Kaşgarî Mürteza Efendi Tekkesi Proje Raporu

Kaşgarî Mürteza Efendi Tekkesi’nin Rölöve-Restitüsyon-Restorasyon Raporu

KAŞGARÎ TEKKESİ TARİHÇESİ

Eyüp Merkez Mahallesi, İdrisköşkü/Karyağdı mevkiinde, Hüsam Efendi Sokağı ile Karyağdı Sokağı’nın arasında yer almaktadır.

Tekkeler genelde İslâm, özelde tasav­vuf düşüncesinin; anlayış ve terbiyesinin hem teorik hem pratik bakımdan işlendiği, halka da sunulduğu mekanlardır. Günde­lik hayatın sıkıntıları içinde bunalan insan­lar, buralara gönül dünyâlarını, ruhlarını dinlendirmek için gelirler, aradıkları huzur ve rahatı bularak manevi doyuma erişirler­di. Böylece tekkelerde bulundukları süre içinde insanlar, hem boş zamanlarını en gü­zel şekilde değerlendirirler; hem de sıkıntı­larını atarak ferahlamış olurlardı. (Kazıcı, s.29)

Her tarikat kendi anlayışını halka ulaş­tırmak için tekkesini kurmuş böylece, tarikatlarla birlikte İslâm dünyasının hemen her tarafında tekkeler daha yoğun bir şekil­de görülmüştür. Hatta aynı mahallede bir­birlerine yakın mesafelerde onlarca tekke inşâ edilmiştir. Kâşgarî, Hatûniye, Karyağ­dı tekkeleri Eyüp’te aynı mahallede kurul­muş olan tekkelerin sadece birkaç tanesidir.

Devlet ricalinden Tersane Emini Yekçeşm Hacı Mürteza Efendi (1747) tarafından Nakşibendiyye’ye bağlı bir cami-tekke olarak tesis edilmiştir. Cami-tevhidhane, harem, selâmlık, derviş hüc­releri, şadırvan, kuyu ve sair müştemilattan oluşan tekkenin inşaa­tı 1744’te başlamış, 1745’te sona ermiş, postuna evvelce Eyüp’teki Kalenderhane (Özbek) Tekkesi’nin şeyhi olan Kaşgârlı Hâce Abdul­lah Nidaî Efendi  (1688-1760/61) oturmuştur.(Tanman,s.475)

Kuruluşunu izleyen yüzyıllarda Kaşgârî Tekkesi çeşitli eklerle donatılmış, yapıları onarılmış ve yenilenmiştir. Bu meyanda Kaşgârî Abdullah Efendi’nin 1760/61’de vefatını takip eden yıllar içinde kabri üzerine tür­be inşa edildiği, III. Selim tarafından 1790’da vefat eden 3. postnişin Şeyh İsa Geylanî  (1699-1790)  için diğer bir türbe yaptırdığı, cami-tevhidhanenin muhtemelen 19. yüzyılın 2. çeyreği içinde harem, selâmlık ve diğer bölümlerin aynı yüzyılın 2. yarısı içinde yenilendiği, tekkenin mensuplarından Sürre Emini Hacı Ahmed Bican Paşa

Eyüp (tarihi bilinmemektedir)

Eyüp sahil yolu (tarihi bilinmemektedir)

tarafından 1873’te diğer bir kuyunun vakfedildiği bilinmektedir (Tanman, s.475) Va­kıflar eliyle cami-tevhidhane ile türbelerin 1967’de, harem-selâmlık kesiminin de 1988’de tamir ettirildiği tespit edilebilmekte­dir. 1925’ten sonra cami-tevhidhane yalnızca cami olarak kullanıl­mış, tekkenin şadırvan avlusunda bulunan ve kullanılmadığı için harap olan bir takım ahşap bölümler (derviş hücreleri vs.)  1962’de çökmüştür. (Tanman,s.475)

Kuruluşundan kapatılışına kadar Nakşibendiyye tarikatına bağlı kalan Kaşgârî Tekkesi’nin ayin günü Hankâhname, Asitâne ve M.Cevâmi‘ de cuma, M.Tekâyâ‘da ise perşembe olarak kayıtlıdır.

Nakşibendîliğe bağlı olan Kaşgarî Tek­kesi “Mürteza Efendi Tekkesi” ve “Kâşgarî Şeyh Nidaî Abdullah Efendi Tekkesi” ad­ları ile de tanınmakta, Haliç manzarasına hâkim olan yapı, son yıllarda onarım geçir­miş bulunmaktadır. Nakşibendîliğe bir hac yolculuğu sırasında Mekke’de Ahmed Yekdest tarafından dahil edilen Şeyh Yekçeşm el-Hac Mürteza Efendi (ö. 1753) tarafın­dan 1158/1745-46’da tesis edilmiştir. Ger­çek adı Ahmed Carullah Cüryanî olan Ah­med Yekdest’in Mekke’de Nakşibendîli­ğin Müceddidî kolunu temsil eden Hintli şeyhlerden olduğu bilinmekte, dolayısıy­la Kaşgarî Tekkesi’nin, yine Eyüp’te bulu­nan Şeyh Murad Tekkesi ile beraber Mü­ceddidî kolunun İstanbul’da belli başlı ya­yılma merkezlerinden olduğu anlaşılmak­tadır.(Tanman, s.479) Tekkeyi kuran Mürteza Efendi’nin önemi inkâr edilemez ise de, Kaşgar’dan 17. yy’da İstanbul’a gelen, İstanbul daki fa­aliyetlerinin başlangıcında Müceddidî ko­luna mensubiyeti şüpheli olan ve tekke­ye adım veren Şeyh Abdullah Nidaî Kaş­garî (ö. 1760) asıl kurucu olarak kabul edilebilir. Önceleri Eyüp’teki Kalenderhane Tekkesi’nin şeyhliğini üstlenen Ab­dullah Nidaî, kalender hayatının katı ku­rallarına, özellikle de mücerredlik (bekâr­lık) erkânına uymak istemediği için bu görevden ayrılmak zorunda kalmıştır. Do­ğu Türkistan kökenli olduğundan İstan­bul’a gelir gelmez aynı bölgeden olan dervişlerin toplandığı Kalenderhane Tek­kesi ile bağlantı kurduğu anlaşılmaktadır.

Kalenderhane Tekkesi ile Kaşgarî Tekkesi’nde birbirinden oldukça farklı tasavvufi telakkilerin egemen olduğu hemen fark edilir. Kalenderhane Tekkesi Nakşi­bendîliğin Kalenderîlikle karışmış bir bi­çimini, Kaşgarî Tekkesi ise aynı tarikatın sıkı kurallarla donatılmış dinamik bir yoru­munu temsil edegelmiştir. Zâkir Şükrî Efen­di, Kaşgarî

Eyüp Feshane-i Amire (tarihi bilinmemektedir)

Tekkesi’nin, kumlusundan ta­rikat faaliyetlerinin yasaklandığı 1925’e kadar postuna geçen şeyhlerin listesini vermektedir. 19. yy’ın sonlarında tekkenin şeyhliğini üstlenen Mehmed Aşir Efen­di’nin (ö. 1903) Meclis-i Meşâyih’in üyele­rinden olduğu bilinmektedir. Zâkir Şükrî Efendi’nin verdiği listeye Şeyh Bahaeddin Efendi (ö. 1918) ile Cumhuriyet dönemin­de tekkenin harem dairesinde ikamet et­meyi sürdüren Seyyid Abdülhakim Arva-sî’yi (ö. 1943) eklemek gerekir. Aslmda il­miye sınıfından olan, Güneydoğu Anado­lu kökenli Abdülhakim Arvasî 1919’dan itibaren Süleymaniye Medresesi’nde tasav­vuf dersleri vermiş, 1931’de, Menemen Olayı’nın üzerine, tekkede gizli ayinler tertip ettiği gerekçesi ile polis tarafından tutuk­lanmış, ancak kısa bir süre sonra beraat et­miştir.(Tanman s.478)

Tekkenin Kurucusu Murtazâ Efendi:

Devletteki görevinin yanı sıra, başta Kaşgarî Tekkesi olmak üzere, bir çok hayır ku­rumunun kurulmasında katkıları olan önemli bir şahsiyettir. Bu hayır işlerine baş­ta kızı ve hanımı olmak üzere yakınları da iştirak etmiş ve güçlü bir vakıf müessesesi oluşturmuşlardır. Kurdukları Kâşgarî Tek­kesi iki asrı aşkın bir zamandır hâlâ varlığı­nı korumaktadır.

Murtazâ Efendi’nin Tersâne-i âmire emîni, cizye muhasebecisi olarak görev yaptığını, İstanbul’da Mahmutpaşa’da Veli Câmii yakınında ikamet ettiğini bizim için birinci elden kaynak olan vakfiyeden öğ­renmiş oluyoruz. Murtazâ Efendi ilmiye­den yetişmiş, muhasebecilik gibi hesap işle­ri alanında yüksek görevlere getirilmiştir. Murtazâ Efendi Tersâne emîni olarak görev yapmıştır. Osmanlı Devleti’nde böyle bir vazifede bulunan kişiye tersâne veznesin­den çıkan paranın yüzde onu maaş olarak ödeniyordu.

XVIII. yüzyılda kurulan Kâşgarî Der­gâhı ile ilgili en önemli kaynaklardan biri, bu tekkenin kurucusu Murtazâ Efendi’ye ait vakfiyedir. Vakfiyenin tamamında Murtazâ Efendi, eşi Behri Hatun, kızı Seli­me Hanım’ın vakfettiği mülkler sıralanmış­tır. Söz konusu vakfiyenin kısa bir bölü­münde Kâşgarî Dergâhı’na yer verilmiştir.

Tekkenin yapımına 1157/1744’de baş­lanmış, 1158/1745’te bir sene içerisinde tev-hidhâne ve şeyhin evinden ibâret olan kıs­mı tamamlanmıştır.(9) Bu iki bölüm günü­müzde mevcuttur. 1159/1746’da Tekkenin bânisi Murtazâ Efendi tarafından tekke vakfedilmiştir.(10) Gördüğü bir rüyâ üzeri­ne, tekkeyi ve yanındaki câmiyi Nakşbendiyye tarîkatı müntesiplerine verilmesini şart koşmuştur. (Ayvansarayi, s.260)

Vakfiyeden edindiğimiz bilgilere göre kuruluşu itibariyle tekkede beş oda, tekke­ye ait bir mescid, fakirlerin yemek yiyebi­leceği büyük bir oda ve helâ bulunmaktaydı. Bir odanın şeyhe, dört odanın da tek­kenin dervişlerine tahsis edilmesi şart ko­şulmuştur. Vakfiyede dört odanın dervişle­re tahsis edilmesi istendiğinden tekkede şeyhin haricinde dervişlerin de

barındıkları anlaşılmaktadır. İlgili bir arşiv belgesinde, XIX. yüzyılın ortalarında tekkede kalan şeyh ve dervişlerin isimleri açıklanmıştır.(Çetin, s.296)

Vakfiyede ifade edildiği gibi tekkede kalan bu dervişlerin yemek ve barınma ih­tiyaçları tekkenin vakfından karşılanıyordu. Çünkü vakfiyede sırf yemek masrafları için günlük otuz akçe ayrılması istenmekte­dir. Barınma ihtiyacının da temin edilmesi­ne yönelik olarak, vakfedilen beş odadan dördü, dervişlerin ikamet etmeleri için tah­sis edilmişti. Bunun yanında şeyhin, ima­mın, müezzinin, aşçının, hademenin vb. tekkede görev alan vazifelilerin günlük üc­retleri de yine tekke vakfından karşılanı­yordu. Bütün bu giderlerin temin edilmesi için Murtazâ Efendi, İstanbul’un ve Anado­lu’nun çeşitli yerlerinde mülkler vakfetmiş­ti. Vakfedilen akârlar kiraya verilmekte ve kira gelirleriyle, Kâşgarî Tekkesi ve Rûmeli’de Silistre kasabasına bağlı Baylar Kö-yü’nde yaptırdığı câmi ve mektebin ihti­yaçları karşılanmaktaydı. Murtazâ Efendi’den sonra kızı Selime Hanım ve eşi Beh­ri Hatun da çeşitli akarlar vakfetmişler. Kendilerine âid vakfı Murtazâ Efendi’nin vakfına dâhil etmişlerdir.

Kısaca Murtazâ Efendi’nin vakfı, eşi ve kızının vakıflarının da buraya ilhak edilme­siyle daha da güçlenmiştir. Murtazâ Efendi’ye âid vakfiye 105 varaktan ibarettir. Eşi Behri Hatun, kızı Selime Hanım’ın vak­fiyesi de buna dâhildir. Türkçe, sâde bir dil­le yazılmıştır. Vakfiyede üzerinde durulan hususlardan biri vakfın nesilden nesile in­tikali ile devamının sağlanmasıdır. Tekke­nin girişindeki kitâbeden de anlaşıldığı gi­bi, Kaşgarî Tekkesi, kuruluşundan tekkele­rin kapatıldığı tarihe kadar Nakşibendiyye tarikatına bağlı olarak faaliyetlerini yürüt­müştür.(Çetin, s.297) Vakfiyede tekkenin, Nakşbendiyye müntesiplerine âit olduğu şu ifadelerle vurgulanmıştır. “….Medîne-i Eyyüb el- Ensâ-ri’de binâ ve ihyâ eylediğim zâviye-i latîfe-i Nakşbendiyye fukarasına meşruta….” (Vakfi­ye, vr. 13b)

Tekkede, camide ve mektepte imâmet, hitâbet ve hoca olarak görevini ifa edenler vefat ettiğinde, bu vazifelere tâyin edilen kişilerin, vakfın mütevellisinin de uygun bulduğu Kur’ân tilâvetine ve İslâmî ilimle­re vâkıf kişilerden seçilmesini istenmiştir.(Çetin, s.297)

Yani işin ehli olan kimselere vazife verilme­si istenmiştir. İlgili vakfiye kaydı: “… İmâmet ve hitâbete ve hocalığa mutasarrıflar fevt olduk­ta mücevvid ve tilâvete kâdir ve şerâît-i İslâmiyyeye ârif müstahik ve muhtâr cemâat evlâdları bulunur ise mütevelli arzı ile evlâdına tevcîh oluna. Müstahik olmayan evlâdına verilmeyip müstehik olan kimselere verile….”(Vakfiye, vr. 19b,20a)

Murtazâ Efendi hayatta olduğu sürece vakfın tevliyetinin kendisinde, vefatından sonra ise neslinden gelen kişilere âid olma­sını şart koşmuştur. (Vakfiye, vr. 17b-19b)

Vakfiyede ev, tarla, arsa gibi gayr-i menkullerin satılmamak şartıyla kendisin­den sonra gelen mirasçılara bırakılması “ev-lâd-ı evlâd-ı ..batnen ba’de batnin meşruta ola” diyerek vakfın devamlı olarak kuşaktan kuşağa intikal etmesi istenmiştir. Bahsi ge­çen şartlarda azaltma, çoğaltma, değiştir­me vs. bütün bunların hepsinin kendi üze­rinde olduğu, ifade edilmiştir. (Vakfiye, vr.20a-b,21a)

Vakfiyenin ikinci bölümünde Murtazâ Efendi’nin İstanbul ve Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki vakıf ve akaratına yer verilmistir. Murtaza Efendi, ayrıca Silistre kasa­basına bağlı Baylar denilen yerde bir câmi, bir mektep vakfetmiştir. ( Vakfiye, vr. 27a)

Tespit edebildiği kadarıyla, Murta-zâ Efendi 51 ev, 1 yalı, 5 yahudihâne, 1 mes-cid, 1 câmi, 1 tekke, 1 mektep, 2 hamam, 22 oda, 480 akçe kira geliri, 10 bin kuruş, 1 gümrükhâne, 1 bakkal dükkanı, 1 berber dükkanı, 1 hallaç dükkanı, 1 manav dükka­nı, 1 dükkan, 1 ticârethâne, tatlı su gelirleri, balıkçı mahzenleri vakfetmiştir.(Çetin, s.298)

Kızı Selime Hanım ise, 2150 kuruş vak­fetmiş ve bununla İstanbul’un çeşitli yerle­rinde 7 ev, 4 dükkan alınmıştır. Eşi Behri Hatun ise, 6000 kuruş vakfetmiş bunun 5550 kuruşu ile günlük 30 akçe kira getiren 23 ev alınmıştır. Vakfedilen evlerde genel­de altlı üstlü odalar, sofa, kiler, mutfak, ha­mam, helâ, su kuyusu, ahır, avlu, ambar,ocak, mahzen, bahçe, köşk, odunluk, hol, ge­niş salon, mağsel, meyveli meyve­siz ağaçlar, su ku­yuları gibi unsur­lar bulunuyordu. Vakfedilen mülk­ler genelde Eyüp olmak üzere İs­tanbul’un çeşitli semtlerinde yer almaktadır.

Vakfiyedeki bilgiler ışığında Murtazâ Efendi’nin vakfettiği mülkleri ve yapılacak harcamalar şu şekildedir:

Murtazâ Efendi’nin Vakfettiği Mülkler

Mülkler       aded    Mülkler        aded

Mescid           1    Ticarethane        1

Câmi             1    Hallaç dükkanı   1

Tekke            1    Manav dükkanı   1

Mekteb           1    Nakit        on bin kuruş

Ev               51    Bahçe

Yalı              1    Bi’r-i mâ (su kuyuları)

Yahudihane    5        Kanevât ( su kanalları)

Hamam           2    Mâi lezîz (tatlı su gelirleri)

Oda              16    Balıkçı mahzenleri

Gümrükhane   1       Kayık Limanı

Bakkal dükkanı 1      Meyveli meyvesiz ağaçlar

Dükkan           1    Külhan ( Hamam ocağı)

Berber dükkanı 1      Mukataa 480 akçelik bahçenin geliri

 

Murtazâ Efendi Vakfı’ndan Yapılacak Harcamalar

Yevmî  akçe İmâm – Hatip    7

Müezzin- Kayyım 4

Muallim-i sıbyan 4

Mekteb-i halife 1

Senevî akçe Mefrûşât        600

Yevmîakçe Hademe                       5

Revgan-ı zeyt (zeytin yağı) Mum

Kandil bu son üçü için 6 Senevî akçe

Mum-ı asel (balmumu)   600

Vakfiyede yer alan Kâşgarî Tekkesi ile ilgili bölümde de tek­kede imâm, müezzin, kayyım, hademe aşçı vs. olarak görev üstle­nen kişilere ne kadar yevmiye verileceği, bilhassa vefât eden şeyhin yerine tâyinin nasıl yapılacağı, tek­kenin masrafları için ne kadar meblağ ayrı­lacağı, vakfedilen akâr ve mülklerin neler olduğu, tek tek açıklanmıştır(Çetin, s.299).

Vakfiyeye göre tekkede görev alan kişi­lere ve tekkenin masraflarına ödenmesi ge­reken meblağlar:

Murtazâ Efendi Vakfı’ndan Tekkenin Personeline Ödenecek Meblağ

Görevli                       Yevmî akçe

Şeyh                                            10

İmâm- Hatip                                 4

Müezzin-Kayyım                          4

Aşçı                                               3

Hademe                                        2

Vakıf Mütevelli                            4

Katip                                             2

Câbî                                             3

Râh-ı âbî (su yolcusu)                  2

Toplam 9 kişi                           34 Akçe

Murtazâ Efendi Vakfı’ndan Tekkenin İhtiyaçları İçin Ödenecek Meblağ

Tekkenin İhtayaçları             Yevmî akçe

Yemek Masrafları                       30

Revgan-ı Zeyt, Mum                   3

Toplam günlük                            67

Tekkenin İhtayaçları             Senevî akçe

Mefruşat meblağı                       1000

6 Okka Mum-ı asel                      ….

Toplam senelik                           1000

Kâşgarî Tekkesinin Mimarisi

TEKKE PARSELİ İÇİNDE YER ALAN YAPILAR

XVIII. yüzyılda kurulan Kâşgarî Der­gâhı adını, tekkenin ilk şeyhi Abdullah Nidâî’nin memleketi olan, bugün Çin idare­sinde bulunan Doğu Türkistan’ın merkezi Kâşgar’dan almaktadır. Dergâh, Eyüp sem­tinde, İdris Köşkü mevkiinde Hüsam Efen­di Sokağı ile Karyağdı Sokağı’nın arasında bulunmaktadır. Dergâhın her iki sokak yo­luna açılan avlu kapıları bulunmaktadır. Tekke, tarihî, manevî özelliğinin yanında, Haliç’e bakan yamaçta yer alması bakımın­dan doğal güzelliği ile de dikkat çekmek­tedir. Tapu kayıtlarındaki bilgilere göre, 43 pafta, 35 ada, 2 parsel üzerinde 2001 m2 ala­nı kaplar.  Tekkenin faal olarak kullanı­lan alanı fazla büyük değildir.

Tekke ahşaptan yapıldığı için zamanla çürüme ve yıkılmalar olmuş, varlığını ko­ruması için birtakım onarımlar geçirmiş fa­kat tamiratlarla tekkedeki müştemilâtın kendine özgü hali kaybolmuştur. Bu yapı­lan onarımlarla orijinal hâli korunamamış olsa bile, on beş, yirmi yıl öncesine nazaran daha bakımlıdır. Tekkenin avlusunda yer alan derviş hücreleri ve ahşap misafirhane haricinde tekkede yer alan diğer ek yapılar bugün mevcuttur.

Tekkelerin kapatıldığı 1925 tarihinden sonra tekkedeki bu faaliyetler durmuş, sa­dece câmi kullanıma açılmıştır. Günümüz­de hâlen camisi kullanıldığı için, halk na­zarında daha çok “Kâşgarî Câmii” olarak bilinir.

Câmi-tevhidhâne tek katlı, bitişikte yer alan harem-selâmlık bölümü iki katlıdır. Tekkenin asıl öğelerinden biri harem- se­lâmlık kısmıdır. Dış görünüm olarak nor­mal bir ev gibidir. Fakat asıl fonksiyonları bakımından normal bir evden farklı unsur­lardan oluşur. Kâşgarî Tekkesi’nde ahşap­tan önü revaklı odaların sıralamasıyla mey­dan gelen derviş hücreleri vardı. Tekke­nin avlusunda yer alan ve 1925’ten sonra, uzun süre kullanılmadığı için harabe olan bu derviş hücreleri 1962’de çökmüştür. Daha sonrasında ise tamamen yıkılan der­viş hücrelerinin yerinde, bugün cami der­neğinin kullandığı sonradan yapılan bir oda ve ağaçlık bir alan bulunmaktadır. Kâşgarî Tekkesi’nde muhtemelen tekkeye ge­len misafirlerin ağırlandığı iki katlı misafirhane (köşk) bugün mevcut değildir.

Tekkenin dışındaki kişilerin veya ma­halle sakinlerinin faydalanabilmesi için hayır amaçlı ola­rak yapılan Kâşgarî Tekkesi’nin doğu ve batı gi­riş yönlerindeki duvarlarında iki çeşme yer alır. Üzerinde herhangi bir kitâbesi olmadığı için çeşmelerin ne zaman kim tarafından yaptırıldığı bilin­memektedir.

Bazı tekkelerde abdest almak için yapıl­mış şadırvanlar vardır. Kâşgarî Tekkesi’nin ilk inşâ edildiği dönemde yapıldığı tahmin edilen şadırvan mevcuttur. Fotoğraflarda görülen şadırvanın dış kısmını örten camekânın yerine beton atılmıştır. Şadırvan, es­ki halinden bugün oldukça farklıdır.

Tekkelerde su ihtiyacı sadece çeşmeler­den karşılanmıyordu; suyun her zaman ra­hatlıkla temin edilmesi için açılmış kuyular da vardı. Kâşgarî Tekkesi’nde günümüzde kullanılan kuyu vardır. Bu kuyu tekke mensuplarından Sürre emîni Hacı Ahmed Bican Paşa tarafından 1873’te vakfedilmiş-tir.(20) Üzerinde talik hatla şu ifadeleri içe­ren bir kitâbe bulunmaktadır: “Sürre-i Hü­mâyûn Emîni sâbık es- Seyyid Hacı Ahmet Bi­can Paşa’nın ruhu içun fatiha fi sene 1290 13 Sefer (1873).”

Ayıca, Ahmed Bican Paşa 22109 kuruş vakfetmiş ve tekkede her yıl Recep ayında “Mirâc-ı Nebî” okunmasını istemiş, Bu iş için tekkenin şeyhine 500 kuruş verilmesini istemiştir.(21)

Tekkede Ahmed Bican Paşanın lahdinin yanında merdivenlerle çıkılan Abdul­lah Kaşgari’nin türbesine göre biraz daha yüksek konumda yer alan İsa Geylânî’nin türbesi vardır. Bu türbenin Hadîkatü’l- Cevâ-mî, Sefîne-i Evliyâ,(22) gibi klasik kaynaklarda Osmanlı padişahlarından III. Selim tara­fından yaptırıldığı ifâde edilmektedir. Tür­bede Îsâ Geylânî’ye âid olan tek bir ahşap sanduka bulunmaktadır. Tekkenin diğer türbesinde Abdullah Kâşgarî ile oğlu Ubeydullah Efendi’ye ait iki lahit bulunmakta­dır. Merdivenlerden inilerek ulaşılan bu türbenin, eski hali bugünkünden oldukça farklıdır. Sonraki yıllarda tamir edilen tür­be, her onarımdan sonra orijinalliğini kay­betmiştir.

Cami-Tevhidhane, Harem, Selâmlık ve Mutfak

Tekke cami-tevhidhaneyi barındıran güney-doğu kesimi tek katlı, diğer bölümlerin yer aldığı batı kana­dı ise iki katlı olarak inşa edilmiştir. Cami-tevhidhane ile harem/selâmlık üst katta yer almaktadır. Cephe oranlarından ve mimari detaylardan 19. yüzyılın 2. çeyreğinde son şeklini al­dığı anlaşılan cami-tevhidhane kıble ekseninde, aynı sebeplerden ötürü daha geç bir döneme (19. yüzyılın 2. yarısına) tarihlendirilen harem/selâmlık/mutfak grubu ise cami-tevhidhane ile yaklaşık 45 derecelik açı teşkil edecek şekilde kuzey-güney doğrultusunda uzanmakta­dır. Planda da izlenebileceği gibi bu yüzden yekdireğine bitişik olan bu bölümler arasında üçgen planlı taşlıklar ve belirli hiç bir geometrik tanıma girmeyen sofalar, yamuk planlı depolar ortaya çıkmıştır.(Tanman, s.476).

Minare, hamam ve mutfağın kuzey duvarı dışında bütün diğer bölümler ahşaptır. 20 cm. kalın­lığındaki duvarlar içerden bağdadî sıva, dışarıdan ahşap kaplama ile donatılmış, çatı alaturka ve Marsilya tipi kiremitlerle örtülmüştür. Bütün kapı ve pencereler dikdörtgen açıklıklıdır.

Cami-tevhidhane 8.5 x 3 m.lik kapalı bir son cemaat yeri ile 8.5 x 8.5 m.lik bir harimden meydana gelmektedir. Üst katı kadınlar mahfiline tahsis edilmiş olan son cemaat yerine doğu kenarındaki kapıdan giriş sağlanmaktadır. Tablalı ahşap kanatları ile sıradan bir görünüme sahip olan kapının önünde demir konsollara oturan, alaturka kiremit örtülü saçak bu­lunur. Kapıdan son cemaat bölümüne geçmeden ara bir girişe geçilir. Bu girişin sağında yakın dönemde yapılan abdest alma yeri görülür. Kapı aksı karşısındaki çift kanatlı muhdes kapıdan son cemaate girilir. Son cemaatin kuzeybatı köşesindeki minare kürsüsünün yanındaki dar kapıdan selamlık bölümünün hol kısmına geçilir. Kadınlar mahfiline çıkış ahşap limon kirişli merdivenler kuzey duvarına yaslanır. Alt kısmı depo olarak kullanılmaktadır. Son cemaat yerinin kuzey duvarındaki üç pencereden ikisi harem taşlığına açılır.

Son cemaat yerinin kuzey batı köşesinde kare planlı kaideli kagir minare yer alır.­ Ahşap küt­le içinde yükselen silindir gövdeli, konik külâhlı minare kaidesi ile son cemaat yerini harimden ayıran duvar arasına sıkıştırılmış bulunan dar kapı yukarıda da değinildiği üzere cami-tevhidhane/selâmlık bağ­lantısını kurar. Son cemaat yerinin üstüne denk gelen ve aynı bo­yutlara sahip olan kadınlar mahfili doğuya ve kuzeye bakan pencere­lerden ışık almaktadır. Harime bakan güney kenarı boyunca kare ke­sitli dört ahşap sütün mevcuttur. Sütunlar arasında ise ahşap korkuluklar yer alır.

Dengeli ve simetrik bir düzene sahip olan harimin kuzey du­varının ekseninde giriş, bunun tam karşısında, güney duvarının ek­seninde yarım daire planlı nişi dışa taşkın mihrap, dört duvarda da karşılıklı yerleştirilmiş dörder pencere vardır. Kuzey duvarının pencereleri son cemaat yerine, batı duvarındakilerden üçü selâmlık sofasına, diğerleri de dışarı açılmaktadır.

Ahşap minber mekânın güney batı köşesine yerleştirilmiştir. Cami-tevhidhanenin pencere­lerinde görülen demir parmaklıklar yatay ve dikey çubuklar ile bun­ların sınırladığı dikdörtgen açıklıklara yerleştirilmiş damla biçi­minde, kesişen unsurlardan meydana gelir.

Harem/selâmlık/mutfak kanadının şadırvan avlusuna açılan kapı­sı cephenin geriye çekilmiş olan kesiminde, ortada yer almakta, yanlardan birer pencere ile kuşatılmış bulunmaktadır. Gerek bu pen­cerelerde ve gerek diğer harem pencerelerinde bulunan kafesler ona­rımlarda iptal edilmiştir(Tanman, s.476). Girişin yanlarındaki pencerelerin al­tında kalan kesimler mermer levhalar ile kaplanmıştır. Girişi izle­yen ve solda son cemaat yerine bitişik olan üçgen planlı taşlıktan geniş bir kapı ile harem sofasına geçilmektedir. Haremin, zemin ka­tından başlayan merdivenin ulaştığı bu sofanın batı yönüne, merdi­ven boşluğu ile birbirinden ayrılmış olan iki oda, kuzey-doğu köşe­sine bir tuvalet/abdestlik, güney kenarına harem sofasına açılan kapı ile minare kaidesine yaslanan, yamuk planlı bir depo yerleştiril­miştir.

Cami-tevhidhanenin son cemaat yeri ile olduğu gibi harem sofa­sı ile de bağlantılı olan selâmlık sofası yamuk, üçgen ve dikdört­gen alanların birleşmesi ile ortaya çıkmış, ilginç bir plana sahiptir. Batı yönünde yan yana eşit büyüklükte iki oda, güneyde bir tuvalet, cami-tevhidhane kesimine komşu olan güney doğu köşesinde, se­lâmlık sofasından bir kapı ile tecrid edilmiş, harim pencerelerinin açıldığı, yamuk planlı ikinci bir sofa ile bunun çevresinde boyutları küçük bir hamam ya da gusülhane olarak nitelendiril­mesi mümkün, kagir duvarlı bir mekân ile bir oda bulunur.

Hem doğrudan büyük sofa ile hem de hamamın önündeki küçük sofa ile bağlan­tılı olan bu odanın hamamla ilişkili bir kullanımı olduğu, bir nevi soyunmalık/soğukluk gibi tasarlandığı düşünülebilir(Tanman,s.477).

Zemin katı doğu yönünde sınırlayan istinat duvarının girintile­ri bir dizi dikdörtgen ve yamuk planlı ardiye olarak değerlendiril­miştir. Kuzeydeki şadırvan avlusuna doğru yükselen bahçe merdiven­lerine, batıdaki harem bahçesine açılan iki giriş vardır. Kuzey gi­rişinden (L) planlı bir taşlıktan (projede b03 olarak tanımlanan hol) doğrudan mutfağa ula­şılır. Taşlığın güneyinde dikdörtgen bir kömürlük yer alır. Zemin ka­tın kuzey batı köşesinde bulunan mutfağın kuzey duvarı kagirdir. Kemerli geniş bir ocakla do­natılmış olan mutfağın tavanı doğu batı doğrultusunda uzanan bir kirişle desteklenmiştir. Batı girişi ise mutfakla bağlantılı ve iki ayrı muslukla donatılmış olmasından ötürü aynı zamanda taam-hane olarak kullanıldığı anlaşılan bir sofaya açılır. Söz konusu mekânın kuzeyinde üst kata çıkan merdiven ile mutfağa geçit veren kapı, doğusunda istinat duvarına gömülmüş bir niş içinde iki yalaklı mus­luk ile yamuk planlı bir depo, güneyinde  (T) planlı sofanın çev­resinde toplanan yüklüklü iki oda, bir tuvalet, banyo ve diğer bir yamuk planlı bir oda bulunmaktadır. Bu oda mutfak olarak kullanılmaktadır. Cami imamının lojmanı olarak kullanılan bölümün projede b09 olarak tanımlanan odasında yüklük kısmı bozularak genişletilmiş, 2.67 m. x 2.58 m. olan bir oda haline getirilmiştir.

Zemin katta özgün döşeme üzeri ya halı yada mineflo kaplama ile döşenmiş ve bu nedenle de özgün kaplama malzemesi tespit edilememiştir. Yamuk planlı ardiye, tuvalet ve aş evine giriş ile mutfak tavanı sıvadır. Duvarlarda sıva olan mekanların sıralanan mekanları dışındaki odaların tavanı sade ahşap kaplamadır. zemin katta mekanlara açılan ½ oranındaki ahşap giyotin doğramalar yakın dönemde yenilenmiştir.

Tekkenin en önemli bölümlerini barındıran bu yapının cephe­lerin de süsleme bulunmayıp gayet sade bir görünüm arz eder. Gerek cami-tevhidhanenin ve gerek diğer bütün mekânların tavan­ları çubukludur. Duvarlarda kalem işi görülmez. Dış görünüşü açısından bu yapının her­hangi bir ahşap konak olmadığını hatırlatan yegâne unsur ahşap kit­le içinde yükselen silindir gövdeli, konik külâhlı minaredir. Zira mihrap çıkıntısını ne avludan ne de başka bir yerden görmek kabil değildir.

Derviş Hücreleri

Şadırvan avlusunun kuzey sınırı boyunca doğu batı doğrultusun­da uzanan ve günümüzde tamamen ortadan kalkmış olan derviş hücrele­rinin ahşap olduğu, dikdörtgen kapılar ve pencereler ile şadırvan avlusuna açıldığı, önlerinde kare kesitli ahşap dikmelere oturan ve aynı çatı altına alınmış bulunan bir sundurmanın uzandığı anla­şılmaktadır. Bu hücre dizisi ile Kaşgarî Abdullah Efendi Türbesi arasında, fonksiyonu tam olarak anlaşılamayan (misafirhane)  iki kat­li ahşap bir bölümün varlığı tespit edilmektedir.

Türbeler ve Hazire

Şadırvan avlusuna göre çukurda kalan ve bu yüzden batı duvarın­daki girişine basamaklarla inilen Kaşgarî Abdullah Efendi Türbesi 9.5 X 6.5 X 6 m. boyutlarında yamuk planlı bir alanı kaplar. Türbe son onarımlarla  duvar örgüsü tamamen de­ğiştirilerek 50 cm. kalınlığında düzgün moloz taş örgülü duvarlar inşa edilmiştir, Doğu ve güney cephelerindeki ahşap pervazlı pencere­ler, klasik Osmanlı üslubuna uygun biçimde ufaltılarak kesme taş sövelerle kuşatılmış, ayrıca lokmalı demir parmaklıklarla donatılmış, yapının üstüne muhtemelen ilk haline uygun alaturka kiremit kaplı ve saçaklı bir çatı oturtulmuştur.

Türbede Ab­dullah Kaşgârî ile oğlu Şeyh Ubeydullah Efendi (-1770)’ye ait iki kabir yer alır. Her ikisinin de üzerinde, tekkenin inşa edildiği döneme oldukça yabancı, Anadolu,Türk mezar anıtlarının erken tarihli olanlarında görülen, yarım silindir biçiminde lahitler bulunmaktadır. Abdullah Kaşgârî’nin, boyutları oğlununkinden daha büyük olan lahdi kagir, Ubeydullah Efendi’ninki ahşaptır. Bu sonuncusunu kuşatan ahşap şebekenin köşelerindeki babalar sikke bi­çiminde tepeliklerle son bulmaktadır. Tavanda çıtalarla meydana ge­tirilmiş kareli bir bölümlenme görülür.

Zemini avludan bir miktar yükseltilmiş olan Şeyh Ali Geylanî Türbesi 5.5 X 4.75 m. boyutlarındadır. 60 cm. kalınlığındaki duvarları moloz taş ve tuğla ile örülmüş, üstü alaturka kiremitle kaplı bir çatı ile örtülmüştür. Zemini kare tuğlalar ile kaplı, tavanı çubuklu olan türbede Şeyh Ali Geylanî’ye ait tek bir ahşap sanduka bulunmaktadır. Yapının girişin yer aldığı kuzey cephesinin önüne 1.15 m. Derinliğinde bir revak yerleştirilmiştir. Doğu yönünden basamaklarla çıkılan ve türbe harimi ile aynı çatı altında bulunan bu revakta taşıyıcı olarak sekizgen kesitli üç ince ahşap dikme kullanılmış, plastır başlıklar ve çok basık, yalancı  (ahşap) kemerlerle taçlandırılmış olan bu dikmelerden en doğuda yer alması gerekeni, girişi rahatlatmak için iptal edilmiş, yeri saçakta ahşap bir sarkıtla belirtilmiştir. Doğu ve güney duvarlarında dikdörtgen açıklıklı birer pencere vardır. Kuzey duvarının ekseninde yer alan giriş kesme taştan sövelerle kuşatılmış, Bileşik kemer biçiminde kesil­miş olan üst söve başlığının üzerine türbenin inşa tarihi ile bani­nin ve içinde gömülü olanın kimliğini açıklayan talik hatlı, manzum bir kitabe yerleştirilmiştir. “Zihni” mahlaslı bir şaire ait ol metin şöyledir:

… Selim Hân merakim şeh-i dehrin serveri

Çok … yapdı vâr olsun anın himmeti

 Bahusus bu türbe-i vâlâyı bünyâd etdirüb

 Pây-i kesretden masun etdi bu zât-ı ekberi

 Hayli dem bu hankâhda postnişîn olmuş idi

 Ya’ni Şeyh İsa Efendi râh-ı tevhidin eri

Heman erdi nidâ-yı irci’ ya Hû dedi

Elveda etdi tarîkin şeyh-i sâlik-perveri

Geldi bir âh ile Zihnî fevtine târih dedi

Göçdü bakî âleme ehl-i muhabbet rehberi

Kaşgârî Tekkesi’nin haziresi arsanın doğu sınırında Karyağdı Sokağı, şadırvan avlusu ile Kaşgârî Abdullah Efendi Türbesi arasın­da kalan ince uzun üçgen bir alanı işgal eder. Son yıllarda oldukça iyi bakılan hazirede tekke şeyhlerine ve mensuplarına ait ilginç mezar taşları yer alır. Ayrıca Şeyh İsa Geylanî Türbesi ile cami-tevhidhane arasında kalan ufak alan basit bir demir parmaklıkla şa­dırvan avlusundan tecrid edilmiş, son devrin ricalinden, tekkeye bir kuyu bileziği vakf etmiş ve belki de geçen yüzyıldaki onarım­lardan bazılarını gerçekleştirmiş olan Sürre Emini Hacı Ahmed Bican Paşa ile aile efradı buraya gömülmüştür.

Şadırvan ve Kuyu Bilezikleri

Tekkenin ilk inşa dönemine ait olması gereken şadırvanın beyaz mermerden inşa edilmiş olup ongen prizma biçimindeki haznesinin her yüzünde bir musluk yer alır. Muslukların üstüne birbirinden farklı kabartmalı ikişer motif işlenmiştir.

Konturları yatay, dikey ve kavisli hatlardan oluşan, yüzeyi dümdüz bı­rakılmış olan bu panolar dikdörtgen çerçeveler içine alınmıştır. Şa­dırvanın bazı kenarlarına maşrapa konulmasına mahsus küçük konsol­lar oturtulmuştur.

Eski fotoğraflarda şadırvanın altıgen planlı, üstü alaturka kiremit kaplı, basık altıgen koni biçiminde bir çatı ile örtülü bir yapı  ile kuşatılmış olduğu, duvarların belirli bir yük­sekliğe kadar ahşap kaplama ile donatıldığı, bunun üstünde çepeçev­re bir camekân kuşağının dolaştığı görülmektedir. Zamanla ortadan kalkmış olan bu ahşap köşkün yerine çokgen planlı, ancak düz damlı oranları bozuk pencerelere sahip, betonarme bir yapı inşa edilmiş­tir.

Her ikisi de mermerden yontulmuş olan kuyu bileziklerinden cami tevhidhane duvarına bitişik olanda Osmanlı baroğuna has profil gözlenir. Bilezik dört adet maşrapa konsolu ile donatılmıştır. Silindir biçimindeki çıkrık babaları bilezik ile aynı türde bir profile sa­hip kaidelere oturur ve armudî tepeliklerle son bulur.

Şadırvana yakın olan diğer kuyu bileziği 19. yüzyılın 2. yarı­sında İstanbul’da çok sayıda görülen bir tipi yansıtır. Alt kesi­minde kaval silme ile son bulan bileziğin ortasında dalgalı çift şerit kabartması dolaşır. Şeridin üstüne kondurulmuş iki rozetin arasında kalan alana talikle:

Sürre-i Hümâyûn Emîni sabık el-Seyyid Hacı Ahmed

Bican Paşanın ruhi içün Fatiha fi sene 1290 13 Sefer(1873) Yazılıdır.

ÇEŞME (rölöve raporu)

Dikdörtgen planlı olan çeşme 4.58 m. X 3.16 m. ebatlarındadır. Batı cephesi ihata duvarları ile bitişik konumda olup çeşme ön yüzü bu cephededir. Batı cephesi kesme taştır. Kuzey ve güney cepheleri çimento harçlı sıvadır. Kuzey cephesinin köşesinde kesme taş duvarın devam ettiği görülmektedir. Tonozlu olan üst örtüsü alaturka kiremit örtülüdür. Doğu cephesine muhdes tek katlı bir yapı bitişik konumda yapılmıştır. Günümüzde yalak kısmı büyük ölçüde yükselen yol kotunun altında kalmıştır.

RESTİTÜSYON RAPORU

Kaşgari Tekkesi bir çok birimi olan büyük bir komplekstir. Yapı restitüsyonu yazılı ve görsel belgelere dayanarak hazırlanmıştır. Buna göre restitüsyonda alınan kararlar şunlarıdır;

CAMİ-TEVHİDHANE, HAREM, SELÂMLIK VE MUTFAK

  • Yapı günümüze gelinceye kadar bir çok onarım görmüş olmasına rağmen; tavan plan şemalarından yapının özgün formunun korunduğu anlaşılmaktadır.  İlk tespitlerde camii bölümünün önce, haremlik-selamlık-mutfak kısımlarının geç bir dönemde eklendiği düşünülse de yazılı kaynaklarda 18. Yüzyılda cami ve diğer bölümlerin birlikte inşaa edildği ve 19. Yüzyılın . yarısında onarıldıkları bilgisi yer almaktadır. Restitüsyon bu açıdan 19. Yüzyılın 2. Yarısının restitüsyonudur. Çünkü ilk yapıldığı döneme ait elimizde belge yoktur.

Bu belge ve izler doğrultusunda cami ölümünde özgün olmayan son cemaatteki giriş kısmında yer alan abdestlik kısımları kaldırılmıştır. Ayrıca son cemaati ikiye bölen muhdes bölücüde restitüsyonda kaldırılmıştır. Yakın dönemde yenilenen camii giriş kapısı hareme giriş kapısına göre restitüe edilmiştir.

  • Halı kaplı döşemeler ahşaptır. Restitüsyonda da son cemaat ve harim döşemesi ahşap kaplama olarak çizilmiştir.
  • Camii pencereleri mevcutta ahşap ve kanatlıdır. Yakın dönemde yenilenen ahşap pencere sisteminin 1935 de çekilen bir fotoğrafta aynı sistemde olması nedeni ile restitüsyonda da pencere kanat sistemi aynen korunmuştur. Hatta bu fotoğrafta pencere önündeki demir korkuluklar mevcut ile aynıdır (bkz. Belge-1) Bu nedenle resitüsyonda demir parmaklıklar aynen korunmuştur.
  • Pencere açıklıkları ve yerleri mevcut durumu ile korunurken yakın dönemde yenielnen ve ebatları değiştirilen ahşap cephe kaplaması, harem bahçesine bakan cephede görülen özgün kaplama sistemine göre restitüe edilmiştir.
  • Duvarlar bağdadi sıva, tavanlar ahşap çıta tanzimi olarak restitüe edilmiştir.
  • Harime giriş kapısı, minber ve mihrap özgün olduğundan aynen korunmuştur.
  • Minare mevcut durumu ile restitüe edilirken, sıvalı gövde ve şerefe bölümleri korunmuştur.
  • Haremlik ve selamlık kısımları plan olarak mevcut durumu ile korunmuştur. Baha Tanmann çizdiği restitsüyon plan şemasına göre restitüesi yapılan . katın mevcut plan şeması ile bir farkı görünmemektedir.

Z06 olarak rölövede tanımlanan oda hamamın bekleme, soğukluk odası olarak tanımlanmıştır.

Baha Tanman restitüsyonu

1935 yılında çekilen fotoğraf (belge-1)

1964 yılına ait hava fotoğrafı (belge2)

1983 yılı hava fotoğrafı (belge 3)

  • Selamlığa giriş veren avlu içinden açılan taşlık kısmı özgündür. Buraya açılan kapıda onarılmıştır ancak özgündür. Mevctta bu girişin döşemesi karo mozaiktir. Restitüsyonda zemin kattaki mutfak kısmının döşemesi gibi taş olarak önerilmiştir.
  • Hareme girişten sonra açılan sofa kısmındaki tuvalet bölümü restitsüyonda da korunurken onun önündeki abdestlik bölümü kaldırılmıştır. Selamlık ve harem kısmındaki odalar tavan planlarından da anlaşıldığı üzere özgün olduğundan korunmuştur.
  • Birinci katta ıslak mekanlar dışında döşeme ahşaptır. Islak mekanlardaki döşemelerde taş olarak restitüe edilmiştir. Ayrıca ıslak mekanların tavanı horasan sıva olarak restitüe edilmiştir.
  • Birinci katta harem bölümünün giyotin pencere önlerine yazılı kaynaklarda olduğu belirtilen kafes bölümleri eklenmiştir.
  • Bodrum katta bulunan mutfak kısmı aslen aş evidir ve restitüsyonda aşevi olarak tanımlanmıştır. Batı duvarından girilen giriş kısmı ile mutfak bölümü arsındaki betonarme kiriş ahşap kiriş olarak restitüe edilmiştir. Bu bölüme açılan kömürlük bölümü depo olarak tanımlanmştır.
  • Haremlik bahçesinden girilen, mutfağın  güneyindeki sofaya  bakan hazneli mermer yalaklı çeşme bölümü korunmuştur.
  • Bu bölümün batısındaki selamlıkta yer alan yüklüğü olan odalar aynen korunmuştur. Yüklüğü bozulan b09 nolu oda yüklüğü tavan plan şemasındaki yerine göre restitüe edilmiştir.
  • Rölövede b10 olarak tanımlanan mutfak bölümü de oda olarak restitüe edilmiştir.
  • Tavan plan şemaları mevcut durumu ile korunmuş, değişen  muhdes tavanlarda özgün tavan planlarına göre restitüe edilmiştir.
  • Islak mekanlar, mutfak kısmı taş döşeme, diğer mekanlar ahşap rabıta olarak restitüe edilmiştir. Duvarlar bağdadi ve horasan sıvadır. Yine ıslak mekanların ve mutfak ile giriş kısmının, depo bölümlerinin tavanı sıvadır.
  • Çatı üst örtü sistemi korunurken kaplaması alaturka kiremittir.

DERVİŞ HÜCRELERİ

Parselin kuzeydoğu köşesinde olduğu bilinen derviş hücreleri ile ilgili yeterli görsel belge olamadığından restitüsyonu yapılamamıştır. Sadece vaziyet planında noktalama olarak yeri Alman mavilerindeki  kontür gabarisine uygun olarak işlenmiştir.

1913-1914 Alman mavisi (belge -4)

Yıkılan derviş hücreleri (1955) belge-5

Yıkılan derviş hücreleri (1955) belge-6

TÜRBELER VE  HAZİRE

·                  İsa Geylani türbesi ve Kaşkari Abdullah türbesi mevcut durumları ile restitüe edilmişlerdir. İsa Geylani türbesinde sıvalı olan cephe bölümleri arka cephesindeki kaba yonu taş duvar örgüsü dikkate alınarak aynı örgü sistemi ile çizilmiştir.

·                  Kapı sistemi orta göbekli olarak mevcut durumu ile korunmuştur. 1960’ lı (belge-5) yıllarda da aynı kapı sistemi olduğundan mevcut durumu ile çizilmiştir.

·                  Pencereleri ahşap kanatlı olarak restitüe edilirken, döşemesi altıgen pişmiş toprak olarak önerilmiştir. İç beden duvarları horasan sıvadır.

·                  Tavanı özgün değildir. Griş kısmındaki dikdörtgen çerçeveli ahşap çıta tanzimli tavan dikkate alınarak içerideki mekanın tavanıda dikdörtgen çerçeveli ahşap çıta tanzimli olarak restitüe edilmiştir.

·                  Çatı sistemi ahşap karkas, üst örtüsü alaturka kiremittir.

·                  Kaşgari Abdullah türbesi ise Baha Tanmanın tezinden öğrenildiği üzere geçirdiği onarımlar sonucunda çok fazla değişmiştir. Baha Tanmanın tezinde yapının gelişi güzel ahşap dikmeli, moloz taş örgüsüne sahip olduğu, 1960’ lı yıllarda yapılan onarımda duvarların özgün örgü sisemine dönüştürülerek düzgün bir kaba yonu örgü sistemi ile örülerek onarıldığı bilgisi verilir. Restitüsyon çizimlerinde yapının 1960’ lı yıllarda onarımından önceki bir belgesine ulaşılmadığından duvar örgü sistemi mevcut durumu ile korunmuştur. Çünkü bir belge tespit edilmiş olsa idi bile bu duvar örgüsünün de özgün olmadığı aynı belgelerde yazılmıştır. Bu belgelerde yazan pencerelerin taş söve ile çevreli olmadığı ahşap pervaz ile çevrelendiği bilgisi dikkate alınmış ve pencerelerde taş söveler  yerine ahşap söve yapılmıştır.

·                  Türbe döşemesi altıgen pişmiş toprak olarak önerilmiştir. Duvarları horasan sıvadır. Pencere denizlikleri de pişmiş topraktır.

·                  Kapı doğraması mevcutta özgün değildir. Tekke harem kısmı giriş kapısı dikkate alınarak restitüe edilmiştir.

·                  Tavanları mevcuttaki gibi kare karalojlı ahşap tavan tanzimli korunmuştur. Baha bey tezinde kare planlı tavan çıtalı olarak tavan döşemesinden bahsetmektedir ve bu bilgi ışığından mevcut tavan sistemi değiştirilmemiştir.

·                  Çatı sistemi ahşap karkas, üst örtüsü alaturka kiremittir.

·                  Hazireler mevcut durumları ile korunmuştur.

Kaşgari Abdullah Türbesi (belge 7 tarihi bilinmiyor)

Kaşgari Abdullah Türbesi (belge 8 tarihi bilinmiyor)

İsa Geylani Türbesi (belge 9 tarihi bilinmiyor)

ŞADIRVAN VE KUYU BİLEZİKLERİ

  • Mevcuttaki şadırvan altıgen planlıdır. Elimizdeki belgelerden tarihini bilmediğimiz bir döneme ait fotoğrafta şadırvan üst örtüsünün olmadığı görülmektedir. Bu nedenle mevcut altıgen üst örtünün yakın dönem onarımlarında yapıldığını söylememiz yanlış olmayacaktır. Alman mavilerindeki altıgen üst örtü sistemi dikkate alınarak. Mevcuttaki ongen mermer şadırvan haznesinin üstü ahşap direklere oturtulan altıgen formdaki çatı örtüsü ile geçilmiştir. Ahşap sütunların formları İsa Geylani türbesinin revağını taşıyan sekizgen ahşap dikmelerden örnek alınarak restitüe edilmiştir. Mevcutta da mermer hazne avlu kotundan ortalama 20 cm. yukarda olduğundan restitüsyon da da şadırvan döşeme kısmı avludan yukarıda oluşturulmuştur. Ahşap dikmeler mermer döşeme üzerine mermer bir kaide üzerine oturtulmuştur. Ahşap dikmelerin sütun başlıkları basık kemerler ile geçilmiştir. Çatı sistemi ahşap strüktürlü olup eğimi az olan çatı sistem örtüsü alaturka kiremit ile kaplanmıştır.

Kuyular özgün halleri ile günümüze ulaştığından mevcut durumları ile restitüe edilmişlerdir.

Şadırvan (belge 10 -1955)

Şadırvan (belge 11- 1955)

ÇEŞME (restitüsyon raporu)

Dikdörtgen planlı olan çeşme 4.58 m. X 3.16 m. ebatlarındadır. Günümüze özgün plan şeması ve cephe özelliklerini koruyarak gelmiştir. Kuzey ve güney cepheleri mevcutta sıvalıdır. Restitüsyonda ön cephe duvarı gibi kesme taş çizilmiştir. Üst örtüsü tonozlu olup mevcuttaki gibi alaturka kiremit örtü önerilmiştir. Güney cephesindeki pencere ön kısmına lokmalı demir parmaklık önerilmiştir. Yol kotu aşağıya çekilerek yalak kısmı düz bir taş olacak şekilde restitüe edilmiştir. 

RESTORASYON RAPORU

Tekke yapısının restorasyon projesi restitüsyon projesine uygun olarak çizilmiştir. Buna göre alınan kararlar şunlardır;

CAMİ-TEVHİDHANE, HAREM, SELÂMLIK VE MUTFAK

  • Öncelikle cephede yakın dönemde kaplanan özgün olmayan ahşap kaplama sökülmelidir. Alt kısımda tespit edilen ve iyi durumda olan özgün ahşap kaplamalar korunmalıdır. Ancak kötü durumda olanlar değiştirilmelidir. Ayrıca uygulama sırasında iç sıvalar raspa yapılarak ahşap strüktür açığa çıkarılmalı ve bozulan, çürüyen bölümler özgün malzeme ve yapım tekniğine göre yenilenmelidir. Ahşap dikme arasına taş yünü ısı yalıtım malzemesi konmalıdır.
  • Uygulama sırasında çatı aralarına girilmeli ve çürüyen, bozulan ahşap çatı elemanları özgün malzeme ve ebatlarına uygun olarak değiştirilmelidir. Mevcutta haremin birinci kat sofa tavanı ahşa kirişlerdeki bozulma nedeni ile sehim vermiştir. Bu bölüm tamamen sökülerek yenilenmelidir.
  • Tavan kaplamalarında çürüyen bölümler derz yerlerinden alınarak bu kısımlar özgün malzeme ve detayına uygun olarak yenilenmelidir.
  • Camii ve diğer bölümlerdeki çürüyen ahşap doğramalar projedeki detaya uygun olarak yenilenmelidir.
  • Döşemelerdeki muhdes örtüler kaldırıldıktan sonra döşeme kaplamalarında var ise bozulmalar tespit edilerek ahşap kaplamalar yenilenmelidir.
  • Islak mekanlar taş döşeme olarak yapılmalıdır.
  • Cami giriş kapısı projesine uygun olarak hareme giriş kapı detayına uygun olarak yapılmalıdır.
  • Camii son cemaatinde bulunan abdestlik ve bölücü duvar kaldırılmalıdır.
  • Minare sıvaları sökülerek alttaki taş yüzey açığa çıkarılmalıdır. Raspadan sonra konunun uzmanlarınca minare gövde ve şerefesi değerlendirilmeli gerekli müdahale yöntemine karar verilmelidir. Duvarlardaki malzeme kayıpları 5 cm. büyük olanlarda çürütme yöntemi kullanarak özgün malzeme ile tamamlanmalıdır. 5 cm.’ den küçük ise müdahale edilmemelidir. Minare gövdesi mikro kumlama ile temizlenmelidir.

Çatlaklarda ise;

1 cm.’ den küçük kılcal çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapılması önerilir.

1 ila 4 cm. olan çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapıldıktan sonra paslanmaz çelik çubuklarla dikiş atılmalıdır.

4 cm.’ den büyük çatlak oluşumlarında ise çatlağın etrafı 20-30 cm. açıldıktan sonra özgün malzemesi ile yeniden örülmelidir.

  • Çatı örtüsü alaturka kiremit olarak yenilenmeli, mevcutta iyi durumda olan alaturka kiremitlerde kullanılmalıdır. Kiremit altı kaplama tahtası üzerine su yalıtımı yapılmalıdır. Yağmur suyu iniş boruları ve dereler çinko olmalıdır.
  • Ahşap limon kirişli merdivenlerde çökme olan yada yatan bölümler onarılmalıdır.
  • Yapıda kullanılan ahşaplar 1. Sınıf çam olmalı, fırınlanmış ve emprenye edilmiş olmalıdır. Mevcutta kullanılacak olan ahşap elemanların üzerine böceklenmelere karşı emprenye sürülmelidir.
  • Demir korkuluklar zımpara ile temizlenmeli ve üzerine antipas uygulandıktan sonra yağlı boya sürülmelidir.
  • Ahşap mihrap ve minberin yağlı boyaları kimyasal malzemeler ile temizlendikten sonra sürme emprenye ile böceklenmeler karşı korunmalı ve gomalak cila ile boyanmalıdır.
  • Ahşap tavanların muhdes bölümleri projesine göre sökülmeli ve yine projedeki detaylar doğrultusunda yenilenmelidir.

DERVİŞ HÜCRELERİ

Belgelerin yetersiz olması nedeni ile restitüe edilemeyen derviş hücrelerinin restorasyonu da yapılamamıştır. Derviş hücreleri yerinde bulunan yakın dönemde yapılmış tek katlı betonarme yapı kaldırılmış, derviş hücrelerinin olduğu alanda peyzaj düzenlemesi yapılmış, gelecek kuşaklara yanlış bir belge aktarımı yapılmamış, gelecekte bulunacak bir belge ile özgün şekli ile restorasyonunun yapılabileceği nedeni ile bu bölümde yapılaşma önerilmemiştir.

TÜRBELER VE HAZİRE

  • İsa Geylani türbesinde sıvalı olan cephelerde raspa yapılmalıdır. Mevcut çimento harçlı derz müdahaleleri de sökülmelidir. Raspa sonucunda açığa çıkan duvarlar ve mevcuttaki duvarlar öncelikle sağlamlaştırılmalıdır. Boşalan derzler özgün karışımı olan horasan harç karışımına uygun olarak tamamlanmalıdır. Duvarlardaki malzeme kayıpları 5 cm. büyük olanlarda çürütme yöntemi kullanarak özgün malzeme ile tamamlanmalıdır. 5 cm.’ den küçük ise müdahale edilmemelidir. Duvarlar mikro kumlama ile temizlenmelidir.

Çatlaklarda ise;

*1 cm.’ den küçük kılcal çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapılması önerilir.

*1 ila 4 cm. olan çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapıldıktan sonra paslanmaz çelik çubuklarla dikiş atılmalıdır.

*4 cm.’ den büyük çatlak oluşumlarında ise çatlağın etrafı 20-30 cm. açıldıktan sonra özgün malzemesi ile yeniden örülmelidir.

  • Uygulamada çatı arasına girilmeli, çürüyen ahşap elemanlar özgün malzeme ve ebadı da uygun olarak değiştirilmelidir. Ahşap kiremit altı kaplaması üzerine su yalıtımı yapılmalıdır. Çatı üst örtüsü alaturka kiremittir.
  • Özgün olmayan tavan kaplaması sökülmeli ve projesine uygun ahşap çıta tavan yapılmalıdır.
  • Revak tavanı yağlı boyadan temizlendikten sonra çürüyen bölümleri derzlerinden sökülerek bu kısımları yenilenmelidir.
  • Korunacak ahşap elemanların yağlı boyaları kimyasal malzemeler ile temizlendikten sonra sürme emprenye ile böceklenmeler karşı korunmalı ve gomalak cila ile boyanmalıdır.
  • Kaşgari Abdullah türbesi duvarları mevcut durumu ile korunacaktır.
  • Restitüsyon projesine uygun olarak taş söveler sökülmeli ve yerine proje detayına uygun olarak ahşap söveli pencere ve kapı imalatı yapılmalıdır.
  • Uygulamada çatı arasına girilmeli, çürüyen ahşap elemanlar özgün malzeme ve ebadına uygun olarak değiştirilmelidir. Ahşap kiremit altı kaplaması üzerine su yalıtımı yapılmalıdır. Çatı üst örtüsü alaturka kiremittir.
  • Duvarlarda ki boşalan derzler özgün karışımı olan horasan harç karışımına uygun olarak tamamlanmalıdır. Duvarlardaki malzeme kayıpları 5 cm. büyük olanlarda çürütme yöntemi kullanarak özgün malzeme ile tamamlanmalıdır. 5 cm.’ den küçük ise müdahale edilmemelidir. Duvarlar mikro kumlama ile temizlenmelidir.

Çatlaklarda ise;

*1 cm.’ den küçük kılcal çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapılması önerilir.

*1 ila 4 cm. olan çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapıldıktan sonra paslanmaz çelik çubuklarla dikiş atılmalıdır.

*4 cm.’ den büyük çatlak oluşumlarında ise çatlağın etrafı 20-30 cm. açıldıktan sonra özgün malzemesi ile yeniden örülmelidir.

  • Hazirelerde çatlak oluşumları enjeksiyon ile onarılmalıdır. Yatan hazire taşları düzeltilmelidir.
  • Yapılarda kullanılan ahşaplar 1. Sınıf çam olmalı, fırınlanmış ve emprenye edilmiş olmalıdır. Mevcutta kullanılacak olan ahşap elemanların üzerine böceklenmelere karşı emprenye sürülmelidir.

ŞADIRVAN VE KUYU BİLEZİKLERİ

  • Şadırvanın mevcut üst örtüsü sökülerek projesine uygun olarak ahşap direkli üst örtüsü yapılmalıdır. Uygulama sırasında şadırvan etrafındaki kapalı bölüm söküldükten sonra alt kısımda özgün üst örtü sistemi ile karşılaşılması durumunda gerekli ise projede revize yapılması önerilir.
  • Mermer haznedeki kirlenen bölümler mikro kumlama yöntemi ile temizlenmelidir.
  • Abdest oturakları mermer ve üzeri ahşap oturma olarak yapılmıştır.
  • Yapılarda kullanılan ahşaplar 1. Sınıf çam olmalı, fırınlanmış ve emprenye edilmiş olmalıdır. Mevcutta kullanılacak olan ahşap elemanların üzerine böceklenmelere karşı emprenye sürülmelidir.
  • Kuyu ve kuyu bileziği mikro kumlama ile temizlenmelidir. Kuyuda tümlenecek bir malzeme kaybı olmamakla birlikte yakın dönemde kuyu bileziğinde yapılan çemberleme kaldırılmalı ve konunun uzmanlarınca değerlendirildikten sonra gerekli görülür ise paslanmaz çelik ile çemberleme yapılmalıdır.
  • Avlu taş kaplaması sökülerek küfegi taş kaplama ile 30 x serbest boy olarak döşenecektir.
  • Bahçe duvarlarındaki çimento sıva ve derz müdahaleleri sökülmelidir. Duvarlarda ki boşalan derzler özgün karışımı olan horasan harç karışımına uygun olarak tamamlanmalıdır. Duvarlardaki malzeme kayıpları 5 cm. büyük olanlarda çürütme yöntemi kullanarak özgün malzeme ile tamamlanmalıdır. 5 cm.’ den küçük ise müdahale edilmemelidir. Duvarlar mikro kumlama ile temizlenmelidir.

Çatlaklarda ise;

*1 cm.’ den küçük kılcal çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapılması önerilir.

*1 ila 4 cm. olan çatlaklarda özgün harç ile enjeksiyon yapıldıktan sonra paslanmaz çelik çubuklarla dikiş atılmalıdır.

*4 cm.’ den büyük çatlak oluşumlarında ise çatlağın etrafı 20-30 cm. açıldıktan sonra özgün malzemesi ile yeniden örülmelidir.

Çeşme

Dikdörtgen planlı olan çeşme 4.58 m. X 3.16 m. ebatlarındadır. Günümüze özgün plan şeması ve cephe özelliklerini koruyarak gelmiştir. Restitüsyon doğrultusunda restorasyonu hazırlanmıştır. Sıvalı cephelerinin sıva raspası yapılması ve özgün taş dokusunun açığa çıkarılması önerilmektedir. Derzlerde boşalma olan yerler özgün sıva karışımına göre tamamlanmalıdır. 5 cm. küçük malzeme kayıplarına müdahale edilmemeli ancak 5 cm.’ den büyük olan malzeme kayıpları çürütme yöntemi ile özgün taş cinsine uygun olarak tümlenmelidir.

Çeşme haznesi döşemesi temizlendikten sonra özgün döşeme tespit ediliyorsa korunmalı tespit edilemiyorsa projesine uygun olarak pişmiş toprak yapılmalıdır. Mevcut alaturka kiremit yeni olduğunda uygulamada öncelikle dikkatli bir şekilde kaldırılmalı, alttaki horasan sıva durumu tespit edildikten sonra gerekiyorsa yenilenmeli ve tekrar üstüne toplanan alaturka kiremit örtü konulmalıdır. Doğu cephesine bitişik yapılmış muhdes yapı çeşmeye zarar vermeyecek şekilde itinalı olarak kaldırılmalıdır.

KAYNAKÇA

Algar, Hamid. “Nakşbendiyye Tarikatı Üzerine Bibliyoğ-rafik Notlar” Tercüme: İrfan Gündüz, İslâm Medeniyeti Mecmu­ası, c. V sayı: 3 , İstanbul, 1982, s. 37-44.

-Algar, Hamid. “Halidîyye” DİA, XV. İstanbul, 1997.

-Çetin, Nuran; “Kaşgari Tekkesi” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüp Sultan Sempozyumu VIII Tebliğler 2-9 Mayıs 2004, İstanbul 2004, s.294-305

-Dişören,N.Esra; İstanbul’daki Ahşap Cami, Mescit ve Tekkeler, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Bölümü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul

-Güner, Ahmet; Tarikatlar, Mil­liyet Yay., İstanbul 1986.

-Işın, Ekrem; “Nakşibendîlik”, DBİA, c.VI, İstanbul 1994.

-İşli, Esin Demirel; İstanbul Tekkeleri Mi­marisi Eklentileri Ve Restorasyonu, (Yayın­lanmamış Doktora Tezi), Y.T.Ü.Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul 1998.

-Kara, Mustafa; “Medeniyet Tarihimizde Tekkeler”, Türk Yurdu 7. Devre, c.18 (50) sayı:127-128 (488­489), 1998, s. 108-115.

  • Kazıcı, Ziya; “Osmanlılarda Tekkeler” İslâm Medeniyeti Mecmuası, c.V, sayı: 4. (Ekim 1982) s. 29-34.

Koman, M.M..; Eyüp Sultan Loti Kahvesi Çevresi, İstanbul 1966,

-Kreiser, Klaus; “Kâşgarî Tekyesi-Ein Istanbuler Nakşbandî-Konvent Und Sein Stifter”, Naqshbandis, Varıa Turcica, XVIII, İstanbul- Paris, 1990, s.331-335.

-Kufralı, Kasım; Nakşibendiliğin Kuruluşu ve Yayılışı, (Yayınlanmamış Doktora Tezi) Türkiyat Araştırma Enstitü­sü Kütüphanesi, No:337. İstanbul, 1949.

-Tanman, Baha; ;İstanbul Tekkelerinin Mimari ve Süsleme Özellikleri Tipoloji Denemeleri, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi,İstanbul 1990.

-Tosun, Necdet; Bahâeddîn Nakşibend, Hayatı, Görüşleri, Tarîkatı, İstanbul: İnsan Yay. 2002.

-Zâkir Fikrî Efendi; İstanbul’daki Tekkelerin Tarihleri, Bânileri ve Semtleri, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı K.75.

-Zarcone, Thierry. “Kâşgarî Tekkesi”, DBİA, IV. İst.1994.

-Zarcone, Thierry. “Histoire Et Croyances Des Derviches Türkestanais Et Indiens, Istanbul” Anatolia Moderna (Yeni Anadolu), II, Paris- 1991. s. 160-165.

Bir Cevap Yazın