Clifton Yalısı: Kandilli’de Kaybolan Bir İngiliz Yalısının Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Projesi

Clifton Yalısı'nın yangın öncesi deniz cephesi ve kayıkhanesi

Kandilli, Üsküdar, 930 Ada 8 Parsel

Boğaziçi’nin kaybolan İngiliz yalısı, arşiv fotoğrafları, özgün kâgir kalıntılar ve proje belgeleri üzerinden yeniden okundu.

KonumKandilli, Üsküdar, İstanbul
Yapım TarihiYaklaşık 1890
Proje KapsamıRölöve, restitüsyon, restorasyon ve rekonstrüksiyon
Proje MüellifiTaksim Yapı

Kaybolan yapının izini sürmek

Clifton Yalısı neden yalnız bir bina değil, bir Boğaziçi hafızasıdır?

Kandilli sahilinde yaklaşık 1890 yılında inşa edilen Clifton Yalısı, Boğaziçi’nin geleneksel ahşap sahilhanelerinden farklı olarak kâgir sistemi, İngiliz zevkini yansıtan cephe düzeni, dikeyde gelişen kütlesi ve Victorian karakterli çatı biçimiyle ayrılan bir yapıydı. Bodrum, zemin, birinci ve çatı katlarından oluşan yalı, deniz cephesindeki iki kemerli kayıkhanesi, ritmik pencere dizileri, ahşap kepenkleri, balkonları ve mansart etkili çatısıyla Kandilli kıyısında kolayca seçilebiliyordu.
Yapı iki ayrı yangın geçirdi. 1890’daki ilk yangından sonra onarıldı ve yeniden kullanılmaya devam etti. Daha sonraki büyük yangın ise yalının ana kütlesini ortadan kaldırdı; yalnız bodrum katındaki bazı kâgir duvarlar, tonozlu mekânlar, kayıkhane bölümleri, teraslar ve arazi setleri günümüze ulaşabildi. Taksim Yapı tarafından hazırlanan rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin temel meselesi, artık bütünü mevcut olmayan bu yapıyı hayalî bir biçimde tamamlamak değil, elde kalan fiziksel izlerle tarihî görsel belgeleri birbirine bağlayarak savunulabilir bir mimari kurgu üretmekti.

Boğaziçi’nde yalı cenneti

Kandilli’nin hasbahçeden çok kültürlü bir Boğaziçi yerleşmesine dönüşümü

Kandilli, Boğaziçi’nin en dar kesimlerinden birinde, Anadolu yakasında ve Üsküdar ilçesi sınırlarında yer alır. Güneyinde Vaniköy, kuzeyinde ve kuzeydoğusunda Küçüksu bulunur. Kıyıya paralel uzanan Kandilli Caddesi semtin yalı dizisini takip eder; kıyının arkasındaki yerleşme ise İskele Meydanı ile Sıraevler Sokağı’ndan başlayıp tepelere çıkan dik yollar ve ara sokaklar çevresinde gelişmiştir.
18. yüzyıla kadar Kandilli’deki en belirgin kullanımın padişaha ait Kandilli Hasbahçesi olduğu anlaşılmaktadır. Semtin iskâna açılması 18. yüzyıl ortalarında hızlandı. I. Mahmud döneminde hasbahçenin geniş arazisinin uzun süreli kullanım hakkı yoluyla parçalara ayrılması, burada ev ve yalı yaptırmak isteyenlere yeni imkânlar sağladı. Padişahın kendisi için yaptırdığı sahilsarayın yanı sıra devlet erkânının yalıları, köşkleri, cami, çeşme, kuyu ve hamam gibi hayrat yapıları semtin kıyı yerleşimi olarak güçlenmesini sağladı. Pazar kayığı iskelesinin kurulması da Kandilli’yi Boğaziçi ulaşım ağına bağladı.
18. yüzyılın ikinci yarısında Kandilli yalnız yerli Müslüman, Rum ve Ermeni nüfusun yaşadığı bir köy değildi. Sadrazamlar, kethüdalar ve Osmanlı bürokrasisinin üst kademeleri de burada yalı ve köşk sahibi oldu. 19. yüzyıl ortasında Şirket-i Hayriye vapurlarının Boğaziçi’nde düzenli ulaşımı kolaylaştırmasıyla Kandilli’nin çekim alanı genişledi. Yüzyılın sonlarına doğru İngiliz, Fransız, Alman, Hollandalı ve İtalyan aileler, saraya yakın yabancılar ve Batılı aydınlar Kandilli kıyılarına ve koruluk yamaçlarına yerleşti. Sıraevler Sokağı ve çevresi bu çok uluslu hayatın önemli sahnelerinden biri hâline geldi.
Kıbrıslı Yalısı, Abud Efendi Yalısı, Kont Ostrorog Yalısı, Cemile Sultan Sahilsarayı ve Âdile Sultan Sarayı gibi yapılar Kandilli’nin seçkin kıyı mimarisinin parçalarıydı. Ancak Boğaziçi’nin ahşap yapı yoğunluğu, yangınların tek bir binayla sınırlı kalmayıp bütün kıyı dizilerini ortadan kaldırmasına yol açıyordu. Clifton Yalısı’nın hikâyesi de Kandilli’nin bu seçkin mimari çevresi ile yangınların dönüştürücü gücünü birlikte gösterir.

İngiliz ailelerin Kandilli hayatı

Hansonlardan Cliftonlara uzanan yerleşme hikâyesi

Proje raporunda aktarılan tarihsel araştırmaya göre, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında İstanbul’a gelen İngiliz iş insanı Hanson, savaş sonrasında ailesini de getirerek Kandilli’de bir yalı yaptırdı. İstanbul’u seven Hanson ailesi, İngiltere’deki dostları Cliftonları da İstanbul’a davet etti. Mesleği avukatlık olan George Clifton için İngiltere Konsolosluğu’nda görev bulunduğu, ailenin Kandilli’de yaşamayı tercih ederek Vaniköy yönünde, burundan önce gelen kâgir yalıyı satın aldığı aktarılmaktadır.
Clifton Yalısı’nın yaklaşık 1890 yılında, İngiliz zevk ve ölçülerini bilen bir İngiliz mimar tarafından inşa edildiği kabul edilmektedir. 19. yüzyılda İstanbul’da çalışan İngiliz mimarlar arasında William James Smith, George Edmund Street, Charles Henry Holden, Bradbury Wilkinson, Sir Charles Barry ve Henry Percy Adams gibi isimler bulunur. Yapının tarihi ve İngiliz mimarlık karakteri nedeniyle proje raporunda Henry Percy Adams ihtimalinden söz edilmiştir. Ancak bunu doğrulayan yazılı bir belgeye ulaşılamadığı için mimarın kimliği kesinleştirilemez. Bilimsel açıdan doğru tutum, olasılığı kaydetmek fakat atfı kesin bilgi gibi sunmamaktır.
Clifton ailesinin Kandilli’deki gündelik hayatı, gençlik yıllarının yirmi altı senesini bu çevrede geçiren Dorina L. Neave’in anılarından izlenebilmektedir. Yalının denize bakan terası, fırtınalı Boğaz günleri, kıyıdan geçen gemiler, aile eşyaları, Amadeo Preziosi tabloları ve silah koleksiyonu bu anlatıların parçalarıdır. Bu hatıralar yapıyı yalnız mimari bir nesne olmaktan çıkarır; 19. yüzyıl sonu Kandilli’sindeki çok kültürlü hayatın iç mekânlarına ve aile yaşantısına açılan bir belgeye dönüştürür.

Boğaziçi yalıları arasında farklı bir tip

Kâgir sistem, dar oturum ve Victorian çatı karakteri

Clifton Yalısı, Boğaziçi’ndeki geniş cepheli ve yatayda yayılan büyük ahşap sahilhanelerden farklıydı. Tarihî fotoğraflar ve yazılı kaynaklar yapının kâgir olduğunu, bodrum, zemin, birinci ve çatı katlarıyla toplam dört seviyede kullanıldığını göstermektedir. Ana kütlenin deniz cephesi restitüsyon çalışmasında yaklaşık 16,10 metre, yan doğrultudaki dış ölçüsü ise yaklaşık 13,80 metre olarak belirlenmiştir.
Deniz cephesinin sağında iki kemerli kayıkhane yer alıyordu. Terasa açılan ana kapı cephenin orta aksında bulunuyor, cephe bu aksın iki yanında büyük ölçüde simetrik gelişiyordu. Zemin ve birinci kat pencereleri yüksek, ahşap, giyotin sistemli ve kepenkliydi. Raporlarda pencere ölçüsü yaklaşık 141 × 276 santimetre olarak verilmiştir. Pencere alt denizliklerinin cephe boyunca süreklilik göstermesi, zemin kattaki ahşap süslemeler, kat silmeleri, saçak kornişleri, yalancı köşe sütunları ve motifli balkon korkulukları deniz cephesine zenginlik kazandırıyordu.
Yalının çatı biçimi Boğaziçi’ndeki yaygın kırma çatıdan ayrılıyordu. Fotoğraf belgelerinde saçaktan sonra sert biçimde yükselen, ardından daha düşük eğimle mahyaya ulaşan kademeli bir form okunmaktadır. Restitüsyon raporunda ilk kırılmanın yaklaşık yüzde 100, üst bölümün ise yaklaşık yüzde 33 eğimle çözüldüğü belirtilmiştir. Deniz cephesindeki üç güvercinlik penceresi ile yan ve arka cephelerdeki çatı pencereleri, çatı arasının hizmet ve depolama amacıyla kullanılmasına imkân veriyordu.
İç mekân için kaynaklarda dar sofa çevresinde sıralanan odalar, deniz ve bahçe yönlerinden iki ayrı giriş, üst kata çıkan merdiven, Victorian üslupta yoğun biçimde döşenmiş odalar ve arka tarafta set eteğinde yer alan küçük, gölgeli fakat özenli bir bahçe tarif edilir. Bahçeden Kandilli Caddesi’ne çıkan uzun merdivenin saksı ve çiçeklerle düzenlendiği anlatılmaktadır.
Sedat Hakkı Eldem paftasında VK-4 Clifton Yalısı'nın konumu

Sedat Hakkı Eldem paftasında VK-4

Sedat Hakkı Eldem’in Boğaziçi Yalıları, Anadolu Yakası II adlı çalışmasında yapı VK-4 ve “Clifton, İngiliz evi” tanımıyla gösterilmiştir. Yalı artık mevcut olmadığı için paftadaki gösterim semboliktir; bu sebeple restitüsyon, yalnız paftaya değil, arşiv fotoğrafları ve arazideki fiziksel kalıntılara dayandırılmıştır.

İki yangın, iki farklı sonuç

1890 yangınından büyük Kandilli yangınına

Dorina L. Neave’in aktardığına göre yalının bir bölümü Şubat 1890’da yangın geçirdi. Alevlerin ve dumanın tuğla baca, kiremit ve duvarlardan yükseldiği, kıyının karşısından olayın izlendiği, çok sayıda insanın yardım için bahçeye dolduğu ve tulumbacıların yoğun biçimde çalıştığı anlatılır. Tonlarca su kullanılmasına rağmen çatı ve duvarların bir bölümü zarar gördü. Bununla birlikte yangın yapıyı tamamen ortadan kaldırmadı; aile aynı gün içinde etkilenmeyen salonlarda yeniden bir araya gelebildi.
Onarımın yaklaşık üç ay sürdüğü, bu sırada ailenin Kandilli sırtlarında başka bir evde kaldığı ve yangından bazı sanat eserleriyle aile koleksiyonunun kurtarıldığı aktarılmaktadır. Bu ilk yangın sonrasında yalı esaslı bir onarım geçirdi ve Clifton ailesi yapıda yaşamayı sürdürdü.
Yalının yok olmasına neden olan ikinci büyük yangın için proje dosyalarında iki farklı tarih vardır. Restitüsyon raporunun tarihçe bölümü 1916 yılını ve I. Dünya Savaşı sırasında Boğaz’dan geçen bir tankerin infilakıyla denize yayılan petrolün kıyı yapılarını tutuşturmasını anlatır. Restorasyon raporunda ise tarih 1925 olarak geçer. Rölöve raporu da kaynakların 1916 ve 1925 arasında ayrıldığını açıkça kaydeder. Bu nedenle elde yeni ve kesin bir birincil belge olmadan tarihlerden birini mutlak doğru ilan etmek doğru değildir.
Her iki anlatının ortak noktası, denize yayılan yanıcı maddenin kıyı boyunca yangını büyüttüğü ve Clifton Yalısı’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ev ve yalının harap olduğudur. 1927 tarihli hava fotoğrafında yangın sonrası boşlukların ve henüz yeniden yapılaşmamış kıyı parçalarının okunabilmesi, felaketin Kandilli sahil dokusu üzerindeki ölçeğini göstermektedir.
Yangın tarihi neden tek bir yıl olarak yazılmadı?
Aynı proje grubundaki raporlar 1916 ve 1925 tarihlerini vermektedir. Güvenilir yayıncılıkta belirsizlik saklanmaz. Yazı, raporlar arasındaki farkı açıklar ve yeni bir belge bulunana kadar kesin hüküm kurmaz.

2011 rölöve çalışması

Yalının yerinde kalanlar ve sonradan yapılan betonarme yapı

Yangın sonrasında ana kütlesini kaybeden parselde, özgün Clifton Yalısı’na ait bodrum kat kâgir duvarlarının ve kayıkhane mekânlarının bir bölümü ayakta kaldı. Proje raporuna göre 1976 yılında özgün bodrum bölümleri kısmen korunarak bodrum ve zemin kattan oluşan mütevazı ölçekte betonarme bir yapı inşa edildi. Bu yeni yapı, tarihî yalının kütlesini ve mimari karakterini bütünüyle yansıtmıyordu.
Parsel Kandilli Caddesi’nden girilen, kıyı ile yol arasında ciddi kot farkı bulunan teraslı bir arazidir. Caddeden görülen niteliksiz metal kapı ve betonarme bahçe duvarının ardından yaklaşık 52 basamakla yapı girişine ulaşılır. Yüksek istinat duvarlarıyla çevrili bahçede farklı kotları bağlayan teraslar vardır. Güneydoğu köşesinde merdivenle ulaşılan su deposu ve toprağa gömülü kubbeli bir hacim tespit edilmiştir. Kubbeli yapının işlevini kesinleştirecek yeterli iz bulunmadığından çeşme veya hazne olduğu yönünde kesin bir tanımlama yapılmamıştır.
Denize doğru inen teraslar arasında döner bir merdiven bulunur. Teras yüzeyleri farklı dönemlerde beton, seramik ve karo beton plaklarla kaplanmıştır. Mevcut zemin katta giriş holü, ara hol, odalar, ıslak hacimler, şömineli salon, yatak odası, giyinme bölümü ve banyo gibi mekânlar yer alır. Salonun deniz cephesindeki terasa doğrudan açılması, arazinin Boğaz ile ilişkisini sürdürür.
Bodrum kata hem iç merdivenden hem de alt terastan ulaşılır. Bu katta mutfak, salon, odalar, teknik hacimler, çamaşırlık ve özgün olduğu düşünülen kayıkhane yer alır. Kayıkhanenin denize yaklaştıkça düşen zemin kotu nedeniyle deniz suyunun içeri girdiği görülmüştür. Denize açılan açıklık metal kapakla kapatılmış, üstüne yuvarlak bir tepe penceresi yerleştirilmiştir. Kayıkhaneye bağlı bazı mekânların doğal aydınlatması son derece sınırlıdır.
Deniz cephesinde özgün kayıkhane duvarlarıyla sonradan yapılan betonarme bölümler arasındaki dönem farkı açıkça okunur. Betonarme kolonların cephe dışına taşırıldığı, aralarının kapı ve pencerelerle doldurulduğu, dış yüzeylere çimento esaslı sıva uygulandığı tespit edilmiştir. Üst örtüde Marsilya tipi kiremit, bazı daha alçak bölümlerde shingle kullanılmıştır.

Bozulmalar ve riskler

  • Bodrum katın yıkılan bölümünde çelik taşıyıcılar açıkta kalmış, zemin bütünlüğü bozulmuştur.
  • Denize yakın betonarme kısımlarda beton örtüsü kaybolmuş ve donatılar açığa çıkmıştır.
  • Özgün taş ve tuğla örgülerde malzeme kaybı, yoğun rutubet, kararma ve yüzey bozulmaları vardır.
  • Kayıkhane zemini ile denize açılan kapak çevresi parçalanmış ve aşınmıştır.
  • Çimento esaslı sıvalı yüzeylerde tuz çiçeklenmesi ve sıva dökülmeleri gözlenmiştir.
  • Denize inen merdivenlerde malzeme kaybı ve yosunlanma, metal korkuluklarda paslanma ve kopmalar tespit edilmiştir.

Fiziksel izlerin doğrulanması

Raspa çalışmaları özgün duvar sınırlarını nasıl ortaya çıkardı?

Mevcut betonarme yapının altında ve içinde kalan duvarların hangilerinin Clifton Yalısı dönemine ait olduğunu belirlemek için tarihî fotoğraflar ile yerinde malzeme araştırması birlikte kullanıldı. Alman Arkeoloji Enstitüsü arşivinden alınan fotoğraflar, yapının kuzey yönünde komşu parsele doğru devam ettiğini ve ana kütlenin dışında bodrum kotunda başka hacimlerin bulunduğunu gösteriyordu.
Rölövede B13 ve B20 olarak adlandırılan mekânların belirli duvarlarında sıva raspası yapıldı. Açılan yüzeylerde, kayıkhane duvar ve tonozlarında görülen delikli harman tuğlasıyla aynı nitelikte malzeme tespit edildi. Raporlarda tuğla boyutları yaklaşık 21-22 santimetre uzunluk ve 6-7 santimetre kalınlık aralığında kaydedilmiştir. Malzeme, örgü karakteri ve ölçü benzerliği, bu duvarların kayıkhane ile aynı yapım dönemine ait olduğu yönündeki değerlendirmeyi güçlendirdi.
Bu tespit yalnız bir malzeme incelemesi değildir. Restitüsyon planının parsel içinde nereye oturacağı, bodrum katın hangi doğrultuda genişlediği ve ana yapıyla müştemilat arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı doğrudan bu duvarların özgünlüğüne bağlıdır. Böylece arşiv fotoğrafında görülen fakat üst yapısı ortadan kalkmış bölümler, mevcut duvar izleriyle mekânsal olarak karşılaştırılabildi.

Belgeye dayalı yeniden kurma

Restitüsyon projesinin kararları

Clifton Yalısı restitüsyonu, yalnız eski bir fotoğraftaki cepheyi yeniden çizmekle sınırlı tutulmadı. Arşiv fotoğrafları, gravürler, Sedat Hakkı Eldem paftası, tarihî haritalar, yazılı kaynaklar, arazideki setler, günümüze ulaşan kayıkhane ve bodrum duvarları ile raspa sonuçları birlikte değerlendirildi. Tescilli olmayan parselin de bu belgelere dayanılarak 2011 yılı başında İstanbul VI Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu sürecinde tescil edildiği raporda belirtilmektedir.
Yapının kâgir olduğu, sıvalı cephe görüntüsü ile yazılı kaynaklardaki tanımlardan doğrulandı. Restitüsyonda bodrum, zemin, birinci ve çatı katlarından oluşan dört katlı ana kütle önerildi. Deniz cephesi yaklaşık 16,10 metre, yan cephe yaklaşık 13,80 metre dış ölçüsünde kuruldu. Kayıkhane cephesi ve özgün bodrum duvarları, üst yapının parsel içindeki yerleşimini belirleyen temel referans oldu.
Deniz cephesindeki orta kapı aksı, sağ ve soldaki pencere dizileri ve üst kattaki balkon tarihî fotoğraflardaki oranlara göre düzenlendi. Güney ve kuzey cepheleri için Alman Arkeoloji Enstitüsü arşivindeki farklı açılardan çekilmiş fotoğraflar ve 1890 tarihli gravür kullanıldı. Her iki yan cephede de orta aksın ana kütleden öne çıkması, yapının simetrik kurguya sahip olduğu görüşünü destekledi.
Plan şeması, kaynaklarda tarif edilen dar sofa ve çevresinde sıralanan odalar esas alınarak oluşturuldu. Denizden terasa açılan orta kapının karşısına bahçe girişi yerleştirildi. Merdiven evinin konumu, güney cephesindeki uzun düşey pencere ve döşeme kesintisinin bir merdiven boşluğuna işaret ettiği değerlendirmesiyle belirlendi. Zemin katta sofa, odalar, mutfak ve hizmet mekânları; birinci katta dar sofa çevresinde odalar; çatı arasında çamaşırlık, kurutma ve depolama alanları öngörüldü.
Bodrum kat şemasında günümüze ulaşan kayıkhane ve tonozlu hacimler korundu. Fotoğraflarda sol parsel sınırına yakın görülen iki katlı yapı müştemilat olarak değerlendirildi; ana bina ile müştemilat arasında bodrum yüksekliğinde tek katlı hacimler kurgulandı. Bu bölümlerin üst örtüsü fotoğraflarda net okunamadığı için, alttaki tonozlu mekânların varlığına dayanılarak teras çatı çözümü geliştirildi.

Özgün kalıntılar

Kayıkhane, tonozlar, kâgir bodrum duvarları, denize açılan açıklık, taş sahanlık ve merdivenler korunarak restitüsyonun sabit verileri kabul edildi.

Cephe oranları

Kapı, pencere, balkon, kepenk, silme, korniş ve köşe süslemeleri arşiv fotoğraflarındaki oranlardan çıkarıldı.

Plan şeması

Dar sofa çevresindeki odalar, iki yönlü giriş ve merdiven evi, görsel izlerle yazılı mekân tariflerinin birlikte okunmasıyla kuruldu.

Çatı karakteri

Kademeli ve yüksek eğimli Victorian çatı, güvercinlik pencereleri ve kare kesitli bacalar fotoğraf belgelerine göre yeniden tasarlandı.

Müştemilat

Sol parsel sınırındaki ikincil yapı ve bodrum kotundaki hacimler, tarihî fotoğraflarda okunan kütle ilişkisine göre ele alındı.

Arazi bağlantısı

Belgeyle doğrulanamayan mevcut yol merdiveni restitüsyona alınmadı; tarihî erişim için Dalyan İskelesi yönündeki merdivenli bağlantı değerlendirildi.

Tarihî görünüş ile çağdaş kullanım arasında

Restorasyon projesinde taşıyıcı sistem ve yeni işlev kararları

Rölöve ve restitüsyon projeleri İstanbul VI Numaralı Koruma Bölge Kurulu tarafından onaylanan yapı, raporda ikinci grup tarihî eser olarak tanımlanmıştır. Restorasyon projesinde parsel içindeki oturum, dış cephe mimarisi, kütle ve gabari restitüsyon kararlarına uygun biçimde korunmuştur. Günümüze ulaşan bodrum kat özgün duvarları proje içinde muhafaza edilmiştir.
Üst yapının tarihî kaynaklarda kâgir olduğunun belirlenmesine rağmen, çağdaş taşıyıcı sistem gereksinimleri nedeniyle dış cephe karakterini değiştirmeyecek biçimde betonarme sistem önerilmiştir. Bu yaklaşımda tarihî görünüşün aynen korunması ile iç planın günümüz kullanım ihtiyaçlarına cevap vermesi arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır.
Zemin kat ana girişi doğu cephesinden alınmış, girişin sağında katları bağlayan merdiven evi, solunda ıslak hacim, karşı aksında salon girişi düzenlenmiştir. Mutfak kuzey cephesine yerleştirilmiş ve salonla ilişkilendirilmiştir. Birinci katta üç oda, bunlara bağlı soyunma ve banyo bölümleri, çalışma ve oturma odaları planlanmıştır. Çatı katında iki oda ve özel banyolar oluşturulmuş, merdiven ile asansörün bu kata ulaşması sağlanmıştır.
Çatı katı döşeme kotunun yol seviyesinden yaklaşık 70 santimetre aşağıda kalması, doğu cephesindeki orta pencerenin şeffaf bir kapıya dönüştürülerek yol kotundan doğrudan erişim sağlanmasına imkân vermiştir. Bu girişin şeffaf malzemeyle yapılması, hem cephe karakterini mümkün olduğunca geri planda bırakmak hem de müdahalenin yeni dönem eki olduğunu dürüstçe göstermek amacı taşır.
Bodrum katta iki kayıkhane bölümü orta aksta yeni bir açıklıkla ilişkilendirilmiştir. Kayıkhanenin arka bölümü hizmetli odası, batı terasa bakan hacim ikinci salon olarak değerlendirilmiştir. Restitüsyonda müştemilat olarak tanımlanan bölüm misafir odası işleviyle ele alınmış, bodrum ve üst kotta iki ayrı mekân düzenlenmiştir.
Pencere ve kapı detaylarının, saçak altı silmelerinin, payandaların, kat silmelerinin ve balkon korkuluklarının restitüsyon ve restorasyon proje detaylarına uygun olarak üretilmesi öngörülmüştür. Böylece dışarıdan algılanan tarihî cephe düzeni, günümüz kullanımının gerektirdiği iç mekân ve taşıyıcı sistem çözümlerinden ayrıştırılmıştır.

Proje paftaları

Planlar, kesitler ve cepheler

Aşağıdaki çizimler, Clifton Yalısı için geliştirilen restorasyon projesinin kat organizasyonunu, taşıyıcı ve mekânsal ilişkilerini, arazi kotlarıyla bağlantısını ve dört cephedeki mimari karakterini birlikte gösterir. Çizimler web kullanımı için okunabilir boyuta getirilmiş, büyütülerek incelenebilmesi için galeri sistemine bağlanmıştır.

Belge ve kaynak temeli

Çalışmada yararlanılan başlıca kaynaklar

Bu yazı, Taksim Yapı’nın Clifton Yalısı için hazırladığı dönem, rölöve, restitüsyon ve restorasyon raporları ile bu raporlarda kullanılan görsel belgelere dayanır. Metin hazırlanırken raporlardaki yazım ve OCR hataları düzeltilmiş, fakat doğrulanamayan mimar atfı ve yangın tarihi gibi tartışmalı noktalar kesin bilgiye dönüştürülmemiştir.
  • Celalettin Atasoy, Kandilli’de Tarih, Turing Yayını, 2. baskı, İstanbul, 2010.
  • Nurhan Atasoy, Yadigâr-ı İstanbul, Akkök Yayını, İstanbul, 2007.
  • İrfan Dağdelen, İstanbul, Anadolu Ciheti Haritaları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü, İstanbul, 2008, Pafta A-A 18/1.
  • Sedat Hakkı Eldem, Boğaziçi Yalıları, Anadolu Yakası II, Vehbi Koç Vakfı, İstanbul, 1994.
  • “Kandilli”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 4, İstanbul, 1994.
  • Ayşe Nasır, Türk Mimarlığında Yabancı Mimarlar, yayımlanmamış doktora tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, 1991.
  • L. Dorina Neave, Eski İstanbul’da Hayat, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul, 1978.
  • L. Dorina Neave, Sultan Abdülhamit Devrinde İstanbul’da Gördüklerim, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2008.
  • Haluk Şehsuvaroğlu, “Cliftonlar’ın Yalısı”, İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 7, İstanbul, 1965.
  • Alman Arkeoloji Enstitüsü fotoğraf arşivindeki Clifton Yalısı ve Kandilli görselleri.

Kaybolan yapıyı belge üzerinden yeniden okumak

Clifton Yalısı projesi, tarihî fotoğraf, yazılı kaynak, mevcut kalıntı, malzeme araştırması ve mimari projelendirme arasındaki bağın koruma çalışmalarında neden vazgeçilmez olduğunu gösterir.

Taksim Yapı’yı İnceleyin