Baba Ali Şah (Şeyh Zengi) Tekkesi: Sanat Tarihi, Arkeolojik Kazı ve Rekonstrüksiyon Süreci

Fatih ilçesi Molla Fenari Mahallesi’nde, Nuruosmaniye Caddesi ile Adem Yavuz Sokağı’nın kesişimine yakın 323 ada 3 parselde bulunan Baba Ali Şah Tekkesi; kaynaklarda Şeyh Zengi Tekkesi başta olmak üzere çok sayıda adla anılan, tarihî yapısı günümüze ulaşmamış fakat türbesi, su terazisi, arşiv belgeleri ve arkeolojik kalıntılarıyla varlığını sürdüren önemli bir İstanbul kültür varlığıdır.

Bu yazı, Dr. Öğr. Üyesi Fatih Sarımeşe tarafından Temmuz 2025’te hazırlanan Fatih İlçesi, Molla Fenari Mahallesi 323 Ada 3 Parselde Kültür Varlıkları (Baba Ali Şah Tekkesi, Türbesi ve Su Terazisi) Hakkında Sanat Tarihi Raporu esas alınarak hazırlanmıştır. Rapordaki tarihî, mimari ve arkeolojik veriler kısaltılmadan mümkün olduğunca geniş biçimde aktarılmış; karar belgeleri, eski haritalar, hava fotoğrafları, tarihî yapı fotoğrafları, kazı buluntuları, rölöve ve restitüsyon çizimleri birlikte değerlendirilmiştir. Arkeolojik kazı ve proje sürecine ilişkin görseller Taksim Yapı arşivindeki çalışma belgelerinden derlenmiştir.

Baba Ali Şah Tekkesi'nin yıkılmadan önceki tarihî dış görünümü
Baba Ali Şah Tekkesi’nin, diğer adıyla Şeyh Zengi Tekkesi’nin yıkılmadan önceki tarihî dış görünümü.

Baba Ali Şah Tekkesi neden önemlidir?

Baba Ali Şah Tekkesi’nin önemi yalnızca günümüze ulaşamamış eski bir tekke binası olmasından kaynaklanmaz. Alan; İstanbul’un fethinden sonraki ilk dönemlere uzanan vakıf tarihi, yüzyıllar içinde değişen tarikat bağlantıları, 1826 Hocapaşa Yangını, geç Osmanlı dönemindeki yeniden teşkilatlanma, 1925 sonrasındaki işlev kaybı, 1984’teki yıkım, türbenin 1986’da yeniden inşası ve 2024’te gerçekleştirilen bilimsel kazı gibi birbirinden farklı tarih katmanlarını aynı parselde buluşturur.

Bu nedenle alanın yalnızca kayıp tekke binası üzerinden değil; türbe, su terazisi, geçmişte mevcut olan hazire, çevre duvarları, arkeolojik temel izleri ve tarihî kent dokusuyla birlikte ele alınması gerekir. Bugün görülebilen unsurlar ile arşivlerde izlenebilen fakat fiziksel olarak ortadan kalkmış bölümler, aynı kültürel bütünün parçalarıdır.

Baba Ali Şah Tekkesi'nin Fatih Molla Fenari Mahallesi'ndeki konumu
Tekkenin Molla Fenari Mahallesi içindeki konumu. Kaynak: Fatih Belediyesi Arşivi.

İstanbul tekke mimarisi içinde yapının yeri

Osmanlı coğrafyasında “tekke”, aynı tarikata mensup kişilerin bir araya geldiği, manevî eğitimini sürdürdüğü, ibadet ettiği ve çoğu zaman şeyh ile dervişlerin birlikte yaşadığı yapılar için kullanılan en yaygın terimdir. Dergâh, zaviye, hankâh ve âsitâne gibi adlandırmalar yapının büyüklüğüne, bağlı olduğu tarikatın geleneğine ve üstlendiği işleve göre değişebilmiştir. Bir tarikatın ya da kolun merkezi olan büyük kuruluşlar âsitâne olarak anılırken, daha küçük şehir tekkeleri çoğunlukla konut mimarisiyle iç içe gelişmiştir.

Tekke mimarisinin programı ibadet, manevî eğitim, barınma, misafir kabulü, yemek hazırlama, temizlik ve dolaşım gibi işlevlerin bileşiminden doğar. Tarikat ayinlerinin gerçekleştirildiği ana mekân Bektaşîlerde meydan, Mevlevîlerde semâhâne, diğer birçok tarikatta ise tevhidhâne olarak adlandırılmıştır. Bunun çevresinde şeyh odası, derviş odaları, kahve ocağı, matbah, harem, selâmlık, misafirhane, abdestlik ve gerektiğinde halvethâne gibi bölümler bulunabilir. Kurucu, şeyh veya önemli tarikat mensuplarının gömüldüğü türbe ve hazireler de bu mimari bütünün hem ziyaret hem hafıza boyutunu oluşturur.

Baba Ali Şah Tekkesi, büyük ve anıtsal bir külliye değil, dinî işlevlerle gündelik konut yaşamını aynı kütlede birleştiren küçük ölçekli bir “ev-tekke” örneğidir. Tevhidhâne, harem, selâmlık ve servis alanlarının kompakt bir düzende birleşmesi; kâgir alt katla ahşap üst katların birlikte kullanılması ve sokak dokusuna uyumlu çıkmalı cephesi, onu geç Osmanlı İstanbul’undaki küçük tarikat yapılarının karakteristik temsilcilerinden biri hâline getirir.

Konumu ve kaynaklarda geçen farklı adları

Günümüze ulaşamayan ana tekke binası, tarihî yarımadada Fatih ilçesi Molla Fenari Mahallesi sınırları içinde, Nuruosmaniye Caddesi ile Adem Yavuz Sokağı’nın kesişim noktasına yakın bir yerde bulunuyordu. Tapu kayıtlarında alan 323 ada 3 parsel olarak tanımlanır. Yapı kaynaklarda yalnızca Baba Ali Şah Tekkesi adıyla değil; Şah Ali Baba Tekkesi, Baba Ali Şah bin Zengi Tekkesi, Şeyh Zengi Tekkesi, Şah Ali Zengi Baba Tekkesi, Şah Zengi Tekkesi, Cünuni Ali Efendi Tekkesi, Şeyh Şerafettin Efendi Tekkesi ve Mengene Tekkesi adlarıyla da anılır.

Bu ad çeşitliliği, yapının uzun tarihindeki kurucu, şeyh, sokak adı ve tarikat bağlantılarının kaynaklara farklı biçimlerde yansımasından doğmuştur. Günümüzde en bilinen iki ad Baba Ali Şah Tekkesi ve Şeyh Zengi Tekkesi’dir.

Tescil ve koruma kararları

Tekkenin eski eser olarak kayıtlara geçtiği erken belgelerden biri, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığının 11 Temmuz 1980 tarihli ve 12223 sayılı kararıdır. Belgede 323 ada 3 parseldeki eski eser “Şeyh Zengi Tekkesi” olarak belirtilmiştir. İstanbul IV Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 12 Nisan 2010 tarih ve 3704 sayılı kararıyla yapı korunması gerekli kültür varlığı olarak tescil edilmiş; 17 Temmuz 2019 tarih ve 6963 sayılı kararla tekkenin koruma grubu I olarak belirlenmiştir.

Tekkenin yanı sıra parseldeki diğer kültür varlıkları için de ayrı kararlar bulunmaktadır. Türbenin koruma grubu 6 Kasım 2019 tarih ve 7154 sayılı kararla II. grup olarak belirlenmiş; su terazisi ise 31 Mart 2021 tarih ve 8074 sayılı kararla tescil edilmiştir. Böylece alanın üç temel bileşeni olan tekke, türbe ve su terazisi kurul kararlarıyla koruma statüsüne alınmıştır.

İBB Kültürel Miras Haritasında Baba Ali Şah Tekkesi ve türbesi
İBB Kültürel Miras Haritası’nda günümüze ulaşamayan tekke ile mevcut türbenin konumu.

Haritalar ve hava fotoğraflarında tekkenin izi

Yapı günümüze ulaşmamış olsa da Ayverdi, Goad, Alman Mavileri ve Pervititch haritaları tekkenin tarihî kent dokusu içindeki yerini izlemeye imkân verir. Haritalar, parsel sınırlarını, komşu yapı adalarını, sokakla ilişkiyi ve tekke kütlesinin farklı tarihlerde nasıl kaydedildiğini gösterir. Bunlara 1966, 1982 ve 1987 tarihli hava fotoğrafları eklendiğinde, yapının yıkım öncesindeki kütlesi ile parseldeki dönüşüm açıkça okunabilir. 2024 tarihli görüntü ise tarihî yapının ortadan kalkmasından sonraki alan kullanımını ve yakın çevredeki yoğun yapılaşmayı belgelemektedir.

1486 tarihli vakfiye ve ilk yapı

Tekkenin kuruluşuna ilişkin en erken bilgiler 1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’nde yer alan kayda dayanır. Buna göre Baba Ali Şah bin Zengi, Hicrî 891 yılına, Miladî Ocak 1486’ya karşılık gelen bir vakfiye düzenlemiştir. Vakfiye yalnızca bir yapının varlığını değil, onun sürekliliğini sağlayacak gelir ve hizmet düzenini de tanımlar.

İlk yapı, Bezirgân Hayrüddin’e ait özel mülklerle çevrelenmiş bir bahçe içinde bulunuyordu. İki katlı yapının üst katında iki oda, alt katında tek bir oda vardı. Şeyhlik görevi önce Şahkulu adlı kişiye bırakılmış, onun ardından görevin dinî ve ahlâkî bakımdan ehil bir kimseye devredilmesi öngörülmüştü. Bu hüküm, mütevazı boyutlarına rağmen yapının kurumsal bir devamlılık düşüncesiyle oluşturulduğunu gösterir.

Vakfiyede evin kira gelirlerinin önce su temini ve dağıtımı için kullanılması, kalan gelirle Baba Ali Şah’ın kabrinde yakılacak kandil için yağ alınması şart koşulmuştu. Mahmud Paşa Evkafı mütevellisinin nazır sıfatıyla denetim yapması istenmişti. Böylece su hizmeti, türbe ziyareti ve vakıf denetimi tek bir düzen içinde bir araya geliyordu.

Kurucu, türbe ve ziyaret kültürü

Hafız Hüseyin Ayvansarayî’nin 18. yüzyılın ikinci yarısında kaleme aldığı Mecmuâ-i Tevârih, tekke binasından çok Baba Ali Şah’ın türbesine ilişkin bilgi verir. Kayda göre türbe Nuruosmaniye Camii civarında, Cebeci Kulluğu karşısında bir çıkmaz sokak içindeydi. Ali Baba “ehl-i hâl” ve İstanbul’un fethine katılanlardan biri olarak anılıyor; türbenin adak ve sadakalarla ilişkilendirilen bir ziyaret yeri olduğu belirtiliyordu.

Bu kayıt, tekke yapısının bazı dönemlerde faal olup olmadığı kesin biçimde bilinmese bile türbenin çevre halkının hafızasında yaşamaya devam ettiğini gösterir. Kurucunun tarikat mensubiyeti konusunda kesin bir belge bulunmamaktadır. Raporda, kullanılan “Baba”, “Şahkulu” ve “ehl-i hâl” gibi ifadeler üzerinden Rum Abdalları, Kalenderîlik ya da erken Bektaşî çevreleriyle ilişki kurulabileceği değerlendirilmekte; ancak bu ihtimal kesin bir hüküm olarak sunulmamaktadır.

1600’deki dönüşüm ve 1826 Hocapaşa Yangını

1600 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri, vakfedilmiş evin yerinde iki katlı bir dükkân bulunduğunu bildirir. Bu değişim, vakfın gelirini artırmak ve şehir içindeki ekonomik şartlara uyum sağlamak amacıyla yapılmış olabilir. Osmanlı vakıf sisteminde taşınmazların gelir üretme kapasitesini koruyacak biçimde dönüştürülmesi sık rastlanan bir uygulamadır.

Alan tarihindeki en büyük kırılmalardan biri 2 Ağustos 1826 tarihli Hocapaşa Yangını’dır. İstanbul’un geniş bir bölümünü etkileyen bu büyük yangında tekke yapısı tamamen ortadan kalkmıştır. Ahşap ağırlıklı kent dokusunda tekrar eden yangınların yapıyı daha önce de etkilemiş olması mümkündür; ancak bunlara ilişkin ayrıntılı onarım belgeleri günümüze ulaşmamıştır.

19. yüzyılda yeniden teşkilatlanma ve Sa‘diyye dönemi

1858 tarihli kayıtlarda alanın daha önce Mehmed Emin adlı bir kişinin mülkiyetinde bulunduğu, bitişik konağın sahibi Evkaf Nazırı Ferid Paşa’nın müdahalesiyle tasarrufun oğlu Sa‘deddin Efendi’ye geçirildiği ve berat düzenlendiği anlaşılır. Sonraki aşamada Meclis-i Meşayih’in 10 Şubat 1894 tarihli mazbatasıyla tekkenin meşihat makamı yeniden ihdas edilmiş; Sa‘diyye tarikatı şeyhlerinden Mehmed Şerefüddin Efendi göreve tayin edilmiştir.

Bu dönem, yapının geç Osmanlı tasavvuf hayatında yeniden kurumsallaşmasını temsil eder. Kara Baba Tekkesi Şeyhi Mehmed Hilmî Efendi’nin aracılığıyla Şeyh Mehmed Şerefüddin Efendi’nin, Mısır Hidivi Abbas Hilmî Paşa’nın eşi Ferîde Zeyneb Hanım’ın hizmetindeki Hasibe Hanım’ın kızıyla evlendiği; ardından Ferîde Zeyneb Hanım’ın maddi desteğiyle tekke binasının inşa edildiği aktarılır. Yapının 20. yüzyıl başlarında, yaklaşık 1904 civarında yeniden faal hâle geldiği anlaşılmaktadır.

Bu süreç aynı zamanda Osmanlı’nın son döneminde tarikatlar, devlet bürokrasisi ve himaye ağları arasındaki ilişkinin somut bir örneğidir. Meşihatın resmî kararla verilmesi, tekkenin maddi kaynakla yeniden inşa edilmesi ve şeyh ailesinin yapı içinde yaşaması; dinî, idari ve sosyal ilişkilerin mimariye doğrudan yansıdığını gösterir.

1925 sonrasında işlev kaybı, yıkım ve alanın dönüşümü

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra yapı özgün işlevini yitirdi. Odaların kiraya verilmesi, bakımın düzenli sürdürülememesi ve ahşap bölümlerin çevresel etkilere açık hâle gelmesi yapının giderek harap olmasına yol açtı. 1970’lerde çekilen fotoğraflarda cephe kaplamalarının, pencere doğramalarının ve tevhidhâne içinin ağır tahribat altında olduğu görülür.

Ana tekke binası 1984’te yıkıldı. Türbe ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1986’da yeniden inşa edildi. Duvarla çevrili parsel 1990’lardan itibaren farklı kullanımlara kiralandı; bir dönem Yeşildirek Spor Kulübü’ne tahsis edildi ve 2020 dolaylarında otopark olarak kullanıldı. Bu geçici kullanımlar, kayıp yapının arkeolojik izlerini görünmez kılmış olsa da parselin tarihî önemini ortadan kaldırmadı.

Baba Ali Şah Tekkesi’nin mimarisi

Yapının mimarisi; M. Baha Tanman’ın planı, Ahmed Bilgin Turnalı ile Esin Yücel’in saha çalışmaları, Esin Demirel İşli’nin arşivi, eski fotoğraflar ve kurul onaylı projeler üzerinden okunabilmektedir. Ana bina yaklaşık 13,25 × 9,25 metre ölçülerinde, dikdörtgene yakın planlıydı. Kâgir zemin üzerine ahşap üst katların yerleştirildiği yapı; tevhidhâne, harem ve selâmlık işlevlerini tek kütlede topluyordu.

Baba Ali Şah Tekkesi'nin M Baha Tanman tarafından yayımlanan planı
Baba Ali Şah Tekkesi planı. Kaynak: M. Baha Tanman.

Zemin kat, girişler, harem ve selâmlık

Ana giriş kuzeybatı köşesindeki cümle kapısından sağlanıyor ve yamuk planlı ahşap bir sofaya açılıyordu. Sofanın güneyinde üst kata çıkan merdiven, doğusunda yan yana iki oda bulunuyordu. Kuzeydeki odanın sohbet, yemek servisi ve kısa süreli konaklama gibi çok amaçlı kullanımlara cevap veren bir selâmlık odası; yanındaki mekânın ise haremle selâmlık arasında geçiş sağlayan mâbeyin odası olduğu değerlendirilir.

Kuzeydoğu köşesindeki ikinci kapı doğrudan harem bölümüne açılıyor; buradaki merdiven üst kata ulaşıyordu. İç içe düzenlenmiş iki yaşama mekânı şeyh ailesinin özel kullanımına ayrılmıştı. Bu çift girişli kurgu, dinî toplantılara katılan erkek ziyaretçiler ile şeyh ailesinin dolaşımını birbirinden ayırıyor; küçük bir parsel içinde mahremiyet sağlayan işlevsel bir çözüm oluşturuyordu.

Tevhidhâne ve mahfiller

Üst katta yer alan tevhidhâne kareye yakın dikdörtgen planlıydı ve tekkenin dinî merkezini oluşturuyordu. Mihrabı Mengene Sokağı yönüne bakıyordu. Batıdaki giriş, ana kapıdan çıkan merdivenin ulaştığı küçük sofaya; doğudaki ikinci giriş ise haremle bağlantılı ince ve uzun bir koridora açılıyordu. Şeyh odası ve ona bağlı küçük kahve ocağı batı cephesindeki çıkmalar içinde yer alıyor, böylece cephe kütlesine hareket kazandırıyordu.

Tevhidhânenin kuzey ve batısında zeminden yükseltilmiş erkek mahfilleri bulunuyordu. Kare kesitli ahşap dikmeler, üst kotta üç yönde devam eden kadınlar mahfilini taşıyordu. Ahşap kafeslerle ayrılan fevkani mahfil, tevhidhâneyi U biçiminde kuşatıyor ve kadınların ayinleri mahremiyet içinde takip etmesine imkân veriyordu.

Mekânın üst örtüsü düz, göbeksiz ve geleneksel çubuklu ahşap tavan biçimindeydi. İki pencere güneyde, üç pencere kuzeyde olmak üzere beş pencere doğal ışık sağlıyordu. Güney duvarında iki pencere arasına yerleştirilen basık kemerli mihrap, iç mekânın odak noktasıydı. Süsleme son derece sınırlıydı; mihrap içinde perde ve kandil motifleri bulunuyordu. Bu sadelik, tekkenin küçük ölçeği ve tasavvufî mekân anlayışıyla uyumluydu.

Baba Ali Şah Tekkesi tevhidhanesinin 1975 tarihli iç görünümü
Tevhidhânenin 1975 yılındaki iç görünümü. Kaynak: Esin Demirel İşli.

Matbah, derviş odaları ve yardımcı birimler

Ana binanın kuzeydoğu köşesine bitişen küçük tek katlı bölümün matbah olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Güneybatıda, Mengene Sokağı’ndan bağımsız giriş alan iki katlı bölüm ise dervişlerin barınma ve dinlenme ihtiyaçlarına ayrılmış olmalıdır. Bu yardımcı yapılar, tekkenin yalnızca ayin yapılan bir ibadet mekânı değil; yemek, barınma, misafirlik ve gündelik hizmetleri bünyesinde toplayan sosyal bir kurum olduğunu gösterir.

Tarihî fotoğrafların anlattığı cephe ve yapı durumu

Eski fotoğraflar, yazılı anlatım ve planlarda belirtilen pek çok ayrıntıyı doğrular. Ahşap üst katlar, sokak cephesindeki çıkmalar, sık pencere düzeni, geniş saçaklar ve zamanla eklenmiş izlenimi veren bölümler fotoğraflarda seçilebilir. Batı cephesinde üç kademeli çıkma düzeni, iç mekândaki şeyh odası, kahve ocağı ve geçiş bölümlerinin dış kütleye yansıması olarak okunur.

Fotoğraflar aynı zamanda yapının son dönemindeki ağır bozulmayı da açıkça gösterir. Ahşap kaplamaların kaybı, bağdadi duvarların açılması, pencerelerin zarar görmesi, çatı ve saçak sorunları, tevhidhânenin dış hava koşullarına açık hâle gelmesi yapının bakım görmeden uzun süre kullanıldığını ortaya koyar. Dolayısıyla bu belgeler yalnızca biçimsel restitüsyon için değil, özgün malzeme, yapım tekniği ve bozulma tarihini anlamak için de birincil kaynaktır.

2024 bilimsel arkeolojik kazısı

Parselin tarihî önemi dikkate alınarak Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde Şubat 2024’te bilimsel kazı çalışmalarına başlanmıştır. Kazıyla birlikte tekkeye ait temel duvarları ve yapı izleri açığa çıkarılmış; tarihî harita, fotoğraf ve planlardan bilinen yapı ilk kez arkeolojik veriler üzerinden yeniden okunabilir hâle gelmiştir.

Açığa çıkarılan duvarlarda kuru harçlı moloz taş örgü karakteri görülür. Temel kalıntıları yapının parsel içindeki oturumunu, giriş noktalarını, dolaşım düzenini, tevhidhâne ile harem ve selâmlık bölümleri arasındaki ilişkileri değerlendirmeye imkân vermektedir. Bununla birlikte arkeolojik izlerin, uzun kullanım süresi ve sonraki müdahaleler nedeniyle her yerde aynı açıklıkta korunmadığı; bazı bölümlerde yalnızca sınırlı temel parçalarının izlenebildiği anlaşılmaktadır.

Kazıda ele geçen buluntular

Kazıda pişmiş toprak su boruları, farklı boyutlarda mermer parçalar, kapı aksamıyla ilişkilendirilebilecek metal elemanlar, dövme demir lokma parmaklık parçaları ve kırık bir mezar taşı tespit edilmiştir. Pişmiş toprak borular alanın su altyapısına; mermer parçalar döşeme veya mimari donanıma; metal buluntular kapı ve pencere güvenliğine ilişkin maddi veriler sunar. Kırık mezar taşı ise parselde geçmişte varlığı bilinen hazireyle doğrudan ilişki kurma ihtimali bakımından önemlidir.

Bu küçük buluntular, tekke yaşamının yalnızca törensel boyutunu değil, gündelik kullanımını da görünür kılar. Su temini, kapıların işleyişi, mekânların döşemesi ve mezarlık alanı gibi ayrıntılar; bir zamanlar burada yaşayan, ibadet eden ve ziyaret gerçekleştiren topluluğun maddi çevresini anlamaya yardımcı olur.

Sanat tarihi raporunun değerlendirmesine göre arkeolojik bulgular, daha önce hazırlanmış restitüsyonun ana kararlarını değiştirecek nitelikte değildir. Buna karşılık uygulama öncesinde rekonstrüksiyon projesinin güncel kazı verileriyle yeniden ele alınması, ortaya çıkarılan kalıntıların korunma biçiminin kurul denetiminde belirlenmesi ve tüm alanın tek bir koruma yaklaşımıyla değerlendirilmesi gerekir.

Onaylı rölöve projesi

Rölöve çalışması, parselde bugün var olan türbe, su terazisi, çevre duvarları, kot ilişkileri ve arkeolojik kalıntıları ölçülü biçimde belgeler. Tekke binası artık mevcut olmadığı için burada klasik anlamda ayakta bir yapının rölövesinden çok, alanın ve ortaya çıkarılan izlerin belgelemesi söz konusudur. Vaziyet planı ile farklı doğrultulardaki kesitler, kalıntıların parsel ve sokakla ilişkisini görünür kılar.

Baba Ali Şah Tekkesi rölöve projesi onay kararı
Rölöve projesine ilişkin koruma kurulu onayı.

Restitüsyon için incelenen benzer yapılar

Bir yapının kendisi ortadan kalktığında restitüsyon yalnızca eski bir fotoğrafı kopyalamak anlamına gelmez. Arşiv belgeleri, haritalar, planlar, fotoğraflar, arkeolojik izler ve aynı dönemden benzer yapılar birlikte değerlendirilir. Baba Ali Şah Tekkesi için Helva-i Yakup Efendi Tekkesi, Balaban Tekkesi, İzzet Paşa Tekkesi ve Nafi Baba Tekkesi gibi ev-tekke karakteri taşıyan örnekler karşılaştırma malzemesi sağlamıştır.

Bu karşılaştırmalar özellikle ahşap cephe kurgusu, çıkmalar, pencere oranları, harem-selâmlık ayrımı, üst kattaki ibadet mekânı, mahfil sistemi ve konut ölçeğindeki tarikat yapılarının sokakla ilişkisi açısından önemlidir. Ancak benzer yapı kullanımı, Baba Ali Şah Tekkesi’ne ait özgün belgelerin yerine geçmez; eksik kalan ayrıntıların dönemin yapı geleneği içinde kontrollü biçimde yorumlanmasına yardımcı olur.

Onaylı restitüsyon ve rekonstrüksiyon projesi

Baba Ali Şah Tekkesi’ne ilişkin restitüsyon ve rekonstrüksiyon projeleri 21 Mart 2012 tarih ve 501 sayılı kararla onaylanmıştır. Planlar; zemin katta giriş, harem, selâmlık ve servis bölümlerini, üst katta tevhidhâne ile bağlantılı mekânları, daha üst kotta ise kadınlar mahfili ve dolaşım düzenini ortaya koyar. Kesit ve cephe çizimleri kâgir zemin üzerine oturan ahşap katları, çatı biçimini, çıkmaları ve pencere düzenini birlikte gösterir.

Bu çizimler, tarihî yapının birebir ayakta kalan bir örneğinin ölçülmesiyle değil; farklı türdeki kanıtların karşılaştırılmasıyla üretilmiş bilimsel önerilerdir. Bu nedenle uygulama aşamasında kazıdan gelen yeni bilgilerin, malzeme araştırmalarının ve kurul kararlarının projeye işlenmesi; belgenin açıkça göstermediği ayrıntılarda varsayım düzeyinin belirtilmesi gerekir.

Baba Ali Şah Tekkesi restitüsyon ve rekonstrüksiyon onay kararı
21 Mart 2012 tarih ve 501 sayılı restitüsyon ve rekonstrüksiyon proje onayı.

Baba Ali Şah Türbesi

Türbenin ilk inşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 18. yüzyıl kaynakları Baba Ali Şah’ın burada medfun olduğunu ve mezarın ziyaret edildiğini bildirir. Tarihî süreç içinde onarımlar geçiren yapı, ana tekkenin yıkılmasından sonra Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1986’da yeniden inşa edilmiştir.

Bugünkü türbe dikdörtgen planlıdır. Moloz taş duvarlar üzerine içte ahşap bir çatı kurulmuş, dışta oluklu kiremitle kaplanmıştır. Dikdörtgen açıklıklı pencereler metal parmaklıklıdır. İç mekân sade düzenlidir ve sanduka türbenin merkezî unsurudur. 1977 tarihli bir tespitte türbede beş sanduka bulunduğu, bunlardan birinin daha sonra kaybolduğu aktarılır. Bu bilgi, türbe içindeki defin düzeninin zaman içinde değiştiğini ve kayıplar yaşandığını gösterir.

Türbe, 6 Kasım 2019 tarih ve 7154 sayılı kararla II. grup korunması gerekli kültür varlığı olarak değerlendirilmiştir. Koruma yaklaşımında yalnızca mevcut duvar ve çatıların bakımı değil, yapının tekke ve hazireyle tarihî bağının okunabilir kılınması da önem taşır.

Baba Ali Şah Türbesi koruma grubu kararı
6 Kasım 2019 tarih ve 7154 sayılı türbe koruma kararı.

Su terazisi

Su terazisi türbenin kuzeybatısında, parseli sınırlayan duvarın önünde yer alır. Yaklaşık 3,15 metre yüksekliğindeki yapı kare tabanlıdır ve yukarı doğru daralan bir gövdeye sahiptir. Günümüzde yüzeyi sıvalı olmakla birlikte eski fotoğraflar ve sıva kayıplarında görülen izler, almaşık taş-tuğla duvar örgüsüne işaret eder.

Su terazileri, şehir içindeki su şebekelerinde basıncı düzenlemek, suyun kotunu kontrol etmek ve dağıtımı farklı kollara yönlendirmek amacıyla kullanılan teknik yapılardır. Baba Ali Şah vakfiyesinde su temini ve dağıtımı için gelir ayrılmış olması, parseldeki su terazisine tarihsel bağlam kazandırır. Bugünkü yapının hangi tarihte inşa edildiği ayrıca araştırılmalıdır; ancak su hizmetinin vakfın kuruluş şartları içinde yer alması, alanın suyla ilişkisinin çok eski olduğunu gösterir.

Su terazisi 31 Mart 2021 tarih ve 8074 sayılı kararla tescil edilmiştir. Sanat tarihi raporu, mevcut sıva ve duvar yüzeylerindeki bozulmalar nedeniyle bakım ve onarıma ihtiyaç bulunduğunu; müdahalenin onaylı proje ve koruma kurulu denetimi altında yapılması gerektiğini belirtir.

Baba Ali Şah Tekkesi su terazisi tescil kararı
31 Mart 2021 tarih ve 8074 sayılı su terazisi tescil kararı.

Bütüncül koruma yaklaşımı ve rekonstrüksiyon süreci

Baba Ali Şah Tekkesi alanında doğru koruma yaklaşımı, tek tek yapıların birbirinden bağımsız ele alınmasına dayanamaz. Ana tekke binası, tevhidhâne, harem ve selâmlık bölümleri; mevcut türbe; su terazisi; geçmişteki hazire; çevre duvarları ve arkeolojik kalıntılar aynı tarihî yerleşkenin parçalarıdır. Rekonstrüksiyon kararı değerlendirilirken bu unsurların birbirleriyle olan işlevsel, mekânsal ve sembolik ilişkileri korunmalıdır.

Arkeolojik kazı, mevcut restitüsyon kararlarını sınama imkânı sağlamış; temel izleri ile proje kurgusu arasındaki uyumu değerlendirmek için yeni veri üretmiştir. Bununla birlikte rekonstrüksiyon, yalnızca kayıp kütlenin yeniden yapılması değildir. Özgün arkeolojik kalıntıların korunması, yeni taşıyıcı sistemin bu kalıntılara zarar vermemesi, tarihî malzeme ve yapım tekniğinin doğru yorumlanması, yeni ile özgünün ayırt edilebilir olması, türbe ile su terazisinin bakımı ve alanın kamusal hafızasının aktarılması sürecin ayrılmaz parçalarıdır.

Yapının çok sayıdaki eski fotoğrafı büyük bir avantajdır. Cephe oranları, çıkmalar, pencere dizileri, ahşap kaplama, saçak ve kütle ilişkisi bu belgelerden izlenebilir. Buna karşılık fotoğrafların göstermediği noktalar; dönem yapıları, arşiv metinleri ve arkeolojik verilerle kontrollü biçimde tamamlanmalıdır. Her yorumun dayandığı kanıt düzeyi proje raporlarında açıkça belirtilmelidir.

Sonuç olarak Baba Ali Şah Tekkesi, İstanbul’un kaybolmuş tarikat yapılarından biri olmasına rağmen belgesiz değildir. Vakfiye kayıtları, tarihî metinler, kurul kararları, haritalar, hava fotoğrafları, 1970’lerden kalan iç ve dış mekân fotoğrafları, onaylı projeler ve 2024 kazısı birbirini tamamlayan geniş bir veri bütünü oluşturur. Bu belgelerin hassas biçimde değerlendirilmesi, rekonstrüksiyonun tarihî bilgiye dayalı ve koruma ilkeleriyle uyumlu yürütülmesi için temel şarttır.

Rapor künyesi ve seçilmiş kaynaklar

Ana kaynak: Dr. Öğr. Üyesi Fatih Sarımeşe, Fatih İlçesi, Molla Fenari Mahallesi 323 Ada 3 Parselde Kültür Varlıkları (Baba Ali Şah Tekkesi, Türbesi ve Su Terazisi) Hakkında Sanat Tarihi Raporu, Temmuz 2025.

  • Hafız Hüseyin Ayvansarayî, Mecmuâ-i Tevârih.
  • Ömer Lütfi Barkan ve Ekrem Hakkı Ayverdi, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546).
  • Mehmet Canatar, İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 1009 (1600).
  • M. Baha Tanman, “Baba Ali Şah Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi.
  • M. Baha Tanman, İstanbul tekkelerinin mimari ve süsleme özellikleri üzerine çalışmaları.
  • Ahmed Bilgin Turnalı ve Esin Yücel, “İstanbul’daki Bazı Tekke Yerlerine Dair Bir Araştırma”.
  • Esin Demirel İşli, İstanbul Tekkeleri Mimarisi, Eklentileri ve Restorasyonu.
  • Mehmed Akif Köseoğlu, Suriçi İstanbul’un Tekkeleri ve Son Şeyhleri.
  • İstanbul kültür varlıklarını koruma kurulu kararları; İBB ve Fatih Belediyesi arşivleri.

Not: Bu yayın, alandaki devam eden koruma ve uygulama süreçlerine ilişkin kesin tamamlanma beyanı içermez. Güncel uygulama durumu, ilgili idarelerin ve koruma kurulunun resmî kayıtları üzerinden teyit edilmelidir.

Yorum yapın