerinden nasıl ayakta tutulduğunun somut bir örneği.

1970'lerde çekilmiş, Baba Ali Şah Tekkesi'nin ahşap tekke-tevhidhane binasının ağaçlar arasından görünüşü
1970’lerde çekilmiş, Baba Ali Şah Tekkesi’nin ahşap tekke-tevhidhane binasının ağaçlar arasından görünüşü

Kaybolan kitabe meselesi bugün restorasyon pratiğinde önemli bir ders veriyor: yapının kendisi değil, ona kimliğini veren ayrıntıların kaybolmuş olması, en çok zorlandığımız noktalardan biri.

Baba Ali Şah Tekkesi'nden kaybolduğu bilinen taş kitabenin yakın çekim görüntüsü
Cümle kapısındaki kitabe (Esin Demirel İşli arşivi).
1970'lerde Baba Ali Şah Tekkesi'nin güney cephesi ve ahşap çıkması
1970’lerde tekkenin güney cephesi (İBB Arşivi).
Baba Ali Şah Tekkesi tevhidhanesinin ahşap tavanlı iç mekânı
1975 yılında tevhidhanenin içeriden görünümü (Esin Demirel İşli arşivi).
Pervititch Haritası'nda Baba Ali Şah Tekkesi parseli
Pervititch Haritası’nda tekke.
Ayverdi Haritası'nda Baba Ali Şah Tekkesi'nin bulunduğu alan
Ayverdi Haritası’nda tekkenin bulunduğu alan.
Baba Ali Şah Tekkesi'nin yıkılmadan önce sokaktan çekilmiş ahşap cephesi
Yıkılmadan önce Baba Ali Şah Tekkesi’nin ahşap cephesi (arşiv fotoğrafı).

Mimarisi: iki katlı ahşap bir tekke-tevhidhane

Günümüze ulaşamayan yapının mimarisini, kaynaklardan ve 1970’lerde çekilmiş fotoğraflardan takip edebiliyoruz. Ortaya çıkan tablo, küçük ölçekli tarikat yapılarının sade ama işlevsel planlama anlayışını yansıtıyor.

Binaya giriş, kuzeybatı köşesindeki cümle kapısından sağlanıyordu. Kapı, yamuk planlı ahşap bir sofaya açılıyordu. Sofanın güneyinde üst kattaki tevhidhaneye çıkan merdiven, doğusunda ise yan yana iki oda vardı. Kuzeydeki oda çok işlevli bir selamlık odası, yanındaki ise hareme geçişi sağlayan mabeyn odası olarak değerlendiriliyor.

1970’lerde tekkeyi ziyaret eden araştırmacı Ahmed Bilgin Turnalı, tevhidhane mihrabının karşısında ve sağ tarafında ziyaretçilere ayrılmış bir alan bulunduğunu aktarıyor. Tavan düz ve göbeksizdi, hiçbir süsleme yoktu. Yapının tespit edilebilen tek süsleme ögesi, mihrabın iç kısmındaki perde ve kandil motifleriydi.

Cephe: yalı baskı, giyotin pencere, çıkma

Fotoğraflardan okunabilen cephe dili, geç Osmanlı sivil mimarisinin standart repertuvarı:

  • Yalı baskı kaplama: Yatay yerleştirilmiş, bindirme biçiminde dizilmiş düz tahtalar.
  • Giyotin pencere: Düşey eksende çalışan ahşap sürmeli sistem, dikdörtgen söveli ve cephede düzenli bir ritim oluşturacak şekilde konumlanmış.
  • Çıkma: Ahşap mimaride statik çözümle estetik dinamizmi dengeleyen temel yapım tekniği.
  • Yangın duvarı: Ahşap üst katlı yapılarda yaygın bir güvenlik önlemi.

Kuzey cephesindeki pencerelerin oranlarındaki farklılık mimari bir ipucu veriyor. Osmanlı konut ve tekke mimarisinde geniş oranlı pencere grubu genellikle başoda ile ilişkilendirilir; yani burada tekkenin Şeyh Odası’na denk geliyor. Aynı cephedeki daha küçük oranlı üç pencere ise bir ara kat bulunduğuna işaret ediyor.

Haritaların anlattığı

Yıkılmış bir yapıyı belgelemenin en güçlü yollarından biri, farklı tarihli haritaları üst üste okumaktır. Baba Ali Şah Tekkesi için elimizde zengin bir seri var: Ayverdi Haritası, Alman Mavileri Haritası, Goad Haritası ve Pervititch Haritası.

Goad Haritası’nda (1904 açılış dönemine yakın) güneydeki çıkmalı kısım, tüm güney cephesi boyunca devam eden bir yapı olarak gösterilmiş. Pervititch Haritası’nda ise aynı çıkmalı bölüm, batı cephesinden girişi olan iki katlı ahşap bir yapı olarak ve doğuya doğru yalnızca yaklaşık beş metre uzanacak şekilde temsil edilmiş.

Goad sigorta haritasında Baba Ali Şah Tekkesi parseli
Goad Haritası’nda tekke.

Goad ile Pervititch arasındaki bu fark önemli: ya yapı zaman içinde fiziksel olarak daraldı, ya da belgelerdeki temsil değişti. Her iki ihtimal de restitüsyon çalışması için ayrı ayrı hesaba katılması gereken bir veri.

Alman Mavileri Haritası'nda Baba Ali Şah Tekkesi'nin bulunduğu alan
Alman Mavileri Haritası’nda tekkenin bulunduğu alan.

Havadan bakmak

Hava fotoğrafları serisi, tekkenin ortadan kalışını neredeyse kare kare gösteriyor: 1966’da tekke ayakta, 1982’de yıkımdan iki yıl önce, 1987’de tekkenin yeri artık boş, 2024’te ise parsel ve türbe görülüyor.

Kayboluş: 1925’ten 1984’e

1925’te tarikat faaliyetlerinin devlet kararıyla sona ermesi, İstanbul’daki yüzlerce tekkenin kaderini belirledi. Baba Ali Şah Tekkesi de bu süreçte evsafını kaybetti: oda oda kiraya verildi, bakımsızlıktan harabeye döndü.

1980’lere gelindiğinde yapının taşıyıcı sistemi zayıflamış, güvenlik açısından tehlike arz eder duruma gelmişti. Temmuz 1984’te İstanbul Belediyesi ekipleri, yapıyı “mâil-i inhidâm” — yani yıkılmaya yüz tutmuş — gerekçesiyle yıktı.

Yapının resmî koruma statüsü ise yıkımdan önce vardı: Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 11.07.1980 tarihli kararında “323 ada 3 parselde bulunan eski eser Şeyh Zengi Tekkesi” ifadesi geçiyor. Tescilli bir eski eser, tescilinden dört yıl sonra yıkıldı.

Bugün restorasyon pratiğinde çok tekrarlanan bir cümle var: bir yapıyı ayakta tutmanın maliyeti, onu yeniden inşa etmenin maliyetinin yanında hep küçük kalır. Baba Ali Şah Tekkesi bunun ders kitabına girecek örneklerinden biri.

Geriye kalanlar

Türbe

Yıkımın ardından yalnızca türbe için sınırlı bir onarım süreci başlatıldı. Baba Ali Şah’a ait olduğu bilinen türbe, 1986’da Vakıflar İdaresi tarafından yeniden inşa edildi. Yeni yapının önceki mimari forma ne ölçüde sadık kaldığı tartışmalı; ancak yapının kültürel ve sembolik varlığını sürdürmesi açısından önemli bir adım.

Bugünkü türbe moloz taş duvarlardan oluşuyor. Dikdörtgen planlı; üst örtüsü içeriden ahşap, dışarıdan oluklu kiremitle kaplı. Cephelerdeki dikdörtgen çerçeveli pencereler demir parmaklıklı.

Türbeyle ilgili hüzünlü bir not: 9 Temmuz 1977’de araştırmacı Ahmed Bilgin Turnalı’nın saha ziyareti sırasında, türbedeki beş sandukadan birinin ortadan kaybolduğu öğrenilmişti. Uzun süre denetimsiz bırakılmanın doğrudan sonucu.

Su terazisi

Türbenin kuzeybatısında, çevre duvarının önünde bir su terazisi bulunuyor. İBB’nin İstanbul’un Su Terazileri kitabında da yer alan yapı, 3,15 metre yüksekliğinde; kare taban üzerinde yukarı doğru incelen bir forma sahip. Bugün sıvalı durumda, ama eski fotoğraflardan özgün hâlinin taş-tuğla almaşık örgülü olduğu anlaşılıyor.

Hazire

Kaynaklardan varlığı takip edilebilen hazire ise günümüze ulaşamadı. Yerel hafıza kaynakları, tekkenin karşısındaki ağacın dibinde silindirik formda uzun bir kabir taşının bulunduğunu, bu taşın izinsiz ve kaçak kazılar sonucu kaybolduğunu aktarıyor.

Boş arsanın altındaki şehir

Türbenin de içinde bulunduğu duvarla çevrili arsa, 1990’lardan itibaren Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kiralama yoluyla kullanıma açıldı. Uzun süre Yeşildirek Spor Kulübü’ne tahsis edildi; 2020 itibarıyla otopark olarak kullanılmaya başlandı.

Ancak alanın tarihî önemi göz önüne alınarak, Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde Şubat 2024’te bilimsel kazı çalışmalarına başlandı. Uzman ekiplerce yürütülen kazılarda, tekkeye ait temel duvar kalıntıları gün yüzüne çıkarıldı.

Baba Ali Şah Tekkesi temel kalıntılarının ortofoto görüntüsü
Temel kalıntılarının ortofotosu (Taksim Yapı Arşivi).

Bir ironi de burada saklı: bu batı cephesine ait temel duvarlarının önemli bir bölümünün, 1986’da alanda yapılan çevre düzenlemesi sırasında tahrip edildiği düşünülüyor. Yani türbeyi korumak için yapılan duvar, tekkenin izlerinin bir kısmını götürmüş.

Bir tekkeden ne öğrenilir?

Baba Ali Şah Tekkesi ne İstanbul’un en büyük tekkesiydi, ne de en gösterişlisi. Tam da bu yüzden değerli. Anıtsal yapılar genellikle korunur; asıl kaybedilen, şehrin dokusunu oluşturan bu orta ve küçük ölçekli yapılardır.

Bu tekkenin hikâyesi, İstanbul’un beş yüzyıllık bir kesitini tek bir parselden okumaya imkân veriyor:

  • 1486 — Fetihten hemen sonraki kuruluş kuşağı
  • 16.–19. yy — Vakıf ekonomisinin dönüşümü, yapının ortadan kalkması
  • 1894–1904 — Geç Osmanlı’da himaye ağlarıyla yeniden ihya
  • 1925 — Tekkelerin kapatılması ve işlevsizleşme
  • 1984 — Tescilli eski eserin yıkımı
  • 1986 — Türbenin yeniden inşası, temellerin kısmi tahribi
  • 2024 — Bilimsel kazı ve temel izlerinin ortaya çıkarılması

Yapıya yönelik müdahalelerin yalnızca bina ölçeğinde değil, parsel bütünlüğü içinde ele alınması gerekiyor: tekke, türbe, su terazisi ve kaybolmuş hazire birlikte düşünülmeli. Bu tür bir yaklaşım, tek tek yapıları değil, bir kültür varlığı kompleksini korumak anlamına geliyor — ve ilgili Koruma Bölge Kurulu’nun gözetim ve denetimi altında yürütülmesi gerekiyor.

Bugün Nuruosmaniye Caddesi’nden geçerken o duvarın önünden yürüyen binlerce kişiden çoğu, arkasında ne olduğunu bilmiyor. Bu yazının amacı da biraz bu: bir şehirde neyi kaybettiğimizi bilmek, bundan sonra neyi koruyacağımıza karar vermenin ilk şartı.

Kaynak notu: Bu yazı, Dr. Öğr. Üyesi Fatih Sarımeşe (Sanat Tarihçi) tarafından hazırlanan “Fatih İlçesi, Molla Fenari Mahallesi 323 Ada 3 Parselde Kültür Varlıkları (Baba Ali Şah Tekkesi, Türbesi ve Su Terazisi) Hakkında Sanat Tarihi Raporu” (Temmuz 2025) esas alınarak, kendisinin izniyle hazırlanmıştır.

Görseller: İBB Arşivi, İBB Şehir Haritası, Fatih Belediyesi Arşivi ve ilgili yayınlardan alınmıştır; künyeler görsel altlarında belirtilmiştir.

Seçme kaynakça

  • M. Baha Tanman, “Baba Ali Şah Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. 1, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1994, s. 514.
  • M. Baha Tanman, “Tekke”, TDV İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, İstanbul 2011, s. 55-56.
  • Ömer Lütfi Barkan – Ekrem Hakkı Ayverdi, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546), İstanbul 1970.
  • Mehmet Canatar, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 1009 (1600), İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları, İstanbul.
  • Mehmed Akif Köseoğlu, Surıçi İstanbul’un Tekkeleri ve Son Şeyhleri, Ankara Üniversitesi SBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Ankara 2022.
  • Esin Demirel İşli, İstanbul Tekkeleri Mimarisi, Eklentileri ve Restorasyonu, YTÜ FBE, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1998.
  • Ahmet Bilgin Turnalı – Esin Yücel, “İstanbul’daki Bazı Tekke Yerlerine Dair Bir Araştırma”, Vakıflar Dergisi, S. 18, 1984, s. 141-163.
  • Ahmet Çakmak – Zeynep Hatice Kurtbil vd., İstanbul’un Su Terazileri, İBB Kültürel Miras Koruma Müdürlüğü Yayınları, İstanbul 2016.
  • Anonim, İstanbul Türbe, Hazire ve Kabirleri – Fatih, İBB Kültürel Miras Koruma Müdürlüğü Yayınları, İstanbul 2019.
  • Atilla Çetin, “İstanbul’daki Tekke, Zaviye ve Hankahlar Hakkında 1199 (1784) Tarihli Önemli Bir Vesika”, Vakıflar Dergisi, S. 13, 1981, s. 583-590.

Erhan Uludağ · Taksim Yapı Mimarlık İnşaat Restorasyon Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.

Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır. Yapıya ilişkin tüm koruma ve onarım süreçleri, ilgili Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun kararları doğrultusunda yürütülmektedir.

Yorum yapın